imanilmihali.com
RAHMANİ AKIL

RAHMANİ AKIL

RAHMANİ AKIL

Akıl, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmek, doğru yolu bulabilmek, yaratılışın gayesini ve Yaratıcı’yı idrak edebilmek, anlatılanı anlayabilmek, hayatın devamını sağlayabilmek, kalbin istikametinde ilerlerken, nefsin istikametine sapmamak, şeytanlardan ve şerlerden sakınmak maksadıyla insana bahşedilmiş muazzam bir hediyedir.

Akıl sayesindedir ki insan değerli bir varlıktır. Akıl sayesindedir ki dünya alanı bir sınavdır. Akıl sayesindedir ki insanoğlu cennetlere varistir. Akıl sayesindedir ki şeytan insana düşmandır.

Çünkü akıl insana dini ve Yüce Allah’ı bulabilsin diye lutfedilmiştir.

Rahmani akıl dediğimiz işte bu özü bozulmamış, fıtrata uygun, satılmamış, nefse uymamış, kendisini geliştirdikçe kibirlenmemiş aklı kast ediyoruz. Çünkü insanın en büyük belalarından birisi olan büyüklenme yani kibir şeytani huydur ve azıcık eğitim veya kazanım veya zaferle şaha kalkar ve rahmani aklı bir anda artan açlıklarla birlikte şeytani akla çevirir.

Muhafaza edildiği, sabit tutulabildiği ölçüde rahmani akıl sahiplerinin bu dünyadan alacağı haz tarif edilemez güzelliktedir ve bakan gözler, duyan kulaklar gökdelenlerin ortasında bile kelebeklerin kanat çırpmasına şahitlik edecek kadar bahtiyardır. Allah’ın ayetlerini her yerde görüp minnet duyup şükreden rahmani akıl sahiplerinin hem iyilik yapmak hem kötülükten sakınmak olan başlıca iki görevini layıkıyla yerine getirdiğine de şüphe yoktur. Çünkü şeytani akıl devreye girememiş, nefis kükreyememiş, kul imanına sarılarak Allah’ı tek bilmede sebat edebilmiştir.

Rahmani akıl sahipleri, paylaşmak, fedakarlık etmek, sevmek, samimi ve muhabbetle davranmak hevesindeki, her ilimde her yeni şeyde, her keşifte o nimeti bahşedenin Allah olduğunu bilen, tek nurlu kaynak Kur’an’ı kabul eden, hayat felsefesini dürüstlük ve doğruluğa odaklayan kullardır.

Rahmanın kulları da bu akıl sahipleridir.

Fıtrata uygun, yaratılış sınavına uygun davranan, söyleneni anlayan, açlıklara dizgin vurabilen, şehvetleri söndürebilen, sınırlar dışına çıkmamaya özen gösteren bu kullar, iman çizgisinden sapmadıkları sürece de rahmani akıllarıyla hep doğru ve güzel yaşayıp, iyi işler yaparlar. Cennetler işte bu aklın meyvesi ve müjdesidir.

Ama öte yanda şeytan bu Rahmani kulları saptırmaya ve kendi ordusuna katıp şeytani akılla ele geçirmeye yeminlidir. Sultası imanlı kullara karşı hiçbir şey ifade etmeyen şeytanın, imansız kalpler üzerindeki gücü ise muazzam büyüklüktedir ve ayetin buyurduğu gibi “şeytan insanı azdırma ve Allah’a karşı isyan ettirme ahdinde haklı çıkacak, insanların çoğu ona uyacaktır.”

Ahir zamanın bu diliminde aklın ürünlerine ve toplumu getirdiği seviyeye bakılacak olursa rahmani aklın az sayıda insana nasip olduğu ama şeytani aklın yönetim ve yaşam ilkelerine egemen olduğu kolayca görülecektir. Bu beyhude egemenliğin kaderi ve gidişatı değiştirme gibi bir gücü asla olmayacaktır ama yaptığı ve yapabileceği “hayatı zehir etmek, kan ve göz yaşını artırmak ve insanları kandırmak” ile sayısız rahmani akıl sahibinin akibetini karartacaktır. Bu yüzden Yüce Allah cehennemi insan ve cinlerle dolduracağına ahdetmiştir. Ama O’nun cenneti dolduracağına dair bir yemini yoktur. 

Daha doğmadan Rabbine ve meleklere söz veren insanoğlu, Fatiha suresinde sürekli tekrarladığı gibi sadece Allah’ı bilmeye, tabi olmaya, şeytana, azmışlara, sapmışlara uymamaya yemin etmiş, doğru ve salih kullarla birlikte nefes alıp vereceğine ahdetmiştir. Yani her bebek rahmani aklın küçücük üyesidir.

Melek kadar masum ve insan kadar yeteneklerle donatılmış vaziyette dünyaya gelen bebek büyüdükçe imanı ve sebatı derecesinde şeytani saldırılara maruz kalacak yenilecek veya yenilmeyecektir. Yenilmek için bahane ve mazeret çoktur. (Ama hesap günü mazeret olmayacaktır.) Çünkü kötülüğü emreden ıslah olmamış nefis yenilmeye meyillidir ve düzgün hayatı yaşamanın verdiği sadelik kanmış kulları tatmin edemez. Böylece çoğu kulun rahmani aklı yavaş yavaş şeytani akla kayar ve kul, şeytan veya kul olmak arasındaki tercihini şeytan olmaktan yana kullanır. Medeniyet, teknoloji, para, kadın, mal, servet, makam ve koltuklar hep bu gayeye hizmet eder.

Bu şeytani aklın beşeri hedef ve teklifleri çoğu zavallı tarafından kabul görür ve dünyadaki kazanımlarla mesut (!) ve zengin yaşayan, sınırsız ve sorumsuz hayat süren bu kuru kalabalık bir anda kötülüğe maruz kalan değil artık kötülük üreten hale gelir. Bu nıktadan sonra da Allah dilemedikçe kurtuluş umudu yok gibidir.

Rahmani akıl sahipleri ise kendilerini tevhid rıhtımına demirlerle bağlamış, sert dalga ve rüzgarlara göğüs germeye çalışan nadide kullardır. Çoğu zaman parasız, acı ve yokluk içinde dünya sınavına odaklanan bu kulların heves ve gayesi zengin olmak, hükmetmek, kibirlenmek, zulmetmek değil sadece kul olabilmektir.

Ve Yüce Allah insanları ve cinleri sadece kendisine kul olsunlar diye yaratmıştır.

Hayatın tek nurlu kaynağı Kur’an-ı Kerim’in hiçbir yerinde kulun zenginliğini teşvik yoktur. Aksine ihtiyaçtan fazlasının infakı yani muhtaca ulaştırılması vardır ki zekatın ölçüsü öyle birilerinin dediği gibi kırkta bir filan değil, ihtiyaç fazlasıdır. En sevilenlerden, ihtiyaç fazlası miktar muhtaca ulaştırıldıkça zaten refah ve mutluluk dengelenecek, zenginlik ve fakirlik olmayınca hırs ve kibir sönük kalacak, savaş ve gözyaşları engellenecek, kardeşlik ve fedakarlık egemen olacak ve dünya cennet ahlakının yaşandığı bir ön platform olacaktır.

Lakin kulların bu ahlaka sahip olmaması, eşitliğin bozulması, kardeşliğin zedelenmesi sayesinde rant elde eden hainlerce kurulan kanlı tuzaklar bu güzelliği sürekli baltalar ve yok etmeye çalışır.

İnsanlar da bu tahribat karşısında korkar ve balta ile o güzelim tevhid ağacını yaralamaya devam eden kanlı ellerin yanında yer almak veya tevhid ağacını korumaya gayret eden az sayıdaki yoksulun yanında olmak arasında bir tercihe zorlanır.

Şeytani aklın devreye girdiği bu anda nefis kuvvetliden (!) ve balta sahibinden yana olmayı emrederken, kalp tevhid muhafızlarından yana olmak için çırpınır. Ama kol ve ayakların komutanı beyinlerin boş ve kandırılmış hali neticesi kul baltanın sapından tutar ve tevhide bir iki darbe de o indirmeye başlar.

İyi insan olmak ve iyi insan kalabilmek bir ömür sürer ama kötü insan olmak on dakikadır sözü bize bu değişimin çok kısa bir zamanda, sıradan bir vesile ile hayata geçebildiğini anlatır. Hukuken de suç mahiyetindeki hırsızlık, cinayet, tecavüz, kamu malı talanı gibi haltları işleyenlerin durumu öyle planlı filan değildir. Bir anlık öfke veya açlıkla kendisini gösteren hiddet ve tahammülsüzlük neticesi kalp devreden çıkıverir ve adeta bir olağanüstü hal ilan edilmişcesine tüm hüküm akla geçer ve kaslar ve sinirler zarar verme güdüsüne teslim olur.

Ruh çırpınır, kalp kanar, vicdan sızlar ama akıl kötülüğü hem de zevk alırcasına işler. Sonra hal değişir, normale dönülür ve kalp yeniden devreye girince bu kez vicdanlar sızlar, pişmanlık başgösterir ama amel ve saldırı gerçekleşmiş, zarar verilmiş, günah işlenmiştir.

Kulun bu durumda da iki tercihi vardır. Tevbe ve pişmanlık ile Yüce Allah’tan istiğfar etmek ve mazlumdan helallik almak veya şeytanın insan yaratılışındaki isyanı gibi kibir ve sahte gururla büyüklenerek günahında pişmanlık duymayıp, tevbe etmemek ve artık bir kötü kul olarak yaşamaya devam etmek.

Kötü amelin hemen peşisıra gelen bu tercihte de kötü oy kullanıldığı takdirde ıslah gecikecek, nefis şeytani aklın gayelerine alışacaktır.

Bir müddet sonra kul bir başka sınavla yeniden yüzleştiğinde de rahmani akılla sabredecek, alttan alacak, hoşgörü gösterip, iyi zanda bulunacak hatta affedecek veya ilk durumdaki hırs ve öfkesini yeniden kabartarak zulüm ve şiddet üretecektir. Bu ikinci durum artık ilki gibi geçici de olmayacak, tercih kötü kullanılırsa kalıcı şeytanlık bedene yerleşecektir.

Tevbe kapısı her daim açık ve her kula nasiptir. Lakin kulun bunu istemesi, gönülden pişmanlık duyması gerçeği çoğu kulun o kapının önüne sokulmasını bile engeller. Çünkü af dilemek rahmani, isyanda diretmek şeytanidir. Adem (as) ve eşinin hali ile iblisin durumu buna örnektir.

Ademoğlu ve israiloğlu (iblisoğlu) arasındaki mücadele işte böyle devam eder ve rahmani aklı bahşeden Yüce Allah hile ve torpil yapmazken, şeytan hile ve vaatleri ile şeytani akıl lehine aldatmalar üretir.

Adalet ve hak prensibinden hareketle dünyada yaşanan herşey bir sınavdır, kadere tabidir, fanidir. Lakin kandırılmış akıllar bu faniliği kabul ederken, fanilik sonrası baki yaşamı görmedikleri için ikna olamazlar. İkna olmak demek olan iman bu nedenle güdük kalır ve iman zırhı zayıfladıkça da şeytana hassasiyet artar.

Sistem gayet basit ve çözüm de bir o kadar kolaydır.

İman etmekle kul, kalbini güçlendirirken, nefsine gem vurur, bedenini temiz ve tertipli tutar, sabır ve tahammülle ani ve fevri davranışları engeller, hoşgörü ve sevgiyle affetmeyi seçer. Bu kainatın boş yere yaratılmadığına ikna olmuş bu kalpler Allah sevgisi ve korkusuyla yanlış yapmaktan korkarken iyilik üretmeye devam eder ve şeytan dahil hiç kimse ona kötülük virüsünü Allah dilemedikçe bulaştıramaz. İman sayesinde kul hem bu dünyada mutlu ve huzurlu yaşar hem ahiret azığını hazırlar. hem de şeytanın tuzak ve hilelerinden korunur. Kısaca imanlı kullar hem mutluluğa hem saadete kavuşur ve iki cihanda da esenliğe ulaşır.

Ama iman zayıfsa ve gayba, görünmeyen aleme, ilahi vahye inanmakta tereddüt varsa işte şeytana zaafiyetin ilk adımları da orada başlar. Bu yüzdendir ki iman etmedikçe kimse cennete giremeyecektir yada diğer haliyle söylersek “cennetlere sadece mü’minler (iman edenler) girecektir”

Şeytani akıl beraberinde sayısız kötü huy getirirken, rahmani akıl güzel ve iyilik dışında bir huy ve terbiye yaratmaz. Ailenin, evlat ve eşlerin, akraba ve cemiyetin rahmani akılla nasiplenmesi rahmani kulların isteği ve çabasıdır. Şeytani akıl sahipleri ise bencil ve aç gözlü olduklarından ürettikleri her bir mikrobun sadece kendi saadetleri için çalışmasını temine gayret eder. Hep birden kalkınmak ve zenginleşmek hayali kötülük birleşiminde yoktur ve bu yüzden pek çok kötü açlıkla savaşırken az sayıda kötü refah ve bolluk içinde yaşar. Kötüler için bu gerçek bile kötülüğün kötülüğü hakkında çok iyi bir örnektir.

Rahmani akıl paylaşmak ve hep beraber kalkınmayı hedef alırken, şeytani akıl sadece birkaç kişinin egemenliğini esas alır ve kandırdıktan sonra o kulu karadul örümcek gibi kanı emilmiş vaziyette bir kenara atar.

İsrailiyatın ve şeytani aklın, siyonizmin gayesi de işte tam olarak budur.

Rahmani çizgide, ilahi vahiyde olan herşeyin tam zıddı beşeri kalemle kayda geçirilmiş sözde Tevrattadır. O kadar ki hakkı ve doğruyu gösteren Kur’an’dan anladığımız kadarıyla tahrifat o boyuta gelmiştir ki hahamlarca her yıl yenilenen ve güncellenen bir din kitabı haline sokulmuş Torah, Talmud ve özellikle Kabala (Toplam 39 kitap) ile yönlenen yahudi zihniyetinin hak ve ilahiyat ile yakından alakası yok aksine şeytani akıl ve doğrudan şeytanla ilgisi vardır.

Bu konunun sadece o kitaba tabi olanları alakadar ettiği zannı zinhar yanlıştır. Çünkü şeytani aklın bu gayesi güç ve parayı, yönetim ve cemiyetleri elinde bulunduran yahudilerce kullanılıyor olması şeytani huyların dünyada kan ve göz yaşına sebep olmasının da tek sebebidir. Yani o kitaplardaki seçilmişlik ilkesine, zulüm ve şiddete müsaade eden sahte emirlere uymayı din zanneden şeytanlarca zulüm ve şiddet yere egemen olmakta, hak yolun yolcuları hedefe oturtulmaktadır.

Kabalanın Tevrattan çok daha önce Mısır, Sümer ve eski ırkların semavi olmayan inançlarından da esinlenerek yazılmış bir büyü ve sihir kitabı olduğu da hatırlanacak olursa ilahi vahye karşı açılan bu şeytani savaş daha iyi anlaşılacak ve bugünkü şeytani aklın kaynağı bulunacaktır.

Tahribatta ilk hedef alınan incilin de aynı akıl ile tahrif edilmesiyle ve özellikle teslis inancıyla şirk tuzağına düşmüş Hristiyanlığın da hali malumdur ve vahimdir.

İslamiyetin kalesi rahmani akıl ise ayetlerde belirtilen ilahi emir ve anlatımların doğru olduğu kabulünü gerektirir ve tahrif edilmesi mümkün olmayan bu ayetler bize sadece gerçek ve hak olanı gösterir. Bu ayetler sayesindedir ki bizler diğer kitapların da hak ve ilahi olduğuna ama insanlar eliyle tahrif edildikleri için artık muteber olmadıklarına inanırız. İnancımıza göre o kitapların sözlerinin muteberliği sadece Kur’an’a uygunlukları durumundadır.

Kısaca hahamların eliyle binlerce yıl önce yazılmış bu büyü kitapları ve seçilmişlik masalları ile büyüyen israiloğulları denen kavmin, Allah’a isyanı, peygamberlere itirazları ve sayısız peygamberi öldürmeleri bir gerçektir ve maksatları örf ve alışkanlıkları ile şeytana tabi kalmada sebattan kaynaklanır. Çünkü deyim yerindeyse yerdeki ilk sınav olan Habil ve kabil olayından itibaren şeytan Kabil’i ele geçirmiş ve kötülük aşısı onunla cihana yayılmıştır.

İyilerin abidesi ve aşısı olan Habil ise Yüce Allah’a sadakatte kusur etmemiş, hak ve doğru çizgiden ayrılmamış bir rahmani akıl örneğidir.

Peygamberlere önce ahlaksızlıklar mal edip sonra o ahlaksızlıkları yapan sapık şeytanların mazeretleri o şer amele ilahi bir kutsaliyet kılıfı uydurmaktan başka bir şey değildir. Ayetleri şehvet ve şiddetle yoğuran bu zavallılar sayesinde, yahudilerin yarıdan çoğu ve dünyanın en az dörtte biri bugün ahirete inanmıyorsa bunun bedeli ağır olacaktır. Çünkü yahudilerin anlaşması Allah’la değil, şeytanladır.

Ahirete inananların da çoğusu şefaat yalanlarıyla kandırıldığı ve aracıların kurtaracağı masalıyla büyütüldüğü için şerre kilit vurmak mümkün olamamaktadır.

Rahmani akıl bize sorumsuz ve sınırsız bir yaşamın hesaba çekilmemesini değil tam tersine en nezih kulların bile hesaba çekileceğini emreder. Peygamberimizin bile hesaba çekileceği o din gününde herkes hakikati anlayacak ve şefaate sadece Allah’ın razı olduğu kullar mazhar olacaktır. Buradan hareketle kimse, Peygamberimiz bile denetimsiz değildir. 

Bildiğimiz kadarıyla ahirette insanların tamamı üç bölük olacak, bir bölük doğrudan cennetlere sevk edilirken, bir diğer bölük sorguya alınacaktır. Bu iki grup rahmani aklı ve huyu yaşatma hevesindekiler içindir. Üçüncü bölük ise doğrudan cehenneme gidecek şirke batmış, şeytani aklın izini süren zavallı hainlerden teşkil edilecektir ki Allah onlarla (zalimlerle) konuşmayacaktır.

Şefaate mazhar olabilmek için sıra beklemenin bile tarifi imkansız elem ve korkulara yol açacağını düşünürsek doğrudan cehenneme gitmenin acısı ve korkusunu anlatmaya kelimeler yetmeyecektir.

Lakin herşeyin bir bedeli, akıl nimetinin bir hakkı vardır.

Yüce Allah işte o gün kullar bahtiyarlardan olsunlar da cehenneme mahkum olmasınlar diye aklı ve ruhu bahşetmişken, zalim, cahil ve nankör insanoğlunun aklı şeytana teslim ederek kötülüklere imza atmasının bedeli işte orada ateşle cezalandırılacaktır.

O, inanmayanlar da ahiret hak mı değil mi o gün anlayacaklar.

Özetle, şeytani aklın liderinin şeytan ve şeytanın aklının “iblisin ahdi” olduğu bilindiği sürece iman nuru kalkanına sahip olunacak, rahmani, akıl istikametinde yürünmeye gayret edildikçe de tevhid nurunun kandilleri ile aydınlatılmış yolda tehlikelerden korunacağı muhakkaktır.

Hesap günü zerrece haksızlık yapılmayacağına göre atılan her adımın bir sınav olduğu hatırlanılmalıdır. Bahşedilen nimetlere vefa borcu kamil kulların özelliklerindendir ve insanoğlu her bir nimetten özellikle akıldan muhakkak sorulacaktır.

Allah kelamı Kur’an gözler önündeyken O’nu inkar edip veya köşeye atıp başkaca hayal ve maceralara koşmak rahmani değil şeytani akıldır.

Şeytani aklı egemen kılmak niyetindeki şeytanların heveslerine uyan kandırılmış kullar ise şeytanlarla birdir ve kandırılmak mazeret değildir. Bilmemek zaten mazeret değildir ve Kur’an’ı anlayarak okumak her insana farzdır. Burada sadece Müslüman camia değil tüm insanlık kast edilmektedir çünkü Kur’an bir kavme veya ulusa değil tüm insanlığa gönderilmiştir, sondur, esastır, ahiretteki sorgunun da baş hukuk terazisidir.

Kanmamak, aldanmamak, şeytanlarla bir olmamak, öte yandan rahmani aklı egemen kılıp sevgi ve hoşgörü ile Allah’ın sınırlarına sadık kalmaya gayret etmek kulun görevidir. Sıfır hata elbet mümkün değildir ve insan bir melek değildir ama Yüce Allah günahları affedecek kadar rahmet sahibidir.

Allah’ın affetmeyeceği tek suç olan şirk ise şeytani aklın oyunu, kandırmacası ve yahudi zulmüdür.

Rabbim kullara rahmani akıl nasip etsin, bu akılda sebat ettirsin, şeytani akıldan uzak eylesin.
Rabbim şeytani akıl sahiplerini rezil rüsva eylesin.
Rabbim iman nuru ile kalplerimizi aydınlatsın.
Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir