Anasayfa / İMAN ESASLARI / İman damlaları / Şehit cenazeleri üzerine
imanilmihali.com
Şehit cenazeleri üzerine

Şehit cenazeleri üzerine

Şehit cenazeleri üzerine

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.” (Al-i İmran 3/169-171)

Yüce Allah insan kulunu seven, yere ve cennetine varis kılan, rahmeti bol, şefaati yüce, ilim ve kudreti sonsuz olandır.

Şehitler; Allah, din, vatan, millet, bayrak uğrunda, düşman karşısında, can ve malını hiçe sayarak, her ne hal ve vaziyette, hangi görevde olursa olsun, iman ve zikri ile canını İMANIN BATILA GALİP GELEBİLMESİ İÇİN feda etmeye razı ve istekli olan, bu uğurda canını seve seve kaybeden aziz şahsiyetlerdir. İnşallah tamamının da yeri Firdevs cennetleridir.

Peygamberimizin kamu malına el atmış bazı şahsiyetleri şehit saymamış olması bu şehadet mertebesinin her şeye rağmen değil iman derecesine bağlı olarak gerçekleşeceğinin işaretidir. Doğrusunu Allah bilir.
Biz Allah ve vatan uğrunda, ister savaşta ister iç güvenlik meselelerinde hayatını feda eden şehitlerimizin tamamını cennetlere konuk kabul eder ve gururlanırız.

Allah için cihadın sadece savaş olmadığı da hatırlanırsa bilimle, meslekle, iyilik yapmayla, salih amel icra etmeyle, ibadet ve kulluk görevleri ile uğraşırken de hayatını kaybedenlerin şehit sayılıp sayılmayacağını da sadece Rabbimiz bilir. Bu grup insanlar şehit sayılmasalar bile, üzerinde çalışıyorken kaybettikleri hayatlarının, onlara inşallah, amellerinin karşılığını cennet olarak hediye edecektir diye umarız.

Şehitler Peygamberimizin ifadesi ile cennetlerdeki her rızka rağmen yeniden dünyaya dönüp tekrar tekrar şehit olmayı isteyecek kadar nimet, lütuf ve ikramla karşılanırlar. Onlar dünyaya dönüp geride kalanlara şehitlerin kazandıkları müjdelikleri anlatmak isterler.

Onlar ölü değil yaşar haldedirler ve inşallah Allah’ın rızasına da mazhar olurlar. Şehadet mertebesi bu anlamda dinin en faziletli mertebelerindendir ve şehitler inşallah Peygamberler, sıddıklar, alimler ile komşu olacaklardır.

Bizler medeniyet iksiri ile her şeye dünya gözüyle baktığımız için şehit haberlerini kuru bir ölüm olarak görür, bu yüce makama erişme saadetine varanları acı bir kayıp olarak telakki ederiz. Bu ne kadar acıdır! Bu bizim şehadet mertebesini anlamadığımız, hayatı ve dünyayı ne kadar vazgeçilmez kıldığımız, ölümden sonraki müjdeleri adeta umursamadığımız anlamı taşır. Hayatını kaybeden sınırsız müjdelere kavuşmuş iken, yitirdikleri sadece bu dünya hayatı iken, biz hadiseye, onları hiç uğruna kaybetmiş gibi bir cehalet ve gafletle yaklaşırız. Bu da İslam tanımazlığımızın sonucudur ve abartılı döktüğümüz her gözyaşından eminiz ki şehitlerimizin de yüreği sızlamaktadır.

Oysa ister düşman ister terörist olsun o kahpe kurşunu atan, o mayını döşeyen kâfir bizlerin şehitler başında döktüğümüz göz yaşları ile beslenir.

Peygamberimizin torunları için döktüğü gözyaşlarında asla bir abartı bulunmaz. Kalp burulur, göz yaşlanır elbet ama abartmak şehitlere faydadan çok zarar verir. Hainler ise ekran başlarında keyiflenir dururlar.

İslam’ın ayakta durması Allah yolunda ölenler ve ölmeye razı olanlar sayesindedir. Terörü Allah yolu kabul etmeyenler ise dini akideleri zayıf, maksatlı ve hatta kötü niyetli kimselerdir.

Şehadet için yemin etmiş Türk insanının her biri Allah ve vatan uğrunda hayatını düşmana siper etmiştir ve edecektir. Bu Çanakkale’de de böyledir, Dumlupınar’da da. Güneydoğu illerinde ateşlenmeye çalışılan terörün dış mihraklar, yabancı ülkeler ve özellikle Siyonist Yahudi oyunu olduğu hatırlanırsa atılan kurşunun vatana değil İslam’a atıldığı çok daha iyi anlaşılacaktır ki bu da zaten kahramanların şehit sayılması gerektiğine açık bir delildir.

En acı olan taraf şudur ki; şehit cenazelerinde dökülen abartılı gözyaşları, halkın iman ve azmini artırmak yerine, yanlış merhamet duygusu ile kitleleri zalime ve haine teslimiyete sevk etmektedir.

Peş peşe gelen şehit haberleri imanı ve şehit olma duygusunu artırmak yerine “oraları verelim gitsin” veya “zalime istediğini teslim edelim de kurtulalım” diye bir kanaati doğuruyorsa ki görünen odur, şehitlerin kanı yerde kalacak demektir.

Terörün hedefi kan ve gözyaşı ile beslenmek ve hain istekleri için toplum ve hükümetleri kabule zorlamaktır, oysa Allah dostlarının yapması gereken, haine, zalime boyun eğmemek gerekirse yüzbinlerce şehit verip teslim olmamak, köleleşmemektir.

Bir yerlerde bir anda, birilerince, bir müddet aradan sonra, bir şeyleri takiben, bir şey arifesinde artan terör olaylarının tesadüfü ve sadece ideoloji uğruna olduğunu iddia etmek saf bir aldanıştır. Terörün hedefi ne toprak elde etmektir ne de öldürerek tüm Türk ve Kürt vatandaşlarını yok etmek.

Yurt içi ve dışı karanlık odaklar kontrol ve desteğinde olmak üzere, Ortadoğuda İşid’in, Güneydoğu’da bölücü örgütün yaptığı şey daha büyük projelerin hayata geçebilmesi için ortam hazırlamaktır. Açıklamak gerekirse biri din devleti, diğeri özerk bir devlet ütopyası ile kardeş kanı döken bu örgütler parasal, siyasal, maddi desteği kimlerden görüyorlarsa hizmet ettikleri de onlardır.

Yani maksatları İslam’a hizmet değil, İslam’ı, Türklüğe hizmet değil Türklüğü ortadan kaldırmak en azından sağlıklı yaşamasını engellemektir.

Daha da açmak gerekirse tüm illegal örgüt ve yapılanmaların şeffaf ve kancık olmasının nedeni açıklayamadıkları hainliklerini örtmek ve kimliklerini saklamak gereğidir. Kendileri ve kendilerini destekleyenler ifşa olacak olursa maksatları ortaya çıkacağından bu örgütler sinsi yılan gibi davranır ve yuvalar yıkar.

Kendileri bir numaralı kandırılmış ve ahiretini kaybetmiş olan bu zalimler, hizmet ettikleri efendilerinin uşağı ve köpeğidir. Karşılarındaki vatan evlatları ise asil ve soylu, namuslu ve fedakar insanlardır. Tarafların kayıpları ise, bir taraf cennetlik iken diğer taraf cehennemlik olarak inşallah muamele görecektir.

Kanla beslenen bu hain odakların hedefi ve emeli Türklüğü ve İslam’ı silmek, zarar vermek, hiç olmazsa başkalarına muhtaç bezgin hale getirmektir. Osmanlı’nın, bugünkü Ortadoğu’nun başına gelen budur. Dolayısıyla bu uğurda atılan her bir mermi İslam’a atılmış sayılır.

Türklük İslam’ın yeryüzündeki garantisi, İslam, insanlığın kurtuluşu ve ilahi iradenin arzusudur.

Bu iki ulvi makamı hedef alan her türlü girişim ise batıldır ve şeytana hizmet eder. Bu noktadan hareketle yine denilebilir ki vatana, Mehmetçiğe, dine sıkılan her kurşun şeytan emri iledir. Şeytana dost olanların akibeti ise cehennemin en derin karanlıklarıdır.

Şeytan zehirli dili ile İslam âlemi üzerinde gezinip dururken şehit haberlerine sadece vatan toprakları ile ilgiliymiş gibi bakmak hata olur. İslam’ın egemen olduğu topraklarda kol gezen açlık, cehalet, fakirlik ve kardeş kavgalarına ve bu kan gölünü çimli çiçekli bahçelerinde viski yudumlarken seyreden şeytan zihniyetlilere bakılınca terör ve çatışmaların sadece Müslüman topraklarda yaşandığı çok daha net görülecektir.

O halde bunun açıklaması nedir? İslam toprakları bir kader neticesi mi çatışma alanı olmuştur yoksa bu ülkeler kendi kanma ve aldanmalarının eseri olarak mı bu kadere mahkûm olmuştur?

Yazık ki tüm İslam âlemi Türkiye önderliğindeki aydınlanma hareketine ayak uyduramamış, laik sosyal ve eşitlikçi cumhuriyete geçememiş, İslam cumhuriyetlerini medeniyet seviyesine çıkartamamıştır. Bilimi, küreselliği hazmedememiş bu devletler yaşadıkları inkâr ve cehaletle başkalarına muhtaç hale gelmiştir. Yakın zaman örneklerine bakılacak olursa en büyük zararın da bizzat kendi liderlerince (Saddam, Kaddafi, vs.) verildiği anlaşılacaktır. Diktatör mantıklı bu liderler yüzünden ülkelerde darbeler, ayaklanmalar, şiddet olayları yaşanmış, şiddet eğilimi ve kardeş kavgaları artmış, nihayetinde Müslüman olmayan ülkelerce başlatılan savaşlar ile feci can kayıpları yaşanmıştır.

Bugün kimse dünya üzerindeki savaş ve çatışmaların kaynağı olarak enerji kaynaklarını gösteremez. Böyle olsaydı 20 yıl kadar ömrü kalan Ortadoğu petrolü için savaşmak manasız olurdu. Ama kara bulutların o topraklar üzerinde dolaşmasının asıl maksadı Türklüğü ve Müslümanlığı yok etmektir.

Türkiye önder Müslüman ülkedir ve ele geçirilmesi tüm İslam âleminin teslimiyeti anlamını taşır. Bu yüzden siyon yılanınca hedef olarak en sona bırakılmış, güçlü, devlet gelenekleri olan, dini ve inancı ile tüm İslam ülkelerinden bir adım öte yapıdadır.

“Büyük Ortadoğu projesi”nin Türkçe adı, “Büyük İsrail projesi”dir. Yahudilik Hristiyanlığı ele geçirmek üzeredir ve gayretler bu yüzden Müslümanlık üzerine yoğunlaşmıştır. Yenidünya düzenini ilan etme hazırlıklarını sonlandıran Siyonizm ülkemizi ele geçirir geçirmez yeni dünyevi krallığını ilan edecektir.

Bu yenidünya, Yahudilerin efendi, diğerlerinin hayvan olacağı bir dünyadır ve diğer tüm milletler Yahudilerin uşağı olacaktır.

Bazılarına hayal veya abartı gelen bu düşüncelerin “Bilge adamların siyon protokolleri” incelenirse gerçek olduğu da anlaşılacaktır. Sermaye, siyaset, sanat, spor, ülke yönetimleri gibi her alanı ele geçirmiş siyon yılanı artık coğrafi ve fiziksel olarak ta görünmek istemektedir.

13 milyon yahudinin 7 milyarlık dünyayı fiziken kontrolü imkansızdır. Bu yüzden kendisine peyk ülkeler edinmeye, Yahudileştirdiği dönmeleri (Hristiyanlıktan ve Müslümanlıktan) ki buna kişiler ve devletler dahildir asker olarak kullanıp, asıl hedeflerine sevk etmek gayretindedir.

Terörist gruplar düşmanlara saldırılarda nihai değil geçici ordular olarak görev yapmaktadır.

ABD, Avrupa ve Rusya’ya karşı, Avrupa ABD’ye karşı, bir ihtimal Rusya ABD ve Avrupa’ya karşı kullanabilmek adına Türkiye’yi ele geçirmek, nüfus etmek gayretindedir.

Bu şartlar altında ülkenin durumu serv anlaşması zamanlarına benzer ve zaman birlik olup aydınlanmak, düşmanı tanımak ve mücadele etmek zamanıdır.

İleriden geriye gelindiğinde bugünkü şehit haberlerinin ne denli etkili olduğu anlaşılacaktır.
Mü’minler ordusu ülkemizin her şehit haberinden sonra sayısız neferini cephelere göndermesi, haine göz açtırmaması lazım gelir.

İman boyutu muhakkak burada da devrededir ve zengin-fakir, doğulu-batılı her kesin şehit olmak arzusu ile cephelere koşması gerekir. Oğlunu sakınan, cepheden kaçan, şehit olmamak adına tavizler vermeye razı olan zihniyet Kur’an’ın tasvir ettiği mü’min değildir.

Hristiyanlık ele geçirilmek üzere olduğundandır ki kilisenin iki seçeneği; Yahudileşmek veya müslümanlaşmaktır. Doğrusu ve kurtuluşa götüreni Müslümanlaşmaktır. Peygamberimizin buyurduğu gibi “Hristiyanlar yarın, Yahudiler yarından sonra” Müslüman olacaktır.

Hristiyanlık ve Müslümanlık çok yakında tehlikeyi daha net görecek ve umulur ki siyon tehlikesine karşı birlik olacaktır. İşte o zaman kayalar, ağaçlar ardında saklanan Yahudileri haber verecek, ardına saklanılan surlar Yahudileri kurtarmayacaktır.

Bu satırların gayesi tüm Yahudileri düşman göstermek değildir. Gaye, siyonist zihniyetli Yahudilerin yapmaya çalıştıklarını anlatmaya çalışmaktır.

Allah nurunu elbet tamamlayacak ve iman edenler kazanacaktır. Lakin bu muhtemelen yaşanacak son savaşı takiben olacak ve bu son savaşta çok büyük kayıplar verilecektir. İşte o gün şehit olmak arzusu ile Rabbi adına savaşanlar ile savaştan kaçanlar – İslam’a kurşun atanlar ayırt edilecek, hainler kaybedecek ve cehennemlik oluşları kesinleşecektir.
Şimdiden taraf olmak ve Allah tarafını tutmak doğru olandır.

Her karakol baskınına bu yazılanlar istikametinde bakılırsa hadise çok daha net anlaşılacaktır.

Burada yazılanlar bizlerin öngörüsüdür. Allah her kese akıl, ruh, şuur ve duyu organları vermiştir. Her kes hakikati arayıp bulmak ve kıblesini Kur’an’a çevirmekle mükelleftir.

Bizleri oyalayan, kandıran, aldatan, kahpeye yem edenler, hakikati söylemeyenler ise bizden değildir.

Her şehit haberi, her şehit cenazesi imanı göklere yükselten, aziz şehitlerimizin anısını yücelten ilahi müjdelerdir. Onların cenazesini gururla karşılamak, vefat haberini abartılı olmayan gözyaşları ile kabullenmek lazım gelendir. Yılmak, teslim olmak hainle işbirliği demektir.

İslam’ın ve Türklüğün bölünmez iman kardeşliği hain saldırılara yem olmayacak kadar güçlüdür.

İslam alemi artık sadece secde ederek iman etmiş sayılamayacağını anlamak zorundadır.

Çoğu sünnetsiz, kolları İsrail dövmeli teröristlerin, “Müslüman veya Kürt” gösterilme girişimi bir algı operasyonundan ibarettir. Kanmış insanlar, aldanmış cahiller, alet edilmiş olanlar elbet vardır ama bunlar inanıyoruz ki % 10’u geçmeyecektir. Diğerleri maske takmış dış kaynaklı hatta dış pasaportlu-başka dinli sünnetsiz gafillerdir.

Oyuna gelmemek lazımdır. Oyun onların oyunudur ve kurallarını da onlar koymaktadır.

Bize düşen kardeşler arasına ayrım sokmamak, duyduğumuza değil gerçeğe inanmak, fitne ve fesada yem olmamak, üç kuruş dünya menfaati için çok yakında daha çok ihtiyaç duyacağımız birlik ruhunu kaybetmemektir.

Şehitler, alimler, sıddıklar, Peygamberler Hak ve Hakk’ın yanındadır. Haklı olan bizlere Allah muhakkak yardım edecektir.

Anadolu’dan niyaz için kalkan her bir el, secdeye konan her alın, Allah adına gözlerden akan her damla yaş İslam’ı yüceltecek ve müdafaa edecek olan azmi ve gücü temin etmemize vasıtadır.

Rabbim tüm şehitlerimize cennetlerin en yücelerini nasip etsin.
Rabbim halis emeller uğruna Allah ve vatan uğruna canını feda etmiş tüm mü’minleri şehadet mertebesine kabul eylesin.
Rabbim bizlere dostu düşmanı ayırt edecek kalpler ve gözler nasip eylesin.
Rabbim İslam’a ve Türklüğe uzanan elleri kırıp yok etsin.
Rabbim İslam’ı tüm dünyaya bir an önce eğmen kılsın.
Amin!

Şehit cenazeleri üzerine

Bu yazıyı okudunuz mu?

İman, mü’minin her şeyidir.

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR İnandığımızı iddia ederken yerine getirmediğimiz mükellefiyetler veya hepten inanmadığımızı beyan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir