Anasayfa / DAHA FAZLA / Güncel / Pozitif ilimler ve insan ilmi
imanilmihali.com
Pozitif ilimler ve insan ilmi

Pozitif ilimler ve insan ilmi

Pozitif ilimler ve insan ilmi

Batı aklın, doğu aşkın yolundadır ve bu nedenle bu iki medeniyet birbirinden çok farklıdır. Akıl yolunda gidenler aşkı, aşka tabi olanlar aklı inkar ettikleri için de biri ruhsuz ve diğeri geri-ilkel yaşama mecbur haldedir.

Batı, akla dayalı sistemleri, kural ve temposuyla gayet zengin, ünlü ve kaynaklara kolay erişebilir haldeyken yalnız ve mutsuzdur. Hukukun egemen olduğu, bilimsel gerçeklerin ispat edilebildiği, pek çok makineleşmiş kolaylığın insan hizmetine sunulduğu bu toplumlarda hala insanlar arayış ve boşluk içindedir ki noksan parçaları aşktır. Batı bu devasa boşluğu doldurabilmek adına sahte aşklara, cinsel fantazilere, lüks ve israfa, sömürerek kendisini tatmine müracat etmekte ama asla huzur ve esenliği tadamamaktadır.

Doğu, aşkla yanıp tutuşurken maalesef yanlış öğretilen İslam’ın yanlış verileriyle aklı inkar eder, bu nedenle bilim ve teknolojiden, para ve servetten, rahat ve kolay yaşamaktan uzaktır. Başına gelen tüm felaketler ise bu cehalet ve yine yanlış kader bilgisinden kaynaklanan aldırmazlıktandır.

Batı maddeye ait ilimlerle ve akıl yürütmeyle o kadar meşguldur ki ispat edemediği, görmediği şeyi anında inkar eder ve bu inkara yanaşmayanları ise kendisine sabır için yanaşılan bir mazeret olarak görür. Aşka verilen değer nispetindedir ki aşktan duyulması gerken haz da o kadar düşüktür ve doğunun fakir ama saadetli yaşamına bir özlem daima mevcuttur.

Doğu aşkı kovalarken azı hariç kadere ve yöneticilere teslim, ecel veya kıyameti bekler haldedir ve üretmekten, çabalamaktan uzak tembel bir yaşam sürmektedir. Parasızlığın getirdiği paraya tamah etmeme alışkanlığı ise görülen her yerde lkendisini hissettirir ve mutluluk küçük şeylere dayalıdır.

Batı akla, maddeye, görünen aleme ve ispata dayalı pozitif ilimlerin peşinde olduğundan ürettiği tüm başarı ve keşiflere rağmen insan yaşamına mutluluğu getirememektedir. Çünkü daha en başta pozitif ilimler görünmeyen, ruha ait, aşkla bezenmiş, ilahi boyuttaki tüm verileri inkar halindedir ve bu yüzden pozitif ilim dediğimiz şey tamama erse bile bu olması gereken ilmin sadece yarısıdır.

İlmin diğer yarısı belki yarıdan fazlasıysa pozitif olmayan, maddeye değil ruh ve benliğin içindeki sırlara dayanan ilimdir ki biz buna insan ilmi diyoruz. İşte batının inkar ettiği ve kabule yanaşmadığı ilim budur ve bu ilmin temelinde görünmeyene inanç yani iman ve din vardır.

Gerçek huzur ve esenlik, saadet ve sabır, tevazu ve hoşgörü gibi ilimle açıklanamayacak olayları yok sayan, bunlara çareler üretmeyi düşünmeyen veya uyuşturucu ilaçlar, sakinleştiriciler, rehabilitasyonlarla çare arayan batının pozitif bilimleri tüm kainatın verilerine ulaşsa da ki ulaşamaz bu yaratılış harikasının sırlarına ve mahiyetine asla ulaşamayacaktır. kaldı ki kainatın en mükemmel eseri insanın et, deri ve kemikten ibaret olmadığını bilen ama derinlere inme cesareti gösteremeyen batının pozitif ilimleri felsefe, sosyoloji, psikoloji vb. adlar altında sayısız ilim kırıntısı üretmekle övünürken bunların geçici, dönemsel ve yetersiz olduğunu da idrakten uzak değildir.

Bilimin gayesi baştan sona insanın hayat ve idrakini kolaylaştırmak olduğu halde pozitif bilimlerle var edilen ruhsuz bilgiler insana mutluluk getirememektedir ki noksan olan bu parça ilmin tam kendisi olan ilahi sırdır ve yaratılışın gayesini içermektedir.

Sırası gelmişken hatırlatmada fayda vardır ki pozitif ilim, pozitif neticeler doğuran bilim demek değildir. (Bu kelime oyunudur.) Pozitif ilimle kast edilen maddeye dayalı ve ispatı esas alan bilimlerin tamamıdır.

Söz gelimi kan veya damarları inceleyen, veya yıldız ve galaksileri inceleyen bir bilim adamı eğer uğraşısına aşk yani ilahi mana katamaz ise varacağı nokta bunların rastlantısal olarak oluştuğu, tahmini ve ileri bir yaşta olduğu ki bu (nasıl ölçtülerse milyarlarca yıl öncesine dayanır) ve bir zaman sonra da yok olacağıdır. Oysa tüm kainatın sırrı fıtratta ve misaktadır.

Öte yandan yine pozitif ilimlerin bir diğer gayesi de ucu ilahi fıtrata çıkan yolları tıkamak, bu uğurda kendisini müdafa adına gerekirse yalan söylemektir. Özellikle siyon mantığınca sık kullanılan bu yöntemin tek korkusu ilahi cazibe ve kudret anlaşılırsa tüm insanlığın seller halinde İslam’a göç etmesidir çünkü akıl, bilim ve bununla beraber aşkın hep birlikte olduğu tek sahne İslam sahnesidir.

Milletler arası hukuk, evrensel barış, toplum psikolojisi gibi sayısız arayışların çözümü sadece İslam’dadır ve bu yüzden pozitif ilimler her meseleye inançsız bakarak, yollarına çıkan inanç neticelerini yok sayarak işte bu göçü engellemeye çalışmaktadır. Bu nedenle batı mutsuzluğa mahkum, tüm servet ve makinelerine rağmen acınası haldedir. Çünkü onlara din adına yutturulan şeylerde din değil beşeri kural ve kaidelerdir. Tahrif edilmiş kitaplara ait semavi dinlerin tamamı bu haldeyken, kutsal kitaptan beslenmeyen diğer dinler ise bir rahatlama ve dünyayı yok sayma seansından öte gidemez. Çünkü bunlar da aklı yok sayan, benliği körlemeye çalışan, birinde veya bir şeyde yeniden doğmayı esas alan inanç veya egzersizlerdir.

Yüce Allah bu yüzden Kur’an ile tüm insanlığa, sonsuza dek sürecek, kendi korumasındaki emir ve yasakları bildirmiş, tevhidin son halini Kur’an ile vermiş ve dini mükemmelleştirdiğini buyurmuştur. O kadar ki İslam içinde hem aşkı, hem cihadı, hem aklı hem ilmi, hem çalışmayı hem tevekkülü emreden mükemmel bir manzumedir ve insanın evrimine, dünya yolculuğuna, ruhsal ve bedensel gelişimine en uygun olan dindir, yaşam tarzıdır. Alternatifi olmayan bu yaşam mecburiyetini inkar halinde olanlar doğal ki mutsuz ve akibetsiz-nasipsiz olacaktır.

Pozitif ilimlerin korkusu da bu idrakin ortaya çıkmasına engel olmaktır ki İslam’ı kötü ve terör ile eş anlamlı gösterme girişimleri hep bu yüzdendir. Oysa azıcık Kur’an okuyan bilir ki İslam’da adam öldürmek, katletmek, terör yapmak suçların en büyüğü ve en çirkinidir. O halde pozitif ilimlerin bu terörü bile aşka galip gelmek adına ürettiğini söylemek hata olmayacaktır. Yani gerçek İslam mensuplarının terör ve cinayetle asla işi olmaz. İşi olanlar ise İslam olamaz. Çünkü İslam, huzur, barış, kardeşlik ve sadece Allah’a teslimiyettir.

Bu teklif tevekkül ile gölgede sabahlamak, camide akşamlamak asla değildir. Aksine ayetler ve hadisler “bir iş ve oluşu tamamlayınca hemen diğerine koş” buyurmakla çalışmayı, “oku” emri ile bilgiyi aramayı, “yazılana andolsun” demekle insanlığın bilgi birikiminden istifadeyi, “gece ve gündüzün yaratılış gayelerinin izahı” ile hayata mesai katmayı, “ilim neredeyse onu aramayı”, “alimlerin şehitler kadar muteber olduklarını” ifadeyle bilimle uğraşanları över. Kısaca akıl ve bilim ve doğal olarak çalışmak Kur’an emridir. Çünkü Allah aklını kullanmayanlar üzerine pislik atar ki bugün pis, cahil, ilkel ve miskin haldekilerin örneği budur.

İşte pozitif ilimler bu insan ilmine eremediği içindir ki insanlık mutsuzdur, savaş ve sömürü halindedir.

Oysa insanın derinliklerine inebilen ilim ancak ilahi boyuttadır ve adı ve mahiyeti ne olursa olsun gerçek mutluluğu bu insan ilmi getirecektir. Makineye tapar hale gelen insanlık ruhsuz makinelerde, bir yoksulun tebessümünü bulamaz, bir bebeğin gözyaşlarındaki acıyı paylaşamaz, bir kedi yavrusunun anne karnından çıktığı andaki anne arayışını tercüme edemez.

İnsan ilmi ki maksadı ilahi fıtrata yakınlaşabilmek gayesidir, sayesindedir ki insanlık hem bedenlerin sırrına hem kainatın ilimlerine vakıf olabilecektir. Bu sınır muhakkak Yüce Allah’ın çizdiği mesafeye kadar olacaktır ama O, ayetlerde iki denizin suyunun karışmaması veya gemilerin yüzmesi veya gezegenlerin (dünya dışındakilerin) yörüngelerinde seyretmelerini buyurmakla ilimlerin kırıntılarını bahşetmiş, insanlıktan ilme ve bilgiye dayalı bir insanlık macerası beklediğini bildirmiştir.

Ümmetlerin değişik ve çeşitli olması bir kusur değil aksine bir renk skalasıdır ve böyle olması yaratılış gereğidir. İnanç ve ilme olan değişik mesafedeki toplumların var ediliş sebepleri de budur. Ama ortak payda olan İslam’da birleşme gayesi mutlak olandır ve zamanın sonuna doğru herkes elbet bu davete uyacaktır.

İslam, dua, şükür, tevbe, istiğfar, tevekkül, sabır, hoşgörü, paylaşma, yardım, hayır işleri gibi tüm insanlığın halen açlığını çektiği tüm meselelere ilaç vaziyettedir ve batının bilim adamları dünyanın selametini İslam’da görmekte, İslam’a geçen insan sayısı sayısız sömürü ve işkenceye, algı ve aldatmalara rağmen çığ gibi büyümektedir.

Açlık, sefalet ve göz yaşına boğulmakta olan İslam’ı bu denli cazip yapan ise batının sahte din ve bilimlerinin yetersizliği ama diğer yandan acı ve göz yaşına rağmen mazlumların bir ilahi gayede sabit olmasıdır ki sonsuz yaşam hayali batının sadece dilindeyken, doğu bu dünyayı geçici kabulle ahiret için yaşamaktadır. hedef sonraki yaşam olunca da bu dünyadaki sefalet ve acılar katlanabilir olmaktadır.

İsrailiyat ve siyon merkezli baltalama çabalarına rağmen batıl yok olmaya ve hak’ka karşı yenilmeye mahkumdur. Bunun zamanı bilinmese de yakın olduğu söylenebilir. Çünkü paralı ama mutsuz, herşeyi olan ama yaşamdan zevk alamayan insanlar kitlesinin arayışları tüm okları İslam’a ve insan ilmine çevirmekte, saadetin akılda değil kalpte olduğu artık anlaşılır haldedir.

Üstelik hukuka dayalı batı sistematiğinin içten gelen bir sadakate sahip olmaması, doğunun aşka dayalı, Allah korkusu merkezli ahlakına yenik düşmekte, batı insanı doğuya gıpta etmektedir.

Bu manada Yüce Allah batıya da sayısız cevher nasip etmiş, ilim ve atılımlarda ilhamlar vermiş, bu sözü değerli, keşif sevdalısı ruhlara belki peygamberlik nasip etmiştir. Sonuçta tüm insanlık batının araştırmacı ilim adamlarına çok şey borçludur ama yine tüm insanlık bu akıl çizgisi ile aşk çizgisini birleştirmek borcundadır ki gerçek esenlik ve refah yakalanabilsin. (Not: bu arada bahsetmekte fayda vardır ki insanoğlu icat etmez yani yaratmaz sadece keşfeder. İcat kelimesi sadece Allah’a mahsustur.)

Bilim ışıklarının çoğunun İslam’i toplumlarda yeşerdiği, pek çok buluş ve keşfin herhangi bir din kökenli olarak hayat bulduğu da muhakkaktır ki astronomi, matematik, tıp, fen, fizik vb. çoğu bilgilerin ilk adımları ayetlerden yola çıkan din alimlerince atılmıştır.

Bu da şunu gösterir ki ayetlerden feyz almayan ilim sonuca varamaz, varsa da mana taşıyamaz ve mutluluk getirmez. Bunun tersi ise mutlak gerçeği yakalayabilmektir ve faydalıdır, mutluluk getiricidir.

Özetle; pozitif ilimlerin aşkı ve ilahi vahyi yok sayması nedeniyle medeniyetler ve teknoloji insanlara mutluluk getirmekten çok uzaktır. Sokaklar ruhsuz, mutsuz milyonlarca insanla doluysa bu yüzdendir. Huzur ve mutluluk ise sadece insana yapılacak yatırımla ve insan ilminin sırlarına vakıf olabilmekle mümkündür. Bu da aşk dediğimiz fıtrata sadakat ve ilahi boyuta inançla mümkündür. Bu aşk, ilmi inkar değil kol kola yürümektir ki aklı ve aşkı bir arada tutabilen tek din olan İslam dünya geleceğinin kurtuluşudur.

Ancak bu sayededir ki huzur ve barış dünyaya egemen olabilecek ve kalplerdeki mutluluk sevinç gözyaşlarına dönüşecektir. Pozitif ilimlerin ölümden sonrası boş bir karanlıktır fantazisinin insanlarda yarattığı hayal kırıklığı maalesef bu dünyayı çekilmez hale getirmektedir. Oysa ölüm bir perde ötesine geçiştir, aşkın gerçek sahibine yakınlaşmaktır, kötülük ve çirkinliğin olmadığı bir yaşama merhaba demektir.

Bu inanç dünyada sorumluluk ve ahirette hesabı gerekli kılar ki pozitif ilimler buradan başlayan ve tek Allah’a mecburen uzanan İslam yolunu en baştan tıkamak adına sayısız yalanla insanlığa acı çektirmekte, para ile saadet sunmaya çalışmakta ama her defasında başarısız olmaktadır.

Ruhun inceliklerine, kalbin sesine kulak vermeyen bir ilim tam değildir, olamaz olsa olsa ilmin sadece bir yarısı olur. Ama asıl saadet diğer yarıdadır ve makineler, cep telefonları, çamaşır makineleri olmadan da mutluluk olabilirken, aşk olmadan uzayda seyahat edebilmek bile saade getirmez.

Bu nedenle dünya insanlığı aradığı insanca yaşam için gerekli olan akıl ve aşkı bir arada sadece İslam’da bulacak ve çok yakında bu çatı altında toplanacaktır ki öncülüğü hristiyan dünya yapacaktır. Çünkü onlar iman yönünden İslam’a daha yakındır ve diğerleri ile yahudiler biraz daha mesafeli olduğu için gecikeceklerdir. Ama hepsi bir gün mutlaka İslam’a girecek ve dünya barışı o zaman tamam olacaktır. Bu Allah’ın vaadidir ki bu dünyada olmasa ahiret yurdunda tüm gerçekler çıplak gözle görünecektir.

İşte halen İslam’a ayak direyenler bu sonsuz feyz ve ikramdan nasiplerini alamayacak olanlardır ve aslını inkar edenlerdir. Dönüş Allah’adır ve Allah’a çıkan yol üzere gitmeyenler kaybedenlerdir.

İslam’ı kötü göstermeye, kötülemeye, kötüleştirmeye çalışanlar ise sebep ve şekil ne olursa olsun Allah düşmanıdır, ilahi sisteme asidir, insanlığa zulmedendir.

Rabbim bizleri akıl ve aşkla donatsın.

Rabbim bizleri gerçek müslümanlar olarak yaşatsın.

Rabbim tüm insanlığa akıl ve iman versin.

Rabbim tüm iman edenleri korusun.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti

Yanlış dini algılar – İmansızlık gafleti Konuya evvela algının ‘birey veya toplum üzerinde yaratılmak istenen ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir