Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Sadaka ve zekatta esas olan niyettir
imanilmihali.com
infak

Sadaka ve zekatta esas olan niyettir

Sadaka ve zekatta esas olan niyettir

Zimem defteri uygulaması eski bir Türk yardımlaşma geleneğidir. Zimem defteri borçların yazıldığı “borçlar defteri”, kasap, manav, terzi gibi esnafın tuttuğu bu borç defterinin günümüz tabiriyle adı veresiye defteridir. Atalarımız dinimizce teşvik edilen hayır ve hasenatın farklı adetler halinde yapagelmişlerdir. Peygamberimizin belirttiği, kıyamet günü arşın gölgesinde gölgeleyecek olan yedi sınıf insandan biri, sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak şekilde sadaka veren kişi olmayı arzulamıştır.

Bu amaçla varlıklı kimseler özellikle ramazan ayında tebdili kıyafet ederek hiç tanımadıkalrı mahallelerin esnafına giderdi. Zimem defteri baş, orta veya sondan rastgele açılır, borçlunun kim olduğuna bakmadan hesabı yaptırılır ve buna göre ödemesi yapılırdı. Ne borcu ödeyen kimi bu borçtan kurtardığını, ne de borçlu kimin borcunu kapattığını bilmezdi. Böylece ihtiyaç sahibi kimseye minnet duymamış, varlıklı kişi de gösterişten uzak, hiçbir çıkar göz etmeden infak yapmış olurdu.

Keza malum çeşmeler vardı ki varlıklı kimseler o çeşmelere infak miktarınca para veya altın bırakır ve gider, ihtiyaç sahipleri belirli zamanlarda o çeşmelere gelerek o bırakılan paradan ihtiyacı miktarınca alır ve giderdi. Sonraki gelenler de aynısını yapar kimse bırakanı da alanı da bilmezdi.

İnfak İslam emri istikametinde Türk geleneği şeklinde bu denli hassas, gösterişten uzak ve özenle yapılırdı. Zamanımız infakları ise maalesef bu manadan bir hayli uzaktır.

Sadaka ve zekat infakın iki başlığıdır ve sadakada esas olan muhtaç olanın istemesi ve varlıklı kimsenin vermesi, zekatta ise varlıklı kimsenin kimse istemeden vermesi gereken miktarı muhtaçlara ulaştırmasıdır. İnfakın ramazan ayında yemek miktarına denk uygulanan haline ise fitre denir. 

Zekat ile ilgili en büyük yanlış verilecek maddi miktarın, mal ve servetin kırkta biri olduğudur. Oysa ki doğru miktar “ihtiyaç fazlası”dır. Dahası Allah rızasından başka bir niyet gözlemek, gösteriş ve riyaya sapmak, bazı kesimlere menfaat umuduyla sürekli yardım yapmak, yardımı dillendirmek hatta reklam etmek yapılacak en büyük hatalardandır. Söz gelimi dul kadınlara sürekli ve ısrarla yardım edip tebessüm beklemek (!) gibi bir yanılgı sadece zekatı sakatlamakla kalmaz, kulu zinaya da yaklaştırır.

Keza sadaka varlıklı kimselerde durmakta olan ihtiyaç sahiplerinin hakkıdır. Kul, kendisinin yemediği şeyi sadaka diye vermemeli, fitreler ve sadakalar elden verilmeli, Peygamberimizin ifadesiyle “dilenci at sırtında da gelse” verilmelidir.

İnfak, aradan çıksın diye yapılacak bir amel ve ibadet değildir, belli bir zamana ait değildir. Kul, karşısına çıkan kimsenin gerçekte kim olduğunu bilemez. Olur ki o bir sınav için kulun karşısına çıkarılmıştır.

Aynı şekilde, zenginleşmek hırs ve isteğiyle infakta cimri davranmak Yüce Allah’ın arzu etmediği şeylerdir ki komşusu açken tok yatanın imanı sorgulanmaya muhtaçtır. Kaldı ki çöp toplayan onlarca çocuk, işsiz sayısız adam, muhtaç ve çaresiz yüzlerce kadın varken birilerinin para biriktirmek heves ve gayesi gözden geçirilmesi gereken bir kötü huydur.

Cimrilik Kur’an’da zinhar yasaklanırken Yüce Allah cömertliği övmekte ama savurup muhtaç duruma düşmeyi de yasaklamaktadır. Para kazanmak yasak değil ancak zenginleşmek hırsı yasaktır. Kul çalışmalı, üretmeli, kazanmalı ve elden geldiğince ve mümkünse gizlice infak etmelidir. Savurup muhtaç duruma düşmek ise aklı kullanamamak, israf ve günahtır. Keza ailenin ve akrabaların hakkı olanları bir kulun heba etmesi hak yemektir.

İnfakın güzel olanı gizli olanı olsa da bazen örnek olmak, bu güzel huyu yaygınlaştırmak için açıktan yapılması da caizdir. Unutulmaması gereken güzel niyettir ki bu açıktan yardım özendirme maksadı taşıdığı sürece güzel, gösterişe yaklaştığı anda çirkin ve nafiledir.

İnfakta niyet sadece Allah rızasıdır ki kul başkaca niyetler göz etmemelidir. Gözedilen ve arzulanan ne ise kulun alacağı nasip te odur. yani kullara gösteriş veya yaranmak için yapılan infakın karşılığını o mesaj yollanan kullar verecek, Allah indinde nasip olmayacaktır. Sadece Allah rızası göz eterek yapılan infak ise yapana sayısız müjdeler nasip edecektir.

İşte yukarıda bahsedilen zimem defteri ve Osmanlı çeşmeleri bu ilkelere uygun muazzam örneklerdir ki Türk ve İslam kültürünün bileşkesi bu güzel huylar cihana örnektir. Yine bu hal o devir insanlarının yüksek ahlakına ve dini akidesine de ispat teşkil eder.

Zamanımız infaklarına bakıldığında ise durum içler acısıdır. Kurban kesen millet koç görsün veya daha fazla et çıksın gayesiyle keserken, infak eden marketlerdeki ucuz mamüllerden teşkil kolilerle göstere göstere yardım ederken, niyet ve ameller, Türk kültürü, güzel ahlak ve dini vecibelerden bir hayli uzaktır. Abartılı iftar çadırları ise işin süsü biberidir. 

Ticarette, sosyal ilişkilerde, komşuluk bağlarında, aile içi yardımlaşmalarda esas olan yardımın; saf niyetle, doğru kişiye, geciktirmeden, yeterince, gösterişe kaçmadan yapılmasıdır. Tüm salih amellerde olduğu gibi infakta da esas yakın çemberden başlamak ve imkan nispetinde halkaları büyüterek uzaklara ulaşmaktır. Yani kişi önce ailesine, ana babasına, akraba ve komşularına uzanacak, sonra çemberi genişleterek mahalleye, semte, ile uzanacaktır.

Devlet infak mekanizmasının zorunlu elemanıdır ki yoksul ve muhtaçlara yapılması gereken ilk yardım devlet eliyle yapılmalıdır. Muhtarlardan ve kaymakamlardan başlayarak kurumlar ihtiyaç sahiplerini tam ve doğru tespit etmeli, onları tembelleştirmeye sevk etmeden ve dilenci vaziyetine düşürmeden (!) devletin sıcak elini uzatmaya vesile olmalıdır.

İnfak edilen kimselerin dilenci haline getirilmesi yani sürekli yardım yapılarak çalışmasına gerek kalmaz hale getirilmesi doğru değil hatta yanlıştır. Buna maddi olmayan yardımlarda dahildir. Söz gelimi kömür yardımı alan kimse her yıl yeterince kömür alır ve bunu yıllarca sürdürürse asla kömür parası kazanmak için gayret etmeyecektir.

Devlet eliyle yapılan yardımların belli bir maksat, siyasi çıkar veya beklenti için yapılması ise kötülüklerin şahıdır ki o yapılan yardımda tüm halkın vergileri vardır ve vergi zekattır. Kuldan devlete giden vergi adlı tüm ödemeler kulun devlete ve yurttaşlara zekatıdır ki maksat yatırımlara ve muhtaçlara yapılacak infaklara temel teşkil etmesidir. Bu zekatın kötüye kullanılması yani siyasi çıkarlarla vs. istismar edilemesi zekata ihanettir.

İnfakı alan herkes için bu kural geçerlidir. Yardım alan kimse haram yollarda harcamaya giderse yardım edene bir günah yoktur ama alan ve harama harcayan günah işlemiş olur. Yardım eden de mümkünse o yardımı harama yatıracağını bildiği kimselere yardımdan uzak durmalı, en azından yardım miktarını düşük tutmalıdır. İlke olarak veren mübah, alan günah işlemiş olur ama aslolan asıl ihtiyaç sahiplerini bulmaktır.

Belli bir maksat, kişisel hırslar, siyasi farklılıklar nedeniyle bazı ihtiyaç sahiplerini gözardı etmek ise Allah’ın emrine ters davranmak ve infakı bir şer aletine dönüştürmektir. Kişiler ve devlet kurumları vatandaşlar arasında ayrım yapmamalı, kişisel hırs ve küskünlükler bir kenara bırakılmalıdır.

İnfakı alan da vereni bilse de bilmese de hayır duasını eksik etmemeli, yardım alan halinden yardım eder hale gelmek için çalışmaya devam etmeli ve Allah’a şükretmelidir.

Yardıma muhtaç olduğu halde yardım alamayanlar için ise haram yollar ve günahlar mübah değildir. Yani parasızım diye çalmak değil, parasız olsa bile çalmamak esastır.

Vakıflar infakın tam ortasında duran ve devlet eliyle yardımları dağıtmayı görev edinen sosyal kurumlardır. Kul kişilere ulaşmakta zorluk yaşıyorsa bu yardımını vakıflar eliyle yapabilir ama buradaki tehlikede şudur ki o vakıf kuruluş maksadına uygun, seviyeli, ahlaklı, adaletli olmak zorundadır. Çünkü vakıflar mukaddes yuvalardır ve hayır maksatlıdır. Buraların gelirlerini israf etmek veya yanlış maksatlarla kullanmak yardım edenlerin ve yardım alması gerekip te alamayanların tamamının hakkını yemektir ki günahı büyüktür.

Özetle; İslam ahlakı infakı emreder, sadaka, fitre, zekat gibi maddi yardımların tamamı bu kapsamdadır. Bu yardımlar doğru kişilere ve usulünce yapılır ve niyet sadece “Allah rızası” olursa sevabı büyüktür. Niyet sapar, infakla baskı ve menfaatler öne çıkarılırsa o amel sahibine kardan çok zarar verir.

Günümüz insanları için geçmişin güzel örnekleri faydalı ve denenmiş uygulamalardır. Kişi yakın çemberden uzak çembere doğru israfa ve savurganlığa kaçmadan, ihtiyaç sahiplerini dilencileştirmeden infak etmeli, yardıma muhtaçlara balık vermek yerine balık tutmayı öğretmeyi esas almalıdır.

Bu maksatla mesela muhtaçlara yardımı sürekli hale getirmek yerine o kimseyi bir işe yerleştirmek daha doğru ve kalıcı olandır. Dahası bu davranış şekli, o kulu kötü yola ve haramlara yönelmekten de uzak tutar.

Bazı insanlar sadaka ve yardım istemeyecek kadar gururludur ki bakışları kendisini ele verir. Bunları göz ardı ederek arsız ve ısrarcılara yönelmek te hatadır. Aksine o gururlu kimselere, gururlarını incitmeden yapılacak yardımlar belki çok daha makul ve muteberdir.

Sadaka ve zekatta esas olan niyettir. İnfakta esas niyet olduğundan da doğrusunu, maksadını ve sevabını da sadece Allah bilir. Bizler umarak ve Allah rızasına nail olabilmek umuduyla yardım eder, paylaşırız. Gayret bizden inşallah galibiyet Allah’tandır.

Rabbim bizleri makul, kamil ve has kullarından eylesin.

Rabbim hayır ve hasenatlarımızı makbul ve kabul eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen cimrilik nedir

Dinen cimrilik nedir

Dinen cimrilik nedir Cimrilik; ihtiyaçtan fazlasına sahip olduğu halde paylaşmayan, eli sıkı olan, ihtiyacı olmadığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir