Anasayfa / DAHA FAZLA / Güncel / Sahabeler döneminde yaşasaydık
imanilmihali.com
melekler

Sahabeler döneminde yaşasaydık

Sahabeler döneminde yaşasaydık

HZ. PEYGAMBER ZAMANINDA HAYATTA OLSAYDIK NASIL YAŞARDIK?

Resulallah’ı ve sahabeleri hepimiz seviyor ve baş tacı ediyoruz. İslamiyet’in yeniden ve bir kez daha Asr-ı Saadet dönemine döneceğini umarak özlemle güzel günler bekliyoruz. Elhamdülillah hepimiz Müslüman ve mü’miniz. Her birimiz Kur’an’a bağlı ve Peygamber sünnetlerinin takipçisiyiz. Her sözümüz ve her adımımız Allah ile başlıyor. Bu çağda, bu coğrafyada İslam adına mevlidler okuyup, lokmalar döktürüp, çocuklarımızı Kur’an kursuna gönderip, cuma namazlarında camilere doluyoruz. Oruç tutup, kurban kesip zekat veriyoruz. Hepimizin evlerinde başköşede ve duvarlarda birer Kur’an var çok şükür.

Ama gerçekte ne kadar İslam, ne kadar Müslüman ve ne kadar mü’miniz? İman, ibadet ve ahlakımız ne seviyede? Allah ve Peygamber ile irtibatımız ne durumda? Kur’an’ı, Allah kelamını kaç kere anlayarak okuduk ki hayatımıza tatbik edebilelim? Bırakın Kur’an’ı kaçımız Fatiha suresinin mealen anlamını bir çırpıda söyleyebilir ve Kur’an’ın kilidi Fatiha’nın Allah’a verdiğimiz söz olduğunu kaçımız bilir? Bakara suresinin anlamındaki sığır neden önem arz eder? A’raf suresinde İblisin Allah’a karşı gelmesindeki maksadı ve kıyamete kadar ki kinini kaçımız bilebilir? Fıtrat, kader, gayb nedir, gıybet ve iftira neden kötüdür, zulmetmek neden öldürmekten beterdir, geçmiş kavimler neden helak edildi acaba kaçımız bilir?

Peygamberin yaşadığı zaman ve coğrafyada komşu ve arkadaşları hatta akrabaları iman etmezken, ahlak abidesi her gün yanlarından gelip geçerken iman etmeyen cahil müşrik toplumu gibi bugün aradan on dört asır geçtikten sonra bizlerin imanı ne durumda?

Cahiliye dönemi Araplarından ne kadar farklıyız? İman çemberinde Peygamberimizle Asr-ı Saadet döneminde gönül birliği yapan sadık kullardan ne kadar pay çıkartabildik yaşantımıza?

Bu makineleşmiş ve dejenere toplumda, insanlığın unutulduğu zaman diliminde ve çamura batmış medeniyet içinde daha kötülere bakarak kendimizi “iyi” ve “ahlaklı” birer mü’min diye tanımlayabiliriz ne var ki Sevgili Peygamberimiz bugün yaşasa ve evimize iki gün misafir olsa bizim hakkımızda ne düşünürdü, ya biz sahabeler döneminde yaşasaydık halimiz nice olurdu?

O zamanlar insanlar hatta şimdi kâfir diye tanımladıklarımız Allah’a pekâlâ iman ediyor ama araya şefaatçi, yardımcı vasıtalar, Rab’ler, kimseler, aracılar, putlar, cinler koyuyordu. Yani Allah ile kul arasına birilerini sokuyorlar, onlara yaltaklanıyor, onlara kurban, hediye ve haraç veriyorlardı. Şimdi biz aradan bunca zaman geçmişken bu dönem cahillerinden ne kadar farklıyız?

Şöyle bir tasavvur edelim

Gelin zamanlardan o zamana, yerlerden o yerlere gidelim ve kendimizi önce Mekke sonra Medine sokaklarında hayal edelim.

Önce Mekke’deyiz. Peygamberimiz daha nebilik görevini almamış, toplum batıl dinlerin kıskacında, fal, içki, kumar, fahiş fiyatla ticaret, fuhuş, zulüm, pislik, tefecilik kol geziyor. Kervanlara saldırılıyor, hırsızlıklar ve hastalıklar dört yanda, kız çocukları şehveti duygular için araç olmasın diye daha doğarken diri diri toprağa hem de törenle gömülüyor. Her tarafta hatta Kabe’de yüzlerce put var. Zenginler, soylular, kalabalık aileler revaçta. Yokluk, açlık pençesinde fakirler ve saraylarda, zevk-i âlem içinde sarhoş olup her türlü ahlaksızlığı yapan kimi zenginler.

Cinlerden, güneşten, fal oklarından medet umanlar, sihirbazlar, hokkabazlar, şarlatanlar, yalakalar, firavun alkışçıları sokaklarda… onlarca dine, yüzlerce değişik puta mensup kabileler, aileler, devletler.

Öte yanda kişi ve toplum yaşamında bir şeylerin yanlış olduğunu gören ancak kendisinde düzeltecek gücü bulamayan ve bu işi nasıl yapılacağını bilmeyen temiz kalpli azınlık, İbrahim Peygamberin hanif dinine bağlı temiz yürekli bir kısım insan ve arayış içinde ümitsiz kalpler.

Ve arkadaşları Muhammed. Tertemiz, çalışkan, dürüst, namuslu, ahlaklı, güvenilir. Daha nebilik görevine mazhar olmadan bile güzel ahlakıyla herkesin beğenisini kazanmış bir güzel insan.

Derken Yüce Allah’ın emri ve izniyle Kur’an insanlığa bir umut ve ışık olarak inmeye başlıyor Sevgili Peygamberimizin şahsında. Önce Peygamberi, sonra yakınlarını ve sonra tüm insanlığı içeren emir, yasak ve öğütler peşi sıra iniyor kalplere, dudaklara.

Cariyenin, kölenin, fakirin, mazlumun, dürüst ve doğru olanın hakkını koruyan mükemmel bir din doğuyor kararmış insanlık ufuklarına.

Haram, helal, farz, günah, sevap kavramlarıyla tanışıyor toplum. İnsanlık bir damla sudan yaratıldığını, tatlı ve acı suyun karışmadığını, Âdem, Nuh, Musa ve İsa Peygamberlerin hikâyelerini, helak edilen kavimlerin kıssalarını öğreniyor insanlar Kur’an ayetlerinden.

Derken kız çocuklarını öldürmeyin, haram yemeyin, Hac edin, infak edin, aklınızı kullanın, komşuya, fakire, yolcuya, yetime hakkını verin, eşit ve adil olun, barış ve kardeşlikten yana hep güzel söz söyleyin, anne babaya öf bile demeyin, yalan söylemeyin, Şeytandan uzak durun, puta tapmayın, riya ve şirkten fersah fersah kaçının, sadece bana kulluk edin….daha nice emirler ile karşılaşıyor toplum.

Toplum karşısına cennet ödülü ve cehennem cezası çıkıyor ayetler indikçe. Zenginler düzenleri bozulduğundan rahatsız. Artık köle ve cariyelere öyle davranamayacak, ticaret imtiyazları kaybolacak, gelirleri azalacak, vergi – zekat vermek zorunda kalacaklar, yalan ve fahiş fiyattan kaçınacaklar, tefecilik yapamayacaklar vb… Zenginler ve bazı ileri gelenler rahatsız.

Ya karşı çıkacak ya rol yapacaklar. Karşı çıkanlar işi savaşa kadar götürüp muvaffak olamamışken, rol yapan münafıklar gayet başarılı oldular ve hala aramızda yaşamaktalar.

Medine…ticaret ile zenginleşen Mekke’nin tersine daha mütevazi, daha fakir bir toplum. Peygambere ve iman edenlere kucak açıp ev sahipliği yapan, daha sonraları kardeşler haline gelen güzel insanlar. Yoksul ama tatminkâr, Peygamber etrafında kenetlenmiş iman dolu tertemiz yürekler.

Biz o zamanlarda arka sıralarda seyrediyoruz.

Sabahın erken saatinde birisi kendi sesiyle ezan okuyor ve cemaat erkenden uyanıp camiye doluşuyor. namazı müteakip kimse yeniden uyumaya gitmeyip işe koyuluyor ve o sıcakta, o kumlar üzerinde güneş gözlükleri, klimalar olmadan, makineler yokken öğlene kadar birkaç damla su ve bir iki lokma yiyecekle çalışıyorlar. O yorgunlukla abdest tazeleyip öğle namazını kılıp ikindiye kadar dinleniyor ve sonra akşam ezanına kadar yine çalışıyor ve akşam ezanında evlere çekilip temizleniyor, yatsı ile uykuya geçiyorlar. Peygamberimiz sabahlara kadar ibadetine devam edip, şükrediyor, göz yaşı döküyor. Kullar Kur’an ayetlerini öğrenme, idrak etme, yayma telaşında.

Evlerde bir tas yemek çoğu zaman pişmiyor bile. Lüks ve israf hiç yok. Olan malını, yemeğini, parasını komşusu ve mümin kardeşi ile paylaşıyor. Devlet malına el uzatan yok. Hırsızların eli kesiliyor, katiller kısas yoluyla cezalandırılıyor.

Herkes eşit, herkes özgür, herkes Allah için ama canıyla ama malıyla, ama ilmiyle cihad ediyor.

Herkes cennet hayalinde, Peygamber etrafında, mü’minlerle kolkola.

Savaşlar yapılıyor, canlar bitiyor, kanlar akıyor. Hiçbirisi Peygambere neden demiyor? Ben gelmesem diyen, hastayım numarası yapan, korkan, cayan, imanı zayıf olan yok değil ama toplum ve Peygamber onları hemen belirliyor ve reklam ediyor.

Evlerde para, altın biriktiren yok, harama el atan yok, mahreme göz zinası yapan yok, gecelik zevk için muta nikâhı yapan yok, Allah’ın ayetleriyle alay eden yok, ayetleri değiştirmeye çalışan yok, faiz alan yok, içki, kumar, uyuşturucu yok, vergi kaçıran yok, devleti hortumlayan yok, fal okları yok, kızları öldürmek yok, ahlaksızlık yok, put yok, Allah’tan başka Rab yok, adalet, dürüstlük, iman ve kardeşlik var.

Biz ayaklarımız üzerinde, dudaklarımızı ısırarak izliyor ve korkarak geri geri çekiliyoruz.

Evlerimizdeki dizi dizi altınlar, bankalardaki paralar, alışveriş mekanlarında ellerimize tutuşturdukları onlarca poşet, ödemediğimiz vergiler, yediğimiz haram lokmalar, kılmadığımız namazlar, yaptığımız haksızlıklar, almadığımız helallikler, kesmediğimiz kurbanlar, etmediğimiz dualar-tövbeler-şükürler geliyor aklımıza.

Cennetlik olabilmenin cennet yolunda, Allah ve Peygamber yolunda yürümek olduğunu anlıyor, dikenli yollara sapmadan mütevazı, kardeşçe, hak yemeden, zulüm yapmadan yaşamadıkça cennete asla giremeyeceğimizi idrak ediyoruz. Şirk, İblis, inkâr, kâfir, münafık ne demek hatırlıyoruz. Zulüm yapan kadar zulme destek vereninde cezasız kalmayacağını gözlerimizle görüyor ve Allah’a teslim olmanın ne demek olduğunun hazzını yaşıyoruz o güzel insanlar şahsında.

Peygamberimizin gül kokuları arasında Asr-ı Saadetin güzelliğini yaşarken kendi günahkârlığımızla kahroluyoruz. Allah misafiri ne demek, komşu hakkı ne demek, gıybet ve iftira, yalan şahitlik, gerçeği gizlemek, helalleşmek ne demek daha iyi biliyoruz artık.

Ayakları şişene kadar namaz kılan, aç ve yorgunken savaşmaya devam eden sahabelerden, bilgisayar ve televizyon karşısında Amerikan filmleri seyreden topluma nasıl dönüştüğümüzü daha iyi anlıyoruz. Kur’an’ı yalnızca Arapça okuyarak neler kaçırdığımızı daha iyi görüyor ve gözyaşı döküyoruz.

Peygamberimizin veda hutbesini en geri sıralarda dinlerken, ağlayarak ve yutkunarak kendimizden utanıyoruz.

Tövbe ve istiğfarla zikre, tefekküre dalıyor, daha güzel, kendimize daha imanlı, daha ahlaklı ve ibadetli olmaya söz vererek modern zamanlara geri dönüyoruz.

……

Çok iyi Müslüman olmadığımızı, değişmedikçe, fedakâr, mütevazı Kur’an müdavimi haline gelmeden mü’min olamayacağımızı artık biliyoruz. Kardeşlik, barış, ahde vefa ve eşitlik içinde yaşamadan, haset, kötü zan ve kinden kurtulmadan cennete giremeyeceğimizi artık anlıyoruz.

Utanarak, sıkılarak Rabbimizin önünde secde edip af diliyor ve tövbe ediyoruz.

…….

Rabbim bizleri; kendisine, Peygamberimize ve ulu önder Atatürk’e yaptığımız haksızlıklar nedeniyle affeylesin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Gurbette dini yaşamak

Gurbette dini yaşamak

Gurbette dini yaşamak Gurbet, maddi anlamda, kişinin vatanından ayrı yaşaması veya manevi anlamda yanlış işler ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 5 = 1