Anasayfa / Global siyonizm / Sağlık globalizmi
imanilmihali.com

Sağlık globalizmi

Sağlık sektörü aslen küreselcilerin ilgi alanıdır ama siyonistleri ilgilendiren yönleri de vardır. Meselenin para, tedavi ve ilaç kısmı küreselcilerin, genlerin şifresi, beden yapılarındaki farklılıklar gibi bahisler siyonizmin ilgi alanındadır.

“Sağlık ve sosyal yardım hususlarında takip ettiğimiz gaye şudur: Milletimizin sıhhatinin korunması ve takviyesi, ölümün azaltılması, nüfusun arttırılması, bulaşıcı ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi, bu suretle millet fertlerinin dinç ve çalışmaya kabiliyetli bir halde sıhhatli vücutlar olarak yetiştirilmesi…” 1922 (Atatürk’ün S.D. I, S. 217)

Hemen hemen tüm sağlık kurum ve kuruluşlarının amblemleri ağaç, dal veya kadehin etrafına sarılmış halde duran yılanlardan oluşur. Tıp, veterinerlik, diş hekimliği ve eczacılık fakültelerinin amblemlerinde yer alan bu figürler Yunan mitolojisinden gelir. Eski zamanlardan beri kutsal kabul edilen ağaç (asa) ve yılan, hayatı ve yenilenmeyi temsil eder. Kökleri sayesinde toprağın hem altı hem de üstüyle bir bağı olan ağaç, deri değiştirip yenilenebilen ve tıpkı ağaç gibi toprağın hem altında hem de üstünde yaşayabildiği için iki alemle de bağlantısı olduğuna inanılan yılan, insanın ölümsüzlük arzusuna yapılmış bir göndermedir.

Yunan ve Roma mitolojilerinde müzik, sanat ve güneşin tanrısı olarak bilinen Apollon’un Koronis’ten olan oğlu Asklepios tıbbın ve sağlığın tanrısıdır. Tıptaki iki sembolden biri olan tek yılanlı asanın Asklepios’a ait olduğu ve hekim tanrının yanında her zaman yılanlı asası, gümüş tası, horozu ve köpeğiyle dolaştığı söylenir. Asa, Asklepios’a eşlik edip yorulduğunda ona destek veren bir denge aracıdır. Gümüş tas ilaçlarını hazırladığı kabı, horoz doğan güneşi haber veren yardımcısı, köpek şifa dağıtıcı kutsal hayvanıdır. Asklepios’un asasına sarılı yılan ise hem hastalığın hem de sağlık ve gücün simgesidir. Asklepios kültüne göre hekimler tıpkı bir yılan gibi dilsiz olacak ve hastalarının sırlarını kimseye söylemeyeceklerdir. Görüldüğü üzere Hipokrat yemininin temelleri de Asklepios’a dayanır.

Bir asaya sarılı iki yılandan oluşan ve “caduceus” adı verilen diğer sembol ise Hermes’in (Hz. İdris) asasını temsil eder. Bu asanın anlaşmazlık içinde olanları uzlaştırma gücü bulunur. Asasının gücünü denemek isteyen Hermes, asayı birbirlerine tıslamakta olan iki yılanın arasına sokar. Yılanlar kavgalarını unutup asanın etrafına dolanırlar ve o günden sonra hep o şekilde kalırlar. Bu çift yılanlı asanın üzerinde bir de kanat bulunur. Kanatlı sembol Türk Tabipler Birliği’nce tıp sembolüne ek olarak kullanılsa da, Dünya Tıp Birliği tarafından kabul edilen resmi sembol değildir. Semboldeki kanatlar, Orta Asya mitolojisine ve şaman kültürüne dayanıyor. Bu kanatların insanları tüm kötülüklerden koruyan ve hastalığa neden olan kötü ruhları kovan puhu kuşunun kanatları olduğu ifade edilir.

Türk Tıp tarihinin kurucusu sayılan Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, Atabey Ferruh’un 1935 yılında Çankırı’da yaptırdığı darüşşifada kayanın üzerindeki iki yılanlı bu asa figürünü görüp hekimliğin sembolü olarak kullanılmasını önerir. Ünver’in önerisi 1937 yılında kabul edilir ve iki yılanlı asa figürünü kullanmak ilk kez Türk hekimlerine nasip olur. 1956 yılında ise Dünya Tıp Cemiyeti bu figürü Dünya Tıp Birliği’nin sembolü olarak benimsemiştir.

Şimdi bir de şunu hatırlayalım; Satanistlerin meşhur Baphomet putunda (keçi başlı şeytan figürü) kucakta yer alan asa ve o asaya sarılı iki yılan vardır. O yılanların burada anlatılanlarla alakası var mıdır? Asaya sarılı yılan ile anlatılmak istenen basit manayla bilgelik, ketumiyet ve sağlık mıdır? Yoksa Allah’ın hükmüne (asaya) sarılı iblisin gayret, kuşatma ve muzafferiyeti mi? Amblemlerle konuşan, sembollerle iş gören siyonizm, yeni bir aldatmacayla ölesiye bir tutkuyla bağlı olduğu sağlık sektörüne, amblemden başlayarak kazık atmış olmasın?

Rockefeller ailesi sağlık ve beslenme alanına el atana kadar tıp ilmi; hastalık ve kaynakları ile topluca meşgul olmakta, hastalığı tüm çerçeveleri ile birlikte ele almaktadır. Lakin sonraları siyonizm tıp alanını ilaç ve endüstri aracı yapmış, yemin sözde kalarak, tedaviler kaynağı kurutmaya değil o an için hastanın sorununu gidermeye odaklatılmıştır. Bu ise ilaç satma sektörüne ve sağlık endüstrisine yol açmıştır. Ayrıca alternatif tıp adına olan her şey bu ailenin teması sonrası gayri ilmi ilan edilmiş, halk sağlığı ikinci plana atılmıştır. Sağlık konusunda siyonizmin en büyük şeytan dokunuşu ise zihinlerde yarattığı eceli engelleyenlerin doktorlar olduğu yanılgısı, otistik çocukların (haşa) üretim hatası olduğu yalanıdır.

Bu sektör, siyonizmin en kıymet verdiği barışçı öldürme-hasta etme-kısırlaştırma silahıdır. Ülkelerde tıp fakültelerini bedava açan, dünya ilaç ve sağlık örgütlerinin tamamına sahip siyonizm, doğu tedavisine dayalı halk sağlığı ilkesini inatla yıkarak, yerine sağlık ve ilaç endüstrisini koymakla, bu uğurda bedava hastane ve fakülteler açarak, burada yetiştirdiği doktorlar eliyle sağlık ve ilaç sektörüne egemen olarak devrededir. Siyonizme göre hastalık yapan etkenlerin giderilmesi ve ilaçların bir yeri tedavi ederken başka bir yeri bozması önemli değildir. Mühim olan bolca para getirecek tarzda ilaca dayalı tedaviler üretmek, sebepleri çürütmeden –hasta sayısını azaltmadan- halkları hasta ederken, kendisinin ürettiği ilaçlarla kısırlık, tansiyon, kalp, kanser gibi kalıcı hastalıkları bedenlere yerleştirmek, bunu yaparken de muazzam paralar kazanmaktır. Kemoterapi şaibeli olduğu halde neden hala yaygındır da mesela İsrail’de kullanılmamaktadır? Keza kanser vakaları neden İsrail’de çok düşük seviyelerdedir? İlacı bulunan ama insanlığa sunulmayan kanseri endüstrileştiren şeytanlar kimlerdir?

Modern tıbbın Rockefeller desteğiyle bilhassa 1978 senesinden itibaren aldığı şekil, doğunun ruha ve öze dayalı tedavisini terke zorlayan, yerine bedeni makine ve hastalığı sadece mikrop kaynaklı gören endüstriyel bir sanal tıptır. Hastalığın evveliyatını, sosyolojisini, sebeplerini yok sayan, hastalık kaynaklarını çürütmekle uğraşmayan bu noksan tıp, ilaç satarak zenginleşirken başkaca hastalıklara sebebiyet vermek, arıza ve hastalığı ameliyatla gidermek adına bolca radyasyon yüklü film çekimleriyle bedeni daha ciddi hastalıklara sevk etmek, neticede geçici, pahalı ve noksan tedavilerle tıbbı, kapitalizmin nirengisi ve hastaneleri finans araçları yapmaktadır.

Ayrıca tekelleşme özleminin altında yatan bir diğer gerçek atalarına (!) ait bazı rakamsal/genetik tespitlerin engellenmesi, genetik araştırma projelerinde yetkili kılınması, bedenlerin cennet yaşamına uygun hale gelmek için doğal yoldan gelişimine ilaç ve enjeksiyonlarla engel olmaya çalışmasıdır. Ayrıca organ bağışları ve nakilleri siyonizm elindedir. Kan ve doku bağışları da. Adli tıp doktorları da onların atadıkları kimselerdir.

Bedava dağıtılan aşı ve süttozları hala akıllardadır. Her doğan bebeğe ilk anda vurulan mecburi aşıların içerisinde neler olduğunu bilen yoktur. Dünya genelinde ilaç üreten sektörler siyonizmin elindedir, yeni veya zararlı ilaç/aşılar, rızası dışında habersizce kobaylaştırılan insanlar üzerinde denenmektedir. Dünya sağlık örgütünün siyonist yöneticileri yarattıkları suni hastalık ve endişelerle ilaç tüketimini artırırken, dünya nüfusunun gelecek yıllarda artmasına da (!) bu sayede engel olmaktadırlar.

Artan kanser, kalp, tansiyon, fıtık, düşük, otizmli çocuk vakalarına bu gözle bakmak lazımdır. Lüzumsuz ilaç kullanmak, antibiyotik sevdalısı olmak, virütik vakalarda işe yaramayacağı bilindiği halde ısrarla aşı ve ilaçlara dadanmak algılarını yaratan da Siyonizm’dir, siyonist doktorlardır. Keza yabancı ülkelerde sağlığa zararlı olduğu için satıştan çekilen çoğu ilaç gelişmekte olan ülkelerde satılabilmektedir. Asla unutulmamalıdır ki vücudun bir yerine iyi gelen ilaç mutlaka bir başka organa zarar vermektedir. Bu nedenle zorunlu olmadıkça ilaç kullanılmamalıdır. Batılı ülkelerde ilaç sektörü hastalara koca tazminatlar öderken, geri kalmış ülkelerde dava açmak bile imkansızdır. Yerli ilaç firmalarının teker teker satılması – kapanması da siyonizmin bir başka zaferidir. Daha fazla gerçek ve örnek bulmak isteyenlerin Soner Yalçın’ın KARA KUTU kitabına göz atması kafi gelecektir.

Reiki, yoga, şakra gibi süslü sözlerle içsel güçlere inandıran siyonizm, alternatif denilen doğunun akupunktur, biyoenerji gibi geleneksel tedavilerine de giden yolları kapattı.

Diyet-perhiz-beslenme siyonizmi ise toplumları önce sağlıksız gıdalarla obezite mahkumu yapmak, sonra hareketsizliğe boğarak bilgisayarlara mahkum etmek, sokakları endişe kaplatarak evlatları balkonlara sıkıştırmak, sonra alınan fazla kiloları vermek için yine insanlara haplar satmak, diyet programları uygulatırken bazı gıdaları haram ettirmek, ilaç ve iğnelerle zayıflatmaya çalışırken vücutların dirençlerini tamamen ortadan kaldırmak… bu sayede insanlığı güçsüz, kısır, kalp – tansiyon hastası yapmak siyonizmin para getirici ama hain, üstelik din dışı eylemidir.

Üç beyazı düşman listesine koyanlar şekerin enerji olduğunu, tuzun mikropları öldürdüğünü ve gözlerin daha iyi görmesini sağladığını, unun karbonhidrat olarak kısa vadede güç verdiğini ve yararlarını elbette biliyor. Aşırısı zararlı olan bu gıdaları hepten yasaklamak iyilikten çok kötülük vermekteyken… yasak nedendir?

Hemen hatırlanmalıdır ki; atalarımız bolca yer ama bolca hareket ederdi. Kur’an bolca yemeyi ama israf etmemeyi, bir iş ve oluşu tamamlayınca derhal yenisine koyulmayı emreder. Yani Kur’an rızıklardan bolca yemeyi ve boş oturmamayı, hareketi emreder. Bunun dindeki izahı şudur; ibadet yapacak kadar yemek sünnet, yaşayacak kadar yemek farz, israfa varacak kadar yemek haramdır. İş ve oluşun ise her türü niyet has, kendisi faydalı ve güzel olduğu müddetçe ibadettir.

Perhizin Hristiyanlıkta bir ibadet şekli olduğu, bazı gıdaları kişinin kendisine haram etmesinin şirk olduğu asla unutulmamalıdır. Buna rağmen siyonizm sıfır beden modasıyla hem dine aykırı davranışları, hem bedene eziyeti, hem de teberrucu (kadının kocasından başkaları için süslenmesi), hem de ruh güzelliğinden ziyade bedeni güzelliği teşvik eder. Lüks ve israf için, şehvet ve müstehcenlik, moda ve marka merakı için, sağlık sektöründeki getirileri için zaten bu şarttır. Nüfusun sağlıksızlaştırılması ve bünyelerin ibadet edemeyecek, savaşamayacak kadar zayıf ve hastalıklı olması da siyonizm hedefleri arasındadır. Türk geleneklerinde sıfır beden tutkusu asla yoktur. Aksine balık etli dediğimiz güçlü kadın tipi söz konusudur. Kaldı ki zayıflamak için yutulan haplar mahiyeti belli olmadığından hastalığa davettir ve keyfi mide bağlatma türü ameliyatlar iblisin yaratılanı değiştirmek yeminine uygun davranmaktır.

Laboratuvar dünyaları da tüm sağlık sektörü gibi küresel siyonizmin tekeli altındadır ve bilinen pek çok virüs kaynaklı hastalık (biyolojik silah) buralarda imal edilmektedir. AİDS, domuz gribi, kuş gribi, corona virüsü türü viral hastalıkların doğadaki hayvanlardan geçtiği yalanına kargalar bile gülmektedir. Lakin Siyonizm bu hastalıklar ile hem nüfusları azaltmakta, hem ölüm korkusu yerleştirmekte, hem güç gösterisi yapmakta ve hem de hedef ülkeleri ticari olarak çökertip kendisi zenginleşmektedir.

Siyon ve küreselci üst aklın sağlığı kontrol altında tutma gayretlerinden bir tanesi de elbette geliştirdiği suni mikroplara dünya devletlerinin kendisinden habersiz veya izinsiz tedbir getirememesi isteğidir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 74 = 82