Anasayfa / Global siyonizm / Şeytanın hilesi
imanilmihali.com
Şeytanın hilesi

Şeytanın hilesi

Bir kurbağayı soğuk suya koyar ve alttan yavaşça ısıtmaya başlarsanız kurbağa fark etmez ve kaynayan suyla can verir. Ama aynı kurbağayı kaynar suya bırakırsanız derhal kaçar. İblisin kandırmacasının en kısa özeti budur. Tüm insanlığa soyuyla birlikte cehennemlik kılmaya çalıştığını söylese herkes kaçıp kurtulacaktır ama o insanlığa zehrini yavaş yavaş verir ve insanlar tatlı bir mutlulukla önce mecnun ve sonra yok olurlar. (Karadul örümcek misalini hatırlayınız)

İnsanın en büyük düşmanı şeytanın hileleri, ahdinin satır aralarında gizli entrika dolu yaklaşımlarıdır. Bu hileleri görmek ancak şeytanların kandırma ve şüpheye düşürme uğruna nelere yemin ettiğini bilmekle mümkündür ve tabi gayesini de.

Şeytan; günahları güzel gösterir, boş kuruntularla oyalar, demagoji yapar, abes işlerle meşgul eder, fıtrata müdahale etmek ister, batıl mabutlara taptırır, vesvese verir, yaldızlı sözler söyler, değer ölçülerini altüst eder, insanların arasını açar, korkutur, kusurlarını itiraftan alıkoyar, yüzüstü bırakır, şeytan işi pisliklere teşvik eder, unutturur, hedefine adım adım ilerler, Peygamberlere musallat olur, alimlerle uğraşır, doğrulardan yanlış sonuçlar çıkarttırır, uçuruma sürükler, dört yandan yaklaşır, imanı bozmaya çalışır, ateşe sevk eder. Bunları gerçekleştirmek için de sayısız yalan ve hileye başvurur.

Allah, dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.” Allah, dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.” (A’raf 7/24,25)

İblis insanı kendi inançsızlık deryasına çeker, düşmanlığı ezeli ve ebedidir. Daha yaratılmamışken nefret etmeye başladığı insanı aldatmak ve yoldan çıkarmak yemini gösterir ki İblis (ve iblise uyan tüm cin ve insan şeytanları) bu yaşamdaki en büyük düşmanlardır. Dahası iblis, şeytani cinleri de insana düşman olacak şekilde kandırabilmiştir. Demek ki şeytanın kandırdıkları insan veya cin olsun akılsızlardır. Bu husumet ve kin ise başta din ve ahlak olmak üzere, maddi ve manevi tüm değerlere, yaşama, tabiata, akıbete, kıyamet sonrası yaşama tesir eder. Bu düşmanlık insan ve soyunun hak yoldan uzaklaştırılması ve iblisin kendisiyle aynı kadere mahkum edilmesi temennisine dayanır.

“Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”…” (Nisa 4/119)

Yaratılanı değiştirmenin asıl maksadı ilahi düzenin ahenk ve kaideleridir ki yaratılışı şeklen değiştirmek alt görevden ibarettir. Yani yaratılanı değiştirmek iddiası hayvanların kulaklarının yarılması ile basite indirilebilecek bir konu değildir. Manevi inanç dünyasının düstur ve nizamını ters yüz ederek değiştirmek en başta inanç odaklarını Yüce Allah’tan başkaca ilahlara kaydırmak, itimat ve itikadın kalibrasyonunu bozarak, ibadet ve kulluk için yaratılmış insanı başkaca şeylere kul ve köle yapmak niyetidir. Şirk dini bu niyetin mahsulüdür.

Yaratılanı şeklen değiştirme ise fıtratta biçilen görev, şekil ve kabiliyete uygun yaratılmış varlıkların (insan, hayvan, bitki, tabiat vs.) doğal ve normal maddesel halinin bozulmasıdır. Kullarından bir payı mutlaka alacağım diyen İblis, en güzel surette yaratılan bu varlıkları değiştirteceği, insanları değişik maksatlarla o değiştirmeye razı edeceği iddiasındadır. Cinsiyet değiştirmelerin, kısırlaştırmaların, tedavi maksatlı olmayan estetik ameliyatların, tabiat dengeleri ile oynamaların, genetik haddi aşmaların tümü bu kapsamdadır.

İnsanlık daima daha iyi yaşam vaadiyle kandırılmıştır. Oysa daha iyi yaşam gökdelenlere, suni gıda ve ilaçlara mahkum bir hayat değil, haksız ve haram servetlerde yüzmek değil, namuslu, huzur, güven ve mutluluk dolu doğal sağlıklı yaşamdır. Sağlıkla kast edilense hem beden ve hem de ruhsal dünyalardır. Daha iyi yaşam için değişmek bu anlamda şeytanlaşmak değil, yaratılanın ilk doğal halini ve manasını yeniden tesis etmektir.

Doğanın tahrip ve tağyiri (yıkılıp değiştirilmesi) de şeytanın ahdinde bir başka gizli emeldir. Yüce Allah bize doğadan intifa (yararlanma) hakkı vermiş ama telef ve tahrip hakkı vermemiştir. Biz hakka tecavüz ederek, doğaya zulmettik, kirlettik, dengeleri bozduk, kötü örnek olduk, ekolojik felaketlere zemin hazırladık. Bu gidiş yaratışı değiştirmektir, bu da şeytanın egemenliğine girmektir. Dengeler şeytan güdüsüyle bozulunca da Rahman’ın dünyası, hüsran dünyası olmuş, cehenneme dönmüştür. Bu hüsran dünyası, silah ve makine cehennemidir, teknolojinin zehirlediği dünyadır. Fatura ise doğallık ve güzellikten yoksunluk olarak kesilecektir.

“Allah, o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. (Nisa 4/118)

İslam dininde kaynağı meçhul olmasına rağmen farz kılınan bir husus da erkeklerin sünnet olma hadisesidir. Sünnet, Yahudiler’in kitabında vardır; ‘Her erkek sünnet olacaktır.’ (Tekvin 17/10) Başlangıcı Hz. İbrahim’e dayandırılan ancak ayetlerde yer bulmayan bu hususun, israiliyat kaynaklı bir şeytan kandırmacası olma ihtimali her daim vardır. Çünkü rivayetin atfedildiği kaynaklar oldukça zayıftır. Dahası farz diye dayatılan sünnet olmak işi ayetlerde yer almamaktadır. Farz belirleme yetkisi sadece Allah’ta olduğu için de şaibelidir. Bu sebepledir ki İslam’ın şartlarını maddeleyen İslam alimleri sünnet olmayı şart koşmamıştır. Doğrusunu Allah bilir ama şayet durum buysa İslam alemi için büyük tövbeler gerekmektedir. Çünkü yaratılanı değiştirmek ve hem de bunu ibadet olsun diye yapmak, Allah’ın farzlarında yer almadığı halde dine sokmak büyük vebaldir.

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan(günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

“… Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.” (Nahl 16/98-100)

Şeytanın en ücra inkar çukuru olan şirk, doğrudan şeytan ve şeytancılıktan kaynaklandığı için sıradan, rastgele, plansız bir gaflet değil, teşkilatlı, gayeli, kabala kökenli, şeytan işi tüm pislikleri barındıran sistemli bir inanç manzumesi olduğu için dindir, şeytanın dinidir. Şeytanın din kandırmacası İslam’la sınırlı olmadığından şirk bahsi tüm dinler için geçerlidir çünkü aslen dinle değil imanla alakalıdır. Şirkin tepesindekiler şeytana hizmet gayesiyle birbirleriyle yarışırken, aşağıdaki müşrikler dine, halka, özgürlüğe hizmet ettiklerini sanarak aldanırlar. İblisin ahdini bir kez dahi okumamış kulların şirkten korunmasına imkan yoktur. Çünkü şeytanın saadet zincirine kananlarca yüceltilen şirk, iblisin ahdinde yapacağını iddia ettiklerini farzlaştıran dinin adıdır.

Cahiliye Mekke’sinin kafir denilen halkı kafir değil müşriktir. Çünkü onlar asla Allah’ı inkar etmez, hatta çocuklarına Allah’ın oğlu gibi isimler takarlar ama Allah’a erişmek adına aracılar ve şefaatçiler edinir, ata kabullerine yaslanır, medeti şeytan ve cinlerden bekler, sihre tapar, adaklardan putlara da pay ayırırlardı. Yani Allah’ı bilir ve tanır ama yedek ilahsız kalmazlardı. Cahiliye Araplarının ısrarla kafir diye tanıtılması şirk belasının ümmetten saklanmaya çalışılması maksadıyladır. Çünkü şirk bir şeytan hilesidir. Bugünde durum aynıdır. Toplumda Fatiha’nın mealini bilen nasıl yoksa, şirkin tanımını da bilene rastlamak zordur.

Şirk, zorlamaz, aldatır. Hem de Allah ile aldatır! Şeytan soyu dünyayı şeytanlaştırmaya, şeytanı ilah yapmaya çalışanlardır. Katmerli şirk ise; Allah’ın yanına yedek ilahlar koymakla kalmayıp, bu kişi ve varlıklar eliyle masum kitleleri de şeytanlaştırmak ve menfaat elde ederken onlara zulmetmek, şeytana kanmakla kalmayıp şeytan imparatorluğu için ter dökmektir.

Allah ile aldatmak, Allah’ın rahmetinin sonsuz olacağı yalanıyla sorumsuz yaşama özendirme, cehennemlerde sonsuza dek kalınmayacağı yalanıyla günah ve haramdan çekinmeme, dini silah ederek maneviyatı yerle bir etme, dinleri hurafe, bidat ve örflerle tanınmaz kılma yemininin adıdır. Bu aldatmanın alt başlığında dünya süslerine haddinden fazla kıymet vermek suretiyle kandırmak yer almaktadır. Tarihin en büyük savaşları da, en büyük vurgunları da din kisvesi altında yapılmıştır. Şeytan o haçlı ordularını hem de Allah adına savaştırabilmiş, engizisyon mahkemelerinde sözde Allah’a ibadet olsun diye katliamlar yaptırabilmiştir. Çünkü şeytan en çok dini kullanır. Ayrıca şeytan yalnız değildir, ordusu da aldatma işinde ustadır. İblis, kutsala, Kur’an’a, Peygambere ve bizatihi Allah’a yalan isnat ederek, hezeyan ve yalanlarını dinden saydırarak aldatır, aldatacaktır.

“Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular. Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik)…” (Sebe 34/20,21)

İslam alemi için en büyük düşman şeytandan da önce şirktir. Şeytan’dan euzü besmele ile kurtulmak belki mümkündür ama en büyük zulüm olan şirk İslam’ın kılcal damarlarına kadar girmiş haldedir. Şirk asırlarca İslam aleminden gizlenmiştir ve hala İslam alemi onu tanımak hevesinde değildir. Dahası din içinde pek çok şeytan hala şirki, ilahi olanın üzerine çıkarmaya çalışmaktadır. Zıtlıklar düzeni dünya yaşamı gereği tevhidin anlaşılması ancak şirkin tanıtılması ile mümkünken bu yapılmamıştır.

“… Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Lokman 31/33)

Planı kazanamasa da kazandırmamak üzerine şeytanlar, yalan ve iftirayı sıkça kullanır. (Aklı olan insana ahirette aklınızı kullansaydınız da kanmasaydınız diyecek kadar da küstahtır.) Kur’an’ın okunmamasına, okunsa da anlaşılmamasına çalışır.

“İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı hâlde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer. Şeytan hakkında, “Her kim onu dost edinirse, mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler” diye yazılmıştır.” (Hac 22/3,4)

“Allah, şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum: Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.” (Sad 38/84,85)

İblis, Allah’ı zikirden uzaklaştıracağına, insanların Kur’an, beden ve kainattaki ayetleri görmelerine engel olacağına, bu ayetlerin tecellilerini anlaşılmaz kılacağına, ibadetten uzaklaştıracağına, İslam’ın abdesti imanı unutturacağına, kulları şekle mahkum dine tabi kılarak huşudan-özden uzaklaştırılacağına, Kur’an’ı okumamaya veya anlamadan okumaya sevk edeceğine, inançları hafife aldıracağına, dini hobi seviyesine düşürteceğine, iman edenleri döndürmeye çalışacağına yeminlidir.

“Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz? (Maide 5/91)

Şeytanların gerçekle iknası, hakkı göstererek haklı çıkmaya çalışması mümkün değildir. Bu nedenle tüm işi yalan, gizem ve iftirayladır ki en büyük günahı zaten Allah’a iftira atmak, Allah hakkında yalan beyanda bulunmaktır. Yalana yemin etmek de huylarından birisidir. Lakin tüm vaat ve davetleri beyhudedir, tabansızdır, boştur. Bunların boş oluşu ahirette açıkça görülecektir. Ama insan zalimdir ve tatlı yalanlara kanıp, cennet masallarıyla, şefaat beklentileriyle, huri temennileriyle batıla teslim olmaya dünden razıdır. Yalanın zirvesi ise siyaset arenasıdır. Bütün şeytani yaklaşım ve istismarlarda tezyin (allayıp pullama, süslü gösterme) unsuru vardır ve bu amansız bir silahtır.

Şeytanın en büyük zafer burçlarından biri insanı Allah ve din adına yalan uydurmada ulaştırdığı yetenektir. Şeytanların iftiracılara ilham ettiği hezeyanlar, şeytancılar katında bir tür vahiy mertebesindedir. Fısıltı (necva) inananları kedere iten bir şeytan pisliğidir. (Mücadile 58/10) İftira, yalan, uydurmacılık, şeytanın hem temel malzemesi hem de zafere giden yolun gösterge taşlarıdır. İftiracı yalancılar ise şeytanların peygamberleridir. Oysa Kur’an iftira suçunu işleyenleri lanetlemekte ve onların şahitliğini ebediyen elinden almaktadır. (Nur 24/4)

“Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki:

“Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı. Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.” (A’raf 7/21)

Din içi bölünmeleri dinleştirmek illeti, şeytan evliyasını kutsamanın kurumsallaşmasını ifade etmektedir. Bu yuvalar çoktandır, şeytanın emir ve komutasına girmişlerdir. Bir sivil toplum örgütü olmaktan çıkarılıp dinin yerine geçirilen tarikatlar, fırkacılığı dinleştiren, Rahmana değil şeytan evliyasına teslimiyeti emreden tahrip ocaklarıdır. Tarikatlar iman kardeşliği yerine kişisel veya grupsal siyasi birliktelik ifade eder hale gelince tevhitten şirke doğru kayar. Şeyhin yanılmazlığının kabulü, Allah’a yaklaştırma aracı veya şefaatçi görülmesi, irade ve aklın O’na devri ise açık şirktir.

Şeytanlar, zorlamaz, süslü gösterir. Kulaklara, nefislere haram ve günahı fısıldayan şeytanlar, namahreme uzanmayı, şeytan işi pisliklere müptela olmayı, çalışmadan ve hak etmeden sahip olmayı özendirir. Şeytanlar, ahiret hesabı yerine ölüm korkusunu hakim kılmaya çalışır. Zerre kadar her şeyin ahirette karşılığı olacaktır ve hesap çetindir. Şeytanlar ise ahiret hesabını unutturup, hesapsız bir yaşamı özendirmek gayesindedir. Bunun yerine batıl ve sahte korkular yerleştirirler ki kullar dünya eğlencelerine iyice gömülsün ve başlarını hakikate kaldıramasınlar. İnsanı açlık, şehvet ve zulümleriyle oynatarak kontrolü altına alır. İblisin insanları aynı kötü akıbete mahkum edebilmesi, onlara tesir edebilmesine, insanların da o tesire razı ve amade olmasını gerektirir ki süslü gösteriş ve fısıldamaları ile kandırdığı kulları aynen kendisi gibi düşünür ve davranır hale getiren iblis, o insanı kontrolü altına almış demektir.

Bu andan itibaren de kişinin hayata bakışı ve halleri rahmani değil şeytanidir, Allah aksini dilemedikçe de o kul şeytan hükmü altında yaşayıp, kötülük ve zulüm üretir vaziyette her geçen gün daha koyu karanlıklara mecbur kalacaktır. Çünkü Allah’a iman yerini şeytanlardan beklenen ‘aman’a bırakmıştır.

“… Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti…” (En’am 6/43,44)

“… Yine demişti ki: “Benden üstün tuttuğun kişi bu mu, söyler misin? Andolsun eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, (azdırarak) kontrolüm altına alacağım.” (İsra 17/61,62)

Şeytanlar öfke ve kini körüklerler. Din ise kardeşliği, bağışlamayı, tevazu ve hoşgörüyü nasihat eder, salih amelleri özendirir. Şeytanlar kibri en etkili silah olarak kullanır. Servetle büyüklenenler, kibirle aşağılayanlar, yaratıldığını unutarak yarattığını sananlar hep bu cümledendir ve şeytanın en bariz huyu olan kibir, şeytanlıkta ileri gitmiş olmanın da alametidir. Şeytanlar haset ve hırsı, şehvetin haram olanını körüklerler. Mü’minler ise gıpta eder, kendisini ve etrafını düzeltmeye çalışır, nasihatte bulunur, başkaları sahip olunca sevinir, mutlulukları paylaşmaya çalışır.

“… Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah’ı hatırlarlar) sonra hemen gözlerini açarlar. Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine çekerler, sonra da bundan hiç geri durmazlar.” (A’raf 7/200-202)

Kuruntulara sevk eden şeytanlar acele ettirir. Kur’an’ı iş olsun diye aceleyle okutan şeytanlar en başta Kur’an ve akıl olmak üzere, tüm terbiye, nefis kontrol, idrak, vicdan gibi mekanizmaları devre dışı bırakarak, düşünmeden ve ahlak süzgecine müracaat etmeden, imana danışmadan karar verdirerek yanlış kararlara imza attırmak isteyen şeytanlar, makul ve mantıklı kararlardan, isabetli ve mutlak ahlaka uygun hareket tarzlarından nefret ederler. Şeytanlar zulüm üretmesi için insanı kışkırtır, savaş veya ideoloji olarak beyninde şimşekler çaktırır, adalet ve sulh mekanizmalarını devre dışı bıraktırır. Doğru yolun (Sırat-ı Müstakim) üzerine oturan şeytanlar, insanı Kur’an’ın mutlak ahlakından uzaklaştırıp, örflere, hurafelere, akıl oyunlarına tutsak eder.

“Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” (A’raf 7/16,17)

Şeytanlar, hak ve adalete düşmandır. İmana, Allah’ın sınırlarına, hakkaniyete ve adil yaşama düşman olan şeytanlar, hayata huzur ve refah yerine kaos ve karmaşa, esenlik ve mutluluk yerine kin ve nefret, kardeşlik ve barış yerine yalan ve iftira ile kazanılmış haksız beşeri galibiyetler egemen olsun isterler.

“O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz, benden korkun.” (Al-i İmran 3/175)

“… Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı emreder…” (Bakara 2/268)

Şeytanlar günah ve harama tamah ettirirler. Rızkı veren sadece Allah’tır ve O kimine az kimine çok rızkı tek başına verendir. Şeytanlar kulları daha fazlası için, haram dahi olsa kolay ve haksız kazançlara imrendirir, kula pis işlere tamah etmeyi özendirir. Şeytanlar fakirlikle ve dostlarıyla korkutur. Allah cömertlerin cömertidir ve sabır ve şükürle doğru yoldan ayrılmayan kullarının tamamının rızkını veren O’dur. Milyonlarca çeşit, milyarlarca canlının tümünün rızkını hesapsız bir cömertlikle veren Yüce Allah’a rağmen şeytanlar kulları parasız kalmakla korkutarak onları Yüce Allah yerine paraya tapar hale getirip müşrik yaparlar, cimriliğe teşvik ederler, tevekkülü unutturup imandan çıkartırlar. Oysa tek korkulacak Allah’tır.

“… Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” (A’raf 7/16,17)

Şükretmeyi unutturan şeytanlar Allah’ın dinini bölmeye çalışır. Allah’ı, Kur’an’ı, Peygamber’i bir Müslüman camiayı mezheplere, tarikatlara bölmekte hünerli şeytanlar bu sayede kutuplaşmalar yaratır ve ayrılıktan güç elde etmeye çalışırlar. Şeytanlar, Kur’an’ın ayet ve manasını değiştirirler. Meal ve tefsir yoluyla, rivayet ve kıyaslarla anlamları kaydıran, hükümleri değiştiren şeytanlar diğer yandan da Yüce Allah’ın Kur’an’daki farzları unutturarak, Hz. Peygamber’e yalan söyletip, sünnetini farzların üzerine çıkartmaya çalışırlar. Arapçaya mahkum ettikleri Kur’an anlaşılmasın diye kulları manasız okuyuşlara mahkum ederler, aldananlar da masal okur gibi okuyuşla ayetin hikmetinden mahrum kalırlar.

“İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.” (Hicr 15/39,40)

Az(dır)mak, haddi aşmak, yoldan çıkmak, zulme varmak, hak olandan uzaklaşmaktır ki Fatiha suresinde de buna vurgu vardır. Azdırarak kontrolü altına almak, şeytanın, kötülük ve hayasızlığı yaymak, insana nimet olarak verilen şehveti yasak yerlerde ve pis gayeler uğruna abartılı olarak kullanmak, ahlaksızlığı yaşam şekli olarak sıradanlaştırmak, utanmaksızın yaşamayı özendirmek ve normalleştirmek andıdır.

İsyan ve inkar ettirmek ile arzusu, tıpkı kendisinin insanın yaratılışındaki gafleti gibi, insanı ilahi nizam ve kaidelere manasızca isyan ettirmeye çalışmak, küfrü tabiat ettirip, beşeri usul ve kaideleri dinleştirmektir. Bunu da ilim veya aklı kullanarak, maddecilik saplantısıyla ispat isteyerek, sabır ve şükrü devre dışı bıraktırarak yapacaktır. İblis insanların ilahi ve toplumsal savunma mekanizmalarını saf dışı bırakarak isyan ve inkar noktasına gelmesine, kendisinin ve dostlarının itibar görmesine, insanların bu sahte dostlara tabi olmasına ve bunun çağlar boyu sürdürülebilir olmasına gayret edecektir.

Şevhetperestlik, yani şehvetlerin meşru ve caiz limitten taşması, şeytanların şehveti ilahlaştıran hayvani dürtülerini, iman sahiplerine de bulaştırma yeminin adıdır. HEDONİZM (hazcılık / lezzetiye); şeytancılığın şehvet ve hayvaniyet yüzüdür. Bu ekol (felsefi akım) hayata zevk ve lezzet noktasından bakar, gaye duygu ve bedenin tatminidir. Şeytana teslimiyet dininin temel özelliklerinden biri hayatı şehvet ve eğlence eksenli bir oyun gibi görmektir. (Kız ve erkek çocuklara tecavüzler bu sapık duygunun eseridir.) Rahman’ın dininde zevk ve eğlence ise helallik çerçevesiyle sınırlıdır. Şeytani hedonizm sadece hayvansal yiyiş biçiminde değil hayvansal giyinişte de belirginleşir. Aşırı müstehcenlik şeytanın insanı tökezletme yöntemlerindendir. Kur’an buna şeytanın insanı fitneyle yüz yüze getirmesi demektedir. Uyuşturucu ibtilası da şeytancı hedonizm’in belirişidir. Sınırsız yiyip içmek, sınırsız seks, sınırsız israf şeytani dünyanın genel göstergeleridir. Kur’an dilinde bunların kavramsal adı “fahşa” yani fotoğrafı çekilebilen ve çekilmeyen hedonist tutku ve uygulamalardır.

Şeytanlar dine, Allah’a ve Peygamber’e yalan isnat eder, boş işlerle meşgul ederler. Allah ise salih amel işlemeyi emreder ve boş ve gereksiz şeylerden men eder. Şeytanlar dünya süslerini aşırı abartarak yaşam gayesini çoklukla yarışa, zenginleşmeye ve başarıya endekslemeye çalışırlar.

“… Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar. Hâlbuki azgın bir şeytana tapmaktadırlar. Allah, o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi.” (Nisa 4/116-118)

“… Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler. Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu. (Sad 38/71-74)

Kibirle ve servetle büyüklenmeyi özendiren şeytanlar, münafıklıkta ustadırlar. Maske ile dolaşan, mü’minlerin yanına dek sokulup sırtlarından hançerleyen şeytanlar, kandırır, akılları çeler, hiç olmazsa şüphe eder hale getirirler. Şeytanlar, inançları şaibeli hale getirmeye çalışır. Oysa Allah tek malik, iman kati, ahret hak, hesap mutlak ve Kur’an tek doğrudur, haktır, gerçektir, sondur. Şeytanlar aşırı ve kötü zanda bulunmayı imrendirir. Gıybet ve dedikoduyu tatlı hale getiren şeytanlar, özel hayatlara ve hürriyetlere musallat olmayı çokça sever, açık aramaya bayılır ve kötü-aşırı zan ile insanlar arasına nifak sokarlar.

Şeytanların ağzı iyi laf yapar, gösterişli giyinirler. Kandırmak sanatının ustası şeytanlar söz ve görünüşleri ile etki etmek için servet ve güç göstergesi sahte kılık ve kıyafetlere bürünür, şeytan başlı bedenlerini bu yolla gizlerken, yılan dillerini de tatlı sözlerle ve bilhassa Allah adını sıkça kullanarak saklarlar. Bu sayede zehirlemeleri de kolaylaşır.

Şeytanlar huşudan uzak şekilci İslam’a, inanç ve takvadan ziyade, şekilsel göstergelere bayılır ve bunlarla kandırarak riya ve gösterişi dine sokarlar. Halbuki riya ve gösteriş başlı başına şirktir, kulu müşrik yapar. Şeytanlar, samimiyete de düşmandır. Muhabbet ve sevgiye düşman şeytanlar, kötülük ve nefrete aşıktır. Şeytanlar ata kabullerini, hurafeleri dine sokmaya bayılırlar. Arap örflerinden, israiliyat kırıntılarına kadar pek çok şeyi din diye tezgahlayan şeytanlar arabizm ve israiliyatı Allah dini diye satmaya çalışırlar. Şeytanlar, gaybdan bilgi aldıkları iddiasındadır. Oysa gayb sadece Allah’ındır, bilgisi yalnız O’ndadır.

“Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki:

“Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?” (A’raf 7/28-30)

Şeytanlar savaş ateşini yakmaya, tuzak kurmaya çok heveslidir. Allah ise onların yakmak istedikleri savaş ateşlerini her defasında söndürendir. Şeytanların asıl düşmanı Türk ve İslam olanlardır. Bu iki şerefli mertebeyi lanetlemekte, kirletmeye çalışmakta hünerli şeytanlar bilirler ki Türklük ve Müslümanlık ortadan kalkmadıkça şeytanın dini şirk dünyaya egemen olamayacaktır. Bu yüzden amansızca saldırır, tuzak kurup kumpaslar icat ederler. Şeytanın hiç sevmediği şey ise barış ve esenliktir.

Şeytanlar aydınlıktan karanlığa çekerler. Yüce Allah ise kullarını dipsiz karanlıklardan engin aydınlara erdirir. Şeytanlar yapılan kötülükleri güzel gösterir. İnsanlar yaptıkları pis işlerden dahi bu sayede tiksinmez ve tevbe etmek yerine iyi bir şey yaptığı zannıyla daha fazla kötülüğe meylederler. Müslüman öldüren İsrail askerlerinin halay çekmesi bu sebepledir.

“İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, hepsini azdıracağım” dedi.” (Hicr 15/39,40)

Şeytanlar, insanların kusurlarını itiraf etmesine ve özeleştiri yapmasına mani olur. Bu sayede o kötü huy yerleşir ve kibir artarken vicdanlar gün ve gün söner. Yüzüstü bırakan şeytanlar, işleri bitince, istediklerini yaptırınca ve emilecek kan kalmayınca kulu bahtsız talihi ile baş başa bırakır. Kulları kullanıp atan şeytanlar, ahiret sorgusunda da kulları aptalca kanmakla suçlayacak ve aklınızı kullansaydınız diyecektir. Keza şeytanlar ahirette insanların kendisine taptığından habersiz olduklarını da söyleyecek ve bilakis kendi ıslahlarına mani olan insanlardan şikâyetçi olacaklardır. Mal ve evlatlara ortak olmaya çalışan şeytanlar servetlerde haramı, terbiye ve ahlaklarda hayasızlığı, hayırsızlığı huy ettirmeye çalışırlar.

“… Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaatlerde bulun.” Hâlbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.” (İsra 17/64)

Şeytanlar pis işleri, fitne ve fesadı özendirir. Haram günah demeden, kötü çirkin ayırt etmeden pis işlere ve dinen yasak olanlara meylettiren şeytanlar şirk ve mum kokulu odalara mahkûm eder, gizli ve yasak şehvetleri körükler, kumar ve taciz türü pislikleri normalleştirir, din cazgırlığını ve dinden menfaat elde etmeyi güzel gösterirler. Şeytanlar, iman edenlerle alay ederler. İman edenlerin sabrıyla, nispeten fakirliğiyle, ibadetiyle, sadakatiyle ve güzel ahlakıyla alay eden şeytanlar, düzensiz, ahlaksız ve şeytani hayat seviye ve standartlarıyla övünüp iman sahiplerini aşağılarlar. Şeytanlar iman kardeşliğine düşmandırlar.

Şeytan unutturur, üşendirir. İbadetten salih amele kadar tüm meselelerde şeytanlar güzelliğe mani olmaya çalışır. Şeytanlar doğrulardan yanlış sonuçlar çıkarttırır. Kelime oyunlarıyla, değişik manalar üreterek, kulların cehaletinden istifade ederek, dini anlaşılmaz süslü laflar ederek kandırırlar. Bunu yaparken de hurafe ve sahte hadislerden sıkça istifade ederler.

Aşırı ve kötü zanda bulunmaya, Allah hakkında bilmediğimiz şeyleri söyletmeye çalışan şeytan, ilimsiz kibri, cahil ukalalığı, yıkıcı iftirayı özendirir.

“… O (Şeytan), size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” (Bakara 2/168,169)

Şeytanlar, hurafe, hadis ve sünnet üretmekte ustadır. Peygamberin sağlığında azami beş yüz kadar olan hadislerin sayısı bugün milyonlarcadır. Bunun sebebi şeytanların Peygambere (haşa) yalan atfederek dini tanınmaz hale getirmek istemeleridir. Çünkü şeytanlar Kur’an’ı tahrif edemez ama bir beşer olan Peygamber’e kolayca yalan ithaf edebilirler. Kaldı ki sünnet Peygamberin yaşadığı zamana aittir ve ayetlerin izahından ibarettir. O’nun vefatıyla danışılacak tek merci kalmıştır ve o da Kur’an’dır, yani sünnet tamam olmuştur.

“ … Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” (İsra 17/26,27)

“Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” (A’raf 7/17)

Lüks ve israfı özendiren şeytanlar dört yandan yaklaşırlar. Ön, arka, sağ ve sol tabirleri ile izah edilebilen bu duruma göre şeytanlar, geçmişten (arka), gelecekten (ön) sağdan (güzel işlerden ve tanıdıklardan) ve soldan (kötülükten ve tanımadıklarımızdan) bizlere yaklaşır, bunlarla oynayarak ve bunları kullanarak aklımızı ve imanımızı karıştırmaya çalışır. Lakin Şeytanın kılıcı tahtadandır. Bunca soyu ve silahına rağmen güçsüzdür, zavallıdır, akılsızdır, lanetlenmiştir. Ancak imansız kullardır ki kendileri de zavallı ve acınacak oldukları için şeytanlarla işbirliği yapıp, ahiretlerinden vazgeçerler. Şeytan, süslü gösterir, cazip kılar ama zorlamaz. Yalana yemin de etse kimseye zorla kötülük yaptıramaz. Kötü olan insandır.

“… Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.” (A’raf 7/26,27)

“… (Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü…” (İsra 17/63,64)

Yaya ve atlılarıyla saldıran şeytan uyumaz. Durmaksızın iman aleyhine kandırmaya çalışan şeytanlar, gecelerde, karanlık kapılar ardında dahi sürekli kötülük planları yaparlar, huzur yüzü bilmedikleri için uyuyamaz, hep daha fazla fitne ve fesat için çalışırlar. Kendisini dost gösteren şeytanlar gerçekleri saptırarak, gerçek hakimiyeti kendi dostları üzerine kurarak bir korku imparatorluğu tesis ederler. Bu sistemin devamı için de aralıksız çalışırlar. Dostlarına bizlerle mücadele etmesini fısıldayan şeytanlar her yerdedir. Bazen en yakın dost, bazen yoldan geçen birisi hatta aileden birisi bile şeytan olabilir ve güvenilen, tanınan bu kimse güveni kötüye kullanıp, şeytanlık zehrini kurbanlarına aktarıverir.

“… Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.” (En’am 6/121)

Modern zaman putları

“Gümüş ve altın paranın, kadifenin, süslü giysilerin kulu kölesi olan yüzükoyun yere çakılıp gebersin. Yüzükoyun yere çakılsın da yerlerde sürünsün. Vücudunun her yanına dikenler batsın da o dikenleri çıkaran olmasın.” (Buhari, Cihad, 70, rikak 10; İbn mace , zühd 8, hadis 4135)

Modern dünyanın ahir zaman hali, cahiliye müşriklerinden beter koyu bir karanlıktır. Bir yanda kişi ve varlıkları, diğer yanda egolarını putlaştırıp ilah mertebesine yükselten insan, maneviyattan maddeciliğe kayarken, tüm kazanım ve kayıplarını da servetle, akıl ispatıyla ölçer hale gelmenin ıstırabını yaşamaktadır.

Konunun maksatlı çevrelerce sıkça saptırılan bir ayağı ise büstlere minnet duygusuyla konan buket çiçeklerin, ilahlara sunulan kurbanlara benzetilmesidir ki kast edilen elbette Atatürk mozele ve anıtlarıdır. İnsafsız ve dinsiz bir yaklaşım olan bu konuya izah getirmek ise boynumuzun borcudur. Bir cisim veya varlığın put sayılabilmesi, ardında hizmet veya temsil ettiği bir ilahın olmasına bağlıdır. İlahlık ise yaratma gücüne sahip, kutsal olma halidir. İlah veya puta tapma ise şefaat veya aracılık beklentisi adı altında ondan dini bir yardım beklenmesi şartıyla gerçekleşir. Yani maksatlar arasında din yoksa, insanlar o şey veya kişiden din adına bir şey beklemiyorsa o şey put veya ilah olamaz. Vatanı bizlere altın tepside sunan Mustafa Kemal Atatürk’e gösterilen sevgi hayır dualarını içerse de, beşeri bir minnet duygusundan ibarettir. Asıl şeytanlık ve puta tapıcılık ise o tenkit edenlerin, kendi ilahlarının rızasını (!) Allah rızasından üstün tutan şeytanlıklarından hasıl olmaktadır.

Modern zamanda insanlık, insan ve cin şeytanlarının etkisiyle şirk denizlerinde kaybolup sayısız putlar edinmiştir. Komik olan çoğu bunun farkında bile değildir. Aşağıda kısaca örneklenen putların tesirleri, mahiyetleri, ilahları farklıdır. Lakin hepsinin ortak noktası dini bir beklenti veya sapış sergilemesidir.

Varlık putu ile kast edilen soyut varlıkları, tabiatı, insanın içsel enerjilerini, insanın bizatihi kendisini, teknolojiyi, adak ağaçlarını, muskaları, nazar boncuklarını, kurşun dökmeleri, uzaylı ataları, kozmik kişileri ilahlaştırmak, dişilere tapmakla kast edilen dişi cin iblise tabi olmak, melekleri dişi kabul etmek ve haddi aşarak Lilith türü ilahlar edinmek, konfor putu ile kast edilen, moda, marka, lüks ve israfı ilahlaştırmak, seçkinlik hissine dalmak, endüstri putu ile anılan makineleşmeye, robotlaşmaya ve otomasyona-bilgisayar teknolojisine dolayısıyla yapay zeka kandırmacalarına tabi olmak, insanın yetersizliğine inanmak, mal ve servet putları ile kast edilen başta para olmak üzere beşeri güç ve mevkileri ilahlaştırmak, dünya süslerine aşırı düşkünlük etmek, mevki ve makam putları ile kast edilen kibri, gücü ve egoyu yüceltmek, akıl ve nefis putları ile kast edilen egoları ilahlaştırmak, aklı dinin üzerine çıkarmak, nefse tabi olmak ve dini hükümlere beşeri ispat aramak, kişileri ilahlaştırmakla kast edilen başta şeyhler ve dervişler olmak üzere toplumun ileri gelenlerini dini manada aracı, şefaatçi kılmak, en azından Allah rızası yanı sıra o kişinin de rızasını aramak, helal ve haram belirleme yetkisini onlara teslim etmek, ölülerden medet ummak, din sınıfındakilerin sözlerini sorgulamadan farz kabul etmek, kişileri yok sayarak veya aşırı yücelterek şirke alet etmek, güç sahiplerini putlaştırmak, statü putu ile kast edilen sistemin devamı için her şeyi dinden ve mübah saymak, İbadet ve tesettür putları ile kast edilen ise dinin diğer emir ve yasaklarını yok sayarak, şekilcilik gafletiyle, riya ve gösteriş hevesiyle, sırf bunları yaparak cennetlere gideceğini sanmak, bu sayılanları şefaatçi, kurtarıcı veya aracı kılmak, kendisi gibi örtünmeyen veya ibadet etmeyenleri din dışı sayarak şeytanlaşmaktır.

Bu sayılanlar göz yaşartacak kadar acıdır. Çünkü tamamı batıl ve mesnetsizdir. Medeniyet ve teknoloji ile akılların keskinleşmesi gerekirken, körleşmesi ise şeytandandır. Şeytanlaşmanın lideri durumundaki dincilerin Allah dedikleri şey haşa adına Allah dedikleri puttur. Bu dincilerdir ki dini tanınmaz hale getirmede öncüdürler ve her biri iblis kadar zehirlidir.

Nefis ise baş put olarak modern zamana ait şirk vasıtası, şeytan kandırmacasıdır. Nefis putu kırılmadıkça diğer putlar kırılamaz. Çünkü nefis putu sürekli put yavrulayan korkunç bir doğurgandır. Mevlana’nın dediği gibi; “Nefis putu putların anasıdır.”

***

Şimdi arkanıza yaslanın ve eski çağlardan bugüne dek dünyanın neler yaşadığını, küreselcilerin hamlelerini, insanların endişelerini, halkların müşkülünü, salgınları, savaşları, kıtlıkları, yangınları düşünün. Sonra bu koyu bedbahtlıklar ile iblisin ahdi arasında bağ kurmaya çalışın… göreceksiniz ki tüm belalar ve iblisin yeminindeki satır araları birebir örtüşecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 46 = 55