Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / SİCCİN VE İLLİYYUN
imanilmihali.com
Kur'an

SİCCİN VE İLLİYYUN

Hayır, günahkârların yazısı, muhakkak “Siccîn”dedir. “Siccîn”in ne olduğunu sen ne bileceksin. O, yazılmış bir kitaptır. (Mutaffifin 83/7-9)

SİCCİN VE İLLİYYUN

SİCCİN

7. Hayır hayır. Bu, ölçü ve tartıda hileden ve öldükten sonra dirilip huzura çıkmaya inanmama gafletinden vaz geçirmek, tevbe ettirmek için bir engellemedir. “Hayır, yapmayın, sakının.” demektir. Bunun sebep ve hikmeti anlatılmak için de illet gösterme makamında şöyle buyruluyor: Çünkü kötülerin yazısı muhakkak ki Siccin’dedir.

Yani öyle yaparsanız kötü kişi olursunuz. Kötüler ise Siccin denilen sicilde kayıtlıdır. Onların yazısı, nüfus kayıtları, amel defterleri, o huzura çıkma günü kendilerine verilecek hüküm ve ceza belgesi “Siccin” denilen yerde yazılıdır. Yahut “Siccin’de” diye buyrultuludur.

“Kâmûs”ta Siccin’in, hapis mânâsından “devamlı”, “şiddetli”, “kötülerin kitabının konulduğu yer”, “cehennemde bir dere” mânâlarına ve ayrıca “açık ve ortada” ve “dibinin çevresine çukur kazılmış hurma ağacı” mânâlarına geldiği ve “devamlı şey” mânâsına “şiddetli vuruş” mânâsına ve “açık açık geldi” mânâsına denildiği yazılıdır.

Bu “Siccin” kelimesinin lügat yönüyle asıl mânâsı ve isim veya sıfat olarak türemiş olması hakkında değişik sözler söylenmiştir. Görünen şekliyle “secn” veya “secc” kökünden olma ihtimali vardır. Zindan demek olan “sicn” maddesinden zindana koymak demek olan “secn” mastarından olduğuna göre sikkîn ve siccil gibi fi’îl kalıbında zindanın mübalağa ismi veya seccân yahut mescûn gibi bir sıfat olabilir. Sıvamak ve balçık gibi cıvık ve bulaşık olmak mânâsına secc maddesinden “gıslîn” gibi “fi’lîn” kalıbında olabilir. Fakat lügatte secc maddesinden böyle bir isim veya sıfat adı geçmez.

Ebu Hayyan “Bahr”da şöyle özetlemiştir: Çoğunluğun dediğine göre siccin, secn maddesinden “fi’îl” kalıbında bir kelimedir. Sikkîn gibi. Yahut hapsedici bir mevkide demektir. Mübalağa mânâsı ifade eden kalıpta gelmiştir. Bu durumda siccin, korunmuş yerin sıfatıdır. Mekan olduğu takdirde siccîn kelimesinde büyük görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Biz onları anlatmıyoruz. Burada açık olan siccin’in bir kitap olmasıdır. Onun için “mühürlenmiş kitap” ondan bedel yapılmıştır. İkrime demiştir ki: Siccîn, hüsran ve horlanmadan ibarettir. Bu Araplar’ın gözden düşen bir kimseye, “filan kimse düşüklüğe erdi” demesine benzer.

Bazı lügatçiler de: “Siccîn”in sonundaki nun “lâm”dan bedeldir. Aslı siccil’dendir demişlerdir.

Bu görüşlerin özeti: Siccin’in nunu ya kelimenin aslındandır, yahut lâm’dan bedeldir. Nun kelimenin aslından olduğu takdirde türeyişi “sicin”dendir. Demek ki nunu zaid olarak “secc” kökünden türetildiği söylenmemiştir. Zemahşerî, Hatim gibi sıfattan çevrilmiş bir özel isim olduğunu ve marifelik (belirlilik)ten başka sebeb olmadığı için tenvin aldığını söylemiş ve demiş ki: Yüce Allah, kötülerin kitabının siccin’de olduğunu haber verdi, Siccin’i de “mühürlü kitap” diye tefsir etti. Şu halde onların yazısı mühürlü kitaptadır, denilmiş gibi olur. Bunun mânâsı nedir? dersen, derim ki: Siccin, toplayıcı bir kitaptır. O, kötü şeylerin yazılıp toplandığı divandır. Yüce Allah onda insan ve cin şeytanlarının, kâfirlerin ve fasıkların amellerini toplayıp yazdırmıştır. O mühürlü, örtülü, yazısı açık yahut alametli bir kitaptır ki, her kim görse onda hayır olmadığını bilir.

Dolayısıyla mânâ: “Kötülerin amellerinden yazılanlar, o divanda tesbit edilmiştir” demek olur. Buna hapsetmek ve sıkıştırmak demek olan “Secin” den “fi’îl” kalıbında “siccîn” ismi verilmiştir. Çünkü o, cehennemde hapsedilip sıkıştırılmaya sebeptir. Yahut çünkü o, “yedinci yerin altındadır” diye rivayet olunduğu gibi İblis ve onun neslinin meskeni olan karanlık ıssız bir mekana atılmıştır. Horlanmak ve hakir görülmek için ve kovulmuş şeytanlar şahit olsun diye atılmıştır. Nitekim hayırların yazıldığı divan olan İlliyyun’a da Allah’a yaklaştırılmış melekler şahit olurlar.

Demek ki siccin, sâcin yani sıkıştıran, hapseden mânâsına olduğu gibi, mescun yani sıkıştırılmış ve atılmış mânâsına da olabilir. Zemahşerî’nin “atılmış” diye ifade ettiği mânânın, secc maddesinden olması da mümkündür. Burada Şeyh Abduh şöyle bir tetkikte bulunmuş ve demiştir ki: Siccîn lâfzının lugatte kullanılışından ve burada iyilerinin yazısının bulunduğu İlliyyun’a karşılık olarak söylenmesinden anlaşılır ki, illiyyunda yükselme mânâsı bulunduğu gibi bunda da alçalma mânâsı vardır. Lügatlerden bahseden bazı kitaplarda gördüm ki vahl, yani balçık, İnyubiyye (eski Habeş) lügatinde, Arapça’da bulunmayan “çe” harfi ve vavın harekesinin uzatmasıyla “Sençûn= Sençöne” diye isimlendirilir. Balçıkta alçalma mânâsı bulunduğu ise gizli değildir. Olabilir ki bu lafız, Yemen Arapları’nın kullandığı kelimelerdendir. Çünkü bunlar Habeş halkı ile çok karıştığı için, bunlarda eski Habeş lafızları çoktur. Bunu da balçığa yakın bir mânâda kullanmış olabilirler.

O halde, “kötülerin yazısı ondadır, yani balçığa yakın adi şeyde yazılıdır” denilmek uzak bir mânâ olmaz. Yahut onların amelleri, pisliklerinden dolayı onunla yazılmış gibi tasvir ve temsil olunmuştur. Bu suretle balçığın ve ona yakın şeyin “kitâb-ı merkum” (mühürlü kitap) olmasının mânâsı da, o ameller onunla yazıldıktan sonra o çirkin mürekkep mühürlü bir kitap olmuştur demek olur. Abduh, “kötüler in amellerinin pisliğini tasvir için “siccin” kelimesinde balçığa yakın adi bir mânâ bulmak üzere Habeş’in İnyubiyye lügatindeki “sençüne”ye kadar dolaşmak uzak olmaz” demiş ise de bunun uzak bir zoraki mânâ olduğu açıktır.

Gerçi tefsirciler Kur’ân’da bazan Habeş lügatine uygun düşen lafızlar bulunduğundan bahsederler. Fakat Abduh, Yemen’de böyle bir kullanımın bulunduğunu nakil ve tesbit etmemiş, “olabilir” diye bir ihtimal ortaya koyarak pek dolambaçlı bir fikir yürütmüştür. Siccin lafzının “sençune” ile ilgisi de yakın değildir. Hem yabancı bir kelime olsaydı özel isim yapılınca tenvin almaması gerekirdi. Soyut bir ihtimal üzere yürünecek olunca bu zorlanmaya ne gerek vardı. Çünkü Abduh’un düşündüğü mânâ Arapça olan “secc” maddesinden çıkardı. Siccîn’in, secc kökünden türetilmiş “fi’lîn” kalıbında bir kelime olmasını düşünmek daha yakın bir ihtimal olurdu.

Maksat günah ve kötülüklerin iğrençliğini anlatarak ondan tiksindirmek olduğuna göre bu ihtimal gerçi etkili bir mânâ olurdu. Fakat nakiller bunu nazar-ı itibara almamış ve “Sicin” maddesinden “fi’îl” kalıbında bir kelime olmasını doğru bulmakla daha ince düşünmüştür. Netice olarak Siccin, maddesi itibarıyla bir zindan, veya zindancı veya zindanda hapsedilmiş mânâlarını ifade eden bir kelime olmakla, kötülerin yazısına zarf yapılmasına en yakışan mânâda bir “zindan sicili” veya “sicil zindanı” olmasıdır. “Onların defterleri zindancıdadır” yani, “çok şiddetli bir zindancıya teslim olunur” mânâsına da gelebilir. Bunun sade akıl yoluyla bilinir şeylerden olmadığını anlatan şu tefsir, bir zindancı sicilinde olması mânâsında açıktır:

Sana ne bildirdi? Yani bildin mi? Akıl yoluyla bilemedin değil mi? Nedir siccin?. Yahut hayret mânâsı ifade ettiğine göre: “Ne siccin!”, “ne yaman siccin!”

Rakamlı ve mühürlü bir kitap. Bazıları bunun, siccin’den bedel olduğunu söylemişlerdir. Bu durumda, bununla sorunun cevabı verilmemiş; “Siccin nedir? Kitab-ı merkum nedir?” gibi soru tekrar edilmiş, Siccin’in neden ibaret olduğu açıkça tefsir edilmemiş olur.

Çünkü bu şekilde “kitab-ı merkum” siccin’in tamamından bedel olmaktan ziyade, siccinde olduğu söylenen yazı mânâsına yorumlanarak “bedel-i iştima” olur. Oysa yukarılarda anlatıldığı üzere Kur’ân’ın üslubunda geçmiş zaman sigası (kipi)yla yani “bildin mi sen?” denildiği zaman bu sorunun cevabı hep bildirilmiştir. Onun için bunun bedel değil, “O bir mühürlü kitaptır.” şeklinde soruya cevap olarak Siccin’in tefsiri olması daha doğrudur.

MERKUM, yazılmış veya rakamlanmış demektir. Rakm ve terkim; yazı yazmak ve yazıya nokta ve hareke koyarak açıklık getirmek ve işaret koymak mânâlarına gelir. Bu üçüncü mânâ hepsine esas gibidir. Matematik işareti olan rakam da bundan alınmıştır.

Burada beş mânâ verilmiştir: Birincisi; “beyyinü’l-kitâbe”, yani açık, tam ve sağlam yazılı, yanlış ihtimali yok. İkincisi; işaretli, yani “gereğince cehenneme” diye buyrultu işareti yazılmış. Üçüncüsü, tüccarın kumaşına koyduğu gibi işaretli, kayıtlı. Dördüncüsü; mahkeme ve benzeri şeylerin belge ve defterlerinde olduğu gibi mühürlü, damgalı, ünvanlı ve resmileştirilmiş. Beşincisi; kumaşın rakmesi, yani desen ve nakışları gibi çizilmiş ve sabitleştirilmiş silinmez bir kitap. “İstif edilmiş balçıktan yapılmış ve Rabbinin katında damgalanmış.”(Hud, 11/82, 83) âyetinin ifade ettiği gibi “sırasıyla tertip edilmiş, rakamına göre icra mevkiine konur, rakamlı bir kitap” mânâsına gelme ihtimali de vardır.

Bunların hepsi şu mânâda birleşmiş olur: Şüphe ve kuşkudan uzak, bozma ve yakıştırmadan kurtulmuş, her görenin anlayacağı şekilde kendilerine verilecek olan kitapları, yazıları böyle sağlam bir sicilde yazılıdır. Hiç şaşmadan icra edilecektir.

İbnü Cerir Tefsiri’nde “Siccîn”hakkında iki hadis rivayet edilmiştir. Birisi Ebu Hureyre hadisidir. Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: “Felak, cehennemde örtülü bir kuyudur. Amma Siccin açıktır.” İkinci hadis Berâ’dan rivayet edilmiştir. Bu hadis, Siccin’in “en aşağıda bulunan yer” olması hakkındadır. “Cehennem Arz’ın en aşağısındadır.” denildiğine göre, bunlar arasında bir çelişki yok ise de İbnü Cerir Berâ hadisini tercih ederek siccin’in en aşağıda bulunan yer şeklindeki tefsirini kabul etmiştir.

Bu hadisin meâli şudur: Berâ (r.a)’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.v) günahkârın nefsinin göğe çıkarılmasını anlatarak buyurdu ki: Onu çıkarırlar. Onunla hangi melek topluluğuna uğrasalar, melekler: “Bu pis ruh nedir?” derler. Onun dünyada anıldığı isimlerden en çirkini ile “fülan” derler. Nihayet dünya semasına varırlar, açılmasını isterler o na açılmaz. Sonra Resulullah (s.a.v): “Onlara göklerin kapıları elbette açılmaz. Ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremezler.”(A’râf, 7/40) âyetini okudu. Yüce Allah buyurur ki: “Onun kitabını arzın en altında yazın. En alt yerde, siccinde.”

İbnü Cerir bundan dolayı Siccin’in en alt yer olduğunu söylemiş ise de bu hadiste “siccin, en alt yerdir” denilmemiş, “en alt yerdedir” denilmiş. Şu halde en alt yer, “kitab-ı merkum” diye tanıtılan siccinin kendisi değil, yeridir. Siccin en aşağı yerin en aşağısındadır. Dolayısıyla hadis ile âyet arasında bir çelişki yoktur. Zemahşerî de “yedinci kat yerden atılmış” demekle buna işaret etmiştir. Bazı rivayetlerde en alt yerin altının, İblis’in bulunduğu sınır olduğu haber verilmiştir. Demek ki kötülerin ruhu ve yazısı oradadır.

İLLİYYUN

18. “Hayır hayır”. Bu KELLA, ta yukarıdaki âyetinde geçen kellâ’ya benzer olarak ölçü ve tartıda hile yapmaktan ve yalanlamaktan bir daha sakındırmak sûretiyle iyilik ve hayra sevketmek üzere kabirlerden kalkıp Allah’ın huzuruna çıkma gününün diğer bir yüzünü hatırlatmaktadır. Yani öyle hile yapmayın, o öldükten sonra dirilme ve kalkma gününü yalanlayan kötülerden olmayın, tevbe edip hayır ve iyilik yapmaya çalışın. Sebebi çünkü iyilerin, hayır ehli doğruların kitabı muhakkak ki İlliyyin’dedir.

İLLİYYİN, bu kelime hakkında lügatçilerin ve tefsircilerin sözleri vardır. Lügatçilerden Ebu’-feth b. Cinnî şöyle der: Bu kelime, ulüvv kökünden fi’îl kalıbında “illiyy”in çoğuludur. Aslı illiyyûndur. Zeccac da şöyle der: Bu ismin irabı çoğul irabı gibidir. Çünkü lafzı çoğul kalıbı üzeredir. Kınnesr’den kınnesrîn gibidir.

Tefsircilere gelince, tefsirlerde buna yedinci gök denilmiş, göğün üstünde Arş’ın sağ ayağı denilmiş, Sidre-i münteha denilmiş. Ferra, “yüksekten yükseğe nihayetsiz” demiş; Zeccâc da, “yerlerin en yükseği” demiştir.

Bazıları, “yüce Allah’ın ululuk ve yücelikle donattığı yüce mertebeler”, diğer bazıları da, “meleklerin amel defterlerinin bulunduğu yer” demişlerdir ki, çokları Kur’ân’ın biraz sonra gelecek olan bu kelime ile ilgili yaptığı tanıtımı görünüşte buna uygun bularak, kötülüklerin yazıldığı divan olan Siccin’in tam zıddı, Allah’a yaklaştırılmış, meleklerin şahit oldukları yer olan, hayırlı işlerin yazıldığı divanın ismi olduğunu söylemişlerdir.

Zira bunu tefsir için buyruluyor ki:

19. Bildin mi sen, İlliyyun nedir? Yahut, “ne illiyyun!”, “Ne yaman İlliyyun!”

20. yazılmış, mühürlenmiş bir kitap. Burada da yukarıdaki gibi düşünülsün. Yani tam ve güzel yazılmış, yahut Allah tarafından özel işaretle imzalanmış.

21. Öyleki Ona Allah’a yaklaştırılmış melekler şahit olurlar. Allah ile aralarında perde olanlar değil, Allah’a yaklaştırılmış olanlar ona şahit olur, onlar görür, onlar okurlar. Yahut yazılışına, korunuşuna, okunuşuna Allah’a yaklaştırılmış melekler hazır olur ve mânâsına onlar şahitlik ederler. (EHY)

 

Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı “İlliyyûn”dadır. “İlliyyûn”un ne olduğunu sen ne bileceksin. O, yazılmış bir kitaptır. Ona, Allah’a yakın olanlar şâhit olur. (Mutaffifin 83/18-21)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kul ölünce ne olur

Kul ölünce ne olur

Kul ölünce ne olur ? Allah hayatı ve ölümü kimin daha iyi işler yapacağını görmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir