Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Semavi dinler mukayesesi – 2
imanilmihali.com
Semavi dinler mukayesesi

Semavi dinler mukayesesi – 2

Semavi dinler mukayesesi – 2

Dinler arası mukayesenin ilk durağı muhakkak ahiret inancıdır ki bu Yüce Allah’ın tekliğine, sistemine, adalet ve gaybına ait inancın da ta kendisidir ve bu manada Allah’a iman ile ahirete iman bahsi içiçedir.

Ahiret inancı noksan bir din muhakkak ki din değil beşeri bir sosyal hobi olmaktan öte gidemez. Bu inançtan noksan din kulları hesapsız iş yapma serbestisi veren, nefsin isteklerini ön plana çıkaran, can yakmaktan çekinmeyen, şeytana tam teslimiyeti hedef alan bir inanç manzumesi olmaktan öte gidemez. Bu nedenle bu dinlerin hiçbiri din değil oyun, eğlence ve aldatmacadır.

Ahiret inancını öne çıkaran dinler ise öncelikle Allah’ın varlığını ve sistemini kabul eden, iyilik ve kötülüklerin hesabının görüleceğini bilen, dünya hayatının sınavdan öte bir şey olmadığını idrak eden bireyler kümesinin inanç sistemidir ki bu kümenin kural ve ilkeleri bizzat Yüce Allah tarafından belirlenmiştir. Bu inanç kulları yani o dine mensup olanları iyi ve güzel yaşamaya, Allah’ın sınırlarına riayet etmeye zorlar. Öyleki bu dinin mensupları bir karıncayı, bir ağacı incitmekten korkar ve çekinirler.

Ahiret inancının hangi dinlerde var ve kuvvetli olduğu bize o dinin muteberliği hakkında da bilgi verir. Lakin bu inanç ilahi emre sadık ve hakikat olmalıdır ki haşhaşilerin cenneti gibi sahte cennetler kulu sadece cehenneme götürür. Hristiyanlık ve Yahudilik bu anlamda İslam’dan çok gerilerde ve hakikatten uzak haldedir. Çünkü değiştirilmiş ayetleri, ayetler içine sokulmuş ilkeleri ve vahyedilen Peygamberinden asırlarca sonra hatıralar bütünü şeklinde yazılmış sureleri ile bu dinler gerçekten uzak haldedir. Onların ahiret inancı, kulları ahiretteki kurtuluşa önderlik edecek şefaatçiler ve cehennemden kurtaracak mesihler, himaye edecek papazlarla bezenmiş haldedir.

Dahası bu ruhban sınıfı o din mensuplarına kendi istek ve kurallarını din diye satarken araya büyü, sihir, hokkabazlıklar koyarak dini şeytani bir hale sokmaktadır.

İslamiyet dışındaki dinleri bekleyen bir büyük tehlikede mezheplerin itikatları arasındaki ciddi farklardır. Ortodoks, Katolik ve protestan zihniyeti hem Hristiyanlık ve hem de Yahudilikte önemli bir yer tutar. Katolik dediğimiz kesim genelde katı dini kurallara sahipken, Protestanlık bunun tam tersidir. Ortodoksluk ise ikisi arasında belirlenmiş orta bir yoldur. Bunların hangisinin doğru ve muteber olduğunu sadece Allah bilir ama ilk temelleri tahrif edilmiş bu dinlerin mezheplerinin de değiştirilmiş ve saptırılmış olması kuvvetle muhtemeldir ki inancımıza göre zaten öyledir.

Bu iki din grubunun bir diğer akıl almaz yönü ise Yahudilik ve Hristiyanlık dinlerinin içiçe girmiş olmasıdır ki bu etkileşimde daha ziyade Yahudilik ağır basmış ve Kabala ağırlıklı Yahudilik Hristiyanlığı da esir almıştır. Yahudilik bu işi önce Hz.İsa’yı ve sonra papazları ve İncil’i hedef alarak Hristiyanlığı da bir sihirler ve büyüler dini haline getirmiştir.

Yahudiliğin kendisinin de hahamlar tarafından örflere ve zamana bağlı kalarak değiştirildiğini göz önüne alırsak Hristiyanlığın aldığı vahim hali ve kaçınılamayacak teslimiyeti daha iyi anlarız. Öyle ki Hristiyanlık dini bugün bazı Katolik kesimler hariç tamamen Yahudileşmiş haldedir ve Yahudiler diğer dinlere açtıkları haksız savaşta ilk büyük galibiyetlerini bu yolla edinmişlerdir.

İncilin tahrifi Pavlus sayesinde kolayca gerçekleşmiştir. Oysa aynı Yahudiler Kur’an’ı en büyük düşman gördükleri halde değiştirmeye muvaffak olamamışlardır. Çünkü İslam camiası Kur’an’a sahip çıkmış ve daha da önemlisi Yüce Allah Kur’an’ı bizzat kendi korumasına almıştır. Hal böyleyken Yahudilerin Kur’an’ı değil Peygamber hadislerini hedef alması gayet doğaldır ki milyonlarca rivayet ve yalanı hadis diye direten zihniyetin tamamı Yahudi taraftarı veya bizzat Yahudi ırkıdır. Çünkü İslam’ı Yahudileştirmek ancak Emevi zihniyetli, alçak dinci tayfasının uydurma hadisleri ile zedelenebilir ve o muazzez Peygamberin örnek İslami ahlakı ancak bu yolla bataklıklara sürüklenebilir.

Yahudiler bunu çok iyi bilmekte uydurma hadisler ve sahte mezhep ve cemaatlerle dini bölmeye, kulları hayasız terörist faaliyetler mağduru ederek dinden soğutmaya gayret etmektedir.

Yahudilerin İslam düşmanlığının en kanlı tarafı budur. Yahudiler kendi ırklarından başkasını insan olarak bile görmediğinden (onlarca diğer ırklar sürülecek ve öldürülecek hayvanlardır) ve İslam’ı en büyük düşman gördüklerinden tatlı dil ve ikna yolunda başarı kaydedemeyeceklerini çok iyi bildiklerinden araya hurafelerden, rivayetlerden, yanlış bilgilerden ve özellikle para ve güçlerden beslenen terör faaliyetlerini sokmuş, Müslümanları öldürerek, bezdirerek, zulmederek inançsız ve mümkünse Yahudi haline getirmeyi hedeflemiştir.

İslam ise tüm dinleri hak ancak sadece İslam’ı mukaddes sayarak anlayış ve hoşgörü dini olmuş, diğer dinlerin yaşanmasına çoğu zaman engel olmamış, onları sadece ikna yoluyla doğru yola davet etmiş, savaşı sadece zulüm, bozgunculuk, vahşet ve haksızlık durumunda tercih etmiştir.

Yahudiliğin ve İslam’ın güçlü temelleri yazık ki Hristiyanlık dinini araya sıkıştırmış ve temeli zayıf olan Hristiyanlık ekonomik gücüne ve teknolojisine rağmen yenik düşmüştür. Bugün dünya üzerinde egemen iki din arasında Hristiyanlık bu nedenle yok gibidir. Katolik dünyası muhakkak bunun farkındadır ve kendilerini bu hale düşüren Yahudilikten intikam alma arzusundadır. Lakin bu kısa vadede barışçı yollarla da çok mümkün görünmemektedir.

Çünkü teba içinde kısmen alenen ve çoğunlukla da gizli bir Yahudi kesimin varlığının onlarda farkındadır ve dine sokulan Yahudi kaynaklı ilkeleri ayıklamaktan acizdirler.

Halkın İncil üzerindeki hak ve yetkisi o kadar azdır ki Papazlarca koruma ve idame altına alınmak istenen İncil her geçen gün kan kaybetmektedir. Halk Yahudi fitnelerini dinlerinin gereği sanarak ibadet etmekte, Zebur ile yapılan ayinler bile bir yerde tahrif edilmiş Tevrat ile yer değiştirmektedir.

Hristiyanlığın ve İslamiyet’in aslen bir kitabı vardır. Oysa Yahudiliğin ilk beşinin adı Tevrat olmak üzere tam 39 cilt kitabı vardır ki ilk beş kitap dahil tamamı değiştirilmiş, sonradan yazılmış ve ilk beş kitap bile sihir ve büyü kitabı olarak nitelenen Kabala etkisinde kalarak tanınmaz hale gelmiştir. Tevratın kendi içerisinde bile çok sayıda tutarsızlık vardır ve hitap şekli metinlerin çok sayıda farklı insan tarafından ve yaklaşık bin yıllık bir zaman dilimi içinde peyderpey yazıldığının ispatıdır.

Bu haham takımı ve hakim sınıfı dine sadık kalmak yerine dini modern zamanlara uyumlu insan yapısı hale getirerek adeta ırkçı ve güncel din yaratma gayretiyle diğer dinleri bağnaz, eski ve batıl kabul etmektedir. Tarihsel olarak Tevrat Zebur dahil diğer semavi kitaplardan eski ve noksan iken hahamların bu tutumu sayesinde güya Yahudilik en modern din yaftasını ele geçirmek niyetindedir. Oysa kitapları vahyeden, emreden, sırasıyla gönderen Yüce Allah’tır. Ayetlerin ve surelerin sıra ve sayısını bile Yüce Allah emri ile Peygamberimiz belirlemiş ve Kur’an metni bu sırayla kesinleşmişken dinlerin ve kutsal kitapların güncellenmesi ve tarihsel yer değişikliği akıllara zarar bir şeytan işidir.

Dahası Yahudilerin kendi yazdıkları Tevrat’a ters ilahi vahiylerle gelen Musa Peygamber’den sonraki Peygamberleri reddedip hatta öldürmeleri kendi yazdıkları bu kitaplardan sözde aldıkları güç ve kaybetmekten korktukları çıkarlar nedeniyledir. Aslen Yahudiler Musa Peygamberin 10 emrine de, sıralı peygamberlerin bildirdiği ilahi emirlere de karşı gelerek isyanlarını sadece Hristiyanlık ve İslamiyet’e karşı değil kendi dinlerine karşı bile icra etmişlerdir.
Halk üstün ırk, sınırsız lütuf ve ahiret sorgusuz yaşam hayalleri ile uyutulurken gerçeklerden uzak kalmış ve bataklığın dibinden kurtulmayı değil diğer dinleri de bu karanlıklara çekmeyi tercih etmiştir.

Yahudiliğin bu ilahi iradeye aykırı tutumları onları tevhidden uzaklaştırıp şeytani din mensubu yapmış ve şeytan onlara hahamlar vasıtasıyla kan ve gözyaşı dökmeyi, intikam almayı, acımamayı, aldatmayı, her türlü adilik ve hileyle de olsa muhakkak kazanmayı, küçük muharebeler kaybedilse bile kaybı zafer göstermeyi, pes etmemeyi emretmiştir. Bu şeytani ilkeler aslen tevhidin tam karşıtı olduğundan da Yahudiler asla huzur bulamayacak ve cehenneme mazhar olacak şeytan askerleridir.

Sayıları 15 milyon civarındaki Yahudilerin dünya üzeri egemenlikleri ekonomik ve siyasi köşe başlarında oturan kendi taraftarları ve ülkeler yönetimindeki Yahudi taraftarı Yahudi olmayan liderler nedeniyledir. Para yönetimleri, spor ve eğitim kurumları, medya ve basın organları gibi sayısız iktisadi alandaki yetkilileri sayesinde spekülasyonlar yaratan, tefecilik yapan, enflasyonlar ve grevler yaratan zihniyet hep Yahudilere beslenen akılsız kulların eseridir ki bunlar İlahi iradeye isyan edip şeytani iradeden medet umanlardır.

Terör başlı başına bir kanma ve parçalama yöntemidir ki öldürmeyi, bıktırmayı, caydırmayı, terk ettirmeyi, ümitsizliğe sevk etmeyi hedef alır. Yaşlı genç demeden, masum suçlu demeden, bebek çocuk demeden terör adına dökülen kanların ardında ne toprak ne yönetim gayesi vardır. Hedef ve gaye İslam’ı yok etmek, Müslümanları yok etmektir.

Türk’leri yok etmek te muhakkak bu planın bir parçasıdır. Çünkü Yahudiler de bilirler ki Türkler Allah’ın yeryüzündeki ordularıdır. Anadolu bu yüzden Türk’e nasip olmuş, İslam bu yüzden nasip olmuş, yüksek ahlak, terbiye, geleneksel dürüstlük ve çalışkanlık ve mertlik bu yüzden Türk’ün kaderi olmuştur.

Yeryüzünde kandırılamayacak, hurafelerle Yahudileştirilemeyecek bir toplum varsa o toplum Türk toplumudur. Ne yapılırsa yapılsın Türklerin İslam’dan, Allah’tan ve Peygamberinden vazgeçmeyeceğini bilen Yahudiler bu yüzden Türkiye’nin imhasını en sona bırakmış (Siyon yılanı tüm ülkeleri hedef alırken İstanbul son sıraya bırakılmıştır) İsrail Türklerle mertçe savaşmak yerine terör yaratarak vurmayı ve kaçmayı hedef almıştır. Yazık ki vuranlar kirli eller, kandırılmış eller ve bir kısım Kürt vatandaşlardır. Teröristlerin çoğunun İsrail, Ermeni, Amerikan ve İngiliz vatandaşı olduğu, sünnetsiz olduğu, Türkçe bilmediği ve pasaportlarının yabancı uyruklu olduğu, hatta attıkları mermilerin yabancı menşeli olduğu muhakkaktır. % 95 oranında düşman olan saldırganlar arasında yazık ki % 5 oranında da olsa kandırılmış Türk kökenli Kürt kardeşlerimizin olması da yürekler acısıdır.

Kürtler Türk’tür. Genleriyle, kanlarıyla, gelenek ve yaşam tarzları ile Türk’tür. Bu kan damarlarında dolaştığı içindir ki hainlik edemez ve kurşun atamazlar. Atanlar Kürt bile değildir. Atanların çok azı Kürt olsa da bunlar kandırılmış, yanlış eğitilmiş, para-kadın-mevki-uyuşturucu ile satın alınmış karakteri gelişmemiş Kürtlerdir.

Kalan hainler ise başta Yahudilerin güdümündeki paralı askerlerdir ki bunların yurt içinden de destek aldığı şüphe götürmez. Çünkü Yahudiler ve taraftarları yukarıda bahsi geçtiği gibi köşe başlarını tutmuş haldedir.

İşte Kabala haline dönüştürülmüş Tevrat’ın ve Museviliğin hali budur. Onlar kandırılmış halde dünya egemenliği için mücadele ededursunlar cehennemlik oluşları kesinleşmiş haldedir ve tevbe edip düzelmezler ise iblis ile birlikte sonsuza dek cehennemden çıkamayacak olanlardır.

Hristiyan camiası ise haçlı seferlerinin acısı ve vebali ile kan ağlamakta, veba salgınlarına, dünya savaşlarına, sözde soykırım yalanlarına tabi halde Yahudileşmektedir. Hristiyanlık için iki seçenek vardır ki teki Yahudileşmek, diğeri Müslümanlaşmak.

Peygamberimiz Hristiyanların yarın Yahudilerin yarından sonra Müslüman olacağını işaret ederken bunu kast etmiş te olabilir. Çünkü Hristiyanlık Yahudilik tarafından yutulmanın ve şeytana esir olmanın sınırındadır. Her şeye rağmen imanlı Hristiyanların istek ve arzusu Rabbimiz Allah’ı terk etmemektir. Bu yüzden Hristiyan camiası son ve hak din İslam’a geçmek durumundadır.

İslam’a geçmeme konusundaki ısrar Hristiyanlığı Yahudiler ile toplu bir savaşa sürükleyecektir. Çünkü dini inançları, sermaye piyasaları, siyasi itibarları esir alınmış Hristiyan dünyası kolları bağlı hale gelmiş ve tükenmek üzeredir. Her geçen gün kanı emilen Hristiyan devletler yarınlara ümitle bakamaz ve her geçen gün zayıflar haldedir.
İslam dünyanın tek kurtuluşu ve şeytani dinlerin karşısındaki tek direnek noktasıdır. Çünkü şeytanın iman eden kullar üzerinde etkisi yoktur ve Yahudi zihniyetinin sihirle kurmak istediği kara dünya düzeni asla gerçekleşemeyecek bir hayaldir. Lakin Yahudilerin kolayca pes etmeyeceği ve gerekirse dünyayı muazzam bir kitlesel savaşa sürükleyeceği de aşikardır. Bu nedenle iman sahiplerinin imanlarını diri tutarak Allah yolunda ölmeye hazır olması ve cihada hazırlanması gerekir.

Rabbimizin bu savaşa müsaade edip etmeyeceğini sadece Rabbimiz bilir çünkü “Yahudiler ne zaman savaş ateşi yaksalar söndürendir” Lakin yaşanacak son savaşta nasıl ve ne zaman olacaksa kazanmak için imanlı yaşamak ve imanlı kalmak esastır.

İlgili yazı; Semavi dinler mukayesesi – 1

Semavi dinler mukayesesi – 2

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir