Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Şeytanın Hakimiyeti, dostları ve müşrikler üzerinedir
imanilmihali.com
Şeytanın Hakimiyeti, dostları ve müşrikler üzerinedir

Şeytanın Hakimiyeti, dostları ve müşrikler üzerinedir

Şeytanın Hakimiyeti, dostları ve müşrikler üzerinedir

Şeytan veya tağut adıyla da bilinen dişi cin İblis, insanın yaratılması esnasındaki cehalet ve büyüklenmesi ile huzurdan kovulması ve daha sonra ilk insan ve eşini ayartarak ve lanetlenerek cennetten kovulması üzerine tüm insanları Allah aleyhine azdıracağına dair yemin etmiş, belirli süreye kadar zaman alarak bir sınav vesilesi olmak üzere yeryüzünde kötülük ve karanlığın fısıldayıcısı olarak görev yapmaya başlamıştır. Yüce Allah’ın ahdi ise şeytanın imanlı kullar üzerinde sultası olmayacağına dairdir ve fakat şeytana uyanların tamamı şeytanla birlikte haşredilecektir.

Burada kritik noktalardan birisi şudur; şeytan Allah’ın izni olmadan kötülük yapamaz, imanlı kalplere dokunamaz, zorlamaz, aldatır ve süslü gösterir. İmanlı kalpler şeytanın vesveselerinden Allah’a sığınır ve korunurken, iblise (tağut, şeytan vs.) ancak imanı zayıf veya imansız kullar uyar, aldanır, onunla karanlık akıbetlere aynen ortak olur.

Evvela bu ahdi ve yaşananları hatırlayalım;

“Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dedik. İblis’ten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı. Allah, “Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?” dedi. (O da) “Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi. Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.” Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” Allah, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum. Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.” Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı. Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti. Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” Allah, dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.” Allah, dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.” (A’raf 7/11-25)

Bu ahid aynı zamanda dünya yaşamının belirli bir süreye kadar ve sadece sınav olarak var edildiğini de ortaya koyar. Yani fani hayat sözü buradan kaynaklanır ki tamamen gerçektir. Asıl hayat ise Adem (as) ve eşinin, İblisin ve o iblise uyan cinlerin geldiği yer yani ahiret yurdudur.

Ahiret yurdu aynı zamanda tüm insanların ve cinlerin geri döneceği hesap yurdudur ki o gün Yüce Allah fıtrattaki ahdini ve ikazlarını hatırlatıp nankör ve cahil insana neden şeytanlara kul olduklarını sual edecektir.

“(Allah, şöyle der:) “Ey suçlular! Ayrılın bu gün! Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi? Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz? İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir. İnkâr ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!” (Yasin 36/59-64)

Güvenip sığınmak demek olan tevekkül mü’minlerin şiarıdır ve tevekkül sadece Allah’adır. Yani ahiret yurdundaki tek selamet Allah dostlarının hakkıdır.

“… O kötü fısıltılar iman edenleri üzmek için ancak şeytandan kaynaklanmaktadır. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, mü’minlere hiçbir zarar verebilecek değildir. Öyle ise mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.” (Mücadele 58/9,10)

Şeytanın hakimiyeti altına girenlerin sayısı maalesef azımsanamayacak kadar çoktur ve daha da acı olanı çoğu iyi şeyler yapmakta olduğunu sanırlar çünkü şeytan onlara bunu süslü göstermektedir. Çünkü şeytanların hakimiyeti, Allah’ı anmayı unutanlar, iman etmeyenler, şeytanın tarafında olanlar, şeytanı dost edinenler, Allah’a ortak koşanlar üzerinedir.

“… Şeytan onları hâkimiyeti altına alıp kendilerine Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. Allah’a ve peygamberine düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağı kimselerin arasındadırlar. Allah, “Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphe yok ki, Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Mücadele 58/14-21)

“Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.” (Nahl 16/99,100)

Ve şeytanlar hayâsızlığı, adaletsizliği, kötülük ve çirkinliği emrederler. Allah ise bunların açığına da, gizlisine de, küçüğüne de büyüğüne de, karanlıktakine de aydınlıktakine de şahittir.

“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Nur 24/21)

İlk insan ve eşini daha cennetteyken sözde sonsuzluk ağacıyla kandıran ve doğru söylediğine dair yeminler eden iblis ve soyu, kendisi gibi yalancıları asker edinir ve asker olan her bir insan veya cin daha da yalancılaşarak şeytanlaşır. Bu yalanların en büyüğü de elbet Allah adı kullanılarak yalan söylemektir ki şeytan DÜNYA HAYATI ve ALLAH İLE ALDATANLARIN ŞAHIDIR. Müridleri de Allah adını ağızlarından asla düşürmez fakat yapageldikleri şeyler Allah’ın zinhar yasak ettiği şeylerden ibarettir. Bu da tipik bir münafıklık, mürailik örneğidir.

“Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.” (Şu’ara 26/221-223)

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Lokman 31/33)

“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın. Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır. İnkâr edenler için çetin bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.” (Fatır 35/5-7)

“Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der; insan inkâr edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der. Nihayet ikisinin de (azdıranın da azanın da) akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. İşte zalimlerin cezası budur.” (Haşr 59/16,17)

Maalesef ayetlerin izahından anlaşılıyor ki insanların çoğu şeytana yem olmaktan kurtulamamıştır ve ahir zamanda da durum aynen devam edecektir. Lakin unutulmamalıdır ki tüm bunlar sınav olsun diyedir ve içinde Allah’a ve fıtrata dair endişe bulunanlar ile selim kalp ile Allah’a sığınıp güvenenler ayırt olsun diyedir.

“Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular. Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur.” (Sebe 34/20,21)

Şeytana kanmakta olanların hiçbiri elbette şeytandan yana olduklarını itiraf etmezler, edemezler çünkü zaten çoğu şeytanlaştığının farkında bile değildir. Lakin; zulüm üretenler, haksızlık ve adaletsizlikten yana olanlar, haram ve günahlarda yarışanlar, iman edenlerle alay edenler, yalancılar, hırsızlar, yalancılar, iftiracılar, haksız ithamlarda bulunanlar, ayrıştıranlar, yeryüzünde bozgunculuk dileyenler, kaostan medet umanlar, helal – haram ayırt etmeyenler, mallarını gösteriş için harcayanlar, muhtaçlara yardım etmek yerine onları aşağı görenler, medet ve rızkı kişilerden bekleyenler, mevki ve makamlara tapanlar, paraya köle olanlar, dünya malına tapanlar, haram servetlerle büyüklenip insanları aşağılayanların çoktan şeytanlaştığı pekala söylenebilir.

“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara 2/168)

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara 2/268)

Şeytan bunların bir kısmını süslü göstererek nefisleri kışkırtmak suretiyle, bir kısmını ise kendisinden, dostlarından ve yokluktan korkutarak yapar. Mü’minler ise O’nun izni olmadan yere bir yaprağın dahi düşemeyeceğini bilerek sadece Allah’tan korkarlar.

“O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz, benden korkun.” (Al-i İmran 3/175)

“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez. Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır. Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah’ın verdiği rızıktan (gösterişsiz olarak) harcasalardı, kendilerine ne zarar gelirdi? Allah, onları en iyi bilendir.” (Nisa 4/36-39)

Dinler tarihinde her bir ümmete Peygamber gelmiş ve her biri birer İslam elçisi olarak Allah’ın dinini, emir ve yasaklarını tebliğ etmiştir. Yine her Peygamber ümmetine şeytanın en büyük düşman ve kandırıcı olduğunu bildirmiş, ama zalim, cahil ve nankör insanlık her defasında çoğunlukla şeytanlardan yana olarak çok az mü’min hariç helak edilmiştir.

“Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan  kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.” (Nahl 16/36)

“Tâğût’tan , ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelenler  için müjde vardır. O hâlde, kullarımı müjdele!” (Zümer 39/17)

Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.” (Bakara 2/256,257)

Tagut, kelimesi insanları azdıran ve saptıran her şey için kullanılırken aslen şeytanı – iblisi, insan ve cin şeytanlarını ifade eder. Bu nedenle tagutlar en yakın arkadaş veya eş olabileceği gibi, yöneticiler, yargı mensupları, gazeteciler, düşmanlar, en güvenilir dostlar bile olabilir. Buradaki ayrım azdırma ve saptırma kavramıdır ve şayet bu kimselerin söz ve davranışları bizi Allah yolundan çevirmeyi, doğru dini emirlerin aksine davranmayı hedef alıyorsa bilinmelidir ki o kimse şeytandır, tâğûttur. Yoksa kimse yakasında şeytan yazılı kıyafetlerle dolaşmaz.

Zikir, Kur’an’ı okumak ve anlamak, tefekkür yani derin derin yaratılışı ve imanı düşünmek, Allah’ı dua ve namaz ile sıkça anmak, sınavı idrak edebilmek için dünyadan geçici olarak sıyrılabilmek demektir. Günlük telaş ve beşeri meşgalelerden sıyrılıp her gün mesela on dakika zikredebilen kimse başını göğe kaldırdığı anda kâinattaki ayetleri görecek ve derhal şeytanlara karşı Rabbine tevbe edecektir. Ama zikredilmekten ziyade haram servetler biriktirmek peşinde koşulursa da bu ayetler hiçbir zaman kula hakikati göstermeyecektir.

Ahiret yurdunda şeytanların şeytanlığı ve şeytana dost ve asker olanların gafleti gün gibi aşikar olacak ve o zaman aldanmış olmalarının hıncıyla kananlar kandıranlara bin kez lanet edecektir. Ama o vakit çok geç olacaktır. Çünkü sınav bitmiş ve amel defterleri ortaya konmuştur.

 “Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!” der. Onlara, “(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.” (Zuhruf 43/36-39)

Kur’an gibi bir nimet gözler önündeyken, okunmayı ve anlaşılmayı beklerken zalim şeytanların bu gafleti elbette mazeret kabul etmez bir hatadır ve Kur’an’a rağmen inat ve ısrarla şeytanlarla bir olanlar için boş ümitlerden ve dipsiz karanlıklardan başka akibet olmayacaktır.

“Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisin geri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.” (Muhammed 47/25)

Hiçbir fidyenin alınmayacağı, hiçbir mazeretin geçerli olmayacağı, hiçbir şefaatçinin yardım edemeyeceği o gün geldiğinde şeytana yem, asker ve dost olmuşlara ateşten barınaklar sonsuz mekanlar olarak sunulacaktır ve orası gerçekten kötüdür.

“Mü’min erkeklerle mü’min kadınların nurlarının, önlerinde ve sağlarında koştuğunu göreceğin gün kendilerine şöyle denir: “Bugün size müjdelenen şey içlerinden ırmaklar akan, ebedî olarak kalacağınız cennetlerdir.” İşte bu büyük başarıdır. Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, “Bize bakın ki sizin ışığınızdan biz de aydınlanalım”  diyecekleri gün kendilerine, “Arkanıza (dünyaya) dönün de bir ışık arayın” denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet,  onlar (münafıklar) tarafındaki dış cihetinde ise azap vardır.  (Münafıklar) mü’minlere şöyle seslenirler: “Biz de (dünyada) sizinle beraber değil miydik?” (Mü’minler de) derler ki: “Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gelmesini gözlediniz, şüphe ettiniz. Allah’ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı (şeytan) Allah hakkında da sizi aldattı.” Bugün artık ne sizden, ne de inkâr edenlerden bir fidye alınır. Barınağınız ateştir. Size yaraşan odur. Orası gidilecek ne kötü yerdir!” (Hadid 57/12-15)

Şeytan ve kabilesi, iman etmeyenleri, daha önce yaşamış olduğu için bu karanlık sonu bilerek ve kendisine ortak etmek maksadıyla kandırırlar. Yani iblis hakikatten habersiz değildir. Aksine gerçeği tüm çıplaklığı ile görmüştür ve geri döneceğini de, hesap vereceğini de, ateşlere mahkum olmanın ne demek olduğunu da bilir ama bunu zavallı aptal insanlara bildirmez, onun yerine yalanlarla hurafelerle kandırır ve Allah’ın ne olursa olsun affedeceğine dair yalan yeminler eder. Bu da zaten Allah ile aldatmanın bir yoludur. Şeytanlara kardeş olmak tabiri ise ne kadar korkunçtur?

“Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.” (A’raf 7/27)

“Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah’ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar. Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine çekerler, sonra da bundan hiç geri durmazlar.” (A’raf 7/201,202)

Çoğu insanın şeytan ağlarına düşmesine sebep cehalettir ama dinde bilmemek mazeret değildir. Yani akıl ve ruhu olan, kendisine kalp ve şuur verilen herkes vahyedilen Kur’an’ı tanımak, bilmek, anlamak ve hayata yansıtmakla mükelleftir. Aptallık diye bir mazeret yoktur ve aldanmak kişiyi kurtarmayacağı gibi bir de aklı kenara koymak yüzünden bir misli daha cezaya sebep olacaktır.

“İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı hâlde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer. Şeytan hakkında, “Her kim onu dost edinirse, mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler” diye yazılmıştır.” (Hac 22/3,4)

“Onlar, Allah’ın yanı sıra, kendilerine ne faydası ne de zararı dokunan şeylere kulluk ederler. Kâfir, Rabbine karşı (şeytana) arka çıkandır.” (Furkan 25/55)

Yukarıdaki ayette çok önemli bir kelime vardır ki o kelime “yanı sıra” kelimesidir. Maalesef bazı tefsir ve meallerde bu kelime kasıtlı olarak “bırakıp ta” şeklinde yazılmaktadır ki doğrusu ‘yanı sıra’ kelimesidir. Aradaki devasa fark ise şudur; Allah’ı bırakanların adı kafir, Allah’ın yanı sıra şeytana tapanların adı müşriktir. İlkinde küfür ikincisinde şirk söz konusudur ve affedilmeyecek olan suç şirk suçudur.

Oyun anlaşılmıştır sanırız.

Şeytan asla Allah’ı inkar etmez ama görüldüğü üzere insan şeytanları şeytandan çok şeytancılık ederek o kelimeyi (ALLAH’IN AYETİNİ) değiştirip şeytanın hamlelerinin anlaşılmasına engel olmaya kalkarlar. Oysa şeytan asla inkâr etmez çünkü Rabbi olan Allah’ı bilir, tanır ve O’ndan başka ilah olmadığını bilir ama insanlara bunun yerine yani inkar ettirmek yerine, Allah’ın yanına berisine yedek ilahlar koydurtarak (para, kişi, makam, servet, dünya malı, put, dişiler vs.) şirke sokar. Yani Allah’a ortak ve eşler yaratılmasına vesile olur. Şeytana kananların asıl afsızlığı da buradadır. Dikkat edin ekranlardakilerin, sokaklardakilerin hiçbiri Allah’ı inkâr etmez ama tamamı ilah gibi ahkam keser, rızkı ve medeti verebilirmiş gibi davranır yani ilahlığa soyunur. Çünkü şeytan onları böyle kandırmakta, nefislerini böyle dürtülemekte, kibirlerini bu şekilde azdırmaktadır.

Bu kibir ve büyüklenme o hale gelir ki tagutlar ve tagutlaşanlar için artık Kur’an ayetleri yetersiz ve yanlıştır. Bunun yerine şeytanların kural ve kaideleri muteberleşmiştir. İş şayet çıkmaza girerse de bu tagutlar şeytana hoş görünmek ve şeytani çıkarlarını korumak adına şeytanın safında iman kardeşlerine karşı durmaktan çekinmezler.

“(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.” (Nisa 4/60)

“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa 4/76)

Oysa şeytana asker olmak ve şeytanlaşmak en büyük hüsrandır. Bu hüsrana dalanların durumu ise insanların en aşağılığı olmaktır.

Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını (Şirki) bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür. Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar.  Hâlbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar. Allah, o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”  Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür. Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor. İşte onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar. (Nisa 4/116-121)

“De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.” (Maide 5/60)

Şeytanların değişik silah ve kandırma vasıtaları vardır ki bunları listelemek kolay değildir. Lakin şu kadarı bilinmelidir ki ayetlerin emir ve yasakları hilafına olanlar, sonucu itibarıyla çirkin ve zararlı bir netice verenler, iyiliğe değil de kötülüğe hizmet edenler bu listede kolayca yer bulmaktadır.

“Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.” (İsra 17/53)

“Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” (İsra 17/27)

“Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?” (Meryem 19/83)

“Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.” (Hac 22/53)

“Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.  Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?” (Maide 5/90,91)

Tevbe, herşeye rağmen Yüce Allah’ın kullarına bahşettiği en büyük nimetlerdendir ve şeytana şu ana kadar ne denli tabi olunsa ve ne kadar büyük günahlara imza atılmış olsa da tevbe ile temizlenemeyecek bir günah yoktur. Çünkü Allah’ın rahmeti her şeyin üzerindedir. Yeter ki bu tevbe nasuh yani içten olsun, o hata ve gafletler bir daha tekrarlanmasın. Zaten Allah’ın muradı günah işlemeyen ümmet değil, günah işleyince hemen kapanıp tevbe, niyaz ve secde eden bir ümmettir.

“Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık. Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti.” (En’am 6/42-43)

Şeytana tabi olduğunun farkında dahi olmayanlara mü’minlerce verilecek en güzel şey ise nasihattir.

“De ki: “Allah’ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım? Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri (şirke) mi döndürülelim? Arkadaşları ‘bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları hâlde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp şeytanların ayarttığı kimse gibi mi (olalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Bize âlemlerin Rabbine boyun eğmek emrolundu.” (En’am 6/71)

İftira ve haksız itham (elbette gıybet, yalan, aşırı ve kötü zan, haset ve kin) bu şeytanların iman sahipleri için duydukları kin ve öfkenin dışa vurumudur. Ama onlar bilmezler ki gerek başkalarına ve gerek Allah’a uydurdukları bu yalanların yolu bir yere çıkmaz ve hakikatten başka Allah’a varan bir şey yoktur.

“İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak. Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).” (En’am 6/112,113)

Neticede, aldanmakta olanlar, ahiret yurdunda gerçeği gördükleri anda vakit çok geç olacaktır. Şeytan o gün gerçek yüzünü gösterecek ve Kur’an’ın ayetler boyu bildirdiği hakikatleri şeytan kendi ağzından telaffuz ederken, aptallara ben sizi zorlamadım, zaten zorlayacak gücüm bile yoktu, siz kendiniz nefsinize uyup bana köpek oldunuz diyecektir. “Şimdi ne ben sizi, ne siz beni kurtarabilirsiniz!”

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (İbrahim 14/22)

Görüldüğü üzere geri dönüşü olmayan o an gelmeden, ecel veya kıyamet yaşanmadan kula düşen uyanmak, akıllanmak, kalbin ve aklın sesini dinleyerek imana ve tevhide dönmektir. Bunun en kolay ve güzel yolu da Kur’an’a kulak ve gönül vermektir.

“Elif Lâm Mîm Sâd. Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” (A’raf 7/1-3)

Çünkü öğüt almak mü’mine fayda verir.

Ve … artık ahir zamanın sonlarına gelinen bu günlerde, şeytanlardan yana olmayı bırakıp, dünya malı servet ve rüşvetleri elin tersiyle itip, sözde iman (!) sahiplerinden uzaklaşıp, münafıklardan yakayı kurtarmanın, özde ve gerçek iman sahipleri ile kardeş olmanın, hak ve adaleti yüceltmenin, barış ve huzura hizmet etmenin, rızkı ve medeti sadece Allah’tan beklemenin zamanı gelmedi mi?

Aldanışların kazandıracağı şeyler sadece aldatanların verebileceği kadarken ve fakat Yüce Allah’ın rızası ve müjdeleri sonsuzken artık şeytanlara düşman olup tevhide yönelmenin zamanı gelmedi mi?

“İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi?…” (Hadid 57/16)

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir