Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Peygamberlere iman etmek nedir?
imanilmihali.com
Peygamberlere iman etmek nedir

Peygamberlere iman etmek nedir?

Peygamberlere iman etmek nedir?

Peygamberlere iman, Yüce Allah’ın biz kullarına emir ve yasaklarını iletmek üzere, insanlardan (erkeklerden) elçiler seçtiğini, peygamberlere melekleri aracılığıyla, peygamberler aracılığıyla da bizlere ilahi mesajlarını ilettiğini, peygamberlerin temiz ve örnek kullar olduğunu, her peygamberin ayrı bir şeriatı olduğunu, diğer peygamberlerin kendi kavmine ama Hz. Muhammed’in tüm insanlığa gönderildiğini, peygamberlerin ortak davetinin iman, takva ve tevhid olduğunu, peygamberlerin ancak birer kul ve elçi olduğunu kabul etmektir.

Peygamberlere iman, din adına hüküm koyma yetkisinin sadece Yüce Allah’ta olduğuna inanmak, peygamberlerin görevinin bu hükümleri bize iletmek ve örnek şekilde yaşayarak göstermek olduğuna inanmaktır.

Peygamberlere iman, Kur’an’da adı geçen yaklaşık 26 ve farz edilen yaklaşık 124.000 peygamberin varlığına inanmaktır.

Peygamberlere iman, hepsinin ücret almadan, karşılık beklemeden insanları tek olan Allah’a çağırdıklarına inanmaktır.

Peygamberlere iman, hepsinin kendilerine vahyedilen dinlerini kutsal kitap veya sözlü vahiylerden öğrendiklerine inanmaktır.

Peygamberlere iman, Allah’ın peygamberleri arasında ayrım yapmamak ama son peygamber Hz. Muhammed’i, kıyamete kadar sürecek İslam dini peygamberi ve değişmeden korunmuş Kur’an’ı Kerim’in elçisi olarak kavimsel değil evrensel görmektir.

Peygamberlere iman, onlara ve ehli beytlerine saygı göstermektir.

Peygamberlere iman, peygamberlerin sünnetlerine, ancak dinin daha iyi anlaşılması maksadıyla müracat etmek ama bu yapılırken de asla hurafe ve rivayetlere aldanmamaktır.

Peygamberlere iman, peygamberlerin birer beşer olduğuna inanmak, onların da yediğini içtiğini kabul etmek, onların da hesaba çekileceğine inanmaktır.

Peygamberlere iman, peygamberlerin, sadece Allah dilediğinde/izin verdiğinde ve sadece Allah’ın dilediği (razı olduğu) kulları için ve müsaade ettiği miktarda şefaat edebileceğine çünkü şefaatin tamamıyla Allah’a ait olduğuna inanmaktır.

Peygamberlere iman, peygamberlerin kılık kıyafetini, sakalını değil, ahlak, iman, ibadet ve salih amellerini örnek almak, onların kişisel ve ailevi yaşamlarını hayata rehber edinmektir.

Peygamberlere iman, peygamberlerin gayb, ruh, berzah ötesi, kader gibi ilmi Yüce Allah’a ait olan hususlarda sadece kendilerine vahyedilen kadarıyla bilgi sahibi olduklarını kabul etmektir.

Peygamberlere iman, diğer peygamberler için açık bir işaret olmasa da Hz. Peygamberimizin insanlarla birlikte cinlere de tebliğde bulunduğunu kabul etmektir.

Peygamberlere iman, peygamberleri elçi olmaktan çıkarıp, ölümsüz, kabirde bedenleri bozulmaz, aracı, şefaatçi, himayeci kabul etmemektir.

Peygamberlere iman, peygamberlerin tamamını Allah’ın elçisi ve kulu kabul etmektir.

Peygamberlere iman, Allah’ın oğlu olmadığına, Hz. İsa’nın bir insan peygamberden başka bir şey olmadığına, teslis (üçleme) diye anılan Hristiyan inancının Kur’an’da yasaklanan bir şirk unsuru olduğuna inanmaktır.

Peygamberlere iman, peygamberlerin sergilediği tüm mucizeleri (kör iyileştirme, yılana dönüşen asa, denizin yarılması, topraktan canlı kuş yapma vb.) asıl verenin Yüce Allah olduğuna inanmaktır.

Peygamberlere iman, peygamberlerin tamamının vazifelerini layıkıyla ve örnek seviyede yaptıklarına inanmaktır.

Peygamberlere iman, tahrif edilmiş tevrat ve incilde yazılanın aksine tüm peygamberlerin sadece Allah’a çağırdığına ve Allah’ın emirleri (vahiy) dışına çıkmadıklarına inanmaktır.

Peygamberlere iman, peygamberlerin melek olmadıklarına inanmaktır.

Peygamberlere iman, Hz. Peygamberi, aşırı överek bilmeden ilahlaştırmamak (şirke düşmemek) veya tam aksine O’nu yok kabul etmemek, O’nu bir beşer olarak kabul etmek, sadece şekilselliğini değil ama örnek İslam’ını tüm maneviyat ve hissiyatıyla hayata rehber edinerek yaşamaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir 9 Eylül 1922, Kurtuluş savaşının Batı cephesinde 26 Ağustos ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir