Anasayfa / ALLAH (cc) / Şifayı veren Allah’tır
imanilmihali.com
Şifayı veren Allah’tır

Şifayı veren Allah’tır

Şifayı veren Allah’tır

Sağlık, dirilik, hastalıklı olmama, iyileşme hali demek olan şifa, sağlıklı olmak, sağlıklı kalmak ve sağlığa kavuşmak şeklinde kullanılan bedenin normal çalışma halidir. Hastalık ise bu normal çalışma düzeninin bozulması, bedenin performans kaybetmesi veya daha kötüsü uzuv, meleke veya can kaybıyla sonuçlanan ecel bahanesidir. Bu anlamda iş, araba vs. kazaları da sağlığı bozduğu için hastalık sayılabilir çünkü kaynak ve oluşları farklı olsa da sonuç ve etkileri benzerdir.

Beden mükemmel yaratılışta, olması gereken performans ve kabiliyette, en güzel biçimde yaratılan bir taşıyıcıdır ki ruhu, aklı, vicdanı, kalbi taşır. Ecel ile ölüp topraklaşan bu bedenin asli görevi yukarıda sayılanlara bineklik etmek, dünya yaşamının devamı için uzuvları, organları irade edilen yere taşımaktır.

Beden yorulur, hastalanır, uykuya ihtiyaç duyar, yaralanır, kanar ama ecele kadar bir şekilde ayakta durmaya devam eder ki herkesin eceli farklı, sağlık ve hastalık durumu farklıdır. Ecel ise sağlıklı olmanın sonu, yaşamın bitmesi, sınavın sonlanmasıdır. Ecel ile birlikte (doğrusunu Allah bilir) taşıyıcısını kaybeden ruh’ta yeniden dirilinecek güne kadar asıl sahibi olan Allah’a geri döner. Yeniden dirilmeyle ise ruh yeniden yaratılan bedene geri gelir ve ahiret sorgusuna o şekilde tabi olur.

Hastalıklar ise değişik şekil ve etkilerde bedenin normal işleyişini engelleyen veya geciktiren bedensel hallerdir ki zihinsel engelleri de bunun içine dahil etmek gerekir.

Sağlıklı kalmak veya hastalıktan kurtulmak için insanlık, tıp ilmine değer verir, pahalı teçhizatlarla iyileştirme gayreti gösterir, zihinsel veya bedensel operasyonlar ile gerektiğinde organ nakline varan müdahaleler yapar ve kul tüm bu müdahaleler neticesi iyileşir veya sakat kalır veya hayatını kaybeder.

Bilimsel, pozitif manada bakıldığında sıradan bir müdahale gibi görünen bu hal aslında yaratılış, ecel ve hayat kadar gerçek ve devasa bir ayettir.

Sağlıklı bedenin ilk yaratılışı, doğum olayı nasıl kutsal ve mucizevi bir şey ise o organların ritmle, ahenkle, noksansız, süper hızlı çalışması da insan aklının algılayamayacağı kadar muazzam bir hikmettir.

Bebeklerin ilk yaratılışındaki ruhsal gizemi insanlık hala çözemese de et ve kemiklerin oluşumunun yaklaşık olarak seyri bellidir. Bu bile akıllara zarar bir ilahi kudretin tek başına ayetidir. Kaldı ki o et ve kemiğin ruhla donatılması, dünyaya gelmesi, her geçen gün evrimleşerek gelişmesi ilahi bir ilim ve kudretin eseridir.

Büyüyen bedenin sağlıklı kalmak için beslenmesi, yediklerini sindirmesi, kanın damarlarda dolaşarak gerekli yerlere oksijen taşıması, sinirlerin en ücra köşelere kadar gidip reaksiyon göstermesi, beynin duyulardan gelen ilk haberleri süratle yorumlayıp karşı hareket belirlemesi ve icra için yeniden ilgili uzuvlara emir vermesi ve duyuların o emri derhal yerine getirmesi, dil ve ağız boşluğunda oluşan seslerin mantıklı bir mana ile süratle konuşabilmesi hep birer mucizedir.

Şöyle düşünülmelidir ki insan bir damla sudan kopan bir minik nutfeden yani özünde tek bir hücreden yaratılmıştır. Bunun ilmi tahmin edilse de seçim safhası izahlar ötesidir ve kaderle alakalıdır. Sonraları o tek hücrenin çoğalarak sayısız hücre üretmesi, o sayısız hücrelerin kiminin kemik, kiminin sinir, kiminin et veya kıkırdak üretmesi, her bir yeni hücrenin ait olduğu hücreye sevki, şekli, rengi, hücrelerin seyrüsefer trafiğinin düzenlenmesi, zamanlamasının ayarlanması insan aklının anlayabileceği bir şey değildir. Çünkü bu basit görünen hadise kainatın yaratılışına denk bir ilim ve kudret gerektirir.

Soru ise şudur; o ilk hücreyi yaratan, ondan sayısız hücre üreten, o hücreleri görevlendirip şekillendiren, o et ve kemiğe ruh katan kimdir? Hücrelerin o trafiğini düzenleyen kimdir?

Ecel veya hastalık hali de bunun tam aksi bir oluşumdur ve muazzam işlemekte olan bir sistem, hastalıkla bir şekilde işlemez veya az işler hale gelir. Tamamen devrelerin kapatılması ise eceldir. hastalık durumunda önce bir hücre hasta olur veya hastalık üretir. Sonra o hastalık yeterli sayıda “emredilen yer ve zamanda” diğer hücrelere bulaşır, sonra yayılır ve bir yerde durur veya tamamen bedeni kaplar.

İnsanlığın tıp ilmiyle gerçekleştirdiği müdahale dıştan verilen ilaç, aşı veya organlarla bu gidişatı yavaşlatmaktan ibarettir ve kısmen başarılı olur. Ameliyatlar ise hastalıklı parçanın vücuttan uzaklaştırılması suretiyle kaynağın kurutulması hedeflidir. Modern tıp mantık ve akılla, tespit ve teşhislerle, alternatif tıp diğer yöntemlerle müdahale eder ve sağlığı geri getirmeye çalışır.

İşin iman penceresinden bakıldığında ise izahı şudur! Hastalık emirle, şifa emirle, ecel emirledir. Yani Hastalık yapan o hücreye, iyileşmeyi başlatan o ilk hücreye o emri veren “ilk yaratılıştaki yarat ve çalıştır” emrini verendir.

Tıbbın tüm müdahaleleri o ilk hücreye ulaşabilmek gayretidir ama bu çoğu zaman mümkün değildir. Mümkün olan, iyileşmesi ilahi emirle emredilen hastalığın zamanı geldiğinde iyileşmesine tıbbi destek sağlamak, daha doğrusu yardım etmek veya süreci kısaltmaktır.

İlim, aklı kullanmak, araştırmak, müdahale etmekte dinen hiçbir sakınca yoktur. Mezhep farkları olsa da insanlık daha uzun yaşam için gayret göstermekte, daha sağlıklı kalmak için teknolojiyi kullanmakta serbesttir. Kötü ve yanlış olan hastalık ve şifayı tıp ilminde aramak, ilahi mukadderatı sıfırlamaktadır.

İlk yaratılış hakikatine ulaşmaktan aciz insanlık tıbbın tüm gelişmelerine rağmen hastalıkları engelleyemez, şifayı gerçekleştiremez, eceli engelleyemez haldedir ki kendisine verilen ilim en azından şimdilik bu kadardır. Lakin bu çizgiyi inkar etmek, haddi aşmak, sayısız varyasyonla mesela ölümsüzlüğü arzulamak sınavın reddi, yaratılışa isyan ve ilahi kudrete müdahaledir.

Salgınlar ve büyük çaplı sağlık sorunları da toplumların kaderi, helakı ve eceliyle alakalıdır. 

Ölüm, korkulacak bir şey değil, doğmak kadar hak ve güzel bir şeydir. Lakin bu inanç ve güzellik sadece inananlar ve Allah’a teslim olanlar içindir. Mesele uzun ve sağlıklı yaşamak değil adam gibi, kul gibi yaşayabilmektedir. Hastalıkta da, sağlıkta da sınav devam etmekte, sabır, şükür veya isyan sınanmaktadır.

Kulun iyileşmeyi dilemesinde sakınca yoktur, tıbbi yardım alması da normaldir ama şifayı veren Allah’tır. Hz. Peygamberin sağlığa ait dua nimetine sıkça müracat etmesi bunun en büyük delilidir ki Yüce Allah duaları çokça kabul edendir. Eceli bilen de sadece O’dur ve ecel Allah dilemedikçe engellenmez.

Bu şu demektir ki kulun eceli geldiyse – ki zamanı ilahi katta muhtemelen bir süre önce bellidir- kulun trafik kazasında veya hasta yatağında öleceği de o anda planlanmış demektir. Emri veren Allah icra eden melekleridir. Bu değişmez. Tıbbi müdahale olsun veya olmasın kul o gün, o yerde, o saniyede ölür.

İntihar şekli de önceden bilinen ama müsaade edilmeyen bir ölüm şekli olduğundan, Yaratan’ın borcuna vefasızlık ve hakkına riayetsizlik olduğu için büyük günahlardandır ki intihar eden kul sadece yaratılışı değil sınavı da inkar ederek afsızlığa mahkum olur.

Bu imani bakış açısı sağlık ve hastalığı sınav olarak görmemize de imkan sağlar. Yanlış olan bedenin sağlığına özen göstermemek, temizliğe riayet etmemek, bedeni kaldıramayacağı yüklerin altına sokmaktadır.

Bir diğer yanılgı da şudur ki ruhsal hastalık diye bir şey yoktur. Ruh tertemiz ve sağlamdır. Hastalanan, düzenin dışına çıkan kalptir, vicdandır. Kapkara olmuş kalp istekler üreterek, beyni ele geçirir ve nefsin, şeytanın güdüsündeki amellere imza atar. Ruh etkilenir ama kötülüğü üreten ruh değildir. Dolayısıyla ruhsal hastalıklar terimi yanlış, bedenin hastalıkları tabiri doğrudur.

Nihayetinde sınav için hastalık hali olsun, sınavın bitmesi demek olan ecel hali olsun önce tek hücre, sonra diğer hücreler emri yerine getirir ki bu bizim anlayamayacağımız bir hikmettir. Ani veya yavaş ölümler, acılı veya acısız ölümler de birer sınav veya azaptır. Meleklerin can alma şekilleri elbet iman edenlerle etmeyenler için aynı olmayacaktır.

Her yatalak hastanın azaba mazhar olduğunu düşünmek te yanlıştır ki belki o kulun sınavı budur ve Yüce Allah o kulunu acıyla sınav ederek, tevbe ve duasını duymak arzusundadır ve affetmeyi dilemektedir. Bunu bizler bilemeyiz ama şunu ayet buyurduğu için biliriz ki kötülerin eceli acılı, sorguları amansız olacaktır.

Bu dünyada hastalıklarla veya engelli yaşamaya mahkum olmakla sınav edilenlerin inşallah affı da mümkün ve kolay olacaktır. Yeter ki o kul kalbinde isyan taşımasın. En sağlıklı ve gösterişli bedenlere sahip olanlarda o bedene şükretmeli ve değerini bilmelidir.

İnsanlar bedenini, kabiliyetlerini, cinsiyetlerini, ten renklerini kendileri seçmezler, seçemezler. Bu nedenle bunlarla övünmek veya bunlardan utanç duymak veya diğerlerine kıskançlık duymak doğru değildir. Bu yaratılanların tamamının yaratıcısı olan Allah çirkin yaratmaz. Asıl güzellik ve çirkinlik insanların kendi benliklerine sonradan ekledikleri çoğu zaman manevi güzellik veya çirkinliklerdir ki hesap günü huzurda asıl bunların muhasebesi yapılacak, herkes tüm nimetlerden sorulacağı için güzeller güzelliklerinden de hesaba çekilecektir.

Her şeyin zekatı olduğu gibi sağlığın da zekatı vardır. Sağlığın şükrü bedensel anlamda en önde gelendir. Sağlığın muhafazası kulun görevidir ki hastalanan veya kabiliyet gerisinde kalan beden ruhu olması gereken yere taşıyamazsa bu sınava da zarar verir.

Yaratılışta tüm insanlık için ortak, bazıları için müstesna kabiliyetler takdir edilmiştir. Kulun görevi o yaş itibarıyla sahip olduğu kabiliyetlerin hakkını vermek, o kabiliyetleri salih amellere, doğru işlere sevk etmektir. Beden hareket eden, dünyevi yaşamı mümkün kılan bir cesettir ki aslolan ruhtur.

Tüm hayatı ve eceli veren Allah, hastalığı ve şifayı bahşeden yine Allah’tır.

Mü’min, sağlığına şükreden, temiz ve sağlıklı olmak için vazifesini yapan, hastalığı sabırla karşılayan, ecele hazır olan, dua ve şükrü eksik etmeyen, ilmi reddetmemekle birlikte asıl sahibi Allah’ın hüküm ve iradesine boyun eğendir.

Peygamberler dahil her fani ölür, toprağa girer ve yeniden uyanmaya kadar hiç kimse dünya ile irtibat kuramaz. Bedenler toprak altında, ruhlar başka diyarlardadır. Allah’ın mübarek kullarının durumu farklı olsa da bizler bilemeyiz. Keza şehitler, kendisine emanet edilen canı Allah yolunda feda ettiklerinden dolayı değerli kullardır ki Allah inşallah onlardan razıdır.

Rabbim yaşamın da, ecelin de hayırlısını versin.

Rabbim bizleri imanla, sağlıklı yaşatsın, imanla, hayırlısıyla öldürsün. Amin.

 

ilgili yazı: şifa ecele kadardır

Bu yazıyı okudunuz mu?

La İlahe İllallah

La İlahe İllallah

La İlahe İllallah “Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.” ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir