Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Sorularla İslam / Şefaate kimler mazhar olur
imanilmihali.com
Şefaate kimler mazhar olur

Şefaate kimler mazhar olur

Şefaate kimler mazhar olur

Şefaat, ilahi huzurda Yüce Allah’tan, birisinin veya birilerinin günahlarının affı için mağfiret etme, yakarma ve boyun büküp bağışlanma dilemedir.

Eğer Yüce Allah tarafından şefaat edilmesine müsaade edilirse ve şefaat kabul buyurulursa, hakkında mağfiret dilenen kimselerin günahlarının bir kısmı veya tamamı, Yüce Allah tarafından sevdiği ve şefaat etme yetkisi verdiği mübarek kulları hürmetine affolunur.

Bu sayede Müslümanlar dünyada işledikleri küçük ve belki büyük günahların bazılarından affolunmuş ve belki cehennem azabından kurtulmuş olurlar.

Yüce Allah’ın ahiret yurdunda Peygamberlerine şefaat müsaadesi vereceğine ve en büyük şefaat yetkisini de sevgili Peygamberimize vereceğini ümit ederiz.

“Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.” (İsra 17/69)

Makâm-ı Mahmud: Herkesin hamd ile yücelteceği muazzam makam demektir ki, hamdin gerçek anlamının dayanağı olan mutlak yakınlık makamı, yani hadislerde rivayet edildiği üzere Livaül’l-hamd altında büyük şefaat makamıdır.

Dileriz ve dua ederiz ki Yüce Allah sevgili Peygamberimizi bu makama nail etsin ve O’da bizlere inşallah şefaat etsin.

Şefaat kelimesinin en önemli kelimesi “Allah rızası”dır.

“Onlar Allah’tan önce söz söylemezler ve hep O’nun emriyle iş görürler. Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.” (Enbiya 21/27,28)

Allah dilediğini yapan ve eden, dilediğine rahmet dilediğine azabı verendir. O hak yolun yolcularından dilediğine başta peygamberleri olmak üzere –ki her peygamber kendi ümmetine- şefaat müsaadesi verirken tek bir şey bildirir; kendisinin razı olduğu kimselere şefaat istenmesi.

Bu o kadar hassas ve önemlidir ki iyi anlaşıldığı takdirde kulu ateşlerden koruyabilir.

Peygamberler ilahi vahye mazhar olan nadide kullardır. Beşer ve güzeldirler. Onlar ilahi emir ve yasakların dışında iş işlemeye korkarlar ve emirlere mutlak olarak itaat ederler. Yukarıdaki ayetin işaret ettiği üzere Peygamberlerin şefaat edeceği kimseler Allah’ın razı olduğu kimseler olmalıdır.

‘Allah’ın razı olduğu kimseler neden şefaate muhtaç olsun?’ sorusunun cevabı ise basittir. Peygamberimiz de dahil her insan hata yapar ve günah işler. Kimi küçük kimi büyük ama herkes istisnasız günah işler. Kimi tekrarlar, azar, haddi aşar, kimi tevbe edip vazgeçer ve kendisini düzeltir.

Dua, niyaz, tevbe ve secdelerle, ibadet, ahlak ve imanla diler ve umarız ki Yüce Rabbimiz geçmiş günahlarımızı bağışlasın. Yine dileriz ki Rabbimiz ecelimize kadar bizi imanla yaşatsın ve öldürsün.

Ama tevbelerin kabul edildiğini, ibadetlerimizin kabul edildiğini bilemeyiz. Ecel geldiğinde de en son tevbe ve istiğfardan sonraki günahlarımız için zaten af dilememiş olacağımızdan her durumda ecel ile birlikte günah ve sevaplarımızla ameller kesilmiş olarak berzah alemine geçeriz. Bazen yaptıklarımızın günah olduğunun bile farkına varmaz, hatta bazen haram ve helalleri bile istemeden karıştırabiliriz. Unuttuğumuz ve kaza edemediğimiz ibadetlerimiz aynı şekilde bir noksan ve suç olarak boynumuza asılı kalır. Yine yediğimiz haklar, helalleşemeden ecel ettiğimiz için üzerimize yük olanlar bizleri hep şefaate muhtaç kılar.

Bizler has niyetle Allah yolunda yürümeye gayretliysek, Yüce Allah içimizdekini bilendir. O bir tek şey emreder; iman. Kendisine, ahiretine, peygamber ve kitaplarına, meleklerine ve kadere. Görmediğimiz halde inanmamızı, doğru yoldan ayrılmamamızı, O’na eş, ortak ve benzer yakıştırmamamızı, sadece O’na ibadet ve iman etmemizi, teslim olmamızı ister. Bu güzelliği reddetmek yani ilahi kudret ve mülke ortak icat etmek, şirk’tir. Şirk şeytan işidir ve Allah’ın belki de affetmeyeceği tek suçtur.

O, bunun dışındaki tüm büyük ve küçük günahları hatta şirke varmayan küfrü bile affedebileceğini ifade etmiş, tevbe kapısının hep açık olduğunu, sadece kâfirlerin Allah’tan ümit keseceğini bildirmiştir. O, rahmet ve merhameti sınırsız olandır.

Kula düşen hayatı dürüst ve Kur’ani olarak yaşamak ve imanı muhafaza etmektir.

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya 21/35)

Ahiret haktır, gerçektir ve her can ölümü tadacaktır. Mesele fani dünya hayatında geçirdiğimiz imtihanı ciddiye almak ve her gün karşılaştığımız hayır ve şerlerin O’ndan olduğunu bilmek, belalarda sabır ve niyazla, güzelliklerde şükür ve yine niyazla O’na hamd etmektir.

Bu imanla mümkündür ve iman doğru yolun ta kendisidir. Bu iman, kuşlara, dağlara, rüzgara, yağmura, çiçeklere bakarak ayetleri görmek ve Allah’a secde ve zikretmektir.

“Dâvûd ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk. Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik. Bir de Davud’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz? Süleyman’ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Rüzgâr, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz. Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden bizdik.” (Enbiya 21/78-82)

İmanın en büyük düşmanı şirk ve şeytandır. O insanları hak yoldan uzaklaştırmaya ahdetmiş, kullar kendisiyle birlikte ateşlere konuk olsunlar diye uğraşan kötülük simgesi varlıktır. O kulu inkara, kötülüğe ve batıla zorlar. Diler ki kullar kendisine uyarak şefaat edilemeyecek hale gelip yok olup gitsinler.

“Şeytan hakkında, “Her kim onu dost edinirse, mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler” diye yazılmıştır.” (Hac 22/4)

Şirk kadar olmasa bile bazı insanlar ise riya, gösteriş ve en azından samimiyetten uzak iman, ibadet ve dua ederler. Yüce Allah bunu kıyıdan kenardan şeklinde tasvir etmiştir. Bu kullar iyilikte Allah’a iman etmiş görünürken kötülük, musibet ve belalarda hemen sırt çevirir ve batıla kaptırırlar kendilerini. Bunlar imanı zayıf olan münafıklardır ki şeytan onlar üzerine egemenlik kurar.

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir. O, Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda veren şeylere tapar. Bu da derin sapıklığın ta kendisidir. Zararı faydasından daha yakın olana tapar. O (taptığı) ne kötü yardımcı, ne fena yoldaştır!” (Hac 22/11-13)

İbadet faslı Yüce Allah’ın kulluk ve ibadet etsinler diye yarattığı insanın yaşama gayesi ve borcudur. Bunun şekli, miktarı ve mahiyeti Peygamberimizin ifade ettiği ve Kur’an’ın emrettiği gibidir. İbadet; has, sadece Allah’a ve samimi olmak zorundadır. İbadetin bu şartları taşımaması kendisinden beklenen hasılayı yok eder götürür. Bu durumda kul borcunu ödememiş ve sevabı yitirmiş olur.

Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin. Eğer seninle mücadele ederlerse, de ki:

“Allah, yapmakta olduğunuzu daha iyi bilmektedir.” Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir. Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır. (Hac 22/67-70)

Peygamberler bildiğimiz kadarıyla cinlere de gelmiş ve onları hak yoluna davet etmiştir ve böyleyse onlar da iman, ahlak ve ibadetle mükelleftirler.

“Allah, meleklerden de resûller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Hac 22/75)

Yüce Allah son din olan İslam’ı yani tevhid ve fıtrat dinini bizlere nasip ederken bizleri seçtiğini ifade etmiştir. Kul bu seçilmişliğe uygun davranmalı ve kurallara daha sıkı sarılmalıdır. Allah’a teslimiyet demek olan İslam ve Müslümanlık iman ederek Allah’a kul olmayı dilemek, barış, huzur ve esenlik için emek harcamak, güzel işler yapmak, ibadet ve ahlak ile Peygamber ahlakına yakışır ecele ulaşmaktır. Bu kurtuluşa ermektir.

“Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz. Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!” (Hac 22/77,78)

Kul bazen maddi ve bedensel olarak gücünün yetmediği şeylere içerler ve daha fazlasını yapamadığı için mahzun olur. Ama Yüce Allah rızkı dilediğine ve dilediği kadar verendir. herkes imkanı nispetinde, gücü oranında sorumludur. Mesele daha çok hayır yapmak değil elindekini hayırlara harcamak ve fedakarane bir şekilde muhtaç olanlarla paylaşmaktır.

“Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar.” (Müminun 23/62)

Kısaca değindiğimiz esaslar çerçevesinde iman, ibadet ve ahlak ile yaşamak Allah rızası için mücadele etmek yaşam gayemizdir. Biz böyle yaşar isek inşallah günahlarımızın bir kısmı affolunacak, inşallah Peygamberimiz’in şefaati ve nihayetinde Rabbimizin rahmet ve merhameti ile ateşten uzak tutulanlardan olacağız.

Sonuç olarak; şefaate mazhar olabilmenin şartı has, doğru ve sadece Allah rızası gözeterek yaşamak ve iman etmektir. İnşallah Yüce Allah hakkımızdaki şefaati kabul buyurur ve kurtuluşa erenlerden ve hatta O’nun rızasına mazhar olmuşlardan oluruz.

Kimler şefaate mazhar olur dersek cevabımız Allah rızasını kazanmaya gayret edenler olur.

Ama şefaati umarak günahları fütursuzca işleyenler, azmakta sakınca görmeyenler, haddi aşıp Allah’ın sınırlarına riayet etmeyenler için şefaat imkânsız değil ama zordur. Rahmet Peygamberimiz belki onlara da şefaat edecek ve Rabbimiz belki onlara da merhamet edecektir ama onların iman edenler gibi kurtuluşa hemen ve acısız ermesi mümkün görülmemektedir. Onlar için dilenen şefaat belki cehennemde geçirecekleri süreyi kısaltacak veya cennete kavuşma zamanlarını geciktirecektir. Ama nihai kurtuluşa yeter mi bunu bilemeyiz. Ama en baştaki ayeti hatırlayacak olursak bu biraz zordur.

Kula düşen mü’min olarak yaşayabilmek ve şefaate muhtaç olmadan huzura gidebilmektir. Herkes şefaate muhtaçtır ama ahiret yurdunda huzurda, cehennemin gürültüsü kulakları sağır ederken, büyük şefaat beklentisinin getirdiği endişe ve elem dolu bekleyiş bile bir çeşit azap değil midir?

Allah herkesi iman etmiş olarak yaşatsın ve öldürsün.

Allah dünya malı, nefis kandırmaları, haksız menfaatler, kişileri ve varlıkları ilah edinme, zulüm, yalan ve iftira peşinde koşanları ıslah etsin.

Allah herkesi kendisine kulluk ve ibadet etmeye gayret eden has kullarından eylesin.

Yoksa şeytana ve nefse uyup şefaat bulmak zordur. Hak yiyip, zulmedip, haramlara dalıp, yetimleri ezip, anneleri aşağılayıp, büyüklenip, kibirlenip isyan edenlerin işi çok zordur.

Kur’an bu öğüt neticesidir ki güzelliklerden ziyade kötülük ve çirkinlikleri belki daha uzun anlatmış ve insanlar kurtuluşu dilesin istemiştir.

Allah dilediğine dilediğini verendir. Azmak isteyene azgınlık, hidayet isteyene hidayet nasip eder.

O kudreti ve ilmi ile yüce olandır.

O, rahmetinin %99’unu ahirete sakladıysa da bu rahmet muhakkak iman edenleredir.

Zalimler, münafıklar, kâfirler, fütursuzca hak yiyip, haram yiyip zulmedenler şefaatten uzaktır ve Allah onlarla konuşmayacaktır bile.

Bu arada; zalimlere, şeytanlara, kâfirlere destek olup, haksızlıklara ses çıkarmayanlar da, haram yiyenlerden nemalananlar da şefaatten mahrumdur.

Yoksa dünya denen imtihan, herkese tam şefaat edilse, adil ve gerçek bir imtihan olur muydu?

Olmazdı! O zaman… tevbe için hala vakit vardır.

 

Şefaate kimler mazhar olur

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’da büyük günahlar kitap özeti

İslam’da büyük günahlar

İslamda büyük günahlar merhum Yaşar Nuri Öztürk’ün aynı adlı eserinden esinlenerek hazırlanmış bir aydınlatıcı rehberdir. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir