Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Şirk, bir dindir
imanilmihali.com
şirk bir dindir

Şirk, bir dindir

Şirk, bir dindir

Yüce Kur’an insanları varlıkları, cinsleri, tenleri, özgür olma halleri, cinsiyetleri ötesinde sadece iki guruba ayırır. Başkaca bir ayırım yapmaz. “İman edenler ve etmeyenler.” Buna göre dini de ikiye ayırır; tevhid dini ve şirk dini.

Bu nokta o kadar önemlidir ki Kur’an’da en çok ve en önce bahsedilen konu okumak ve iman etmektir. Namaz, ibadet, zekât konularından önce bile imanın emrediliyor olması hem cahiliye Araplarının İslam’a hazırlanması bakımından önemlidir hem de imanın dinin vazgeçilmezi olduğunun bir göstergesidir.

İmanı; Yüce Rabbimizin birliğine ve mutlak egemenliğine, Peygamberi ve Kur’an’ı ile bildirdiklerine kalp ile tasdik, dil ile ikrar olarak kısaca tanımlayabilirsek te bilgi, muhabbet ve samimiyeti de eklemek icap eder kanaatindeyiz.

İmanın esası; katışıksız, içten, samimi ve güçlü olmasıdır. Fıtrata uygun, insanın ve kainatın yaratılış gayesine paralel iman sadece Allah’a ve bildirdiklerine imandır ki gelen tüm Peygamber ve gönderilen tüm kutsal kitaplar aynı şeyi bildirmiştir; Hak ve hakiki olanı yani Allah ve dostları penceresinden görünenleri.

Batıl ise hak olanın aksine kirlidir, sahtedir, geçicidir ve sonu karanlık olandır. Batıl yani doğru olmayan, eski, gerçek dışı inanç ve sistemler kulun fıtratında olmayan, sonradan kazanılmış yanlış kazanımlardır. Bir kene gibi kulun sırtına yapışan bu yanlışlar insanı imandan soğutan, Hak’tan uzaklaştıran, dünyevi heves ve arzulara sevk eden yanılgılardır ve ahiret yurdunu heba eden aldanmalardır.

İman basit, taze, mis kokulu iken şirk leş kokulu, kapkara ve cansızdır. İman umut ve sevgi aşılarken, batıl yeis ve huzursuzluk vadeder.

Kısaca tevhid Allah’a yönelmenin, şirk Allah’a haşa sırt dönmenin adıdır ve sanıldığı aksine şirk bir kişisel davranış değil komple ve organize bir yanlışlar dinidir.

Müşriklerin, kâfirlerin haşa Allah’sız olduğuna dair yanlış kanaatler kulları şirk ile anılanın onlar olduğu yanılgısına sürükler. Oysa en cahil Arap bile pekâlâ Allah’ı biliyor ve ibadet ediyordu. Onların kâfirlikleri Allah’ı tanımamaktan değil Allah ile aralarına birilerini aracı, yardımcı, şefaatçi koymalarından dolayı idi.

Daha ileri gidersek İblis Allah’ı bilmediği ve tanımadığı, inanmadığı için kâfir olmadı. Kâfir oldu çünkü isyan etti, yetmedi Adem (as) ile eşini de ayarttı, yetmedi tevbe ile secde edecekken kibirlenip böbürlendi de isyanında ileri gitti ve cennetten kovulurken insanları kıyamete kadar Allah’a karşı kışkırtacağına dair yemin etti.

Özetle İblis; isyan etti, kandırmaya devam etti, tevbe kapısından geçmeyi reddetti. Önceleri bilebildiğimiz kadarıyla saygın ve Yüce mecliste yer alan daimi bir üye iken önce huzurdan yani arştan sonra cennetten kovulmayı hak etti. Yüce Allah ezeliyet vasfı nedeniyle onun bunu yapacağını elbet biliyordu ve onu yok etmeyip dünyaya göndererek hem büyüklüğünü ve kudretini gösterdi, hem rahmetini ondan da esirgememiş oldu ve en önemlisi insanlar için bir imtihan vesilesi olarak çirkin ve kötüyü temsil eden kibirli ve büyüklenen İblisi yeryüzüne fesat vesilesi yaptı.

O, her şeyi bilen, gören, her şeye gücü yetendir.

İblisin ahdi insanları azdırmak, kandırmak, yoldan çıkarmak üzerine kuruluydu ve ilk zamanları bilmesek te Âdem (as) Peygamberin oğullarının hikâyesi ile bu sinsi planın yürürlüğe girdiğini söyleyebiliriz. Kardeşini öldürmeye sevk eden şeyden nefis olarak bahsedilmesi İblisin parmağı yok anlamına gelir mi bilemeyiz ama bildiğimiz kadarıyla nefis kötülüğü emreder ve kötüler şeytanın arkadaşıdır.

İblisin insanlar aleyhine huzurda vermiş olduğu ahid sebebi haksız da olsa kıyamete kadar sürecek bir intikam yeminidir. Sistemlidir, organizedir, kalıcıdır, bulaşması kolay, tedavisi zordur.

Sistemlidir çünkü kötülük bile belli bir maksat için yapılır ve dahası sebep ve sonuçlara bağlıdır. Organizedir çünkü birden fazla bulaştıranı yani ortağı gerektirir. Kalıcıdır çünkü kalp karardıktan sonra temizlenmesi sadece Allah’ın hidayeti ve hikmeti ile mümkündür ve kalp bir kere mühürlenirse bir daha iflah olmaz. Bulaşması kolaydır çünkü insan nefsinin doymazlığı ve aç gözlülüğü nedeniyle haksız da olsa şehvet ve heveslerine tabidir. Beşeriyeti gereği sahip olmak, sayılmak, sevilmek, ünlü ve güçlü olmak ister. Bu nedenle hayallerine ulaşmak için birileri haksız bile olsa bir imtiyaz önerdiği zaman reddedemez ve kanar. O virüs böylece bulaşır, vücuda yayılır ve kişinin temas ettiği herkese dağılır. Tedavisi zordur çünkü öncelikle teşhisi ve tespiti gerekir. İblis askerlerinin en büyük silahı yalan ve riyadır. Böyle olunca da tespit edilmeleri zordur. Tespitleri güç olunca da tedavileri kul istekli ve içten olmadıkça oldukça zordur. Bu kandırılmışların tedavi olmaya istekli olmamaları da ayrı bir sorundur.

Yukarıda bahsedilenler bize ‘Şirk’ dediğimiz isyanda ileri gitme ve Hak’kı reddetme olgusunun; rastgele, cüzi ve basit bir yanılgı değil bir bütün ve kurallı bir eylem olduğunun göstergesidir. Muhteviyatı gereği ilahi bir varlığa karşı teşkil edildiğinden ilahi bir yapıdadır ve din’dir. Yaşam felsefesi, inançlar bütünü ve kulluk bilincidir ama yanlış varlıklara ve yanlış biçimde.

Dolayısıyla kimse nefis veya şeytan oyunları ile karanlıklara dalarsa bunu istemeden, bilinçsiz ve masumane olarak değerlendiremez ve şirk sadece cahiliye Araplarına özdeleştiremez. Şirk yaşayan, güçlü bir inançsızlık dinidir ve Allah’a rağmen Allah’a karşı oluşturulan bir dindir.

Bu dinin tarafları sadece kafir ve müşrikler değildir. Münafıklar, semavi olmayan din mensupları, hıristiyanlar, Yahudiler yani teslis inancına benzer şirk konusuna iman eden modern – semavi din mensupları bile bu gruba dahildir. Bunların hepsi aynı tarafta birleşince diğer tarafta sadece iman etmiş Müslümanlar kalır ki Müslümanların bugün dünyadaki yalnızlığı ve dostsuzluğu bu yüzdendir.

Oysa Yüce Allah tevhidi emreder ve tevhid sadece Allah’a yönelip, ibadet, niyaz ve tevekkül etmektir. O’na eş, ortak, benzer, yardımcı, şefaatçi, evlat, kız yakıştırmamak, Bir’liğine, kudret ve ilmine sonsuz ve içten saygı ve sevgi beslemektir.

İşte tevhid ile şirki birbirinden ayıran bu “SADECE” kelimesidir ki İblis bu kelimeyi yok etmek için gayret eder.Çünkü o kelime ortadak kalkacak olursa geriye kalan sadece şirk olur.

Yani tevhid ile şirkin ayrımı “sadece” kelimesidir dediğimizde anlaşılacak olan Yüce Rabbin tek yaratıcı olduğuna iman etmek veya etmemektir.

Şirk Yüce Allah’ı asla inkâr etmez. Çünkü başta İblis gözleriyle Allah’ı görmüş ve hitabına mazhar olmuştur. Ama şirk mutlak güç ve iradeyi sadece Allah’a özgeleştirmeyip bir şeyleri, birilerini eş, ortak, yardımcı, benzer kılmaya gayret eder ki bu çoğu zaman iblisin kendisidir.

İblis insan ve cin askerleri ile bir bütündür. Kendisine tapanların yardımıyla güçlenir ne daha çok insanı kandırmak için güç elde eder. Kendisine tabi olan bir tek insan kalmasa o zaman İblis’te yok olacak veya tevbe ile merhamet dilenecektir. Ama kendisine tabi olan ve güç veren o kadar çok insan vardır ki İblis her geçen gün daha da güçlenir.
Muhakkak onun gücü ve varlığı Allah’ın müsaade edeceği kadardır ve onun akıbeti bellidir. Ahirette kendisine tabi olanlara “Ben Allah’tan korkarım, benim sizin bana taptığınızdan haberim yoktu” diyecek olması Kur’an’ın ışık dolu mucizelerindendir. Çünkü Kur’an bu hakikati dile getirerek şirk dini mensuplarının daha en baştan yanlış varlığa ilahlık yakıştırdığını bildirmektedir.

Kanan kimse için tevbe etmedikçe ve düzelmedikçe kurtuluş yoktur. Şirk, Allah’ın affetmeyeceğini bildirdiği belki de tek günahtır.

Ayetlerde iman nasıl ki dinin vazgeçilmeziyse şirk’ten sakınmakta tevhidin vazgeçilmezidir. Dolayısıyla şirk tehlikesi öğrenilmeden tevhid, iman öğrenilmeden batıl öğrenilemez. Cennet yurduna gönül koymuş mü’minler kendilerini cehenneme sürükleyecek yolları tanıyıp sakınmadan Sırat-ı Mustakim’den geçemezler.

Ya Allah tarafındasınız ya değilsiniz!
Ya iman ediyorsunuz ya etmiyorsunuz!
Ya Allah’a teslim olursunuz ya İblis’e!
Bunların arası, istisnası, arası, paragraf arası yoktur.

Ve; Kur’an’ı yaşam rehberi edinmiyorsanız, Allah’a “sadece” ile itikat etmeyip yanına birilerini rab ediniyor, şefaatçi kılıyor, eş, ortak, benzer, evlat yakıştırıyor ve ilahi kudretin egemenliğini Allah ile birlikte birileri arasında bölüştürüyor, başkalarından medet umuyor ve rızık bekliyorsanız şirk dini sizin dininizdir. Dininiz buysa yolunuz cehennemdir.

Başkalarını rab edinmek deyince de onlara siz bizim rabbimizsiniz demeye de gerek yoktur. Peygamberimizin dediği gibi onların helal dediğine helal, haram dediğine haram diyorsanız, yani Yüce Allah’tan başka veya Yüce Allah ile beraber bir başkalarının sınırlarına ve sözüne itibar ediyorsanız boğazınıza kadar şirke batmışınız demektir.

Kur’an’dan başkaca eserleri din üstü ve yorumlanamaz, değiştirilemez hatta Kur’an üstü kılıyorsanız şirkin dibine kadar battınız demektir.

Şeytandan, firavundan, hatta meleklerden medet umuyorsanız, rızkı ve nimeti bir kuldan bekliyorsanız şirk damarlarınıza işlemiş demektir.

Ve dininiz şirkse akıbetiniz cehennemin en dibi, zakkumlar gölgesidir.

Bu dinin kitabı da; kendisini Kur’an üstü gören, Kur’an emirlerinden başkasını emreden, eşitlik, barış, kardeşlik ve esenliğe gölge düşüren her bir yazılı eserdir.

Bu arada şirk’in geçerli olabilmesi için; eğilim, itaat, yaltaklanma, yanaşma ve kulluğun ibadet vechi ile yapılması lazım gelir. Yoksa bir öndere duyulan sevgi ve onun heykeline sunulan bir buket çiçek şirk filan değildir. Cahiller ordusuna arz olunur..

Şirk, bir dindir

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir