imanilmihali.com
Ruh ve beden

Ruh ve beden

Ruh ve beden

Ruh, Yüce Allah’ın sevdiği insana bahşettiği, üstelik diğer varlıklara nasip etmediği gayba ve bilinmeyene ait, vücutla beraber olan ama yerini tam bilemediğimiz, bedenimizin içinde adeta saklanan ama varlığını her daim hatırlatan, bedenlerimiz vefat ettiğinde gerçek emanet sahibine geri dönen ve ahirette yeniden buluşacağımızı ümit ettiğimiz bir manevi boyut, varlık veya bir kopyadır.

Beden ise ruhu, aklı ve şuuru taşımakla görevli et ve kemik parçalarından oluşan taşıyıcı kısım, dünyevi ihtiyaçlarımızı karşılamak ve güç için gerekli enerjiyi toplamak, uzuvlarla amel edebilmek için gerekli irade emrini sinirler vasıtasıyla ilgili uçlara ileterek ameli gerçekleştirmeye yarayan bir kılıf veya torbadır.

Ruh, gayba yakın, dokunulamayan, çoğunlukla dine ve fıtrata ait bilinmezlerle dolu bir yapıdayken, beden görünür haldeki et, deri ve kemikten ibaret olup daha ziyade beşeri hayatla alakalıdır.

Ecel gelip kabre girdiğimizde beden doğrusunu Allah bilir kuyruk sokumu kemiği hariç toprak olacak yani yok olacak ama ruh diri ve tek parça kalarak yeniden dirileceğimiz anı bekleyip o esnada emirle yeniden vücudumuzla birleşecektir. Çürüyen ruhumuz değil bedenimiz olacak ve yeniden yaratılacak olan da yine bedenimiz olacaktır.
Organ nakli ile başkalarının bedeninden alıp vermek mümkünken, ruh nakli diye bir şey söz konusu değildir ve ruh sadece insanlara mahsustur.

Beden ölümlü, fani, basit, önemsiz, ruh ise son derece değerli, bize özel, kalıcı olandır ki aslen hatıralarımız, karakterimiz, sevinç ve kederlerimiz ruh’tadır. Bedenin bu manadaki görevi ise beyin hücrelerinde bilgi depolamak, kalp ile kan pompalayarak yaşamın devamını sağlamak, uzuvlarla Allah’ın ayetlerini görmemizi mümkün kılmak, sözlü iletişimi sağlamak gibi geçici ve anlık işler ile ruha ait hususlara depo görevi icra etmektir.

İnsan bedenini ve ruhunu muhafaza, idame ve geliştirmekle görevli, beşeriyetin maddi gereklerini israf ve lükse kaçmadan karşılamaya çalışırken ruhunu din ve iman ile beslemeli ve hem bedenine hem de ruhuna iyi bakmalıdır.

Beden, gözle göründüğü için güzel veya çirkin, kısa veya uzun, seksi veya sıradan olabilir. Saç renginden, ten rengine, parmakların inceliğinden gözlerin kıvrımlarına, bacakların kalınlığından bellerin inceliğine kadar sayısız kere milyar ihtimalli bir düzenlemenin mükemmel bir uyumu durumundaki bedenler bile sonsuz kudret ve ilim sahibi bir yaratıcının varlığının ispatıdır ki dünyada yedi milyar insan yaşıyorken kimse bir kopyasını göremez. Bu kedilerde, keçilerde, timsahlarda bile böyledir.

Keza ruh’ta gözle görünmediği halde kendisini mizaç, ahlak, ruh güzelliği şeklinde hissettiren bir yapıda ve herkese göre farklı bir durumdadır ki sayısız kere milyar ruhtan bahsetmek mümkündür.

Her bedenin bir ruhu vardır ve ruhların dünyaya bedenle gelip bedenle ayrıldığına inanırız. Yani beden yoksa ruh ta yoktur ve ruhumuz başkaca bedenlere girmez. Dolayısıyla reenkarnasyon gibi ruhu defalarca yeryüzüne gelmesi tezine ihtimal vermeyiz ve inanmayız. Çünkü biliriz ki ruhumuz sevap ve günahlarımızın da deposu durumundadır ve bildiğimiz kadarıyla beden daha şekillenmeden adı konmuş, vadesi belirlenmiş, kaderi çizilmiş, alınyazısı belli edilmiş haldedir.

Buradan şu noktaya varırız ki ruh çağırma seansları gibi şaklabanlıklar ile birileri geliyorsa da bu ruhlar değil şakacı cinlerdir ve verdikleri bilgilerin biri doğru çıkarsa da bini yanlıştır.

Ruh’un bilgisi Rabbimizdedir ve bizlere, peygamberimize dahi bu ilimden pek azı verilmiştir.

Ruhun görünmüyor olması yok olduğunun ispatı değil, var olduğunun ama bizlerce bilinmemesinin daha hayırlı olduğunun ispatıdır. Nitekim gayba ait varlıkların tamamının meleklerin, cinlerin, ruhun ve daha bilemediğimiz nice varlıkların görünmez kılınma maksadının, görmeden inanmamız istenen ahirete ve Allah’ın ilahi sistemine olan imanımızın sınavı olduğunu kabul ederiz. Çünkü şayet biz onları görebilseydik dinin ve ahiretin varlığı kesin olarak bilinmiş ve iman etmemek gibi bir şans da kalmamış olurdu. Dünya sınavının bu görünmeyenlere sırf Yüce Allah bildirdiği için inanmanın iman etmek demek olduğu hatırlanırsa böylesinin daha adil ve doğru olduğu da görülecektir.

Lakin başta söylendiği gibi bu sayılanların görünmüyor olması inkârlarını haklı çıkarmaz. Çünkü havayı, oksijeni, uzay hammaddesini vs. de göremeyiz ama var olduğunu biliriz.

Beden ve ruh toplamı olarak şekillenen kimliğimiz bedeni ve ruhi anlamda bir şeyler eda eder, tercihler yapar, yaşar ve ecelle birlikte beden toprağa girerken, ruh ait olduğu yere geçici olarak geri döner.

Bedeni terbiye etmek için spor yapar, sağlıklı beslenmeye, yorulmamaya, üşümemeye dikkat ederiz ki sağlık ve afiyetimiz bozulmasın. Ruhu terbiye etmek içinse karakter, mizaç, huy gibi bizi biz yapan ahlaki damarlarımızı besler, bedene hapsolan ruhu doğru tercihler yapabilecek eğitime, meyillendirmeye, talime tabi tutarız.

Duyduğumuz, gördüğümüz her şey, söylediğimiz, gösterdiğimiz her şey bizi biz yapan şeylerdir ve beden bu ben kavramının içinde sadece fiziksel boyuttur ve asıl biz denilen bilinç, şuur, karakter, vicdan gibi soyut kavramlar ise manevi boyutumuzun adıdır.

Bedenlerin tamamının Allah tarafından yaratılmış olması ve bizlerin tercih hakkının olmaması nedeniyle güzel veya çirkin olmak, hatta akıllı veya sıradan olmak övünülecek şeyler değildir. Yani güzellik te çirkinlik te, sakatlık ta, sağlamlık ta Allah’tandır ve tamamı sınavın birer parçasıdır. Övünülecek şeyler bu ilk yaratılışta bize bahşedilen bu fiziki ve akli güzellikleri Allah’ın izniyle ne kadar ileri götürebildiğimiz ve bu verilen hammaddelerle ne kadar güzel helvalar yapabildiğimizdir. Yani ahlaki olarak şekillendirebildiğimiz karakterimiz, salih amellerle süsleyebildiğimiz vicdanımız, tertemiz muhafaza edebildiğimiz kalbimiz asıl övünülecek olandır.

Kalp denen organın adının kalp veya yürek şeklinde ifadesi aslında beden ve ruh ayrımının da açıklamasıdır. Keza gönül, merhamet, sevda, muhabbet, haz gibi insanlara ait lezzetlerin bedenlerden ziyade ruhlara ait olduğu da herkesçe malumdur.

Kul, fıtratta verdiği söz ve her rekâtta okuduğu Fatiha ile Rabbine verdiği ahid gereği ruhunu doğru yola, hak ve helal olana sevk etmekle mükelleftir ki beden burada sadece taşıyıcı durumdadır ve ahiret yurdunda hesap esnasında bedene ait uzuvlar ve organlar ruhumuzun leh veya aleyhinde şahitlik yapacaktır.

Düşünülsün ki bizi banka soymaya götüren ayaklarımız da olsa bu isteği hayata geçirmeye çalışan asıl güç ve irade kas ve sinir sistemi değil nefis, benlik, ahlaksızlık gibi özelliklerimizdir ve bunlar bedenle değil maneviyatımızla alakalıdır.

Maneviyatın durumunun sorgusu ahiret yurdunda fiziki dokular ve uzuvlar şahitliği ile yapılacak ve yalan söylemeye cesaret eden bir tek hücre bile olamayacağına göre, gerçekler su üzerine çıkacak, toprak olmakla yok olmamış bedenler yeniden birleştiği ruhla birlikte ahiret hayatının iyi veya kötü ama her durumda uzun süreli akıbetine birlikte tabi olacaktır.

Cehennem ateşleri bedenleri yakıp yıksa da tenler her defasında yeniden yaratılacak ama sayısız kez yenilenen bedene rağmen ruhlar tek ve sabit kaldığından tüm acılar hissedilecektir.

Biz beden ve ruhun toplamı durumunda olmakla maddi ve manevi hayata, beşeri ve ruhi hayata, her ikisiyle birlikte hazırlanmak ve ahirete her ikisini de beraat ettirecek tarzda gitmekle mükellefiz. Lakin bizim yapabileceklerimiz Allah’ın dilemesine bağlı olduğundan da iddia ve hevesimiz elimizden gelen ibaresiyle sınırlı kalmaya mahkûmdur ki bu sınırın adı hakkımızda Allah’ın dilemesi miktarıdır.

Yapıp ettiklerimizle alakalı bedeni veya ruhu suçlamak gibi bir şey olamaz çünkü biz her ikisiyiz. Dahası belki ruhun kendisi bir sınav vasıtası değildir ama bedenlerimizin birer sınav vasıtası olduğu muhakkaktır. Yani ahlaksızlıklara yelken açmalarımız, zina gibi edepsizliklerimiz, vücudumuzu sergileme gayretlerimiz, perhiz gibi bir şeyleri kendimize haram kılıyor olmamız birer sınavdır.

Ruhumuz ise bir sınav vasıtası olmasa da sınavın sabit, şaşmaz ve yalan söylemez şahidi durumdadır.

Kul bedenini güzelleştirmekten ziyade ruhunu güzelleştirmek, maneviyatını güçlendirmek zorundadır ki ruh isteğin başı, iradenin ilk adımı, söz ve fiillerin ilk ateşleyicisi durumundadır ve beden sadece bu emri yerine getiren hücrelerden ibarettir.

Bunun tam aksi ruha bahşedilen ecel süresince bedeni temiz ve sağlıklı tutmaya gayret etmek kulun görevidir ki ruh eceline varabilsin ve dinamizmi ile daha çok ve faydalı ameller üretebilsin.

Son söz; ruhun gıdası müzik değil imandır.

Rabbim kullarına sağlıklı bedenler ve has ruhlar nasip etsin.
Rabbim imanımızı artırıp, nefislerimizi temizlesin.
Rabbim, maneviyatımızı cennet ahlakına yaklaştırsın.
Rabbim bedenlerimizi sağlıklı ruhlara yakışır ahlak ve güzellikte mütevazi kılsın.
Rabbim bedenlerimize yaptığımız zulümler yüzünden, hırs, şehvet ve doymak bilmez nefislerimizden ötürü kirlettiğimiz ruhlarımız için bizleri bağışlasın.
Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir