Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Ramazan ayı merhamet ayıdır
imanilmihali.com
Ramazan ayı merhamet ayıdır

Ramazan ayı merhamet ayıdır

Ramazan ayı merhamet ayıdır

Merhamet; yürek yumuşaklığı, acıma hissi, vicdan sesi, rahmet simgesi, acıma ve yardım etme isteği, sevgi sunma yöntemi ve katı kalplerin kilidini açma nimetidir.

Merhamet susuz bozkırlarda açan nadide bir çiçek, karanlık gecelerde ufukları aydınlatan bir güneş, baştan sona bir ihsan ve kalp çırpınışıdır.

Merhamet, insanı insan yapan, kalbi bir organ olmaktan çıkarıp gönülleştiren, bahtları aydınlatan, sevgi ve iman bağlarını güçlendiren yüce bir duygudur.

Merhamet, mazlumun, mağdurun, muhtacın yanında olmak, nefsi zincirlemek, eldekini paylaşmak, fedakarlık etmektir.

Merhamet, yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmektir.

Merhamet bahsi, içerisinde zorlama olmayan dinin, sevgi ve muhabbetle şekillendiği nadide bir ortamdır ki bu hissin ardında devasa bir sevgi ve bir o kadar da korku vardır. Bu ses, sahibine hem iyilik yapmayı emreder, hem kötülükten kaçınmayı, hem de karşısındakinin acısını paylaşmayı.

Merhametin en yücesi muhakkak Allah’ın rahmetidir ve bu kelime-i şehadette ilk iki sırada sayılacak ve her adımda hatırlanacak bir lutuftur.

“..Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Bakara 2/143)

“Allah mahlûkatı yarattığı vakit; kendi nezdinde arşın üstünde bulunan kitabına “Rahmetim, gazabıma üstün geldi” diye yazdı.” (Buhârî, Tevhid, 15, 22, 28, 55; Müslim, Tevbe, 14-16)

Peygamberimizin de sıfatlarından birisi merhametlidir ki bu rahmet sadece bir kavme değil tüm insanlığadır.

“Ben Muhammed’im, Ahmed’im, (peygamberlerin izinden giden) Mukaffî’yim, (insanları etrafına toplayan) Hâşir’im, tevbe peygamberiyim, rahmet peygamberiyim.” (Müslim, Fedâil, 126)

Bu rahmete en çok layık olanlar da merhamet sahipleri ve mü’minlerdir ki mü’min zaten merhamet edendir.

“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.” (Al-i İmran 3/132)

“Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine şefkat göstermede tek bir vücut gibidir. O vücudun bir organı acı çektiğinde, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşırlar.” (Müslim, Birr ve Sıla, 66; Buhârî, Edeb, 27)

“..Allah, ancak merhametli kullarına rahmet eder.” (Müslim, Cenaiz, 11; Buhârî, Merdâ, 9)

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (Buhârî, Tevhid, 2)

Allah’ın merhameti gazabını geçmiş ve kullarını sarmalamış haldeyken, tüm kainat ve varlıklar da bu rahmetten faydalanır ve dünya bu rahmet üzere döner. Rızıklar, şifalar, nimetler, hikmetler hep bu sevgi ve rahmet gereğidir.

İnsan ise çoğu zaman zalim, cahil ve nankördür.

“Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.” (Hud 11/9)

İşler iyi giderken, nimetler akıp gelirken şükreden insan nimetler azaldığında korkmaya, kesildiğinde inkar ve isyana başlar. Nankörlük bu sınavı görmemekte ve bencilliktedir. Oysa yoklukta sabrın sevabı, varlıkta şükrün sevabından daha yücedir. Çünkü yokluk kulu noksanlığa, muhtaçlığa, merhamete muhtaçlığa getirir ki bu gurura, kibre, egoya ciddi bir tehlike oluşturur. Nefis bu durumda alarmları çalar ve bedene bu durumdan kurtulması için her yolu denemeyi emreder ki buna ahlaksızlık ve günah kapıları da dahildir. İşte bu durumda dik durabilenler asıl rahmete mazhar insanlardır. Varlıkta şükretmek şart ve güzeldir lakin rahat ve nefsin zorlanmadığı bir ortamda, geliri tehlikeye atmayacak kadar infak etmek ve yokluğu tatmış olmamanın bilgisizliğiyle ağız ucuyla şükretmek mümkündür. Sevabı da vardır lakin hakkını vermek ve zorluk derecesi bakımından açlıkta sabır, varlıkta şükürden daha zordur.

Konuyu merhametle birleştirirsek ise kul zor anlarda Allah’ın rahmetinden bile ümit kesecek ve şüphe duyacak kadar nankördür, zalim ve cahildir.

“O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim 14/34)

Rahmetin en yücesine sahip Yüce Allah’ın isim ve sıfatlarını kendi ahlakına uydurmak mecburiyetindeki mü’min merhametli olmak ve acımak mecburiyetindedir ki acınası hali yaratan Allah çare vermeye de muktedirdir. Lakin o ister ki bu yardım mü’minlerin istekleri ve elleriyle gerçekleşsin. Mü’minlerin rahmet uzantısı merhametleri devreye girsin ve çare insanların eliyle gelsin.

Merhamet edebilecek ihsana ulaşan mü’min, merhamete de bir gün gelir muhtaç olur ve o an inşallah karşılığını da bulur. Lakin kul merhamet etmeyi zayıflık ve küçüklük olarak görüyorsa muhtaç olduğu bir anda o merhameti ne Allah’tan ne de kuldan göremeyecektir.

“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” buyurdu.” (Müslim, Fedâil, 65)

Ayet ve hadislerde açıkça zikredilen merhamet bahsi sevgi ve acıma hissini dolayısıyla affetmeyi, eşitlenmeyi büyüklenmemeyi, kibir ve hırsı dizginlemeyi ve nefsi köreltmeyi emreder.

Dünyada bu kadar kötü ve kötülük varken hala hayatın devam ediyor olması ve hala bu kadar güzelliğin yaşanabiliyor olması ilahi rahmet ve insani merhamet iledir.

İlahi boyutta adı rahmet, kul seviyesinde merhamet olan bu duygu sorunları barış yoluyla çözmenin, affın, kardeşliğin, paylaşmanın tek ilacıdır. Tevazu ve ihsan gereği her kul muhtaca el uzatmak, derde derman olmaya çalışmakla mükelleftir.

Merhamet kötülüğü emreden terbiye olmamış nefislerin iyiliğe yöneltilebilmesi için vicdani bir yüklenmedir ve merhamet gösteremeyenler nefsin tutsaklarıdır.

Merhamet Allah emriyken, hala büyüklenme ve şımarma ile muhtaçları aşağılayanlar ise dinden nasibini alamamış zavallılardır.

Merhamet, yaşlılara, muhtaca, yolcuya, mazluma gösterilmeli, anne-baba ve akrabalar belki de ilk sıraya konmalıdır. Çünkü tüm iyilik çemberleri yakın daireden başlar ve merhamette önce anne ve babayadır.

Tabiattaki diğer varlıkların da bu merhametten nasibini alması insanın boynuna borçtur çünkü ister ehil olsun ister yabani olsun canlılar ve tüm varlıklar insanın egemenliğine boyun eğmiş haldedir ve insan bunları kendi çıkarları ve ihtiyaçları doğrultusunda kullanır. Yaşlanan atı açlığa mahkum ederek kırlara salmak nasıl uygun değil ise, yabani hayvanları da susuzluğa mahkum etmek öyledir. Hele evlere alınan evcil hayvanların ihtiyaçlarını karşılamak farz ayarındadır. Peygamberimizin dedesinin açlık ve susuzluk dönemlerinde, daha İslam ortada yokken, haniflik gereği dağlara yabani hayvanlar için parçalanmış etler bırakması bu yüce merhamet duygusunun mükemmel bir örneğidir.

Merhamet eden inşallah ahiret yurdunda rahmete ulaşacak, bu dünyada merhametten uzak yaşayan katı kalpliler, ahirette rahmetten az nasiplenecektir. Hele kafir, müşrik ve münafıklar hem bu dünyada hem ahirette Allah’ın rahmetinden ve insanların merhametinden yoksun kalacaktır.

Merhamet ile insanın kaybedecek bir şeyi yoktur. Neticede acımak, anlamak, elinden tutmak, derdi paylaşmak, yardım etmekten öte gitmeyecek bu duygu kazandırdıkları bakımından ise yücedir.

Dinin, sevgi ve anlayış temelli olduğu hatırlanacak olursa merhametin önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Savaşlarda, adam öldürmede, hayvanları yemek maksadıyla kesmede bile güzellikten bahseden bir din, insan ilişkilerinde de elbet iyilik, güzellik ve merhameti emredecektir.

Merhametin aksi ise merhametsizlik değil aslen zulüm ve kibirdir. Bu huylar ise Rahman’ın değil, şeytanın huylarıdır.

Acıma hissi ile yumuşamayan kalpler, nefis ve şeytan oyunlarıyla katılaşacak ve kararacaktır. Bu ise telafisi sadece Allah’ın elinde olan dermansız bir hastalıktır. Buradan hareketle şu denebilir ki merhamet göstermek şeytana teslim olmamak gayretidir aynı zamanda.

Kibir ve hırsın körüklediği aç nefislerin kötüyü emreden hallerinin ilacı durumundaki merhamet affetmeyi, anlayışı, iyi zanda bulunmayı, tevazuyu ve iman kardeşliğini yüceltmeyi emreder ve bunu yapabilenler takva sahipleridir.

Merhamet toplumsal yaşamın da vazgeçilmezidir ki gün boyu yaşanan aksilik, anlaşmazlık ve çıkar çatışmalarının çözümü barışçı yollardır. Toplumda sayısı hızla çoğalan yardıma muhtaç, engelli, fakir ve zayıf kimselerin topluma kazandırılmasının, kalkındırılmasının, maruzatının giderilmesinin yolu da merhamettir.

Bu meseleleri toplum merhamet ve anlayış ile çözemezse kaos çıkacak, seviyeler arası düşmanlıklar başlayacak ve huzur bozulacaktır. Hadiste belirtildiği gibi toplumun bir kesimindeki rahatsızlık o toplumun tamamını bir süre sonra rahatsız edecek ve tedbir alınmazsa da hasta edecektir.

İman bahsinden konunun izahı ise şudur ki; iman etmedikçe kimse cennete giremeyecektir ve kardeşini kendisi gibi sevmeyen mü’min olamayacaktır. Başka bir deyişle kendisi için istediğini mü’min kardeşi için de istemeyen asla mü’min olamayacak ve cennetlere gidemeyecektir.

Bir başkasını kendisi gibi sevmek ve onun için de kendisi neler istiyorsa aynısını istemek işte bu sevgi, hoşgörü ve merhametin gereğidir.

Fani dünya hayatında tüm mülkün, nimetin, hükmün sahibi sadece Allah’tır. Ve dünya hayatı fanidir. Bizlere bahşedilen ne varsa hepsi birer emanettir ve emanetin gerçek sahibi sadece Allah’tır. O halde bunları fani saymak ve paylaşmadan muhafazaya çalışmak ahmaklıktır, nankörlüktür. Oysa ahiret yurduna götürülebilecekler sadece niyet ve amellerdir.

Emanete saygı ile sahip çıkmak, ahde vefaya sadık kalmak, ana babaya saygıda kusur etmemek için merhametli olmak şarttır.

Merhamet için yapmak yetmez, o yapılanı içten, severek yapmak gerekir. Birisine verdiğiniz bir fıtır sadakasını başa kakmak gibi örneklenecek bu hal zorunlu olarak yapılanı sevgi ile süslemek ve içten gelerek yapmayı gerektirir. Yoksa hükmü kaybolacak veya sevabı azalacaktır.

İşte tüm iyilik ve sevaplarda olduğu gibi yapılan iyilik ve merhamet gösterileri kalp ile desteklenmiyorsa sevap katsayısı düşük kalacak, kalp ile destekleniyorsa buğday başak tanesi gibi sevabı misliyle artacaktır.

Elde olmayan nedenlerle yardım edilemeyen haller de ise sözle, kalple o işe niyet etmek ve mazlumun yanında olmak tıpkı iman bahsindeki gibi merhametin göstergesidir ve inşallah mükafatı da olacaktır. Çünkü Allah kullarını taşıyamayacağı yüklerle sınamaz.

İslam; huzur, barış, esenlik ve sadece Allah’a teslimiyettir. Bu gayeye hizmet eden ne varsa merhameti gerektirir ve bunlara aksi olanlara merhamet farz değil bilakis yasaktır.

Merhametin temeli Allah rızasına oturmak zorundadır. Oturmuyorsa onda bir bozukluk ve yanlışlık var demektir.

Merhamette riya şirktir. Başkaları görsün diye merhamet gösterilerinde bulunmak sadece Allah’ı küstürmektir ve alacağınız ödülde o yaranmak istediklerinizin verebileceği kadardır.

Merhamet ettiklerinize şayet maddi yardım yapıyor iseniz de bunun şartı o paranın helal olmasıdır. Haram para ile efelenmek mü’minin harcı ve huyu değildir.

Merhamet, şefkat gibi yürekte doğuveren nadide bir filizdir. Sevgi ve merhamet, Rahmet sahibi Rahman’ın yeryüzündeki gölgesi, insanlar lutfudur. Sadaka nasıl ömrü uzatır, kötülükleri azaltır, belaları def ederse, merhamet te dünyayı güzelleştirecek, kulun bilemeyeceği tarzda hayatını kolaylaştıracak ve güzelleştirecek huylardandır. Merhametli insanlardan teşkil toplumlar ise refahı yakalayacak ve barışı temin edecektir.

Burada bir husus önemlidir ki cihad yani savaşta dine, cana, mala ve hayata kast edenlere, şirk, küfür ve riya şebekesine üye olanlara, zalimlere ve şer odaklarına merhamet Allah emri değildir. Bunlara acımak, desteklemek, kanmak akla ihanettir ve aklı kullanamayanlar üzerine Allah pislik atar. Çünkü zalimlere yapılacak her yardım ve gösterilecek merhamet bir terör kurşunu olarak o topluma geri dönecektir. Bunun için merhamet sadece iyi kullara gösterilecektir.

Buna rağmen en temel hak olan yaşam hakkı bahsinde, zalimlere bile sınırlı seviyede af Allah emri, insanlık borcudur. Bunu örnekleyecek olursak yaralı ele geçmiş teröristi yaşatmak için ilk yardım yapmak sayılabilir.

Allah’ın yüce rahmeti ile yağdırdığı yağmur ile dolup taşan derelere, denizlere, kırlara, otlara, havaya, toprağa merhamet göstermek te insanın vefa borcudur. Küresel afetlere yol açan, tabiata zarar veren, yeşili çıkar uğruna kesen, doğayı katleden zalimlerin yeri zaten cehennemdir ve imanlı kullar tabiata ve tüm insanlığın ortak nimetlerine karşı merhametlidir, saygılıdır. Mü’min tüm o tabiattaki varlık ve cisimlerin birer kul olduğunu bilen, hepsinin tesbih ettiğini görendir. Dahası tüm insanlığa ait hayati ihtiyaçların bazılarınca kirletilmesi kabul edilir değildir ve böylelerine merhamet gösterilmez.

İslam’ın egemen olduğu toplumlarda yaptırımı olan yasalar ve dini kuruluşlarca verilen fetvalar zalim ve nankörlere karşı tedbir almakla mükelleftir. Bu görev aynı zamanda toplumu aydınlatmak ve kötüleri tanıtmayı da kapsar. Bunda ihmal ise o kuruluşları da vebale ortak eder.

Kur’an mü’minleri ise bilir ki o ağaçlar birer canlıdır, gün boyu tesbih ederler. Mü’minler bilir ki orman yangınları ile yanan sadece ağaçlar değil milyarlarca hayvancıktır. Mü’min kullar bilir ki zeytin ağacı ağaçların en şereflisi, nur üstüne nurdur.

Fabrika, maden adı altında tabiata kast edenler zalimdir ve bunlara merhamet göstermeye de asla izin yoktur.

Özetleyecek olursak; hayatın sonunda yaşanacak ahiret yurdunun esası rahmet ve şefaattir. Yüce Allah mü’min kulları için affedicidir. O bizim acizliğimizi, cehaletimizi inşallah bağışlayacaktır. Bizim bu dünyada yaşarken göstereceğimiz hal de işte tam olarak budur. Nihayetinde herkes ahiret yurdunda merhamete muhtaçtır, şefaate muhtaçtır.

Şefaat ve merhamete mazhar olabilmenin de şartı bu dünyada aynılarını başkalarına severek ve isteyerek, sadece Allah rızası gözeterek yansıtabilmektir.

Ramazan ayı merhametin doruklara çıkması gereken, sevgi ve hoşgörünün hayata egemen olması gereken bir aydır. Küslüklerin bittiği, muhtaçların mağduriyetlerinin giderildiği, uzak akrabaların ziyaret edildiği, sevilenlerin sevildiğinin hatırlandığı, borçların ödendiği, meselelerin halledildiği, sevgi bağlarının kurulduğu, komşuların anlaştığı, barış ve huzur çiçeklerinin açtığı, kardeşliklerin hatırlandığı bu ay, kutsaldır, nimettir, mübarektir.

Ramazan ayı, infakın, fedakarlıkların, paylaşmanın, el uzatmanın, dert dinlemenin, yardım etmenin, barışmanın, affetmenin ayıdır.

Ramazan; nefse dur demenin, zalimle aramıza mesafe koymanın, şirke savaş açmanın, küfüre cihad etmenin ayıdır.

Ramazan; sevgisizliğin, merhametsizliğin, kibir ve hırsın öldürücü zehirlerine panzehirdir.

Ramazan, kalpleri yumuşatan, vicdanı körükleyen, insan olduğumuzu hatırlatan mübarek bir aydır.

Ramazan ayı merhamet ayıdır

Ramazan ayı hepimize hayırlı olsun.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı İslam, namus ve iffeti emreder.  Namus; sözlük anlamı olarak şeref ve haysiyetli ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir