Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Salih amel akıl, niyet ve alın teri ister
imanilmihali.com
Salih amel akıl, niyet ve alın teri ister

Salih amel akıl, niyet ve alın teri ister

Salih amel akıl, niyet ve alın teri ister

Salih olan güzeldir, faydalı ve maksada hizmet edendir. Amel ise sözler ve davranışlar olarak ortaya çıkan eylemlerdir. Salih amel ise kişinin kendisi, toplumu ve Yaratan’ı için hayata koyduğu, koymak için niyet ettiği, başarmak için akıl yorduğu ve ter döküp emek sarf ettiği, aracılık ettiği veya bizzat yaptığı güzel davranışlardır.

O halde bir amelin salih amel olabilmesi için; evvela ihtiyaç veya isteğin akılla bulunması ve tasarlanması, niyet edilmesi,  nihayet o iş için emek sarf edilmesi ve ter dökülmesi lazım gelir.

Aklın iyilik üretmek maksatlı kullanımı; bizzat kalp ve zihnin o iyiliği hayata geçirmek için işbirliği yapmasıdır ki akletmeden hayat geçen bir amel salih olsa da bizim değildir, irademiz dışındadır, sevabı yine yoktur.

Salih amelde niyet has tutulmalı, iyilik maksatlı olmalı, hakka hizmet etmelidir. Niyet olmadan ibadet ve salih amel olmuyorsa bu kulun istemediği, iradesi ile tasarlamadığı anlamına gelir ki mana ifade etse de sevap kazandırmaktan uzaktır.

Son şart ise emek ve alın teridir ki gayret ve çabayı tarif eder. Kalp ve akıl o iyiliğe niyet edip tasarlamışsa, fiiliyata geçiş güç iledir ve bu gücü veren, irademize onay veren Yüce Allah’tır. O işin olup olmaması o kadar mühim değildir çünkü irademizin kolları ancak teşebbüse kafidir, zafer ise Allah’tandır ve şayet niyet ve gayretimiz o salih ameli hayata geçiremiyorsa da inşallah Allah hakkımızda sevabı eksiltmeden yazacaktır. Çünkü bize düşen istemek ve uğraşmaktır. Netice ise Yaratan’a aittir.

Bu üç husus salih amelin, salih olmasının şartıdır ki akli yönden engellilerin dinen mükellef olmaması bu yüzden, niyeti bozuk olanların amelden sevap kazanamaması bu sebepledir. Niyet edip tasarlayan ama gayret göstermeyenlerin ise eylemi amele dönüşmeden plan safhasında kaldığı için salih amel sayılamaz.

Salih olabilen amel, elbette hakka ve hayra hizmet etmeli, şerre bulaşmamalı ve şerle mücadeleyi dahi göze almalıdır.

Şer manada en küçük mana taşıyan amellerin neticeleri güzel olsa da bunun sevabı olmayacaktır ve güzel niyetle başlanan iyi işlerin sonucu kötü olursa da günah inşallah kula yazılmayacaktır.

Hayra hizmette yarım kalan amellerin sevabı aynen verilecek, yarım kalan kötülükler hayata geçmezse Yaratan’ın rahmeti gereği inşallah günah yazılmayacaktır.

Lakin niyet her durumda has ve güzel olmalıdır ki niyetlere şahit olan Allah, asla kanmayandır.

Niyetler bozuk olursa kullar nasıl düşünürse düşünsün o amelden hasıl olan şey sadece acı ve azap olacak en iyimser tahminle sevapsızlık olarak karşılık bulacaktır. Çünkü niyet, iradeyi ortaya koymaktır ve vebal bu irade ile başlar. 

Aklı şeytani fikirlere değil hayra yormak ise kalbin ve vicdanın sesine kulak vermektir ve kalbin kapıları sadece cennetlere açılır. Nefis bu uğurda açlıkları, heves ve hırsları kışkırtandır. Bu nedenle nefislerin terbiyesi demek olan uğraş Cihad-ı Ekber’dir yani en büyük cihattır.

Aklı şerre kullanmak ise beyhude bir sevapsızlık olarak kalmaz, kötülüklerden kaynaklanan günahlara imza atar ve kulun amelini boşa çıkartır.

İman, salih amel niyetindeki kişinin sahip olması gereken ilk husustur ki imanı olmayan yani inkarda olanların amelleri zaten boştur, boşa çıkacaktır.

Emek, alın teri ve gayret olmadan niyet ve akıl alt yapıyı hazırlasa da amel gerçekleşmeyecektir ki zekatın mesela elden teslimi bu nedenledir. Keza bir çek imzalamak da gayrettir lakin amelin sevabı ona göre olacaktır.

Öte yandan mesela bir yoksula yemek hazırlayıp yedirmek, bir muhtacın evini tamire günlerce yardım etmek, bir yolcuyu uzak diyarlara kadar taşımak gibi ameller ise gayret gerektirdiğinden inşallah sevabı da yüksek olacaktır.

Para, güç kapsamında telaffuz edilebilir lakin her durumda alın terine muhtaçtır. Birisine para yardımı yapmak için onu ayağına çağırmak değil ayağına gitmek bu nedenle esastır.

Netice olarak salih amelin hayata geçmesi için kulun iradesini iyiden yana koyması, aklını o istikamette tasarlaması ve kasları ile o amele hizmet etmesi lazım gelir ki bunların üçü bir arada olursa, o güzel şey gerçekleşmese de sevap inşallah hasıl olacaktır. Lakin ilk şart önce ve daima; iman etmektir.

“İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir…” (Nisa 4/173)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam

Önce iman, sonra Kuran ve nihayet İslam “Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir