Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Şeytan şeytanlığını, mümin kulluğunu yapacaktır
imanilmihali.com
Şeytan şeytanlığını, mümin kulluğunu yapacaktır

Şeytan şeytanlığını, mümin kulluğunu yapacaktır

Şeytan şeytanlığını, mümin kulluğunu yapacaktır

Dünya, bunca pislik ve zalime rağmen dönmekte, güzellikler bunca zorlamaya rağmen hala yaşayabilmektedir. Akıllardaki şu soru yanlıştır; “Neden bu kadar kötü ve kötülük var?” Bunun yerine doğru soru şudur; “Bunca kötüye ve kötülüğe rağmen iyilik ve güzellik nasıl hala ayakta durabiliyor?” Meseleye bu ikinci açıdan baktığımızda cevabı da bulmuş oluruz.

Allah zalimlere süre verendir. Böyle yapması ahdi gereğidir ve O, zalimin zulmü artsın böylece helakı hak olsun ve ona uyacaklar iyiden belli olsun da hepsi birden aynı akibete mahkum olsun diyedir. Yoksa O dilediği anda kötüyü de kötülüğü de yeryüzünden silecek kudrete sahiptir.

Dünya sınavının iki kutbu ihsan ve çirkinliktir. Yaşamın dengesi hep bu ikilem üzerine kuruludur ki Şeytan’a süre veren de Allah’tır. Şeytan ve ordusu sınavın bir parçası ve terazinin diğer kefesidir.

Günah işleme özgürlüğü ve yanlış tercih yapma hakkı bulunan insan tüm bu kötülük ve aldatmalar arasında doğruyu, kendisi isteyerek, inanarak ve zorlama olmadan bulacak ve kurtuluşa erecektir. Tüm sınav bu istikamettedir.

Şeytanların tüm bu hamlelerine karşılık ta müminler dik duracak, yenilmeyecek, aldanmayacak ve Kur’an yolundan ayrılmayacaktır.

Dünyada iyilik hala varsa bu Allah’ın rahmeti sayesindedir ve şerrin tüm gücü ancak insanları geçici süre hepsini veya uzun müddet bazılarını kandırmaya yeter. Ama insanların tamamını ilelebet kandırmak asla mümkün değildir. Çünkü şer batıldır, yanlıştır, kısa ömürlüdür.

Kötülük kor bir ateş gibi değdiği yeri de değdireni de yakar ki kötülükle huzura eren bir kişiye bile rastlamak mümkün değildir. Bizlerin kötülerin cezalandırılmasına şahit olamayışımız onların dokunulmazlığı değil ancak o cezayı göremeyişimizdendir. Yani her kötü daha bu dünyada misliyle cezasını bulmaktadır ve bulacaktır da.

Kötülerin malı, refahı, servet ve makamı iyileri kıskandırmamalı, hayrete düşürmemelidir ki bu nimetlerde onlara şımarıklıkları artsın diye bahşedilmiştir. Dünyevi güç olarak onlara verilen bu geçici nimetlerledir ki kötüler daha fazla kötülüğü daha fazla insana ve varlığa yapabilmektedir. Bu ilahi bir tuzaktır ve kötüler bileklerinin hakkı olarak nimetlendirildiklerini ve ahirette de aynı şekilde nimetlendirileceklerini sanıp dururken, tuzakların en çetini ile cehennemin en derinlerine mahkum edildiklerinin farkında bile değildir çoğu zaman.

Kalp gözü kapalı, tavsiye ve nasihatleri zayıflık gören bu servetle şımarmış kodamanlar için kibir vazgeçilmez sultanlıktır ve o benliği ilah mevkine çıkarır. Bu sayede küfürden şirke geçen zalim şeytanlar kurtuluşa da hasret geberip giderler.

Müminler ise azla yetinen, olanı da paylaşan, iyilik ve güzellikten başka şey düşünmeyen, affeden, hoşgören, acıyan ve vicdanını dinleyen güzel insanlardır. Onlar, Allah’ın rahmet ve şefkatini doğada, kainatta ve bedende gören, kulluk bilincinde olan, dünyalıklarda gözü olmayanlardır.

Aşırı gitmeyen, haddi aşmayan, palazlanmayan, büyüklenmeyen bu güzel insanlar kendisine bahşedilen her türlü nimetin başkalarının da hakkı olduğuna inanan ve bu emanetlere layık olmaya çalışanlardır.

İnsan zaman zaman neden herkes güzellik yapmaz diye düşünürse de sınavı hatırlayınca ve o sınavda caydırıcıların, yanlışların, zorlukların da olması gerektiğini hatırlayınca susar. Allah dileseydi insanlar günah işlemez ve melekler gibi yeryüzünde sessiz sessiz gezerlerdi. lakin insanın özelliği ve üstünlüğü de buradadır ki insan selamet ve esenliği tüm bu pis ve dikenli yollardan geçerek, kendi rızasıyla bulacaktır.

Yani Şeytan şeytanlığını, mümin kulluğunu yapacaktır ki sınav adil ve hak olarak gerçekleşsin.

Kötülerin Allah dilemese bizler kötülük yapmayız, yapamayız veya Allah’ın dileseydi doyuracağı fakire ben niye yardım edeyim türü safsataları tamamen gerçeğe aykırı bahanelerdir ve dinle alakası yoktur. nefsin söylettiği bu yalanlar, o kulun çoktan şeytanların eline geçtiğinin de kanıtıdır.

Kötüler sadece bununla sınırlı değildir elbet. Tabiatı zehirleyen, toplumun ahlakını bozan, hakkın ait olduğu yere ulaşmasını engelleyenlerin hepsi kötüdür ve peygamberimizin bedduasına mazhar bu insanlar içine düştükleri büyük günah çukurlarından çıkamayacaklardır. Çünkü onlar asla tevbeye de yanaşmayacak, kibirleri buna müsaade etmeyecek, ancak ölüm anında belki tevbe edecekler ama o da kabul edilmeyecektir.

Aldatanlar, aldananlar, aldatmayı meslek edinenler, riya ile davrananlar, mürailer, açıktan inkar ve isyan edenler, fitne ve fesat üretenler, zulüm ve şiddeti güç sananlar asla unutmamalıdır ki tüm nimetleri bahşeden sadece Allah’tır ve O hiçbir şeyi boşuna yaratmaz, boşuna yapmaz.

Kainatta maksatsız tek bir varlık ve oluş yoktur. Çünkü dünya hayatı oyun olsun diye yaratılmamış, ayetlerde boş söz ve işler kınanmış, tembellik yasaklanarak her iş ve oluştan sonra hemen bir başkasına koşmak farz kılınmıştır. Tüm bunlar için ise ihsan ve doğruluk şart koşulmuştur.

Kötülerin çoğu zaman kötülük yaptıklarının farkında bile olmaması ne hale geldiklerinin de göstergesidir. Ama iyiler bilmeden değil bilerek ve niyet ederek iyilik yaparlar. Yani iyilik baştan sona kasıtlı ve iyi niyetli, kötülük çoğu zaman bilinçsizcedir. Lakin bu bilinçsizlik bile sahibini kurtaramaz. Şuurunu, aklını birilerine veya dünyalıklara teslim eden kişinin ilk başta kendi iradesi bunu istemiştir ve sorumluluğu asla bitmez.

Kötülük yapadururken defalarca tevbe ederek (ama kötülüğe her defasında geri dönerek) aklanacağını sananlar ve Allah affına mazhar olunca kul hakkından da aklanacağını sananlar şu hususu çok iyi bilmelidir; Allah şirk dahil tüm günahları tevbe ile affedecek kadar yüce ve merhametlidir. İman üzere ölündüğü sürece inşallah pekçok günahı da bağışlayacaktır. Ama ayetin buyurduğu gibi ölüm anı gelince veya melekler görülünce veya kıyamet kopunca edilecek iman ve tevbe fayda vermeyecektir. Herkesin eceli ise kendi kıyametidir. Tevbeden maksat pişmanlık, acı ve kahırlı gözyaşı dökerek o pis işi tekrarlamamaya yemin ve bundan sonrası için söz vermektir. Hak sahibine iade edilmeli ,Allah hakkı Allah’a, kul hakkı kula ödenmelidir. 

Her tevbe sadece o ameli veya oluşu kapsar. Yalan söyleyen ve adaletsiz davranan birisi bu günahların her ikisi için de ayrı ayrı tevbe etmelidir. her tevdeden sonra günaha geri dönüş ise günahın vebalini daha çok artıracaktır. Aksini ispatlayacak zamanı kalmayan, güzel işler yapmaya fırsat tanımayan tevbeler fayda etmeyecektir. Kul ne zaman öleceğini bilemeyeceği için de TEVBENİN ZAMANI HEMEN’dir.

İyi insanlar zaman zaman kötülere kızmakta, hatta kötü söz söylemektedir. Lanet ve beddua da az rastlanan bir şey değildir. Ancak düşünülürse onların kötülüğü de ilahi nizamın gereğidir. O halde onları kötülemek ve lanetlemek yerine hidayetlerini istemek doğru olandır. Çünkü Allah kötü sözün söylenmesini istemez ve peygamberimiz insan iyiyse söylesin, kötüyse sussun buyurmuştur. Burada tek istisna zulme uğrayanın feryat etmesidir ki buna günah aranmaz.

Allah iyiliklerinde uluorta konuşulmasını, gösteriş ve riya maksatlı kullanılmasını asla istemez. Bu yüzden açıktan iyiliğin bazı iyi yanları olsa da aslolan gizli yapılan iyiliktir. İnsan nefsi pohpohlanmayı çok sever. Bu nedenle iyiliğin maksadı her an Allah rızası gözetmekten, komşuların takdir etmesine kayabilir ki bu iyiliği boşa çıkarır.

İyi veya kötü çığır açanların durumu ise çok daha vahimdir ki Kabil’in cinayeti, sonraki zamanların tüm cinayetlerinden de payını alacaktır. Çünkü o günah gelecek nesilleri etkilemekle ölümsüz ve kalıcı hale gelmiş, ahlakını bozduğu, kandırdığı, kışkırttığı insanlara kötü örnek sergilemiş, fikir vermiş ve o pis işi hatırlatmıştır. Tıpkı bir icat veya keşif gibi düşünülürse kötülüğün her türü için ilk örnekler çok daha büyük cezaya çarpıtılacaktır. Sonraki zamanlarda aynı günahı işleyenlerin günahı azalmayacak ancak bir o kadar günah ta ilk kez o işi yapana mal edilecektir. İlk örnekten sonraki her günah ta kendisinden sonraki günahların vebaline aynısıyla ortak olacaktır. Bu yüzden (doğrusunu Allah bilir) günahın cezası misliyledir. Çünkü bu tekrar o kadar fazladır ki misliyle cezalandırılmasa bile kul milyarlarca ceza alacak demektir. Çalmak, katletmek, hak yemek, hile yapmak, iftira atmak hep böyledir.

İyilik ise misliyle mükafatlandırılacak bir güzelliktir ki sonraki çığırlara uzanan her bir salih amel ona örnek olanı da, aracı olanı da, yardım edeni de, fiilen yapanı da, yapmaya niyet edip yapamayanı da bahtiyar edecektir. Sonraki nesillerden o iyiliğe yönelenlerden alınacak sevaplar ise o kulun salih amel defterini inşallah hiç kapatmayacaktır.

Doğrusunu Allah bilir ama amel defterlerinin yazılması akıllara sığmayacak kadar muazzam ve hassas bir iştir. Söz ve davranışların hepsinin şahidi varken, niyet ve düşüncelerin tek şahidi Allah’tır. O yüzden O, amel defterleri tartılıp huzura gelen günahkar kula şefaat edecek veya salih amelleri sözde yüksek olan müşriklere yalan söylediğini, Allah için değil de nefsi için iyilik yaptığını yüzüne vuracaktır. Çünkü akılları ve kalpleri bilen sadece Allah’tır.

Buradan hareketle kişileri imanlı veya imansız diye ayırt etmek insanın haddi değildir. hele din dışı ilan etmek doğrudan o kişiyi dinden çıkarır. İmanı ve takvayı bilen sadece Allah’tır ve bu yüzden takva insanlar arası bir değer olarak sadece Allah katında muteber bir ölçüdür. yeryüzünde imanı ve kalbi bilemeyen insanların şekle bakarak iman hakkında karar vermesi yanlıştır, Allah hakkına tecavüzdür.

Bu şu demektir ki içinde iman olmayan binlerce ibadete imza atmak yerine, içinde iman olan sayısız günahlara imza atmak yeğdir.

İnsanı yokluğa mahkum eden günahkarlık değil, kurtulmuşluk ve cennetlik iddiasıdır. Peygamberimiz bile sorguya çekilecek ve tek hüküm Allah’a ait olacaktır. Kimse sorgudan kaçamayacak, kimse günahını başkasına devredemeyecek, kimse başkasının günahını üstlenemeyecektir.

Bu dünyada kötü emeller ile dünyevi hırslara kapılıp gidenlerin ahiret beklentileri de o kadar kısır ve nasipleri de o kadar az olacaktır.

Yüce Allah’ın rahmeti çölde susuz kalan bir köpeğe suyundan veren bir hayat kadınını cennetine alacak kadar yüce, başını secdeden kaldırmadığa halde sayısız hak yiyen bir münafığı cehennemin en derinine atacak kadar adildir.

Şeytan kötülükleri yapacak ve ahdini yerine getirmeye çalışacaktır. İmanlı kullar ise imana sarılacak ve bu ahde mukabil Allah’ın ahdi olan “imanlı kullarım müstesna” ayeti gereği imanlı yaşayacak ve ölecektir. Bu bahiste tüm dünyanın, tüm İslam aleminin, tüm ulusun, tüm ailenin kurtuluşu değil, kişisel kurtuluş söz konusudur. Mü’min önce kendisini düzelten ve etrafına güzel örnek olan, en fazla nasihat edendir. Mü’min gördüğü güzellikleri kıskanmayan ama gıpta edendir. Mü’min zorlamayandır.

Kötüler ise şeytanın ahdine hizmet eden aldanmışlardır ve bu nasipsizler kötülüğü cihanın her yanına yaymakta yarış halindedirler. Kraldan çok kralcı (şeytandan çok şeytancı) olan bu gafiller batıla hizmet ederek her geçen gün hak yoldan uzaklaşmakta ve dünyayı cehenneme çevirmektedir. Ama Allah’ın rahmet ve merhameti ile ne rızıksız kalan bir varlık alemi vardır ne de açlıktan ölen.

Afrika’da açlıktan ölenler Allah’ın rızıksız bıraktıkları değil, zalim insanlarca hakları ellerinden alınanlardır. İnsan bu kadar zalim, cahil ve nankördür.

İyilik ve kötülük Allah dileyene kadar sürecek ama kıyamet ile veya hemen öncesinde şeytanın ölümüyle kötülük bitecek, iyilik baki kalacaktır. Cehennem ise hesap sorma yeridir ve orada tüm gözler haikakti göreceğinden zaten kötülük olmayacaktır. Cennetler ise iyilerin mükafatı, ilahi sınavın hak ve adil olduğunun ispatı olarak ölümsüz olacaktır.

Cennetlere giremeyecek kim ve ne varsa kötü odur. Cennetlerde olacak şeyler ise iyidir. Ahiretin tarlası bu dünyada yaşam bu felsefe ile yürümelidir. İnsan Kur’an nuzül edilmeseydi bile bu hakikati bulabilecek akla ve vicdana sahiptir. Hisler, düşünceler, uzuvların kabiliyetleri bu hakikati her an haykırmaktadır. Görmek isteyen ve gören iyi, görmek istemeyen ve Allah’ın kör ettikleri kötüdür.

Ahirete inanmak için görmek şart değildir. İman; görmeden ve koşulsuz inanmaktır. Gördükten sonra iman kar etmeyecektir.

Kötüler, ölüm sonrasını hiçlik olarak gördüklerinden ahireti ve Allah’ı da inkar etmekle kafir olmuştur. Hesap ve mizanın yaşanmayacağını düşünmekle cesaret bulan bu gafiller ahiret olsa da bu sadece ruhlar alemidir yalanlarına tabi yaşayarak akibetlerini ümitsiz hale getirmektedir. Oysa ahiret alemi dünyadaki tüm yapılanları hatırlayarak sorguya çekileceğimiz ikinci diriliş sahnesidir.

Bu ikinci dirilişe iman etmemek ise küfürlerin en büyüklerindendir. Bu halde olan kişinin, şeytan damarlarına kadar girmiş ve kalbinde imanın kırıntısı kalmamış demektir.

Allah’ın bazılarını cehennem için yarattım buyurmasındaki hikmet, onların cehenneme gideceklerini bile bile yaratmasıdır. Yoksa bu en baştan o kula verilmiş bir cezai görev değildir. Cehennemliklerin sayıca fazla olacağını ise yine Yüce Allah buyurmuştur. Bu ise tek başına insanı ikaz etmeye yeter bir tembihtir.

“…Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.” (Hud 11/119)

Tabiatta her şeyin her saniye yaşamaya başlaması ve ölmekte oluşu inanmak isteyenler için yeterlidir. Ölmek te yaşamak gibi haktır ve hayatı veren onu geri alandır. Yeniden dirilmekte yoktan yaratılmaktan yani ilk dirilişten daha kolaydır.

Kötüler, ölüm korkusunu atarak ahiret azabından korkmalı, dünya malına tapmaktan sıyrılıp sadece Allah’a kul olmayı dilemeli, nefsine değil ilahi nizama boyun eğmeli, imana dört elle sarılarak tevbe ile emanet sahibine yönelmelidir.

İyiler de iyilik yapmakla kalmamalı, daha fazla iyilik ve daha çok insana yardım gayretinde olmalı ve mertebeler içinde yükselmeye bakmalıdır.

Şeytan şeytanlığını, mümin kulluğunu yapacaktır. Şeytanın hükmü kesindir. Lakin yaşamakta olan insan için asla geç değildir. Allah’ın affedemeyeceği günahı var saymak, günahı affetmeye Allah’ın rahmetinin yetemeyeceğini farz etmek, Allah’ın kudret ve ilmine hakarettir. Şirktir.

Doğru olan idrak ile sevmek, sevgi ile yönelmek, tevbe ile aklanmak, kötülükten iyiliğe kaymak, pişman olarak göz yaşı dökmek, dünyalıkları ahiret servetleri ile değişmemektir.

İyiler için her acı, her dert, her eziyet bir iyilik vesilesidir, sınavdır. Kötüler için verilen her nimet ve zenginlik bir kötülük vesilesidir ve sınavdır. Mesele bu sınavlardan yüz akı ile çıkabilmektedir. 

Rabbim iyilere güç ve sabır versin.

Rabbim kötüleri ıslah eylesin.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir