Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / ŞEYTANİ AKIL
imanilmihali.com
ŞEYTANİ AKIL

ŞEYTANİ AKIL

ŞEYTANİ AKIL

Aklı ve ruhu bahşeden, bedeni şuurla güçlendiren, kalplere vicdanı koyan Yüce Allah’a hamd-ü senalar olsun. Bizleri dünya sınavına celbeden, cennetlere imkan veren Yüce Allah’a hamd olsun.

Akıl dini ve Allah’ı bulmak için bahşedilen en büyük rahmani nimetlerdendir ve insanın yere ve cennetlere varis olması da bu akılla takip edeceği yolun samimiyet ve doğruluğuna bağlıdır. Çünkü akıl olmasaydı ne din, ne sınav ne de hesap olurdu. Bu yüzden akli yeterliliğe sahip olamayan bebe ve engellilerin sorumluluğu bulunmaz ama akıl sahiplerinin tamamı sınava ve hesaba tabidir.

Yüce Rab’bimizin akıl sahibi kullardan beklediği; fıtrata ve iyiliğe yönelik işler yapmaları, görünmeyen ama anlatılan ve bu yüzden bilinen gayba, sorguya ve sonraki yaşama koşulsuz itaata yönelik bu kısa yeryüzü sınavında uygun davranışlar sergilemeleri ve sadece kendisine tabi olmalarıdır.

Buraya kadar anlatılanlar rahmani aklın tasviri ve iyiliğe kılavuzlu yaratılış gayesinin esaslarıdır. Hakim ve asıl olması gereken de budur.

Öte yandan bir de cehalet ve zalimlikle bezeli bir şeytani akıl vardır ki şeytanların kışkırtmasıyla, akıl nimetinin kötüye kullanılmasıyla, nefsin terbiye edilememesiyle öne çıkar ve aydınlık vaatleri mahrumiyete dönüştürür.

Bu şeytani, akıl sahipleri isyanın elebaşısı şeytanın peşisıra giderken, rahmani nimetlerden mahrum kaldıklarının ve fıtrata ne denli ters hareket ettiklerinin farkında olmadan sürekli ve ısrarla kötülüklere imza atarlar.

Kendisine o aklı verene isyanın mazereti yoktur elbet ve onlar mahzun olacaktır. Ama sebep oldukları kan ve gözyaşı yüzünden dünya bugün bu haldedir.

Aydınlık ve karanlık gibi sayısız tezat üstüne kurulu beşeri hayatın ve herşeyin sınav olduğu gerçeğinin üzerine hayasızca giden bu gafiller sürüsünün faniliğe saplanmış hayallerinin, tevhide yara veremeyeceği açıkken, gayretleri ile şeytanları güçlendiren nasipsizlerin sözde birkaç dünya malı kazanımı için döktükleri terler, ahiret yurdunda karşılarına kan ve ateş olarak çıkacaktır inşallah.

Art niyetlerini ve sinsi planlarını, en güzel ve samimi duyguların içine fütursuzca bulaştıran bu gafillerin akibetlerinin karanlık olacağı muhakkak ve cezaları katidir. Lakin sebep oldukları acı ve gözyaşlarının Arş’ı inleten şiddeti, fıtratın yere egemen olmasını geciktirirken, öte yandan her geçen gün şeytan ordularına yeni neferler katmaktadır. Zulüm ve şiddete, hile ve rüşvete teslim olmakta beis görmeyen imansız kalpler varlıklarını, gayelerini, akibetlerini üç kuruş bedel için şeytana satarken başta kendileri ve yakınları olmak üzere tüm topluma kan bulaştırmakta, sadece bu zamanı değil gelecek nesillerin nefeslerine de zehir saçmaktadır.

Yerde sahte ve dinsiz bir egemenlik kurma bahanesiyle ahireti unutturmaya gayret eden, ölümle korkutup asıl korkuları unutturmaya çalışan, fakirlikle ürkütüp paraya tapar şeytani ordular tesis eden bu zihniyetin imansız kalpler üserindeki sultası büyüktür.

Şeytanın yere egemen olacağı bir dünya yaratmak hevesindeki bu hainlerin sinsi dini planlarına lakap olarak taktıkları “yöneten ve yönetilenlerden teşkil ve kendilerinin efendi olacağı bir yeni dünya” yönündeki beşeri hayalleri gerçeğin azgın sularında boğulup gidecektir ama o ana kadar da sayısız fani cehennemlik künyelerini çoktan kollarına takmış olacaktır.

Hiyerarşik, planlı, ısrarlı, sinsi, muammalarla dolu, kendisini çağa göre sürekli yenileyen bir şeytan dini yaratma hevesindeki bu şeytanların para ve makamları çok iyi idare etmeleri nedeniyledir ki bugün tüm dünya bunların egemenliğindedir.

Bunların ana ilkeleri sezilmemek, tehlike olarak asla görünmemek üzerine kuruludur ki geri planda sinsi ve hain planlarına hayat verebilsinler. Çünkü şekil, teşkilat ve maksatlarının bilinir hale gelmesi kendi sonlarını hazırlayacaktır. Bu yüzden şeytani bir düzen arayışlarını asla telaffuz etmez ve şeytani emellerini beşeri hikayelerle, kardeşlik-özgürlük-eşitlik adına avutur, süsler ve kandırırlar.

Ortadoğu maalesef bunun en zayıf halkasıdır ve İslam alemi Kur’an’dan fersah fersah kaçarken, şeytanın ağlarına tek tek takılmaktadır. Çoktan ele geçmiş Hristiyanlık ve diğer has olmayan dinlerin teslimiyeti de düşünüldüğünde tehlike çanları daha kuvvetli çalacaktır.

Önce Kudüs, sonra İstanbul başkentli bir egemenlik hayalinin ardı sıra giden bu siyonist zihniyetin karadul örümceği gibi kendisine tabi olanları işi bittiğinde yok edip çöp gibi yerlere savuracağı açıkken, yahudi mantığı ve emellerine sempati duyanlara havuç misali verdiği küçük yemler ile sayısız imtiyaz sağlıyor olabilmesi elindeki maddi güç ve bunun getirdiği siyasi, askeri ve ekonomik güçlerden kaynaklanmaktadır.

Bu şeytani aklın nihai hedefinin Rahmani kulları Rahman aleyhine ayartmak ve isyan ettirmek olduğu hatırlanacak olursa işin felsefesindeki sapıklık en baştan anlaşılır lakin büyü ve sihir gibi, muamma ve sözde gaybi delillerin arkasına saklanarak vefakat bunlardan güç alarak insanları etkilemesi iman nurunun noksanlığının da en büyük delilidir.

Şeytani bu akıl, nihai hedefine süslü gösterip kandırmak ama zorlamamak şeklinde ulaşmak hevesindedir ki mahşerde zorlamadım kendileri bana tabi oldular diyebilsin. Çünkü zorlarsa mesuliyet kendisine geçer ve bu yüzdn kimse şeytana uymanın faturasını kadere veya Allah’a bağlayamaz. Herkes, iman nurundan ve fıtrattan vazgeçerek, kendi hür iradesiyle ve isteyerek şeytana tabi olur.

Mahşerde vaktin çok geç olacağı da açıktır ve ayetlerde buna ait sayısız emsal vardır. Peki o zaman bu kanma sadece nefsin açlığından mı kaynaklanmaktadır? Şeytan ve cinlerin, bu arada insan şeytanlarının peşinden giden sürüleşmiş insan denen (!) varlıkların akibetlerini karartmak pahasına şerre teslimiyetleri nedendir?

Şeytan vaad eder ama sonra vazgeçer, şeytan süslü gösterir, şeytan kışkırtır, şeytan fitne ve fesatla ara açar, şeytan kötü zanda bulundurur, şeytan iftira ettirir, şeytan şefaatçi ve aracılarla kandırır, şeytan Allah ile aldatır, şeytan insana sülü gösterildiği ayetlerde yer alan mal, evlat ve kadınları kullanır, şeytan kibri ve hırsı körükler, şeytan nefsin tek panzehiri imanı yok etmeye çalışır ve nihayet şeytan ahireti ve sorguyu unutturup başları bu dünyaya öyle bir gömdürür ki kimse ağaca, kuşa, denize bakıp ta Yaratan’ı göremez.

Nefsin açlıkları bitmez ve nefis kötülüğü emreder. Şeytan da işte tam bunu kullanır ve haksız, adaletsiz, ehliyetsiz, liyakatsiz bile olsa kulu başkasına ait şeye erişme güdüsünü aşılar, helal olmayana kolayca ulaşmayı garantiler, makam ve koltuklara aşık ve müptela yapar.

Şeytan milli olanları yok etmek gayesiyle, kendisine tabi olanların başını çektiği milletler arası kurumlar teşkili suretiyle milli ayağa kalkışları daha en baştan engeller ve kötü emellerine perde yapar. Mutluluk ve esenlik arayışındaki kitleleri bu yolla dizginler ve kendi ürettiği senaryolarla dünya tarihini istediği gibi yazmaya, kaderi şekillendirmeye ve Allah’ı kıyamete zorlamaya kalkar.

Şeytani aklın bir diğer göstergesi ve emeli, semavi dinleri bozmak, ilahi vahyin anlaşılmasını engellemek, hak ve adaleti bir ölçü olmaktan çıkarmaktır.

Bu akıl, Kur’an’ı anlamayarak veya hiç okumayarak Müslüman olacağını sanan zavallıları öyle bir teşvik eder ve onları rivayetlerle, örflerle, uydurma hadislerle bezeli sahte ve sapık bir dine tabi kılar ki şirk dini denilen şeytan dininin bir koluna teba yapar. Hak birdir batıl çoktur ve doğru yolun dışındaki tüm yollar Rahman’a değil şeytana çıkar. Oysa Allah’ın ipi yani Kur’an gözler önündedir ve saadet te, kurtuluş ta O’ndadır. Ama şeytan bunu çok iyi bilir ve okunmasına müsaade etmez. Değişik kılıf ve bahanelerle aksine kulları anlayarak okumaktan sa Arapça’ya mahkum ederek ayetlerin anlaşılmasına engel olur ve bilmemenin mazeret olamayacağı o sorgu gününde kulların yaşayacağı utanç ve mahçubiyete ve sonrasındaki çetin cezaya imkan ve ortam sağlar.

İyilik ve kötülüklerin, örnek ve kıssaların, zor değil basit, kapalı değil açık, aracılı değil aracısız bir şekilde anlaşılacak Allah’a teslimiyetin adı olan İslam’da tek Malik Allah iken şeytan kulları sayısız tanrıya ve ilaha bölüştürür ki en büyük ilahlar kendisi, kişiler, para ve beşeri galibiyetlerdir.

Şeytan, kendi imali pislikler dediğimiz kumar, şarap ve kadınlarla, fal, büyü, sihirlerle, modernlik adı altında icat ettiği moda, estetik, israf, teknoloji oyunlarıyla kulları beşeriyetin idamesi için önce paraya ve kişilere mahkum eder, sonra o kişi ve paranın etkisi ve yaptırımı ile kirli işlerine alet eder.

Dinin ana teması ve imanın nurundan yoksun kalpler ise başını kaldıramadan bir anda şeytana yem olur ve zokayı yutar. Bu iğnenin boğazdan çıkarılması da her zaman kolay değildir. Dahası yanlış yapagelmekte olan sayısız insan kurtuluşu düşünmez çünkü yanlış yaptığının farkında bile değildir. fark etse de o tatlı ve haksız kazanımlar o denli tatlı gelir ki bu rüyanın sürüp gitmesini dilediği için şeytana karşı koyacak gücü kendisinde bulamaz.

Bu anlamda aldanmış insanlar iki çeşittir. İlki sinsice kandırma azmindeki fesat güruhu ve kanmaya yemin etmiş, celladına aşık gafiller ordusu. Kurtuluşu dileyen ve o virüsü hiç almamış nadide kullar ise Rabbin güç ve nimetiyle doğru yolda ilerlemeye gayret edenlerdir.

Nefisleri temizleyen ve imanı veren Allah’tır. Allah cehennemi ağzına kadar dolduracağına and verendir. Allah herşeyi bilen ve duyan, çetin tuzak kurandır. Allah zalimlere süre veren, kalpleri İslam’a açan veya kapatandır.

Kul, dua ve şükür ile, iman ve salat ile, tevhid ve samimiyet ile Allah’a yönelen, başkaca nurlu ışık ve saadet gölgesi tanımayandır. Bu halis ve kamil kullar elden geldiğince dik durmaya gayret eden, fakirliğin, hastalığın, açlığın bir sabır sınavı olduğunu bilenlerdir.

Aç kalma korkusuyla şeytana sığınan zalimler ise bedeni arzuları ve fakirlik korkuları ile rızkı, medeti, şifayı, nimeti Yüce Allah’ta değilde kullarda arayan delalet sahipleridir.

Şeytani akıl işte bu tür oyunlarla en temiz duygulara bile hitap edebilmekte, söz ve vaadlerini gün aşırı değiştirse de tebayı etkilemeye devam etmekte, ahireti unutturduğu halde gün gelip ahiretle korkutmaktadır.

Sonsuz savaşa az kala bu ahir zamanın en büyük sınavı mal ve paraya düşkünlüktür ki Peygamberimizin ümmet için en büyük korkusu da budur.

Savaşaların, uzay araştırmalarının, siyasi manevraların, reklam ve estetik giderlerin maliyeti ile dünyada açlık ve sefalet bitebilecekken, bugün milyarlarca aç ve zayıf muhtacın hala mevcudiyeti işte bu israf edilen paraların bir eseridir. Dahası insanlığa değil ama şeytani maksatlara hizmet ve Kur’an’a aykırı delil bulma gayretindeki bu pis oyunlar hem kaynakları israf etmekte hem de baştan sona şeytani akla açılım sağlamaya gayret etmektedir.

Kibir ve hırsın en büyük silah olduğunu çok iyi bilen ve kullanan şeytani akıl, kişi ve ülkeleri beka sorunuyla korkutup kendisine tabi kılmaya gayret etmekte, asıl korkulacak varlık ve günden kalpleri uzaklaştırmayı hedeflemektedir.

Kazanımların muhafazası, artarak devamı hayalindeki zavallılar ise ruhlarını şeytana satmak karşılığında, şu dünyada birkaç gün daha birşeylere sahip olmakla avunmakta ve fakat kurtuluştan biraz daha uzaklaşmaktadır.

Acı olan en aydın kesim için bile bu anlatılanların bilinmemesi, farkında olunmaması, farkında olanların da sesini çıkaramamasıdır.

İman ve İslam!’ı çarşaf ve namazdan ibaret sanan muazzam kitlelerin imandan ve sadece Yüce Allah’a koşulsuz teslimiyetten habersiz yaşıyor olması İslam’ın kurtuluşunu da zorlaştırmakta ve Allah’ın yardımına havale etmektedir. Çünkü müsibet, helak, mucize olmadan aydınlanmayacak akıl ve kalplerin sayısı ziyadesiyle farklıdır ve çoktandır bu tür şeylerin yaşanmıyor olması, toplu helak olmayacağı inancı, derin acı ve özlemlerin Yüce Rabbimizin rahmeti nedeniyle hissedilmiyor olması kulları dini unutur hale getirmektedir. Nasıl ki dalgalı denizde canlar “Allah” diye feryat eder ama kıyıya çıkınca verdiği sözü unutursa işte kullar da halen kıyıda oldukları için az önceki tehlike anında verdikleri sözden caymış yani fıtratta ettikleri ve her Fatiha’da tekrar ettikleri yemini unutmuş haldedir.

Şeytani akıl; zalim, cahil ve nankör insanı aynen bu tabirler istikametinde manipule eder, azdırır ve kandırır. Bilmediği halde ukalalık yapan insan bilmediği konulara ait ahkam keser, göremediği berzah ötesine dair varsayımlarda aşırı gider, zulüm ve şiddette haddi aşar.

Bazı şeytani akıl sahiplerinin de destek ve teşvikiyle yalan ve iftira edenlerin en tehlikelileri ise Allah’a iftira edenlerdir ki Kur’an’ın savaşı bu zalimlerledir. Allah’ın öfkesini üzerine çekenler ise zulmedenler değil zulme sessiz kalanlar, şeytanlara ne pahasına olursa olsun teslim olmakta sakınca görmeyenler üzerinedir. Mısır halkının o sonsuz acı ve katliamlara rağmen Firavuna biat etmeleri kıssasındaki gibi Allah’ın öfkesi o firvna biat edenleredir.

O biat edenler ise şeytanın gölgesinde yaşamayı huy edinmiş, Rahman’dan umudu kesmiş, korkak benliklerdir ve bunlar dönüşü, kurtuluşu hayal bile edemeyen mankurtlardır. Yani benlik ve fikriyatı körlenmiş özgürlüğü, kaçmayı bile düşünemeyen kölelerdir.

Huzur ve kurtuluş ise Allah yoluna baş koymaktadır.

Ahiret ve hesap haktır, cennet ve cehennem haktır, yaşanacaktır. O gün mahzun olacaklar ise işte bu şeytani akla, hileli tuzaklara sessiz kalıp ne pahasına olursa olsun yanlış yolda durmaya devam edenler olacaktır.

Ebedi saadete erecekler ise; küçük ve hatta büyük günahlarına şirk, küfür karıştırmayan, elinden geldiğince Allah dostları ile aynı safta kalmaya gayret eden kullar olacaktır. Bu fani kısacık hayatta sayısız mal ve servetler sizin olsa, dünya sizin olsa ne yazar? Ahirette nasipsizlerden olduktan sonra kainatın tapusu sizde olsa kaç yazar?

Şeytani akıl ise bu muhasebeyi tersine çevirip “Bir daha gelinmeyecek dünyada vur patlasın, çal oynasın” mantığı ile kullardan ordular biriktirmeye devame tmektedir.

Açıklık ve şeffaflık hakikatin en temel değerlerindendir. Kapalı ve sinsi olan ise şeytanidir. Tüm bu tuzak ve hilelerin art niyetli, maksatlı olarak yapılıyor olması bile gözü kör, kulağı sağır olanlara bu yüzden mana ifade etmez. Şeytan da işte bu sağırlar ordusunun komutanı, tek gözüyle körler ülkesinin sultanıdır.

İmanlı kullar ise iki gözü de açık ve Yüce Allah ve ayetlerinden başkaca birşeyi görmeyen kullardır.

Semboller, işaretler, sinsi entrikalar, kapalı kapı arkası anlaşmalarla kendisine güç katan iblislerin yaşaması için kan emmek mecburiyeti vardır ve kendisine tabi olanların kanları ile beslenen bu şer güçler mahiyetlerini bir süre sonra bir deri bir kemik seviyesine getirip kımıldayamaz hale gelirler. Örümcek ağına takılmış bu bedbaht kulların tek görevi şeytanlara kan yemeği olmak ama yok olup gitmektir.

Kurtuluşun ilk adımı da israiliyatı ve siyonizm belasını tanımak, dünya üzerindeki tüm meselelerin Türklük ve İslam’ı ortadan kaldırmak gayeli olduğunu anlamak ve yeni dünya düzeni oyunuyla hazırlanan tuzakların farkında olmaktır. 

İslam ise kardeşlik ve eşitliği, hürriyet ve iyiliği, paylaşmayı ve tevazuyu emreder. Baştan sona Yüce Allah himayesindeki Kur’an dünyada ve yaşam macerasında şeytanın değiştiremediği tek hakikattir ve bu nedenle kulun kurtuluş umudu O’ndadır.

Kur’an dışındaki tüm söz, yazı, rivayet, kanun, örf ve alışkanlıklar şeytani fikir hastalığına hassastır ve muteberliği tartışılır haldedir. Lakin ayetler ve insanoğluna verilen mesaj değişmeden, noktası ellenmeden ilk günkü tazeliği ile gözler önündedir.

Rabbim imanlı kullarını korusun. Rabbim kafirler, müşrikler ve münafıkların rezil rüsva eylesin.

Rabbim şeytanı, şeytan evliyalarını, şeytanın soyu ve askerlerini cehenneme direk eylesin.

Rabbim, imanlı gönüllere esenlik ve güç nasip etsin.

Rabbim bizi bu şeytani akıldan uzak ve emin eylesin.

Rabbim tüm dünyada oynan bu oyundan ülkemizi ve bayrağımızı, özgürlük ve egemenliğimizi payidar eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir