Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Şirk dini mensupları
imanilmihali.com
şirk dini mensupları

Şirk dini mensupları

Şirk dini mensupları

Yüce Kur’an mucizevi karakteri ve çağlar ötesine hitap eden kutsallığı ile günümüzü ve hatta sonrasını asırlar önce görmüş ve insanları ayetler ile ikaz etmiştir. İkaz sahibi şüphesiz Allah’tır ve Allah ezeliyet sıfatı ile başı ve sonu, bunların öncesi ve sonrasını da hak olarak bilendir.

Kur’an insanları sadece ikiye ayırır; iman edenler ve etmeyenler.

Kur’an dini de ikiye ayırır; tevhid yani fıtrat dini ve şirk dini.

Yüceltilip cennete miras kılınanlar iman edip salih amel işleyen tevhid dini mensuplarıyken, lanetlenenler ve cehenneme odun yapılacak olanlar iman etmeyen şirk dini mensuplrıdır.

Şirk dini diye bir şey var mıdır? diyenler için hemen açıklayalım. Evet vardır!

Şirk Yüce Allah’ın affetmeyeceğini bildirdiği belki de tek günahtır. Günahtan da öte inkar, isyan ve haddi aşmadır.

Tanım olarak şirk; Allah’ın siteminden sadece’yi kaldırmak, yanına, berisine eş, ortak, benzerler, kızlar, oğullar katarak ilahi yaratıcılık, hüküm, mülk ve kudreti parçalara ayırmaktır.

Şirkin din olması ise sistemli, azimli, kararlı, kurallı ve inatçı olması yüzündendir. 

Tevhid dini aksine şirke batanlar Yüce Allah’ın sistemine, dostlarına, emir ve yasaklarına direnir, yorumlar, ilkelerini değiştirir, şüphe katmaya çalışır ve hatta isyan edip reddederler.

Şirk dini plakalı bir resmi dinin olmaması şirk mensuplarının bir dine tabi olmadığını göstermez. Çünkü kafir, müşrik, münafık, mürai, ateist, deist, Hıristiyan, Yahudi tüm insanların yolu bir gün şirkte buluşur ve bunlar farkında bile olmadan hayatları boyunca resmi etiketleri ne olursa olsun hep şirk dinine mensup olarak yaşarlar. Ne yazık ki bilerek veya istemeden şirk tuzağına düşen milyonlarca Müslüman da vardır ve acı olan bunlar şirk içinde yüzdüklerinin farkında bile değildir.

Yüce Allah bu nedenle iman edenleri iman davet etmekte, Kur’an Allah dostlarını inatla teslimiyete çağırmaktadır. Şirk dinine mensup olanların ortak noktaları mülk ve hükmü parçalara ayırmak, mazeret ve şüphe üretmek, mü’minleri kandırma ve caydırmada güç birliği yapmak, tevhid dini mensuplarını parçalamak, zayıflatmak ve mümkünse yok etmektir.

Bu dine mensup olanlar tevhid dini mensuplarını kıskanır ve gıpta ederken, nefisleri ve şeytan kışkırtmaları ile hakikati reddeder, kapalı göz, kulak ve kalpleri ile manaya temas edemezler. Bu haldeyken gerçeği görüp düzelmeleri de Allah’ın dilemesi hariç bir hayli zordur.

Gerçeği bilerek veya bilmeden farklı algıladıkları için de mü’minlere tuzaklar kurup, alay edip, aşağılayıp kendilerine bir savunma sistemi oluşturur, ellerindeki maddi manevi imkanları iman edenleri ezmek için kullanırlar. Bunların kontrol mekanizmaları, kırmızı çizgileri de olmadığından insafsız bir şekilde haddi aşar, azgınlıkta sınır tanımazlar.

Hatta bu azgınlıkları zulümlere, katliamlara, işkencelere varır.

Bu din mensupları dünya hayatına o denli dalmıştır ki mallar, evlatlar, makamlar ölümsüz sanırlar. Dini inkar edenler onu bir sosyal hobi kabul ettirmeye, dini farklı yaşamayı dileyenler kuralları değiştirmeye, dini taklit edip iman edenleri kandırmaya çalışanlar da maske ile dolaşmaya gayret ederler.

Semavi din mensupları bile yazık ki bu tuzağa düşmüş haldedir ve Hıristiyanlar Hz. İsa’yı, Yahudiler Üzeyir’i Allah’ın oğlu kabul eder, melekleri Allah’ın kızları, peygamberleri İlah sayarlar.

Güneşe, yıldıza, tabiata, puta tapanlar ise zaten biçaredir.

Puta tapmak denince artık bal mumu ve reçelden değildir modern zaman putları. Bu putlar kendisinden medet umulan cansız varlıkların tümüdür ki para en başta gelir.

İlahlar konusu da aynı şekilde mitolojik varlık veya semboller artık yerini kişilere bırakmış haldedir ve maalesef herkes hem de isteyerek kişileri ilah yerine koyar. Söz gelimi en içten duygularla Peygamberleri o kadar yüceltirler ki ona mal edilen hadisleri emir telakki ederler. Peygamberleri o denli yüceltirler ki adeta ilah mertebesine koyarlar.

Öte yandan kimileri de vardır ki medet umdukları ileri gelenleri rızkın, bereketin, şifanın, hayat ve ölümün efendisi kabul ederler. Bunlar zengin, varlıklı, kudret sahipleri eteklerine sarılarak onların isteklerini emir kabul ederler.

Açıktır ki kişileri ilahlaştıranlar asla kafa yormaz, akıl işletmez ve yaptıklarını Kur’an süzgecinden geçirmezler.

Bunlar yazılan sayısız eseri Kur’an’ın üzerine çıkarmakta, son Peygamber Hz. Muhammed (sav)’e rağmen bazı kimselerin bana vahiy geldi teranelerine inanır ve Peygamberimizin son Peygamberliğini kaldırıp çöpe atarlar. Bu aynı zamanda kıyamete kadar sürecek İslam’ın ana taşlarının da inkârıdır.

Şirk dini mensupları bazen istemeden de teslim olurlar. Bunlar parasız, çaresiz ve zayıf olmalarından kurtuluş olarak güçlülerin yanında olmayı dilerler. Böylece onların kral sofrasında yediklerinden arta kalan kemikleri kapışmak için birbirlerini yer, kudret sahiplerinin en haksız ve adaletsiz davranışlarını bile ayakta alkışlarlar.

Bunlar asıl niyet ve maksatlarını ortaya koyacak söz ve davranışlardan zinhar kaçınır ve hile, yalan, iftira ve aldatmacalara müracat ederler.

Bunlar temiz ve doğru olanlar da kendileri gibi pis, ahlaksız, imansız olsun isterler.

Bunlar duru ve temiz din İslam’ı sulandırmak, şaibe katmak, ayetleri değiştirmek için tüm varlıklarını kullanır ve sonsuz bir kin ile imana saldırır dururlar.

Bu saldırı çoğu zaman açıktan değil sinsidir ve zayıf imanlıları hedef alır ve yazık ki başarılı olur. Çünkü zayıf imanlılar ‘Ben Allah’tan korkarım’ diyebilecek imana sahip değildir ve zalimliklere ortak veya destek olarak günahı paylaşırlar.

Tevbe edip doğru yola dönmek şirk dini mensupları için zordur. Çünkü önce istemeleri ve gereğine inanmaları gerekir. Buna safahatları, karakterleri ve mühürlü kalpleri çoğu zaman müsaade etmez. Allah’ın dilemesi hariç bunlar düzelmeyi çoğu zaman istemezler bile çünkü dinleri sayesinde haksız kazançlarla, yenilen haklarla, haram mallarla fani dünyadaki gelir ve güç durumları yeterince tatminkardır. Bu sistemin değişmesine, gücün kaybolmasına, iman edenlerle aynı seviyeye düşmelerine razı olmazlar.

Bunlar; kibirli, büyüklenen, israf tutkunu, riya ve gösterişe meraklı kesimdir ki İslam’ın en sevmediği şeyler de zaten bunlardır.

Bunlar alkol ve uyuşturucunun tutsağı, haram ve murdarın savunucusu, karanlıkların sahibi, şehvet esiri, bataklık tutkunlarıdır. Aydınlık hakikati anlattığı için, göz önünde yapamayacakları ahlaksızlıkları karanlık ve gözden uzak yerlerde yaparlar ve buralarda çoğu zaman sadece kendileri olduğundan itiraz edecek ve yanlış yaptıklarını söyleyecek birileri de olmaz.

İslam tebliğ etmeyi, zorlamamayı öngörür. Mü’minlerin nasihatleri ısrarla devam etmediği ve İslam bunlara dini bir yaptırım uygulamadığı ve şirk dinine mensup oldukları için dünyada öngörülen bir ceza veya menfaat kaybı da olmadığı için bunlar rahatça hareket eder ve düzelmeye gayret etmezler.

Bunlar için Allah’ın yasaklarına uymak değil park ettiği arabasına kesilecek ceza daha önemlidir. Hemen arabayı oradan kaldırır ve ceza yememek için sayısız takla atar, yalan söylerler. Dünyevi ufacık akılları ile ahiret yurdunda da sayısız mazeret üretebilecekleri kanaatindedirler ama bilmezler ki ahirette Allah onlarla konuşmayacak, ağızları kapalı olacak bunun yerine elleri ve ayakları yaptıklarını tek tek itiraf edecektir.

Bunlar mutlaka bir şefaat eden olacaktır bahanesiyle cüretkardırlar. Çünkü kandıran insan ve cin şeytanları onları öylesine çaresiz duruma sokmuştur ki zavallı biçareler Peygamberin, Kur’an’ın ve Yüce Allah’ın şefaat edeceğini umarlar. En kötüsü cehennemde kısa süre kalıp cennete konuk olmayı hayal ederler.

Oysa iş öyle değildir. Öncelikle mazeret üretemeyeceklerdir çünkü konuşamayacak ve muhatap alınmayacaklardır. Şefaat sadece kalbinde iman olanlara bahşedilecektir. Allah’ın müsaade etmeyeceği hiçbir kimse veya varlık mizanda şefaat edemeyecektir. Cennete sadece iman edenler girecektir. Cehennem ateşinin süresini elbet bilemeyiz ama şunu bilir ve umut ederiz ki herkes zerre kadar yaptığının karşılığını alana, arınana ve yediği hakları ödeyene kadar azap çekecektir. Çünkü Allah’ın adaleti şaşmaz ve tam olandır. Allah ahdine en sadık olandır.

Ahirette şefaate muhtaç olmanın getirdiği endişe ve az sonra atılacağı cehennemin gürültüsü altında biçare bekleyiş bile azabın ta kendisi değil midir?

Bunlar yediği hakların, ettiği zalimliklerin yanlarına kar kalacağını sanan zavallılardır. Sanırlar ki bu haklar sahiplerine iade edilmeyecek! Oysa ahirette boynuzlu hayvan boynuzsuzla bile helalleşecek, kişi yediği hakları karşılığı mazlumlara sevaplarından verecek, sevapları tükenince onların günahlarını üzerine alacaktır. Şu vebale bakar mısınız? Yıllarca ibadet peşinde koşan ama zulmeden, hak yiyen, Allah adına adaleti ayakta tutamayan, ayetleri değiştirenlerin durumu ne acıdır? Fani dünyada sahte kimliklerle her türlü pisliği yapanlar orada saf hakikati bulunca pişman olacaklar ama amelleri onları mahkum edecektir.

Velhasıl iman edip sadece Allah’a teslim olmaya gayret edenler, nefislerini terbiye etmeyi dileyenler, tevazu ve güzel ahlak ile ibadet ve imanı bütünleştirenler için korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. Ama bu paragraf dışındakiler Rabbimizin dilemesi hariç ateşlerde yanacak ve pişman olacaklardır.

Bu paragraf dışındakiler yukarıda açıklanan kafir, müşrik, münafık ve mürailerin tamamıdır.

Zaman; tevbe etmek ve huzurda samimi pişmanlığı gözyaşları ile akıtarak Yüce Allah’ın sonsuz rahmetine sığınmaktır. Çünkü samimi olmayan tevbe ve son anda gelen iman yetersiz ve geçersizdir.

Yüce Allah’ın dini İslam, tevhidin, fıtratın adıdır ve Allah tüm kitap ve Peygamberleri ile hep imanı tavsiye etmiştir. Emretmemiştir çünkü dünya bir imtihan alanıdır. Dileyen iman eder dileyen sapar.

Rahmet, azap, şefaat Allah’a aittir. O’nun hükmü ve ahdi gerçektir.

Şirk ve küfür kulu karanlıklara götürür. Allah ise aydınlığa, güzelliğe ve adalete çağırır.

Yol yakınken tevbe ve istiğfar etmek doğru olan ve yapılması gerekendir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Peygamberin davetine karşı çıkan müşriklerin gerekçeleri

Peygamberin davetine karşı çıkan müşriklerin gerekçeleri

Peygamberin davetine karşı çıkan müşriklerin gerekçeleri Muazzez Nebi, vahye muhatap olduktan sonra ve yakından başlayarak ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir