imanilmihali.com
ŞEHADET

ŞEHADET

ŞEHADET

Sözlük anlamı; tanıklık, şahitlik demek olan şehadet dini manada yüksek bir ülkü uğrunda ölme, Allah yolunda canını feda etme, şehit olma anlamındadır. Kelime-i Şehadet olarak adlandırılan İslam`a Giriş Cümlesi de şöyledir: “Ben şahitlik ederim ki, Allah`tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed onun kulu ve elçisidir.”

Buradan hareketle şehitlik mertebesi Allah yolunda şehit olan demektir ki melekler ve tüm mü’minlerin, o kulun Allah yolunda canını ortaya koyduğunun şahitliğini yaptığı anlamına gelir. Dolayısıyla her iki manada da varlıkların şahitliği söz konusudur.

Bu şahitlik doğal olarak görünen alemle alakalıdır ve dışarıdan bakıldığında kulun imanına olmasa da inancına ve dini vecibesine kefil olmak anlamına gelir. Çünkü iç alemi, imanı ve o kulun niyetini bilen sadece Allah’tır ki O kullarına şah damarı kadar yakındır. Melekelrin bile şahitliği iç dünyaya ait değildir ve içi yani kalbi bilen yalnız Allah’tır.

Amellerin niyete göre olduğu da hatırlanırsa kulun şehadeti şehit olma arzusuna ve buna bağlı olarak tevhid inancına bağlıdır. Diğerleri o kulun imanını veya dinini sorgulama hakkına sahip değildir ve kulun beyanına itimat etmek gerekir. Ancak hatırlanmalıdır ki her durumda ve her şeyi bilen Allah o kulun hissiyatını ve maksadını bildiğinden şehitlik makamı da gerçekleşecek veya iptal olacaktır. Toplumun o kula şehit makamı vermesi beşeridir ve ahiret yurdunda kıymeti yoktur. Asıl olan ahiret yurduna kabul edilecek şehadet mertebesidir.

Şehadet kelimesi dediğimiz cümlede ise bu kez kulun kendisinin şahitliği söz konusudur ve gözüyle göremediği Yüce Allah’ın tek ilah olduğuna ve O’nun elçisi durumundaki Peygamberin gerçek ve vahye muhatap olduğuna kefalet vardır ki cümlenin Türkçe anlamı bu ikisinin gerçek olduğuna şahitlik ederim demektir. Bu cümlenin açılımı ise Yüce Allah’tan vahyedilen ve Hz. Peygamberin din adına bildirdiği herşeyin hak ve hakikat olduğuna, dinin Allah’ın olduğuna, başkaca varlıkların ilahi kudret ve ilimde Yaratıcı olmadığına beyan vardır. Zaten bu beyandır ki kulu İslam’a sokar.

Dolayısıyla bu beyanın da içten ve kalp ile destekli yapılması lazım gelir ki mana taşısın. Yoksa o kul kağıt üzerinde Müslüman olsa da hakikatte müslüman değildir. Beyanı din içinde kalmaya yetse de hali beraate müsait değildir. Diğer kullar nezdinde o bir müslümandır lakin hakikatte akibeti şaibeli ve muhtemelen karanlıktır.

Şehit olmayan ama vefat eden kullar için de toplumun veya cemaatin hakkını helal etmesi ve merhumu iyi bilirdik beyanı dışsal ve yüzeyseldir. Bu hal, insanlara ve varlıklara ait hakların helalleştirilmesi veya o kulun iyilerle birlikte sorguya çekileceğine dair kanıt değildir. Olan, beşeri bir refah ve temennidir.

Yüce Allah’ın rahmeti sonsuzdur ve kullarının noksanlıklarını da inşallah affedecektir. Peygamberimizin hadislerinden de anlaşıldığı üzere şehadet mertebesi imanlı kalpler için kolay, maneviyatı zayıf olanlar için zordur. Mükafatı çok ve affı inşallah garanti olan bu mertebeye erişebilenler kurtuluşa ermiş olanlardır.

Örnekleyecek olursak cihad esnasında şehit olduğu kabul edilen ve daha önce sayısız seferde kahramanca ve başarıyla görev almış bir sahabe için Peygamberimizin onu cehennemde olmakla itham etmesi ve buna mesnet olarak devlet malına ait olması gereken bir düşman yeleğini ganimet kaydettirmeyerek sırtına geçirmesini göstermesi şehitlik mertebesinin mahiyetini de açıklar. Demek ki kamu malına el uzatmak gibi hak yemeyle alakalı hususlar şehitliğin önüne geçebilmektedir.

Keza yine hadislerden anladığımız kadarıyla niyet has ve teslimiyet tam olduktan sonra şehitlik mertebesi daha kolaydır. Buna örnek sefer esnasında Kelime-i Şedahet getirerek İslam’a giren ve onbeş dakika sonra düşman ateşi ile hayatını kaybeden birisi için Peygamberimizin o cennettedir demesidir. Burada geçen onbeş dakikanın tahlili yapılırsa da karşımıza şu çıkar. O kul samimidir, ecelle yakınlaşınca gerçekten iman etmiş ve İslam’a girmiştir, bu kısa sürede haksızlık yapmamış, riya ve şirke bulaşmamıştır, samimidir.

Doğrusunu Allah bilir lakin şehitlik mertebesine nail olabilmek samimiyeti, has ve içten niyeti gerektirir. Bununla ve bunun devamı olarak Allah yolunda mücadele de şart olandır.

Her iki hadiste de söz konusu olan insanlara diğerlerinin yaklaşımı ilkine kesin ikincisine şüpheliyken Peygamberimizin beyanı tam tersidir. Yani kulların gördükleri ile gerçek farklı olabilir.

Temennimiz din, vatan, maneviyat, bağımsızlık için hayatını ortaya koyanların tamamının Allah yolunda cihad edenler sınıfına dahil olmasıdır. Çünkü cihad sadece silahla yapılmaz. Kalemle, sesle, yürekle, bilimle, keşiflerle de yapılır. Maksat Allah yolunda olması, iyiliğe hizmet ve kötülüğü bertaraf etmek gayeli olmasıdır. Bu şart gerçekleştiği takdirde başkaca bir çıkar veya beklenti yoksa, arzulanan gaye sadece Allah rızasıysa inşallah o kul şehit olacaktır. Bir kez daha belirtmek gerekir ki önemli olan kulların ve hatta meleklerin değil Yüce Rabbimizin, o kulun şehitliğine şehadet etmesidir. Temennimiz ise devlet, vatan, görev, insanlık, bilim, küfürle mücadele yolunda hayatını kaybeden tüm Müslümanların bu mertebeye erişmesidir.

Çünkü şehitlik makamı yüceler yücesidir ve ecelin en şerefli halidir.

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.” (Al-i İmran 3/169-171)

“Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.” (Bakara 2/154)

Anlaşılan odur ki kul, İslam’a girerken ve içinde yaşarken samimi olmak ve Allah rızası için nefes alıp vermekle mükelleftir. Şahitlik ederek girdiği İslam’da, birileri onun dinine şahitlik etse de esas olan Yüce Allah’ın o kulun imanına şahit olmasıdır. Lakin Yüce Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Affedecek, azap edecek, şehadeti onaylayacak, cennet kapıları geçiş iznini tek başına onaylayacak O’dur.

Geride kalanların vefat edenler ve özellikle şehitler için abartılı gözyaşı dökmesi ve isyan ve feryada varan hareketler sergilemesi doğru değildir. Hem İslam’a tabi hem iman etmiş isek ayetin emrine de uymak mecburiyetindeyiz ki Peygamberimizin ikazı da bu yöndedir. Kendisi de evlatları için göz yaşı dökmüş ama abartmamıştır. Hatta mezarlık ziyaretlerinin çok sık yapılmasına bile karşıdır. “Kalp acır, göz sulanır. Lakin hayatı veren Allah, eceli de verendir” şeklindeki ikazı ise tüm merhumlar için geçerlidir.

Asıl sınav, hesap ve mahkeme ahiret yurdundadır. Bu yerdeki hayatların muhasebesi orada zerrece haksızlık olmaksızın yapılacaktır. O halde doğru olan dini ve imanı gerçek ve tama yakın yaşamaya gayret etmektir. Çünkü Allah herşeye şahittir.

“ .. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.” (Nisa 4/33)

“De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” (En’am 6/19)

“Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) seni vefat ettirsek de sonunda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir.” (Yunus 10/46)

“ .. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.” (Ahzab 33/55)

“O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur. O gün insana, yapıp önden gönderdiği ve yapmayıp geri bıraktığı şeyler haber verilir. Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir.” (Kıyame 75/12-15)

Nankör ve cahil insan ise haksızlık ve hadsizlik yapmakta ve buna kendisi de şahitlik etmektedir.

“Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür. Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir.” (Adiyat 100 / 1-7)

Rabbim, Allah yolunda gayret etme, huzuru müdafa, esenliği ileriye götürme, barış ve huzura hizmet etme, bilimde faydalı işler üretme, doğruyu savunma gibi dinin emirlerine uygun gayelerle mücadele ederken canını kaybeden tüm kulları inşallah şehitler sınıfına dahil eylesin.

Rabbim, tüm şehitlerimize rahmet ve merhamet eylesin.

Rabbim, imanlı kullarına en şerefli ölüm olan şehitliği nasip eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir