Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Semavi dinler mukayesesi
imanilmihali.com
Semavi dinler mukayesesi

Semavi dinler mukayesesi

Semavi dinler mukayesesi

Yüce Rabbimizin “Tek ve Muktedir” olduğu inancı olan ‘tevhid’, beşeri ve ahireti hayatın gayesi, tanımı ve aslıdır. Allah’ın dini olan tevhid, ilahi adalet, sonsuz ilim ve kudret, paylaşılamaz mülk, rahmet ve doğru yoldur.

Rabbimizin dilemesi dışında ne bir kuş uçabilir, ne bir insan iman edebilir.

Anlayabildiğimiz anlamda hayat, görünen, bize bildirilen ve yaşatılan somut ve geçici hayattır. Akıl, ruh ve şuur ise bu geçici sınavın şartı, ilkesi, adaleti, seçiciliğinin bir gereğidir.

Yaratılış gayemiz ise sadece Allah’a kulluk, ibadet, niyaz ve iman etmek merkezli, aklın, şuurun ve ruhun hakkını veren, kötülük imkanı varken iyiliği seçme dirayetini gösteren insanın Allah’ın güvenini boş çıkarmaması gayretidir.

Yeryüzüne ve cennetlere varis kılınan insana yaşarken tabi olacağı kuralları bildiren ve sınavın şeffaf olmasını sağlayan manevi kurallar bütünü ise dindir ve yaşam sürdükçe bu dinin kuralları çok azı hariç değişmeyecek ve sınav neticeleri bu kurallara göre ahiret yurdunda açıklanacaktır.

Akıllara gelen soru şudur; Din değişmediyse haram ve helaller neden değişmiştir? Cevabı Rabbimizin yönetimindeki değişiklik veya yolundaki istikamet farklılığı değil aslen insanların azmışlıklarına getirilen ceza ve kısıtlamadır. Bir nimetin haram veya helal ilan edilmesi o dinde bir değişiklik değil bir nevi cezadır.

Allah’ın dini dediğimiz genel iman, itikat, kötülükten sakınma ve hayra yönelme gayretleri asla değişmez. Değişen nimetlerden istifade imkânlarının sınırlanması, kötülerin cezalandırılma şekli, peygamberlerin şeriatı, medeniyet ve teknolojiye paralel olarak yaşamın şekillendirilmesidir.

Tahrif edilmemiş halde semavi kitapların, öncesinde sayısız peygambere bildirilen sözlü vahiylerin, bizlere ulaşamayan ve Kur’an’da bildirilmeyen diğer Peygamberlerin öğretilerinin de istikameti tektir ve hepsi Yüce Rabbimizin tek ve muktedir olmasına çıkar.

İslamiyet öncesi var olan dine göre yaşayanların mükâfatı elbet vardır. O dinlere mensup oldukları halde Allah’ın buyruklarına riayet edenlerin gideceği yer inşallah cennetler olacaktır. Lakin o inançların zamanla menfi yönde değişmiş ve dini temsil edemez hale gelmeleri nedeniyledir ki Yüce Allah yeni bir kitap ve Peygamber göndermiştir. Dahası kitap ve peygamberler her topluma gönderilerek adalet sağlanmış ve mahşerde kimsenin “işitmedik” deme mazereti elinden alınmıştır.

Bu anlamda İslamiyet’in ilanından sonra tüm insanlığın yapması gereken İslam’a geçmek ve Kur’an’a tabi olmaktır.
Burada can alıcı nokta şudur ki eski ve tahrif edilmiş semavi kitaplarda direnmeye devam etmek, Allah’ın dinine direnmek, tevhidi dışlamak, yanlış ve el yapımı dine alet olmaktır. Böyledir çünkü din ilahi ve Allah yapımıdır. Bir noktasına bile insan eli değmişse tahrif edilmiş olur ve Kur’an ilk harfinden son harfine kadar korunmuş ve değişmeden kıyamete kadar varlığını ve egemenliğini sürdürecek tek ilahi kaynaktır.

Azan, haddi aşan, şeytana uyan, dünyevi çıkarlar uğruna ayetleri değiştirip, ayet yazanlar, ayetleri saklayıp, haram ve helalleri kendileri belirlemeye çalışan din adamları her kesimde olmuş ve olacaktır. Bunların dine verdiği zarar etkiledikleri kitlenin büyüklüğü ile doğru orantılı olarak muazzam büyüklüktedir ve yazık ki o insanlar da köhne ve sahte dine mensup olmaya devam etmekle şirk denen illetin tuzağına düşmüş haldedir.

İslamiyet’i kabul ettiği ve Müslüman olduğu halde bile imanında samimi olmayanların varlığı düşünülürse gerçek tevhidin kıymeti daha iyi anlaşılacaktır.

Yüce Rabbimizin sınırları (Hududullah), tüm insanlık için ve iyi ve kötüden özgürce iyiyi seçme odaklıdır. yani zaman ve devir değişse de, farklı coğrafyalarda yaşansa da dinin temel ilkeleri değişmez. Değişen ufak nüanslardır ve bu ilkelerin değişmiş olması dinin değiştiğinin delili değildir.

Sözü uzatmamak adına kısaca denmelidir ki; İslamiyet tüm yanlış rotalı dinleri sırat-ı mustakim’e çeviren son ve değişmez din olarak Yüce Allah tarafından tüm insanlık için seçilmiş, kuralları Kur’an ile tamamlanmış bir dindir ve İslam tüm insanlığın hedeflerini doğru rotaya sokan, yaratılıştan bu yana yaşanmış misalleri açıklayarak insanlığı teşvik ve men edici özelliği ile hidayet rehberi durumundadır.

İslamiyet’e rağmen diğer semavi veya batıl dinlerde direnmek inkâr ve küfürken, o dinlere sadık kalıp şirke batmadan durmakla alakalı hükmü muhakkak Rabbimiz verecektir. Lakin o dinlere mensupken şirke batmak yani teslisi kabul etmek gibi yanılgılar İslamiyet’e geçmemiş olmanın vebalini daha da artıracaktır.

Eski semavi dinlerde direnenlerin kendi dinlerini ilahi bildirişteki saflıkta yaşaması mümkün olmadığından, insan eliyle eklenen hem de yıllar sonra eklenen ayetler ile şekillenmiş dinlerine sadık kalmaları kendileri için bedbaht bir hatadır. Önlerinde Kur’an nuru varken, O’nu bir kere olsun okumamaları ise kendilerine ahiret yurdunda şikayetçi olacak en büyük gaflettir.

Diğer semavi din mensuplarının ibadet ve amellerinin kendi dinleri istikametinde şekillenmesi Kur’an hükümleri dışına çıkılmamak şartıyla belki kabul edilebilir (doğrusunu Allah bilir) ancak Kur’an hilafına yaptıkları her iş ve yakarış nafile olmaktan öte gitmeyecek ve batıldan kurtulamayacaktır.

Dinin insanlık için gayesi ‘Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmak’ olduğuna göre bu gayeye ulaşmak için takip edilecek yol dini en son bildirilen şekliyle yaşamaktır. Bu yol İslam’dır.

İslam’a karşı girişilen davalarda ortak nokta Allah’ın dininin yeryüzüne egemen olmasını engellemek ve insanlığı saptırmak olarak karşımıza çıkar ve bu aslen İblis’in isteğidir. İstekten de öte bu bir şeytani ahittir ve bizzat Rabbimize yapılmıştır.

O halde İslam dışı çırpınışlar beyhude ve şeytanidir ki zaten bugün İslam dünyası üzerindeki kara bulutların menşei de tam olarak bu reaksiyondur.

İş o hale gelir ki bağnaz Hristiyan ve Yahudiler kendi dinlerini adam gibi yaşamak yerine İslam’ı yaralamaya ve hatta yok etmeye çalışırlar. Bu onların aslında mahvı iken bunu bir zafer edasıyla kutlamaya ve bu sayede cennetlere gidebilmeyi hayal ederler. Sapık ve yanlış bu anlayış dünya üstündeki kaosun ortasındaki çukurdur.

Yahudi veya Hristiyanların İslam’a yönelik gayretlerine pek çok Müslümanın da medeniyet, sosyalistlik, evrensellik, bilim adına bilerek veya bilmeyerek ortak olduğunu da hatırlayarak yapılanların şeytani hamleler olduğunu unutmamak gerekir.

Yüce Allah’ın sonraki kitap ve Peygamberleri göndermesi boşuna değildir. İnsanlık ve o toplum ne zaman yoldan çıkmış, din tanınmaz hale gelmiştir işte o zaman ilahi irade devreye girmiş ve adeta bir tanzim yapmıştır. O halde eskide saplanıp kalmak batıl değil de nedir?

Dünyada İslam’ı yok etme gayretindeki karanlık odakların hedefi yalnızca İslamiyet değildir. Her bir önceki dinin kendisinden sonraki dinleri yok etme gayreti ki en büyük savaş Yahudilik ile Hristiyanlık arasındadır dünyayı kana bulayan bir haldedir.

Dinler arası bu savaş yazık ki çoğu zaman alenen değil ve fakat gizli yapılır ve ipleri gizli örgütler elindedir.

Masonluk, tarikatçılık, şeytancılık, ateistlik gibi pek çok gizli örgütün gayesi temsil ve ifade ettikleri dünya egemenliği gibi maddi hedeflerden ziyade dini manada diğer inançları yerle bir etmek ve elleriyle yazdıkları çoğu mistik ve sahte ilkeleri din adına yutturmak isteğidir.

Bu örgütlerin çekici hale gelmesi sunduğu maddi zaferler iledir. Üyeler arası dayanışma ve yardım ruhu, çözülemeyecek görünen sorunların halli, maddi refah, kaliteli (!) eğitim gibi hatta sınırsız ve sorumsuz cinsel fantaziler bu örgütleri cazip hale getirirken asıl maksat gizlidir.

Asıl maksat Hak olan dini değiştirmek yani tevhidi engellemek ve yerine başka sistemler koymaktır. Bu o kadar kolay değildir. Çünkü insanlara Allah yoktur diyebilmek mümkün değildir. Bu örgütler bunun yerine gizli ve sinsice oyunlarla Allah vardır ama yanında şunlar da vardır diyerek ilahi iradeyi bölmek niyetindedir. Bu da o kadar kolay değildir. Çünkü ortada hak kitaplar varken, o başkalarının yaratamayacağı ve ilahiyet vasfına erişemeyeceği muhakkak olduğundan bunun yerine münafıklık maskesi ile dolaşılır ve gerçek maksat üyelerden bile saklanır.

Üyeler o hale gelir ki dünya barışına hizmet için ayaklanır ve ihtilallere, savaşlara neden olurlar, maddi refahı topluma yaymak adına yola çıkarlar ama bir anda kominizim tehdidi baş gösterir, dinler arası diyalog adına yola çıkar ama bir anda karma bir din mensubu oluverirler. İstemeden bunlara tabi olup, nimetlerinden faydalananlar ise bir daha asla o örgütten çıkamazlar.

Sonuçta dünyevi hedef ve arzular uğruna ahiret yurtları feda edilir ve baki hayattan fani hayat adına vazgeçilir.
Bu işi iyilik yapıyorum sanısıyla, bilmeden, istemeden yapanlar genelde piramitte yukarılara fazlaca çıkamazlar. Ama işin ehli, yani asıl gayeye hakim olanlar hep tepededir ve gayeyi çok iyi bilirler.

Kur’an yeryüzüne elbet egemen olacak ve Allah tüm tuzakları muhakkak yerle bir edecektir. Peygamberimizin değişiyle “Hristiyanlar yarın, Yahudiler yarından sonra Müslüman olacaktır.” (Bu Müslümanlık din olarak değil belki ‘Allah’a teslimiyet olarak algılanmalıdır.)

Allah kafirlere rağmen nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmayacaktır.

O halde doğru ve gerekli olan İslam’a girmek, hiç değilse şirk ve isyandan uzak durarak ayetlere (Kitap, insan ve evrendeki) bakarak Yüce Allah’ın güç ve kudretine teslim olmaktır.

Bunu yapabilenler akibette sevinecek olanlardır. Direnenler ise isyanlarının cezasını elbet çekecektir. Bu dünyada ne kadar güçlü ve refah yaşasalar da onları ahiret yurdunda bekleyen koyu karanlıklar ve öldürmeyen azap dolu ateştir.

(Devam edecek)

İlgili yazı; Semavi dinler mukayesesi – 2

Semavi dinler mukayesesi

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir