Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / Sade yaşamak imandandır
imanilmihali.com
Sade yaşamak imandandır

Sade yaşamak imandandır

Sade yaşamak imandandır

Ömür, upuzun bir yolculukta verilen yirmi dakikalık çay molasıdır veyahut Peygamberimizin buyurduğu gibi az sonra yola koyulacak yolcunun bir ağacın altında gölgelenmesidir.

“–Benim dünyâ ile ne alâkam var ki? Ben bu dünyâda, bir ağacın altında gölgelenen, sonra da orayı terk edip giden binitli bir yolcu gibiyim.” (Tirmizî, Zühd, 44/2377)

Cenab-ı Hak’da şöyle buyuruyor; “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebut 29/64)

İnsan, bu hayat yolculuğunda sınırsız bir açlık, heves ve endişelerle yaşar. Hayaller, korkular, arzular hiç bitmez. Ve şükür bunlar arasında çoğu zaman unutulur gider. Hep daha çoğunu isteyen insan zalimdir, nankör ve cahildir. Afrikalı bir çocuğun en büyük hayalinin bir bardak temiz su olduğunu bilmeden beşeri telaşlarla koşturur durur.

Nefis ve şeytanlar, hevesleri temel ihtiyaçlardan yukarı çekip sevdalara taşır ve insanı o hevaların uğruna, bu sebeple de paraya esir ve aşık eder.

Tevekkülden mahrum, rızkı verene sadakatsiz insan, mal biriktirir, sonra sayar ve sayar ve sayar. Çokluk yarışına girer. Sanır ki güven o kenara konan üç kuruşladır. Sanır ki ölmeyecektir ve sanır ki o servetler bileğinin hakkıdır.

İlimden uzak, idraktan yoksun insan, hakikat ve bilgi yerine mal ve servetler aradıkça, ebedi mutluluğa da uzaktır. Ecelle elbet tanışacak olan insan, ebedi ve ölümsüz olmak isteği hiç bitmeyendir. O bu hırsın kurbanı olarak hep yarını yaşar ve bugün arada sıkışır kalır.

Çünkü nefis kötülüğü, açlığı, hırsı, büyüklenmeyi, bu uğurda değerleri yok saymayı emreder. Bu idrak ile aczini unutan insan olmadık heveslere makhum olur ve hayallere sığınır. Kibirle dolu hayatlar riya ve gösteriş maskesiyle birleşince de maneviyat maddeye mahkum olur ve izzet ve şeref maddede aranır hale gelir.

Şan ve şerefi Kur’an’da değil de lüks ve şatafatta arayan insanlık, israftan çekinmez, rızkı mala gömer. O malları ise çoğu zaman kullanamadan eskitir ve yenisi için ömürden birkaç sene daha eskitir. Marka tutkusu ile kendisini belli eden bu hırs ağaç kurdu gibi insanı içten kemirir ve öldürür.

Oysa ne yaparsak yapalım fakiriz ve zengin olan sadece Allah.

“ .. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz…” (Muhammed 47/38)

En büyük zenginliğimiz sıhhat, akıl ve zaman, bir de kalp. Buna rağmen ve fani iken bu arayışların sonu nasıl aydınlıklara çıkabilir? İnsanın ahiret için biriktirdiğinden ve bu dünyada yiyip içtiğinden başka sermayesi var mıdır?

Peygamberimiz buyuruyor:

“Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor. Ey Âdemoğlu! Yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki!?” (Müslim, Zühd, 3-4)

Servetler vebaldir, hesapa vesiledir. Şükür sınavıdır. Yokluklar ibadettir, sabır sınavıdır.

İhtiyacımızın karşılayanın arta kalanı bizim değilse bu hırs nedendir?

“Âdemoğlunun şunlar dışında bir hakkı yoktur: Oturacağı ev, bedenini örtecek elbise, yiyecek ekmek ile su koyacak kap.” (Tirmizî, Zühd, 30)

Lüks ve konfora ilah derecesinde tapan insanlık, muhtaçları görmezden gelerek, şatafat ve şöhret peşinde koşmakta, hep daha fazlasını isteyerek çıtalarını yükseltir, sonr abu çıta gereği artan masrafları için daha fazla beşeri meşguliyetlere gömülür ve sonra bu sahne birkaç kez daha tekrar edilir ve ömürler tamamlanır.

Haram ve helal ayrımı ise bu kargaşa da çoğu zaman kaybolur, muhtacın ve yoksulun o servetler içindeki hakkı da yiter gider. Çünkü tevazu ve sadelik yerine lüks ve konfora aşık bedenler, parayı ne şartla olursa olsun alde etme hırsıyla nefse tabi olanlardır.

yatırımlar hep bu dünya içindir ve herkes sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar. Oysa dünya ahiret tarlasıdır. mahsul burada ekilir ve orada biçilir. Bu idrak fıtratı tanıtandır ama nankör insan kafi nafaka yerine, sınırsız servetler hevesindedir.

Peygamberimizin duasında “Allâh’ım! Muhammed âilesinin rızkını kendilerine yetecek kadar ihsân eyle.” (Buhârî, Rikak, 17) buyuruyor. O’nun örnek ve mütevazi hayatı tüm mü’minlere örnektir, şiardır. O basit ve sade hayata, tevazuya kendisini adamış dünya süsleri yerine hakikatin çağrısına uyarak ahireti seçmiş nebidir.

İman, kalpte yaşayan yavru kuştur ve beslenmez veya ihmal edilirse ya yuvadan uçar gider veyahut ölür. Onu yaşatmak güzel işlerle, ahlakla, ibadetle mümkündür ki nefsani heveslere uyanlar ahiretlerini talan eder.

Ahirete iman, dilde kaldığı sürece, orada her bir kuruşun hesabının tek tek sorulacağını asla anlayamayız. Bize masal gelen ahireti anlayamadıkça da ahiret için çalışmamız mümkün değildir. Çünkü aklımız ve nefsimiz bizi mevcut olana, görülene, yaşanılan ana mahkum eder ve kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakmayı akıl edemeyiz. O sayede de ayetler görülemez ve beşeri dünya bizi esir alır.

Bu yanılgı faniliği de unutturan gaflete sebeptir ve tefekküre, zikre aşık olmayanlar için berzah ötesi hak ettiği kıymetten yoksundur.

Oysa iman ve tevekkül, iki cihan mutluluğudur. Yüce Allah dünyalık isteyene sadece dünyalık, ahiretlik isteyene hem dünyalık hem ahiretlik verendir.

“.. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.” (Al-i İmran 3/145)

Her iki cihanda mutlu olabilmenin sırrı, nefsi doyurmanın imkansızlığını, dünya süslerinin eğlence olduğunu, insanın fani bir hayat sürdüğünü ve hesabın varlığını idrake bağlıdır.

Peygamberimiz rızıkla yetinmenin erdemini şöyle bildiriyor: “Kanâat, bitmez tükenmez bir hazînedir.” (Deylemî, Müsned, 4699)

Mevcutla yetinmek, ihtiyaç fazlasının ahiret ateşlerine sebep olduğunu anlamak bu kanaate vesiledir. Bu idrakten yoksunluk ise çıktığımız cennete geri dönememe tehlikesidir.

Lüks ve gösteriş hiçbir zaman bir Müslüman açısından teşvik edilecek, övülecek, özenilecek bir şey değildir. Müslümana yaraşan vakar ve tevazudur. İslam dini üstünlük ve gösteriş gayesiyle eda edilen hiçbir şeye iyi gözle bakmaz. Aksine rızık olarak verilenler sadece sınav içindir ve emek varsa da rızıkların çoğu bilek hakkı olmaktan uzaktır.

Peygamberimiz: “Haberiniz olsun sade hayat imandandır, sade hayat imandandır, sade hayat imandandır” buyurarak, dünyanın gösterişinden, süsünden, lüksünden kaçınmanın ehemmiyetine vurgu yapmıştır.

Yüce Allah’ın iman edip salih amel işleyen kullarına rahat bir hayat ve esenlik vadetmektedir ve fakat bu maddi anlamda değil, huzur ve esenlik anlamındadır. Bu sadeliktir, manevi servettir ve aynısı dünya için de övülendir. Çünkü sade hayatı şart gören ve sade yaşayabilen hem maddiyata köle olmaktan kurtulur hem de manevi hazlarla daha fazla şükre ve itikada yönelir.

Sade hayat yaşamakla kast edilen insanın dışa bakan yüzünün sadeliğidir. Öte yandan içe bakan yüzde ise nice zenginlikler, servetler yatmalıdır ki gönüllere konan ilahi aşk ve iman lezzeti dünya servetlerinden yeğdir. Yani iç alem alabildiğince zengin olmalıdır.

Maneviyattan doğan hazlar yürekleri doldurdukça, kulun maddiyata yönelmesi ve paraya teslim olması zaten mümkün değildir. Dinin erdirici kıymeti, dışta yokluk ve çilede, içte sonsuz mutluluk ve sevinçte yatmaktadır.

Şeytanlar, medya, basın, internet yoluyla kullara hep tüketimi, lüksü, israfı telkin eder. Daha rahat ve konforlu yaşamları gaye gösterir. Oysa rahat denen hayat çoğu zaman nefsin razı olduğu hayattır. Maddi olarak rahat yaşamak hayalinin ise dinde yeri yoktur.

İslam’ın huzur ve esenlik olarak gösterdiği adres cennetler, çalışmak, kulluk ve ibadet için emrettiği adres ise dünyadır. O halde bu dünyada istenen rahatlık ve konfor değil çile ve sabırdır.

Manevi yönden zenginleşemeyen insanların ortak kaygısı maddi olarak rahatlamaktır ve bu sanal servetler ile yoksunluklar telafi edilmeye çalışılır. İçi zengin olamnların ise maddi endişesi asla yoktur çünkü onlar bahtiyardır. Ama ruh temiz değilse, bedeni temizlemek asla kafi gelmez. Niyet ve amellerin hepsi, için ve dışın hepsi temiz olmalıdır ki amellerin tümü ibadet olabilsin.

Kainat güzeldir, dünya güzeldir ama bu güzellik komplekslikte, şatafatta değil sadeliktedir. Cennetler ise çok daha güzeldir. İçi temiz ve güzel olanların arayışı işte bu gerçek güzellik sevdasıdır.

İslam’da güzeldir ve O’nun güzelliği sade eve anlaşılır olmasındadır.

Değer üretmeye değil, markalı ürün tüketmeye alıştırılan insan, doymak bilmeyen hırsıyla hem kendisine eziyet etmekte hem de başkalarının ekmeğine yağ sürmektedir. Servetlerin yücelerinden olan ömür serveti bu şekilde heba edilince de üretmeyi değil tüketmeyi esas alan bir insanlık doğuyor.

Netice olarak sade yaşamak imandandır ve israfa, lükse, şatafata, büyüklenmeye yakınlaşan her niyet ve amel risk altındadır. Rızık olarak bize verilenlerde başkalrının da hakkı vardır ve biz o hakları gasp ettiğimiz sürece de ne iç huzuru yakalayabilir, ne de etrafımıza fayda sağlayabiliriz. İç huzur yakalanmaya çalışılmadıkça da maddi huzurlar ile açlığımızı gidermeye çalışır ve nefse tabi oluruz.

Oysa asıl zenginlik kalptedir. Hayat denen yolculuk kısa bir moladır ve baki hayatta servetler maddi olmayacaktır. Orada geçerli para birimi (!) sadece iman ve tevekküldür. O halde o servetler peşinde koşarken, buradaki servetleri ahiret azığı olarak kullanmak ve başkalarına yardım etmek lazım gelendir. Bu yardımın yerine markaya, lükse, konfora harcanan bedeller ise hesap günü boynumuza ateşten halkalar olarak geri dönecektir.

Demek ki imanı kalpte yaşaytabilmenin, nefsi terbiye edebilmenin yolu, sade, tevazu ile, vakur ve Kur’an ile yaşamaktır. Yüce Allah’a karşı sabır ve şükür borcumuz bakidir. Bu borcu ödemek yerine beşeri meşgaleler ile koşuşturmak nefesi boşa tüketmektir.

Dinin övdüğü çalışmak ve helal kazançtır. Ötesi, istisnası olmayan bu durum haram demeden servet arayanlara nasihattir. Çünkü konfora ilah diye tapanların harama bulaşmaması mümkün değildir. Ve haram işin içine girerse de akibetlerin huzur ve esenlik getirmesi olası değildir.

Doğru ve lazım olan sade ve namuslu yaşamak, fani ve aciz olduğunu unutmamaktır.

Konforlu ve haram kokulu yaşamlar sizi bu dünyada ünlü yapsa da, ahirette bir damla suya muhtaç eder.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir