Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Peygamberleri öldürmek
imanilmihali.com
Peygamberi şirke alet etmek nasıl olur

Peygamberleri öldürmek

Peygamberleri öldürmek

Dinler tarihi aynı zamanda insanlık tarihidir ve hiçbir ümmet Peygambersiz kalmamış, vahiyden kısmetsiz bırakılmamıştır. Risalete mazhar olan her Peygamber de ümmetine hak ve güzel olanı, Yüce Allah’ın o ümmet için belirlediği sınır ve şartları tebliğ etmiş, imana, adalet ve doğruluğa davet etmiştir.

Lakin insan zalim, cahil ve nankördür. Nefsine tabi, şeytana meyilli, günah ve haramın acımsı tadına aşık insan işine gelmeyen ilahi emir ve yasakları dahi reddedecek kadar aptal ve cüretkar, menfaatlerine ve dünya süslerine Peygamberleri yalanlayacak veyahut öldürecek kadar nankördür.

Kur’an bize özellikle İsrailoğullarının öldürdüğü Peygamberlerden bahsederek risâlet elçilerine yapılan zulmü uzun uzadıya anlatır ve dinin erdiriciliğinin tamam olmasına mani bu durum doğal olarak da pek çok toplumun helakine sebeptir.

Ayetlerin izahına mercekle bakıldığında ise karşımıza bir takım sebepler ve sonra aşamalar çıkar.

Bu sebepler; Peygamberlerin adaleti ve eşitliği emretmesi, temiz olanı şart koşması ve ayetlerin gerçekliğini savunuyor olması ile insanların cahil, kibirli, nankör, çıkarlarına düşkün ve bencil olması gibi sebeplerdir.

Peygamberleri öldürme aşamaları ise karşımıza; evvela inkar, sonra isyan ve yalanlama ve nihayet savaş veya tuzakla öldürme olarak çıkar.

O kadar ki fıkıh ilimlerinde bahsolunduğu üzere pek çok peygamber risaletinin neredeyse hemen başında öldürülmüştür.

Lakin Allah hiçbir ümmeti peygambersiz bırakmamış ve her defasında yeni elçiler tayin ederek insanlığa ilahi tebligatını tam olarak yapmıştır.

“Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.” (Al-i İmran 3/21)

Musa (as) Peygambere kadar ki Peygamberler tarihi yeterince malum olmadığı için konuya buradan itibaren bakmak daha doğru olacaktır ki Firavun kendisine gelen hem de iki Peygamberi öldürmeye kast etmiş, başaramamış olsa da uzun yıllar zulüm üretebilmiştir.

İsa (as) Peygamber’in durumu ise çok daha dikkat çekicidir ki aslında öldürülemeyen, Allah katına çekilen fakat İsrailoğullarınca öldürülmeye çalışılan İsa Peygamberin tebliğ ve daveti Yahudi toplumunun hadsizliğine de en bariz işarettir ve bunun azabı olarak da durumları halen malumdur.

“Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.” (Bakara 2/61)

“Andolsun, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?” (Bakara 2/87)

“Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.” (Maide 5/70)

“Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.” (Al-i İmran 3/112)

***

Hz. Peygamber (sav) öldürülmeye çalışılsa da öldürülemeyen, tuzaklar kurulsa ve canına kast edilse de her defasında Allah’ın yardımıyla kurtulan ve hayatını risaletinin ve görevinin tamamlanmasının hemen ardından ecel ile normal yolla noktalayabilen Peygamberlerdendir. lakin bu O’na kast edilmediği veya öldürülmesi için tuzaklar kurulmadığı anlamı taşımaz. Aksine O, bizzat kendi akrabaları ve kavmi tarafından öldürülmeye çalışılan bir elçidir.

Görüldüğü üzere her Peygamber önce inkara, sonra isyana, sonra yalanlamaya, göç etmeye ve nihayet canına kasta maruz kalmış, vahyin emir ve yasakları ile sınırlarından hoşlanmayan biçarelerin zulmü ile tehlike altında yaşamışlardır. Hatta bu tehdit cihat ve savaş boyutuna dek varmış, azap dolu işkenceler Hz. Peygamber ile iman edenlerin tümünü kapsar hal almıştır.

Çünkü insan zalim, cahil, nefsine tutsak, nankör ve kibirlidir.

Din ise daimdir, Allah korumasındadır ve isyan ve inkarda aşırı gidenlerin hiçbiri bunu değiştiremez, engelleyemez, dine zarar veremez.

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Al-i İmran 3/144)

Yazık ki ayetin ikazına rağmen peygamberin vefatı ile on binler dinden geri dönmüş ve iman cephesi mahzunlaşmıştır. İşte Peygamberleri öldürmenin ardındaki gaye de budur ki ölen Peygamberin mesajı da unutulacaktır ve bunu isteyen şeytan ile soyudur.

***

MODERN ZAMANLARDA İSE DURUM ÇOK DAHA VAHİMDİR VE PEYGAMBERLER SAFHASI SONA ERDİĞİ, SON ELÇİ HZ. MUHAMMED (SAV) ON DÖRT ASIR ÖNCE HAYATA VEDA ETTİĞİ HALDE NANKÖR İNSANIN PEYGAMBERLERİ ÖLDÜRME ARZUSU KİN VE NEFRETLE, İNTİKAM VE CEHALET GÜDÜSÜYLE ARTARAK DEVAM ETMEKTEDİR.

Bu öldürme ise bedeni değil manevidir ve vahyi yalanlamanın ötesine geçmiş, vahiy üretir ve Peygambere dahi yalan söyletir hal almıştır.

Dine ve Peygambere yalan söyletmek olarak da tarif edilebilecek bu durum ile Peygamberin risaleti yok sayılmaya, vahiy olması gerekenden aşağı değere mahkûm edilmeye, peygamberin din içindeki yeri küçümsenmeye, hadis ve sünneti unutturulmaya, verdiği mesajlar yerine şekilciliği ve yalan örfleri dinleştirmeye çalışılmıştır.

Allah ile aldatmanın bu sinsi yolu ile küfür cephesinin şeytan evliyası tarafından Peygamberin değer ve kıymeti ya yok sayılmaya yahut aşırı abartılarak Peygamber ilah mertebesine getirilmeye çalışılmaktadır ki her ikisi de şirk demektir.

On dört asır önce hayata veda eden Peygamberden en az üç asır sonra türetilen sahte ve örfe dayalı hadis ve sünnetler din diye tezgahlanmaya çalışılırken, peygamber şefaat ve rahmet beklenilecek ilah mertebesine yükseltilirken, kendisine veya yakın sahabelerine din adına yalan söyletilirken eminiz ki Peygamber her gün bir kez daha ölmektedir.

Bu acımasız saldırıların zulmü, Hz. Peygamberin cevap hakkı olmamasında ve ayetlerin hükmüne müracat edilmemesindedir ki maalesef İslam âlemi bugün Allah’ın arabizm etkisiyle Kur’an’daki farzlarından çok daha fazla bu sahte – gerçek karışık sünnete kıymet vermekte ve Hz. Peygamberi siyonizmin etkisiyle kurtarıcı mertebesine yükseltmektedir.

Oysa din Allah’ındır, hüküm sadece O’nundur, din Kur’an’dadır ve ahiret hesabı ancak Kur’an iledir. Bu sebeple de en büyük şefaatçi OKUNAN, ANLAŞILAN VE HAYATA REHBER EDİLEN Kur’an’dır.

Hal böyleyken geçmiş peygamberlerin canına kast eden küfür cephesinin bugün hala Hz. Peygamberin manevi şahsiyetine ve din adına elçilik yaptığı hakikate saldırması boşuna değildir, zulümdür, israiloğullarının pagan kültüründen gelen şeytani heveslerinin devamı mahiyetindedir.

Tevhid yolunda yürüyorum zannederken boğazına kadar şirke batmış İslam alemi arap örflerini ve hurafeleri, siyonizmin beslediği israiliyatı din diye yaşarken, uydurulan sahte ve batıl hadis ve sünnetler ile her geçen gün biraz daha karanlık akıbetlere mahkum olmaktadır.

Anlaşılacağı üzere Kur’an ile yeniden yapılanmak ve imana dönmek arzusunda olmayan İslam aleminin bu beyhude aptallığı ve çaresizliği, nankörlük ve zulmüyle birlikte daha uzun yıllar yaşayacak ancak ahiret hesabı çok çetin olacaktır.

Hz. Peygamberin adına selalar okuyan, adı anıldıkça elini yüreğine götüren İslam aleminin sözde Müslümanlarınca sergilenen bu Peygamber katli gayreti şekilcilikle kurtulacağını sanan cahil toplumlara bir tokat mahiyetinde olsa da peygamberin maneviyatını öldürmekte sakınca görmeyen sıradan Müslümanlar cinayeti ya direk işlemekte, ya işleyenlere yardım ve yataklık etmekte yahut gerekli ortam ve desteği sağlayarak bu cinayetlerin kalıcı ve etkili olmasına çanak tutmaktadır.

Bunun elbette bir karşılığı olacaktır çünkü ahiret hesabı haktır, yaşanacaktır.

Bir canı öldürenin tüm insanlığı öldürmüş olacağını buyuran ayetler unutularak Peygamberin canına ve maneviyatına saldıranların neleri öldürmüş olacağını düşünmek dahi ürkütücüdür. O’nun bedenine değil de aziz hatırasına ve risaletine yapılan bu saldırıyı cinayet olarak görmemek ise sadece kendini kandırmaktır ki Allah her şeye şahittir.

Bu nedenle Müslüman dünya bir an önce tevbe ile imana dönmeli, Kur’an ile yeniden yapılanmalı ve kendisini hesaba çekmelidir. Yoksa azap ve hesap fena, sonsuz cehennem ateşleri çetindir.

“Allah; “Şüphesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz” diyenlerin sözünü elbette duydu. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve “Tadın yangın azabını!” diyeceğiz.” (Al-i İmran 3/181)

Son söz; Peygamberleri öldürmek sadece bedenlerine ve canlarına kast etmek değil, daha da önemlisi ve önceliklisi olarak risâlet ile elçi oldukları mesaj ve vahyi öldürmeye çalışmaktır.

Vahyi ve ilahi mesajı öldürmeye çalışmak ise şeytana dahi şapka çıkartan hadsiz bir nankörlük ve aptallıktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir