Anasayfa / DAHA FAZLA / Dini hikayeler / Ridde olayları, mürtedler ve tazir uygulamaları
imanilmihali.com
Ridde olayları mürtedler ve tazir uygulamaları

Ridde olayları, mürtedler ve tazir uygulamaları

Ridde olayları, mürtedler ve tazir uygulamaları

İrtidat, Kuransal bir terim olarak İslam dininden geri dönüp başka bir dine girmeye veya dinsiz kalmaya denmektedir. İrtidat edene de mürted denir.

İslam fıkhında; mürtedlere tartışmasız ölüm cezası verilmiştir. Mürtedler öldürülür, mallarına el konulur, bunlar kanı helal olan suçlulardır. Bulunduğu yerde öldürülür. Bu mürtedi öldürme olayı kanunidir ama Kur’ansal asla değildir. Din, Allah ile kul arası bir meseledir ve mürtedin Kuransal cezası cehennemlik olma halidir, dünyevi hiçbir cezası yoktur.

Ridde olayları Hz. Peygamberin vefatından hemen sonra Müslüman toplumun başına geçen Ebubekir döneminde, özellikle zekat (vergi) vermemek için çıkarılan kitlesel isyanlardır. İrtidat olarak görülen bu eylemlere dinleştirilen cezalar içinde diri diri yakma dahi vardır. Tazir uygulamasının ilk ve en çok dikkat çeken uygulaması da budur.

Mürtedi öldürenin cezalandırılmaması ise İslam’a bulaştırılan insan hakkı ihlallerinin en zalimlerindendir. Bu Kur’an dışı zulüm, tüm mezheplerin oybirliğiyle onaylanmış haldedir. Öldürenler cinayetle suçlanmazlar. Öldürene ne kısas uygulanır, ne de tazminat hükümleri. Sadece tazir edilir, caydırıcı bir ceza ile yalandan cezalandırılır.

Tazir, devlet başkanına sakıncalı gördüğü konularda, sakıncalı gördüğü kişi veya fikirleri hizaya getirmek için tedbir yetkisi verilmesidir. Bu öldürmeyi içermez, öldürmeyi affetmeyi haklı kılmaz, öldüreni bağışlama yetkisi vermez.

“.. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara 2/217)

Ayetin işaretiyle irtidat eden kesinlikle cehennemi boylar. Önceki amel ve ibadetleri onu kurtaramaz ama cezası ahirette ve Allah tarafından verilir. Dünyada insanlar tarafından verilecek ceza yoktur.

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler…” (Maide 5/54)

Bu ayet ise dinden dönenlerin Allah’ın güvenini yitireceğine, onlara tevdi edilen emaneti üstlenmek üzere başka bir topluluğun Cenab-ı Hak tarafından görevlendirileceğine işaret eder. Yine burada da dünyevi ceza öngörülmemektedir.

Devletin bekası tarafından bakılırsa bu ihanet büyük bir suçtur ve idamı neredeyse zorunludur. Yanlış olan, bu cezalandırmanın dine dayandırılmasıdır.

İrtidat bu haliyle bir yandan büyük bir günah diğer yandan (vatana ihanet şeklinde ortaya çıkan) büyük bir suçtur. Dinci zihniyet işin dini yönünü unutmuş, suçu dine yaslarken hukuki/cezai yanı ile ilgilenir olmuştur. Bu yüzden cezalar Kur’an’a göre değil hukuka göre verilmiştir. Ama gerekçe daima din olmuştur. Sapma ve saptırmada buradadır.

“Dinde zorlama yoktur.” (Bakara 2/256)

Dinde baskı ve zorlama (ikrah) yoktur. Bu ayet ile ilgili zorunlu sonuç, yukarıdaki Kuransal şartı zorunlu kılar. Yani dine isteyen girer, isteyen çıkar. Giriş ve çıkışın sonuçları ise Kur’an’da yazılıdır. Giriş veya çıkışta birilerinin yetki kullanması Allah’ın haklarına tecavüzdür. İrtidatı cezalandırma dinleşince “İslam engizisyonu” doğmuş, İslam siyasileşmiştir. Ülke önce Darül-harp ilan edilmekte, devlet kafir olarak damgalanmakta, ülke ve devleti savunanlar kafir (!) olmakta, eskiden müslüman olduktan sonra kafirleşen bu kesim dolayısıyla irtidat etmiş olmakta sonuçta dinciler bunları mürted ilan edip cezalandırmaktadır.

Bu meselenin ilk yönüdür .

Diğer ve önemli bir yön ise şudur ki Ridde olayları aslında yarı dinsel ve yarı hukuki bir meseledir. Kimin dinden ne maksatla çıktığını bilen sadece Allah’tır. Lakin Peygamberin vefatı esnasında yaklaşıl yüz bin olan Müslüman sayısı, Ridde olayları sonucu neredeyse kırk bine düşmüştür.

Meselenin zekat yani vergi kısmına isyan edenler ve dinden imani yönüyle çıkanlar ile o esnada ortaya çıkan sahte peygamberlere kayanların tamamı neticede dinden ayrılmış kimslerdir. Yani mesele ister para ister inanç ister başkaca peygambere tabi olma isteği olsun tümü irtidat etmiştir, mürteddir, kafir olmuştur.

Bu acı son Hz. Peygamberin 23 senelik mirasına ve Kur’an’a ihanettir.

İster para ve dünya malı (vergi vermemek) için olsun, Peygamber öldüğüne göre dinin sahipsiz kalacağı endişesiyle olsun, münafıklıkla olsun, sahte peygamberlere kanacak kadar imansızlıkla olsun tamamı Kur’an’ı bilip, ezberleyip, Peygamberle bir ömür (23 sene) geçirdiği halde hala Kur’an’a itimat edemeylerdir ve maalesef dinden çıkmışlardır.

İslamın kamu işlerini ve hukukunu düzenleyen biat ve şura (istişare) ilkesine rağmen orta yolun bulunamaması, yöneticilerin ısrarı, halkın isyanı neticede yahudi destekli ayaklanmaları körüklemiş ve sıradan bir vergi isyanı, irtidat olayına dönebilmiştir.

Sayısız kanın döküldüğü, yakalananların çoğunun diri diri yakıldığı veya boyunlarının vurulduğu da gerçektir. Ceza vatana ihanet olsa da temelde suç isnat ettirilen husus dini yani irtidat olayıdır ve fakat din mürtedlere dünyevi ceza öngörmezken kamu hukukunu tesis adına işlenen cinayetlere din kisvesi uydurulmuştur.

Özetle;

Ridde olaylarının iki yönü vardır ki ilki dini bir suça dünyevi bir ceza verilmesidir ki bu Kuransal değildir. Mürted öldürenlere de ceza verilmemesidir ki bu da (öldürme Kuransal olmadığı için) Kuransal değildir. Tazir yetkisinin öldürme yetkisi mertebesine çıkarılması ise ayrı bir eleştiri konusudur.

İkinci yön ise şudur ki Müslümanlar, Peygamberin vefatından hemen sonra vergi bahanesiyle dinden çıkmış, zekatı (Yüce Allah’ın Kur’an, iman, namazdan sonraki belki en mühim emri zekattır) reddetmiş, sahte peygamberlere kaymış, zekat vermemek adına devletle savaşa girmiş, kardeş kanı dökülmesine sebep olmuş, binlerce müslüman canından olmuştur.

Ridde olayları İslam aleminin hiç unutmaması gereken Kur’ani bir meseledir ve irtidat edenleri ‘tazir’ siyaset dinciliği şeklinde özellikle emeviler döneminde sıkça kullanılmıştır. Oysa Kurani değildir, hak değildir.

Devletin bekası hukuk iledir, din ile değildir. Kuransal ilkelerin hukuka tatbiki ve Kuran’ın verdiği dünyevi cezaları uygulamak ayrı şeydir ama Kuran’ın emretmediği bir cezayı Kur’an kaynaklı göstermek ayrı bir şey. Kaldı ki Kur’an’n cevaz vermediği bir şeye (mürtedi öldürene af) ait yetkiyi kullanmak, Kur’an’ı suça alet etmek Allah’ın haklarına tecavüzdür.

Vatana ihanet bir suç, dinden çıkmak bir günahtır. Vatana ihanetin cezasını veren hukuktur, dinden çıkmanın cezasını hem de ahirette verecek olan Allah’tır. Dinden çıkanı öldürmeyi dinleştirenlerin tamamı din adına değil saltanat adına konuşanlardır. Hele ki dinden çıkanı öldürene af getirenler dini anlamamış olanlardır.

Kaynak; İslam’da tecdit (Peygamberin verdiği görev) YNÖ

Bu yazıyı okudunuz mu?

Servetlerle şımarmanın dindeki yeri

Servetlerle şımarmanın dindeki yeri

Servetlerle şımarmanın dindeki yeri Teref, servetlerle şımarmak, mütref, servetlerle şımaranın adıdır. Bu tabirler Kur’an’ındır ve ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir