Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Servetlerle şımarmanın dindeki yeri
imanilmihali.com
Servetlerle şımarmanın dindeki yeri

Servetlerle şımarmanın dindeki yeri

Servetlerle şımarmanın dindeki yeri

Teref, servetlerle şımarmak, mütref, servetlerle şımaranın adıdır. Bu tabirler Kur’an’ındır ve servet ve şımarmak kelimleri çoğu yerde yan yana kullanılmaktadır.

Yine müstezaf tabiri muhtaçlar, mahzunlar, baskı görenler ve ezilenler, müstekbir tabiri kibirle büyüklenerek ezenler için kullanılmaktadır.

Tüm Peygamberler, müstezaflardan yanadır, tüm müstekbirler ve mütrefler birbirinin dostudur.

İslam, müstezafları, müstekbirlerin üzerine çıkarmak isteyen, mahzunların hak dinidir.

Kibir, şeytanın en büyük silahı, servet, dünya hayatının ve İslam ümmetinin ahir zaman imtihanıdır.

“Biz, hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık zenginleri, “Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz” demişlerdir.” (Sebe 34/34)

Allah rızkı, dilediğine bol dilediğine az, veren Tek Maliktir, milyonlarca tür, milyarlarca canlıya rızkı ziyadesiyle bahşedendir ama o yine diler ki rızık helal olsun, az bulan sabretsin, çok bulan kendi eliyle muhtaçlara devretsin ve dengeler sağlanıp, hak ve adalet tecelli etsin, İslam erdirici olabilsin ve kullar bu sayede cennet ahlakıyla ahlaklanabilsin.

Servetler, mallar, kadınlar, süslü atlar, evlatlar dünya imtihanının kandırmacalarıdır ve dünya malına aşırı tamah etmek tüm kötülüklerin başıdır.

“Allah; “Şüphesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz” diyenlerin sözünü elbette duydu. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve, “Tadın yangın azabını!” diyeceğiz.” (Al-i İmran 3/181)

Daha açık söyleyelim; hak ve helal olmak zorundaki servetler, çokluklar, makamlar, nüfuslar fani dünya hayatının geçici süsleridir ve imtihan; paylaşmak, yardımlaşmak, öte yandan kötülüğe bulaşmamak ve kötülerle mücadele etmek üzerinedir.

Servetleri bileğinin hakkı sananların, servet yığanların, cimrilik edenelrin, tevekkülü kenara konan üç kuruşa bağlayanların, asma bahçe sahiplerinin durumları ayetlerle çok net ortaya konmuştur ki bunların tamamı helake müstehaktır.

İnfak, iman ve namazla birlikte Peygamberlerin üç davetinden birisidir.

Zenginlerin servetlerinde, muhtaçların da hakkı vardır ve infak o hakkı onlara iade etmektir. Yani burada vermek ameli değil iade etmek, sahibine ulaştırmak ameli söz konusudur ve bu keyfi değil şarttır.

Muhtacın hakkını vermeyip kendisine saklayanlar, yığdıkları altınlarla bir süre sonra mecburen büyüklenecek, kibirlenecek, aşağılayacak ve nihayet alttakilere pislik gibi davranıp ezecektir. Helakleri de bu sayede hak olmaktadır.

Kur’an’da bu mütrefler için kullanılan ifadeler hiç iç açıcı değildir ve fakat hakkı yenen, ezilenler, müstezaf ve muhtaçlar için (doğruluktan ayrılmamak ve tevekkülden gaflette bulunmamak şartıyla) hep saadet dolu kelimeler kullanılmaktadır.

Yani asıl zengin olanlar, para yığanlar değil, sabır ve sebatla dürüst ve imanlı kalabilenlerdir.

Servetle şımaran yöneticiler ise toplumlar için bir sınav ve helak vesilesidir. Bireyler idraklerini değiştirmediği, imana dönmediği sürece Allah onlardan teşkil toplumların da akibetini değiştirmeyecek ve helakleri hak olacaktır. Helakın hak olması içinse başa mütrefler ve müstekbirler yani servetle şımaranlar ve ezenler getirilir.

“Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.” (İsra 17/16)

Yani servetle şımarık azmışlara itaat emir değil aksine zulümdür.

Peygamberlerin ayetlere paralel olarak davet ve tebliğleri, safları hep ezilen ama dik durabilen, muhtaç ve mazlumlardan yanadır. Bizzat Peygamber, elçilik görevi ile yaptığı davet ve servete olan düşmanlığı sebebiyle ezilen ve servetle şımaranların alay ettiği birisidir.

Hal böyleyken, Kur’an’dan yana, Peygamber safında olmak için lazım gelen serveti yığmak ve şımarmak değil, serveti varsa muhtaçlara pay etmek, servet yoksa inanç ve sebatla sabretmektir.

Yığılan ve paylaştırılmayan servetlerin ahiret tasviri, boyunlara vurulan ateşten halkalardır.

Servetlerin, sadece zenginler arasında dolaşmasına zinhar razı olmayan Kur’an, ganimetlerin taksiminde kamuya paylaşma ve yardım görevini farz mahiyetinde verirken, aynı durumdaki kişilere ise nasihat etmektedir. Allah’ın nasihati ise elbette yücedir.

“Allah’ın, (fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah’a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr 59/7)

Servetlerle şımarmak toplumu öylesine büyük bir bela olarak sarar ki adalet sarsılır, eşitlik bozulur, hakkaniyet yara alır.

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa 4/135)

Nihayet, Peygamberler ezilenlerin, ezenler servetlerle şımaranların dostudur. Bu iki cephe iman ve İslam manasında iyi zıt kutuptur ve Kur’an’ın, Peygamberin dost olamamak, Allah’ın rahmetinden mahrum kalmaktır.

SON SÖZ;

“Şüphesiz biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkârcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi. (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (“İnşaallah” demiyorlardı.) Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı. Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü. Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler. Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular. (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği hâlde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar. Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler. (Gerçeği anlayınca da), “Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!” dediler. Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi. Onlar, “Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz” dediler. Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar. Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!” “Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.” İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!” (Kalem 68/17-33)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir