Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Şirk dini
imanilmihali.com
şirk dini

Şirk dini

Şirk dini

ŞİRK DİNİ ÜZERİNE

KISA ÖZET ;

Yüce Allah’ın Kur’an ile emrettiği tek ve sonsuza dek sürecek din İslamiyet’tir. İslamiyet ise Allah’a teslim olmak, barış ve esenlik demektir. Tevhid tek İlah bilip, O’na layık kul olmaya çalışmak ve sadece Allah’a yönelip, sadece Allah’a iman ve ibadet etmektir.

Şirk ise dinsizliğin değil, yedek İlahlı sistemin adıdır. Başlı başına bir sistemi, kurul ve kuralları olan bir dindir. Yani Yüce Allah yine vardır ama bu dinde Rabbimizin yanında eşler, ortaklar, kızlar, oğullar ve şefaatçiler vardır. Yani Allah’ın ululiyeti ve egemenliği sadece O’na değil Onun başında olduğu bir şirkete verilmiştir ve Allah tek Yaratan olmaktan çıkarılıp İblisin oyunlarıyla İlahlardan biri durumuna düşürülmüştür. Bu durumda mülkün ve kudretin sahibi Allah değil, bu şirkettir.

İşte şirk dini; bu paylaşımlı küfür döngüsünü esas alan, şeytanın en büyük hilesi ve sonu cehennem olan istikametin yol tabelasıdır.

Yüce Allah’ın emri olan tevhidin tek düşmanı şirktir. Şirk, Allah’a isyandır, küfürdür, tevhidin baş düşmanıdır, zulümlerin en büyüğüdür.

Şirk ister küçük ister büyük, ister gizli ve isterse açık olsun …..şirktir ve affı yoktur.

Başkalarını Rab edinmek, bir kulu aşırı övmek, kula, varlığa veya dünya malına tapmak, paraya, makama köle olmak, putların nezdinde birilerine (özellikle dişilere) kurbanlar adamak, Allah’tan başkalarından aman dilemek, şefaat beklemek gibi masumane istek ve arzular bile kişiyi şirke götürür.

Hele zulmetmek, haksız kazanç ve haram-günahlarda aşırılık, günahların vebalinden sakınmamak gibi şirkin en temellerini çekinmeden icra etmek, nasıl olsa birileri şefaat edecektir düşüncesine aldanmak, şirk başlarının emir ve tavsiyeleri ile helal ve haramların yerini değiştirmek kişiyi mahva götürür.

Şirk; sanıldığı gibi cahiliye Araplarının cahillikleri veya bilmemezlikleri değil, sistemli bir eskiye dayanan küfür dinidir. Bugün Müslümanların evlerinde, sokaklarında, ekranlarında bu sinsi düşman rahatlıkla dolaşmakta ve bu lanet şirk dini özellikle imanı zayıf olanları esir alıp kandırmaktadır.

Tevhid dini, şirk dini tanınmadan tanınamaz. Mü’min, cehenneme götüren yolları tanımadan, cennete giden yollara ulaşamaz.

Herkes bir dine tabidir ama kimi tevhid dinine, kimi şirk dinine.

Doğru tarafta olmak ve hududullah’ı tanımak; ateşlerden kurtaran, gölgelikleri sunan şirkten arınmış, güzel ve hayırlı yoldur. Doğru taraf sadece ve sadece Allah’a ibadet ve iman etmektir. Müslümanlığın, İslamiyet’in, tevhidin özü bu içinde “sadece Allah” olan cümledir.

ŞİRK KONUSUNA GİRİŞ

“Sadece” kelimesi kalktığı zaman tevhid şirk, gözler kör, yollar karanlık olur.

Şirk konusuna girmeden evvel dinin esası tevhid nuruna değinmek ve yanlışı göstermeden önce doğruyu iyi tanımak lazım gelir. İşin doğrusu tevhid ‘dir. Allah’ın varlık ve birliğinin Kur’an dilindeki adı tevhiddir. Tevhid; varlık ve oluşta her şeyde ve her boyutta birliğin, Bir’in egemen olması demektir. Birlik ilkesinin temel formülü, Kelime-i tevhid diye adlandırılan şu cümledir. “La ilahe illallah; Hiçbir ilah yok, sadece Allah var.”

TEVHİD

Tevhid ve teslimiyet İslam’da teslimiyetin olmazsa olmazları;

1. Teslimiyet tek kudrete olacaktır.

2. O tek kudret Allah’tır, yalnız ve sadece Allah olacaktır.

Teslimiyet sadece Allah’a olursa şirkin aracılar ve şefaatçiler talebi dışlanmış olur.

Kur’an’ın sadeceler sistemi

La ilahe illellah; hiçbir ilah yok, sadece Allah var. Kur’an Allah ile irtibatlı konularda bir ‘sadece sistemi’ kurmakta ve taleplerinin kurmakta ve taleplerinin bu sisteme uygun olarak yerine getirilmesini şart koşmaktadır.

“(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha 1/5)

Sadece’yi yakalamadan ibadet etmektense etmemek yeğdir. Kur’an namaz kılmayanları lanetlemez ama yine aynı Kur’an namazına riya bulaştırarak kılanları lanetlemiş ve onları dini inkar etmekle suçlamıştır. Çünkü hiç namaz kılmayan günah işlemekle birlikte ‘sadeceler’ sistemine zarar vermemektedir. Daha doğrusu sadece’yi zedeleyerek tevhide şirk karışmasına aracı olmamaktadır. Oysaki sadece’siz namaz kılanlar kendilerini hiçliğe mahkûm etmenin yanı sıra tevhidin yanlış anlaşılmasına aracılık ederek halkı saptırmakta, dinin omurgasını zedelemektedir. Günah işleyerek kendisine zarar verenle dine zarar veren aynı kefeye konabilir mi?

“…Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır…” (Hud 11/2)

Dinin Allah’a özgülenmesi;

Allah’a özgülenmemiş din tevhid dini olmaz, şirk dini olur. Tevhidin varlığı açısından ibadetler, sloganlar, iddialar sadece birer karinedir, kanıt değil. İspatlayıcı kanıt, dinin ve ibadetin sadece Allah’a özgülenmesidir. Bütün peygamberlerin ortak sıfatlarından biri bu yüzden ‘muhles’ veya ‘muhlis’tir. Yani dini ve ibadeti Allah’a özgeleyen.

“İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. Allah, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” dedi.” (Hicr 15/39-42)

Dindar olabilmek için, dine mensup olabilmek için muhlis yani dini ve ibadeti sadece Allah’a özgeleyen kul olmak lazımdır. Bu yoksa mahvoluş kaçınılmaz hale gelir.

“Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu! Ancak Allah’ın ihlâslı/samimi/dini ve ibadeti Allah’a özgeleyen kulları başka.” (Saffat 37/73,74)

Dini ve ibadeti Allah’a özgeleyen kulların işledikleri ibadetin sevabı yanı sıra ayrıca mükafatı da olacaktır.

“Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız. Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız. Ancak Allah’ın halis kulları başka. İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir. Onlar Naîm cennetlerindedirler.” (Safft 37/38-43)

İbadetin Allah’a özgelenmesi

Kur’an’a göre; ibadet ve Müslüman olabilmek için Allah’a özgülenme yoksa tevhit yoktur. Tevhit yoksa şirk vardır. Şirk varsa kurtuluş söz konusu bile olamaz.

“Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi:”Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.” (Zümer 39/65)

Allah’ın tüm peygamberleri ile insanlığa ilettiği dinin genel ve değişmez adı İslam’dır. Ve İslam, Allah’a teslimiyet demektir. Ancak bu teslimiyette Allah’a teslim olmak yetmez, teslimiyet sadece Allah’a olacaktır.

“Hayır, yalnız Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol.” (Zümer 39/66)

Tevhidin fiili anlamı

Allah tektir demek esas anlamıyla mülkün parçalanmazlığıdır. Bu; yeryüzü sahipliğinin ve egemenliğin parçalanmazlığıdır. Yeryüzü sahipliği, toprakta özel mülkiyetin sınırlandırılması, su ve madenlerin tüm insanlığın ortak malı olduğunun kabulüdür. Egemenliğin sahipliği ise, egemenliğin tümden Allah’ta olması, insanın kullanacağı egemenliğin O’nun kontrolünde kullanılmasıdır.

Tevhid dini, şirk dini tanınmadan tanınamaz. Mü’min, cehenneme götüren yolları tanımadan, cennete giden yollara ulaşamaz.

Yüce Rabbin rahmet ve merhameti dört bir yanı sarmış, Yüce Allah rahmetinin yüzde birini bu dünyaya, yüzde doksan dokuzunu ahirete ayırdığını bildirmiştir. Bu nedenle ister mümin ve ister kâfir olsun herkese tövbe kapısı her zaman açıktır ve Rabbim affedenlerin en yücesidir.

O; kendisine ortak koşulması (şirk) dışındaki her şeyi kul tövbe eder pişman olursa ve kendisi dilerse affedeceğini ifade etmiş, kullarını Allah yolunda yürümek ve sadece O’na yönelmek demek olan tevhid etrafında toplanmasını emretmiş, bu nedenle Kur’an’ının neredeyse tamamını tevhid ve tevhidin tek düşmanı şirk konusuna ayırmıştır.

“İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler…” (Bakara 2/165)

“Ey iman edenler! Allah’a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir…” (Tevbe 9/28)

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

“…Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.” (Hac 22/31)

“İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.” (Zümer 39/3)

“Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.” (Rad 13/14)

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa 4/116)

Şirk tevhidi fiilen işlemez duruma sokmaktadır. Yani Cenab-ı Hakk’ın faaliyet ve tasarrufunu muattal kılmakta, bu faaliyet ve tasarrufu yedek ilahlar olan aracılar ve şefaatçiler arasında bölüştürmektedir.

Şirk tanınmadan tevhit bilinemez Kur’an’da her şey zıtlık ilkesine uygun olarak düzenlenmiş ve açıklanmıştır. Şirkin başı ve binnetice şirk, Allah’ın varlık ve birliği de dahil, her şeyden önce tanınmalıdır. Çünkü şirk ve şüreka tanınmadan, Allah’ın varlığına ilişkin kısımları da dahil, Kur’an mesajı tanınamaz.

Kur’an’ın savaşı şirk iledir. Ateizm veya diğer dinlerle değil. Öteki dinlerle savaşın özünde de şirk vardır. Şirkin olmadığı yerde Kur’an din savaşına girmez. İslam hiçbir din ve inançla kavgaya girmez, tek istisna şirktir.

İster gizli ister açık olsun şirk, dinsizlik veya ilah edinmeme değil tevhit dininin yozlaştırıldığı anda ortaya çıkan batıl bir dinin adıdır, tevhidin baş düşmanıdır. Bu nedenle şirke isyan etmeyen bir benlik, tevhidin dostu ve mümini olamaz.

Şirk; yedek ilahlı din, Allah’ın yetkilerini Allah dışındaki güçlere veya kişilere vermek veya paylaştırmak, dini hüküm eklemek, riyakârlığı din hayatına sokmak demektir. Şirke batan kişiye de müşrik (çoğulu müşrikun, müşrikat) denir.

Şirkin bir dinsizlik olduğunu sanmak veya iddia etmek büyük bir yanılgıdır, yanlış bilgidir. Kur’an, şirki bir din olarak anmakta ve tanıtmaktadır. Şirk bir dindir, hem de zorlu ve köklü bir dindir. Hatta en zorlu ve en köklü dindir. Tarih ve Kur’an bize gösteriyor ki, şirk dini tevhid dininin yozlaştırılmış şeklidir. Tevhit dini sahteleştirilirse ortaya şirk dini çıkar.

Tevhit dini tahrife uğrarsa dinsizlik olmaz, şirk dini olur. İnsanlık tarihinde dinsizlik yok, iki tane din vardır;

Allah’ın iradesini yansıtan tevhit dini ve Allah’ın iradesini parçalayıp bölüştüren şirk dini.

Müşrikler dinsiz insanlar değildir. Hak dinin veya nübüvvetin tanıttığı dinin dışında bir din benimseyen insanlardır. Onlar kendi dinleri içinde dindar insanlardır. Kur’an müşriklerin Beytullah içindeki namazlarından söz eder. Dahası; müşrikler Beytullah’ta ibadet etmenin kendi hakları olduğunu söyleyerek İslam Peygamberini oraya sokmak istememişlerdir. Şirk dininde, cennete gidiş belgesiyle, kulluk belgesi altında Allah’ın imzası dışında bazı imzalar daha aranır. Kur’an dini ise bu imzaların sadece Allah’a ait olmasını ister.

Sevgili Peygamberimiz bu lanet kandırılmışlığı şöyle tarif etmektedir;

“Şirk, gece karanlığında siyah kaftanın siyah tüyleri arasında yürüyen karıncanın sessizliği içinde yol alır.” (Hz. Muhmmed (s.a.v)

Din dilinde şirk, Allah’a, yâni tek olan Yaratıcı Kudret’e zatında (sayı olarak) veya tasarrufunda (yapıp-etmelerinde) ortak tanımaktır. Başka bir deyimle, şirk, Tanrı’nın ve Tanrılığın özelliklerinden birini bir başkasına tanımaktır. Bu, açık ve şuurlu olursa açık şirk, örtülü ve şuursuzca olursa gizli şirk adını almaktadır. Ragıb el-Isfahanî (ölm. 502/1108) bu noktada Büyük Şirk-Küçük Şirk ayrımı yapar.

“Büyük şirk Allah’ın ortağı olduğunu iddia etmektir ki, inkârın ve küfrün en büyüğüdür. Küçük şirk ise bazı iş ve fiilleri icra ederken Allah dışında kişilerin rızasını da hesaba katmaktır. Riyakârlık, ikiyüzlülük bu cümledendir.”

Peygamber, ümmeti adına şirkin en çok bu sinsi türünden korktuğunu söylemiş ve bu şirk türünü tanıtırken şöyle buyurmuştur:

“Ümmetim adına en çok korktuğum şey Allah’a şirk koşmaktır. Ancak benim söylediğim, onların Güneş’e, Ay’a, puta tapmaları değildir. Benim korktuğum bu şirk, Allah dışındaki şeylerin hoşnutluğunu gözeterek ameller yapmak ve bir de gizli şehvettir.” (İbn Mâce, zühd, 21)

Yüzlerce günahınız olabilir, yine de Müslüman olursunuz ama emin insan değilseniz, tüm zamanınız namazla-niyazla geçse de Müslüman olamazsınız. Çünkü emin olmamak, riyakâr olmanın diğer adıdır. Riya ise, Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in açık beyanlarıyla şirktir.

Gizli şirk, Allah’ın tasarruflarına kafa tutmak ve Allah’tan beklenmesi gerekeni başkasından beklemek olduğundan insanın iç dünyasında kolayca saklanabilir, hatta insanın kendisi bile bunun farkında olmayabilir. İnsan hayatında bir insanın “Allah birdir, ortağı yoktur” demesini sağlamak, aynı insanın Allah’ın isim–sıfatlarından birinin tecellisine ters düşmesini önlemekten çok daha kolaydır.

Örtülü (gizli) şirk çevrelerinin temel dayanaklarından biri de çıkar ilişkisidir. Onun içindir ki dincilik akla gelebilecek her türlü rezillik ve haksızlığı göze alarak paraya egemen olmak istemiş ve olmuştur. Kitleleri uzun vadede rahatça gütmek için sadece Allah ile aldatmak yeterli olmamaktadır. Bu aldatmayı çıkar ilişkileriyle yani parayla payandalamak gerekir. Bir yerde maskeli müşriklerin dinleri de Tanrıları da para oluverir.

Şeytan evliyası; Vekil tutkusu; Allah dışındaki güçleri veya kişileri vekil etmek (tevkil) şirkin belirgin özelliklerinden biridir. Daha doğrusu şirk bir tekvil kurumudur, tekvilin dinleştirilmesidir. Tekvil şirke, şirk te hüsrana götürür. İslam dünyası bugün bu nedenle bu haldedir. Günlük hayatımıza tevekkül sözcüğüyle giren ve sadece Allah’ı vekil etmenin Kur’ansal anlamı ve çevresi işte budur.

Açık şirk alenen tevhid düşmanı olmak, gizli şirk riya ile bu kindarlığı kalben yapıp ancak dil ile başka söylemektir.

Büyük şirk; Allah’ın ortağı olduğunu iddia etmektir ki inkarın ve küfrün büyüğüdür. Küçük şirk ise; bazı iş ve fiilleri icra ederken Allah dışında kişilerin rızasını da hesaba katmaktır. Riyakârlık ve münafıklık bu cümledendir. (Ragıp el-Isfahani)

Din meselesinde Allah dışında hüküm kaynağı tanımamak, dini sadece Allah’a özgülemek tevhidin ruhudur. Din Allah’a özgülenmeyince ibadetler de Allah’a özgülenemez. Peygamberlerin bile din adına Zaman üstü hüküm koyma yetkileri yoktur. Değişmezleri koyma yetkisi sadece ve yalnız Allah’ındır.

Şirkte, Allah’ı inkâr yoktur. Allah kabul edilmektedir ancak O’nun yanına yöresine yedek ilahlar ilave edilmektedir. Şirk dinsizlik değil müşriklik dinidir. Ateizm şirkten başka bir şeydir.

Şirk savunucuları yedek ilahlarını ‘Allah ile aramızda yakınlaştırıcı ve şefaatçi’ diye pazarlamaktadır. Şirkin yaklaştırma iddiası temelden tutarsız olduğu gibi bizzat kendisi bir şirk itirafıdır. Allah’ın kulundan ayrı ve uzak olduğunu iddia etmek te şirktir. İster imanlı ister inkârcı olsun Allah ile insan arasında yaklaştırıcı kabul edilemez. Çünkü O, kullarına şah damarından daha yakındır.

ŞİRK KONUSUNUN TEMEL KAVRAMLARI;

Şürekâ; Kur’an şirk dininde Allah’a bir biçimde ortak edilenleri daha çok şüreka diye tanıtmaktadır. Tekili şerik olan şürekâ şirket ortakları demektir. Bu ortakların genel ünvanı şürekâdır. Şürekânın başı Allah’tır. Diğer şerikler şefaatçi, aracı elemanlardır. Demek ki şirk dininde Allah olmazsa olmazdır. Allah olmadan ve şerikler olmadan şirk olmaz. Şirk şunu dayatmaktadır; Hem Allah olacak hem şürekâsı. Hiçbirinden vazgeçilmez. Şürekâ şuurlu varlıklardan, insanlardan olur. Kavram, kurum, nesne ve kudretler şürekânın ancak sembolleri olabilir. Şuursuz varlıklardan şürekâ olmaz.

Endad; Bir şeyin benzeri, tıpkısı manasındaki ‘nidd’ sözcüğünün çoğuludur. Hem dost hem düşman anlamındadır. Asnam; Sanem sözcüğünün çoğuludur. Şürekâ ve endadı temsil eden ve genellikle gümüş, bakır ve ağaçtan yapılan yedek ilah sembollerine denir. Müşrikler bunlara da Allah’a yaklaştırıyor diye ibadet ederlerdi.

Yaklaştırma; Şirk yedek ilahlarını savunurken onları birer aracı güç olarak insanın Allah’a yaklaşmasına yardımcı olduklarını iddia etmektedir.

Erbab; Erbab, Rab sözcüğünün çoğuludur ve daima insandan oluşur. Sembolü kullanılmayan tek alt-ilah türüdür. Rableştirme biçiminde sergilenen şirk, aynı zamanda fırkacılık şirki halinde dikkat çeker.

Meveddet; Dünya hayatında kaynaşma, sevgi, birliktelik demektir. Kur’an’ın şirk bağlamındaki kullanımına bakıldığında bunun daha çok çıkar ilişkisi olduğu anlaşılır.

“İbrahim, onlara dedi ki: “Sırf aranızda dünya hayatına mahsus bir sevgi (ve çıkar) uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet gününde kiminiz kiminizi inkâr edip tanımayacak; kiminiz kiminize lânet edecektir. Barınağınız cehennem olacaktır. Yardımcılarınız da olmayacaktır.” (Ankebut 29/25)

ŞİRK DİNSİZLİK DEĞİL BİR DİNDİR

Şirk dini mensubunun olmazsa olmazları;

1. Allah’ın yanına, yöresine yedek ilahlar koymak

2. İstiğna; kendini hiç kimseye muhtaç olmayacak ama herkesin ona muhtaç olacağı bir güç ve konumda görmek

3. Nimetler üzerinde hegemonya (paylaşımsızlık)

4. Tuğyan; azgınlık, sınır tanımazlık, despotluk

5. Tekzib; yeni olan her şeyi inkâr etmek, yok saymak

6. İstikbar; her insanla oturup kalkmayı, konuşup dertleşmeyi, fikir alışverişinde bulunmayı küçüklük olarak görmek. (Kur’an’ın iba dediği bu huy, iblisin niteliklerinden biridir. Herkesi ve her şeyi küçük görüp herkese ve her şeye burun bükmek, herkesi ve her şeyi gururla reddetmek.) Kur’an bu huya ‘Cahiliyye hamiyyeti’ demekte ve onun yerine ‘sekinet’ denen iç huzuru ve insanlarla kaynaşmayı getirmektedir.

MEKKE ŞİRKİ

Mekke şirki, İbrahim dininin yozlaştırılmış bir türüydü. İslam onu aslı olan tevhide iade etti. İslam bir yeni din değil, İbrahim dininin maruz kaldığı yozlaşmayı tashih eden bir dindir. Bir isim olarak İslam, Tanrı’nın Peygamberler aracılığı ile gönderdiği dinin genel adıdır. Şirki dinsizlik olarak tanıtan kurnaz dinciler, Arapların yaptıkları putlara taptıklarını söylerken şirki gizlerler. Araplar puta tapmıyordu. Putçulukta Allah yoktur put vardır. Mekke şirkinde ise Allah bütün yüceliği ile kabul edilmekte, ancak O’nun yanına yöresine bazı yedek ilahlar eklenmektedir. Mekke şirkinde putlara tazimin esası normal putçuluktaki putlara tapmak değildir, Kâbe’ye tazimin bir uzantısı olarak Kâbe’nin yerine koydukları taşlara tapmaktır.

Bu taşlar önce tavaf edildi, sonra da mabuda dönüştürüldü. Yani dolaylı bir fetişizm çıktı. Yedek ilahlara ilaveten yedek Kâbeler Müşrikler yolculuğa çıkarken en son evlerindeki putlar ile vedalaşır ve dönünce ilk onunla bir araya gelirdi. Bu yedek ilahların önünde kurbanlar keserek onlara yakınlaşmak isterlerdi. yani bir yandan Kabe’yi hac ve umreyle ziyaret eder, bir yandan da bu yedek ilahlara kulluk ederlerdi. Daha sonraki zamanlarda yedek Kâbeler-kutsal evler yapılmaya başlandı. (Örnek olarak Beytü’r-Rabbe, Reccan’daki ünlü yedek ilah-put Lat’a özgülenmiş Kabe idi.)

“Adları Kur’an’da geçen yedek ilah-putlar Ved, Süva, Yegus, Yauk ve Nesr seçkin, yüce insanlardı. Hepsi bir ayda öldüler. Yakınları onlar için ağlarken Benu Kabil kabilesinden bir adam şöyle dedi; onları temsilen sizlere beş heykel yapayım ama hiçbirine ruh veremem. Onlar kabul edince yaptı ve dikiverdi. Bundan sonra insanlar sevdiklerini kaybedince heykellerini yapmaya ve etrafında takdis dönüşleri yapmaya başladılar. Birinci nesil böyle geçti. İkinci nesil yedek ilah tazimine daha çok önem verir oldu. Sonra gelen üçüncü nesil şöyle demeye başladı; Bizden öncekiler o yedek ilahları yüceltirken onların Allah katında şefaatlerini umuyordu. Böylece yeni kuşaklar bu yedek ilahlara şefaatlerini ummak maksadıyla ibadet ederoldu. Zamanla bu iş ilerledi, küfürleri iyice şiddetlendi.” (İbnül Kelbi)

İnsan suretindeki bu tür yedek ilah-putların ahşap, gümüş ve altından yapılanlarına sanem (çoğulu asnam) ve taştan yapılanlarına da vesen (çoğulu evsan) denir. Bu nedenle Arap cahiliye şirki kelimenin genel anlamıyla puta tapıcılık değildir. Onların putları Allah’ın yanına yöresine (min dunillah) konmuş makbul insanlar olan ve bu yüzden Tanrı katında şefaatleri umulan yedek ilahlardır. Tarikatların düşürdüğü şirk Günümüzdeki tarikatların yozlaştırılmasıyla düşülen şirk, Mekke şirkinden çok daha ileri bir sapıklığa giderek doğrudan yedek ilahlara tapmaktadır. Tarikatlardaki mürşit figürü yedek ilah tanımlamasına uymaktadır. Sembol kullanan şirki deşifre etmek ve saf dışı etmek kolaydır. Ama tarikatlar yedek ilahları için sembol kullanmıyor, doğrudan insanı yedek ilah mevkine çıkarıyor. Şirkte Allah’ın yanına konan kuvvet ve kişilerin saygın, seçkin, kutsal olması veya sayısı hiçbir şeyi değiştirmez, şirkin doğuşunu engellemez. Allah’ın yetkilerinden Allah dışında birilerine pay çıkarılmışsa, kullanılan yetki ortağın Firavun olması ile Musa olması arasında fark yoktur.

Şirkte kullanılan ortaklar arenasına panteon denir. Panteon eski Yunan’da ilahlar arenası veya parlamentosu anlamındaydı. İslam öncesi Arap yarımadasında da tipik bir panteon vardı. Kur’an’ın mele veya mütrefler dediği kodamanlar ekibi de bu panteonda söz ve oy sahibi idi. Cahiliyenin bu şirk panteonunun başında Allah vardır. (Eski Yunandaki gibi Zeus türü bir ilah değil.)Yani Arap cahiliye panteonunda Allah’ın inkârı yoktur.

“Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?” (Ankebut 29/61)

Arapların panteonu Allah’ın yanına yedek ilahlar koyarken Allah’a yetersizlik, güçsüzlük isnat etmez, bunun yerine ikincil ilahlara yer verilmesini Allah’a yakınlaşmada aracı görmelerindendir.

Şirk bir şirket dinidir. (Şirkle şirket kelimeleri aynı kökten gelmektedir.) Bu şirketin ortakları (şürekâ) panteon başındaki Allah ile uzlaşı ve paylaşım içindedir.

Bedir savaşına girecekleri esnada Hz. Peygamber zafer için Allah’a yalvarırken, Ebu Cehil kendi namına şöyle dua ediyordu; “Allah’ım! Hangimizin dini hakiki ise onu muzaffer kıl, ötekini hezimete uğrat.”

Şirk dini Allah’a iftiralardan oluşan bir dindir.

“Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.” (A’raf 7/37)

Allah’a iftira, hangi açıdan bakarsanız bakın katıksız şirktir.

“Artık, Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler.” (Yunus 10/17)

Allah’a iftira aynı anda dine, peygamberlere, kutsal metinlere ve nihayet bilcümle haklara ve değerlere iftirayı içeren dehşetli bir zulümdür.

Şirk, Allah’ı yeterli bulmayanların dinidir.

“Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan (Allah’tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar…” (Zümer 39/36)

Kur’ani bir iman için “Allah’a inandım” demek yeterli değildir. Bu ikrar ve iddianın Allah’a güvenmekle teyit edilmesi gerekir. Allah’a inandım diyerek, öte yandan dünyadaki işlerde Allah’ın yanından yöresinden ilahlar edinmek ‘Allah ile aldatmak’ (Kur’an tabiridir) ve ‘Allah’a oyun oynamaktır’ (Hz. Peygamberin tabiridir.). Allah, Kafi’dir. Allah yarattıklarının her türlü istek ve ihtiyaçlarına, araya bir vasıta sokmaksızın cevap veren kudret sahibi anlamındadır. Allah her şeyden önce vekil olarak yeterlidir. Herhangi bir vesile ile vekil aramak tartışmasız şirktir. Allah her şeye şahittir ve hesap sorucu olarak yeter. Allah yardımcı ve her şeyi bilen olarak ta kuluna yeter. Allah her şeyden haberi olan, her şeyi gören ve bilen olarak ta kuluna yeter. Allah’ın kula tüm genelliği ile yeter olması, başkaca şeylerden ummamak ve korkmamak şeklinde art niyetli tüm gerekçelerin yolunu tıkamıştır.

Şirk, Allah’ın tek başına anılmasından rahatsız olur.

Şirkin temel mantığı şudur; ne Allah’tan vazgeçer ne de yedek ilahlardan. Şirk panteonu; sadece Allah derseniz veya Allah’ı devreden çıkarırsanız karşı çıkar, Allah’ı başka ilahlarla birlikte anarsanız mutlu olur.

“Allah, bir tek (ilâh) olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah’tan başkaları (ilâhları) anıldığında bakarsın sevinirler.” (Zümer 39/45)

Şirk, Allah’tan başkasından korkanların dinidir. Kur’an iman etmiş benliklerin Allah’tan başkasından korkmamasını isterken, bunu sağlayamayanların imanlarının zaaflarından dem vurmaktadır. Şirk kodamanları ise ilahlarını birer tehdit ve korku unsuru olarak öne çıkartıp insanları bu yolla teslim almaya çalışır. Bu tehdit ve korku iki türlüdür; aktif-doğrudan veya pasif-dolaylı.

Şirk, hidayeti sadece Allah’tan beklemeyenlerin dinidir Hidayet için sadece Allah’a sığınan insanın karanlıkta kalması mümkün değildir.

“Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.” (Nahl 16/64)

Peygamberin görevi de Kur’an’ı Kur’an’la indirilenle açıklamaktır. Kur’an kendisini tefsir eden bir kitaptır. Bir kısım ayetlerine tefsir edilen (müfesser), bir kısım ayetlerine de tefsir eden (müfessir) denmesi bu yüzdendir. Dolayısıyla Peygamber Kur’an hilafına din icat edemez. Böyle bir durum varsa ya yanlışlık ya Peygambere yalan isnat etme suçu vardır. Hadislerin bu yüzden günümüzde çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Çünkü Kur’an ile sayıları milyonları bulan bu hadislerin arasında ciddi, esasa yönelik farklar vardır ve o sözler esas alındığında Kur’an’ın getirdiği din yok olur. Kur’an’ı esas alıyorsak ta doğruluğu ispatlanmamış hadisleri yok saymak gerekir. Bu sözleri hala Peygambere ithaf ediyorsak ve dinin içinde kullanmaya devam ediyorsak, o zaman Peygamber Kur’an hilafına din icat etmiş olur ki bunun götüreceği yer şirktir.

Peygamberin Kur’an hilafına tek bir söz ve eylem yapmadığı malumdur. Ancak vefatından sonraki dilimde özellikle sonraki siyasi çıkarlı devirlerde (Emevilerce) üretme hadisler ümmete servis edilmiştir. Bu sahtecilik nedeniyle yapılması gereken; hadis Kur’an ile paralellik taşıyorsa itimat edilmesi, taşımıyorsa riskli kategorisine alınıp kenara konmasıdır. Şirk, zulmün ikiz kardeşidir.

Şirk bir şeytancılık dinidir.

Kur’an’a göre şeytancılık tevhide şirki bulaştırmak veya tevhidi şirkle kirletmektir. Kur’an şirke bir biçimde müdahil olan, payı bulunan, rol alan bütün unsurları ‘şeytan orduları’ olarak tanımlamakta ve bunların varacağı yer olarak cehennemi göstermektedir.

“Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek. Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetaklak oraya atılırlar. Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler: “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.” “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.” “Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.” “İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.” “Candan bir dostumuz da yok.” (Şu’ara 26/91-101)

En çarpıcı ayet; “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.” dir. Demek olur ki Allah her ne kadar en tepede bilinse de yanına berisine yedek ilahlar konunca yetki ve kudreti azalır, diğer sahte ilahlarla eş mertebeye gelir. İşte şirk budur! Şeytan ateist değildir. Onun Allah dışında bir mabut yaratmak hevesi de yoktur. Onun niyeti Âdemoğlunun Allah’ın güvenine layık olmadığını ispat etmek, insanı kendisine ibadet eder hale getirerek Allah’a ihanet etmesini sağlamaktır. Bunun en kolay yolu da Allah’ın yanına berisine yedek ilahlar koymasını temin etmektir. Çünkü bu bir kez yapılırsa diğer tüm sütunlar çöker. “İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (İbrahim 14/22)

Tevhidi tahrip eden kuvvet olarak şeytancılık illa ki şeytana tapmak değildir. Tevhide ve Yüce Allah’a sırt dönen her türlü aykırılık şeytancılıktır. Dinin omurgası Kur’an dışına çıktığı anda bunun adı şeytancılıktır.

MÜŞRİKLER ALLAH DÜŞMANIDIR

Kur’an kendisini bizzat tefsir eden bir kitaptır. Bu yüzden tefsir edilen ayetlere müfesser, tefsir eden ayetlere de müfessir ayetler denmektedir. Tevbe suresi sondan ikinci suredir ve mesajları bu yüzden önemlidir.

“İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.” (Tevbe 9/114)

Bu 114. ayet şirk ve müşriklik tabirlerinin geçtiği tüm Kur’an ayetlerinin tefsiri manasınadır ve demektir ki şirke bulaşanlar peygamber babası bile olsalar Allah düşmanıdır.

“Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.” (Zümer 39/65)

Yani şirke bulaşmış bütün amellerin sonu hüsrandır.

“Ey iman edenler! Allah’a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe 9/28)

Yani; müşrikler bizatihi pisliktir. Müşriklerle nikâh caiz değildir. Ehlikitapla nikâh yapılabilir ama kâfir ve müşriklerle yapılamaz.

Şirkle zulüm tek yumurta ikizleridir.

Kur’an’ın tek düşmanı olan zulmün kötülüğü ve Allah’ın bunlara öfkesi ayetlerde defalarca ortaya konmuştur.

“Eğer yeryüzünde bulunan her şey tümüyle ve onlarla beraber bir o kadarı da zulmedenlerin olsa, kıyamet günü kötü azaptan kurtulmak için elbette onları verirlerdi. Artık, hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkmıştır. (Dünyada) kazandıkları şeylerin kötülükleri karşılarına çıkmış, alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştır.” (Zümer 39/47,48)

Kur’an şirki en büyük zulüm olarak nitelemiş, dolaylı yoldan bütün zulümlerin şirk olduğunu ifade etmiştir. Dolayısıyla bütün zulümler şirk ürünü veya doğrudan şirktir. Kur’an hiçbir inancı düşman edinmemiştir, düşman ilan edilen zulümdür.

Zulüm;

1. Tek düşman zulümdür.

“Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.” (Bakara 2/193)

2. Şirk büyük bir zulümdür.

“Hani Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” (Lokman 31/13)

3. İmanı şirkle kirletenlerin o imanları onlara ne güven getirir ne de aydınlık.

“İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” (En’am 6/82)

4. Şirke bulaşanların ürettikleri tüm değerler işe yaramaz hale gelir, şirk o değerlerin hepsini yok eder.

“İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz.. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.İsmail’i, Elyasa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık.Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti. Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.” (En’am 6/83-89)

Zulmün olduğu her yerde şirk vardır. Ve şirkin olduğu her yerde zulümün olmaması mümkün değildir.

İslam fıkhının temel kabullerinden biri şudur; Ülkeler ve yönetimler küfür (inkar) üzerine oturup yaşayabilirler ama zulüm üzerine oturup yaşayamazlar.

Şirkin temel dayanakları ecdat kabulleridir. Şirk bir ecdatperestlik dinidir. Müşrik yaklaşım şirkin temel özelliklerinden biri olarak geçmiş ecdat kabullerinin değişmez-dokunulmaz-kutsal bir yapı oluşturduğunu, bu kabullere dokunmanın zındıklık veya dinsizlik olacağını iddia etmektedir.

Şirkin tezi; güvenilir, dokunulmaz ve kutsal olan atalardan bize devredilen gelenek ve kabullerdir.

Tevhidin tezi; güvenilir, dokunulmaz ve kutsal olan aklın ve ilmin verileridir.

ŞİRKE GÖTÜREN SEBEPLER

1. Düşünmemek (sanı ve tahmine uymak, peşin hükümlü olmak)

2. Bilgisizlik

3. Şüphecilik

4. Antropomorfizm

5. Boş arzuları, basit duyguları ilahlaştırmak

6. Kibir

7. Gelenekperestlik ve taklit

8. Baskı, zorlama

9. Refahla şımarma

10. Şeytan aldatması. (Prof. Suat Yıldırım, Kur’an’da Uluhiyet, s.285-299)

ÖZET VE SONUÇ;

Yüce Allah’ın Kur’an ile emrettiği tek ve sonsuza dek sürecek din İslamiyet’tir. İslamiyet ise Allah’a teslim olmak, barış ve esenlik demektir. Tevhid tek İlah bilip, O’na layık kul olmaya çalışmak ve sadece Allah’a yönelip, sadece Allah’a iman ve ibadet etmektir.

Şirk ise dinsizliğin değil, yedek İlahlı sistemin adıdır. Başlı başına bir sistemi, kurul ve kuralları olan bir dindir. Yani Yüce Allah yine vardır ama bu dinde Rabbimizin yanında eşler, ortaklar, kızlar, oğullar ve şefaatçiler vardır. Yani Allah’ın ululiyeti ve egemenliği sadece O’na değil Onun başında olduğu bir şirkete verilmiştir ve Allah tek Yaratan olmaktan çıkarılıp İblisin oyunlarıyla İlahlardan biri durumuna düşürülmüştür. Bu durumda mülkün ve kudretin sahibi Allah değil, bu şirkettir.

İşte şirk dini; bu paylaşımlı küfür döngüsünü esas alan, şeytanın en büyük hilesi ve sonu cehennem olan istikametin yol tabelasıdır.

Yüce Allah’ın emri olan tevhidin tek düşmanı şirktir. Şirk, Allah’a isyandır, küfürdür, tevhidin baş düşmanıdır, zulümlerin en büyüğüdür.

Şirk ister küçük ister büyük, ister gizli ve isterse açık olsun …..şirktir ve affı yoktur.

Başkalarını Rab edinmek, bir kulu aşırı övmek, kula, varlığa veya dünya malına tapmak, paraya, makama köle olmak, putların nezdinde birilerine (özellikle dişilere) kurbanlar adamak, Allah’tan başkalarından aman dilemek, şefaat beklemek gibi masumane istek ve arzular bile kişiyi şirke götürür.

Hele zulmetmek, haksız kazanç ve haram-günahlarda aşırılık, günahların vebalinden sakınmamak gibi şirkin en temellerini çekinmeden icra etmek, nasıl olsa birileri şefaat edecektir düşüncesine aldanmak, şirk başlarının emir ve tavsiyeleri ile helal ve haramların yerini değiştirmek kişiyi mahva götürür.

Şirk; sanıldığı gibi cahiliye Araplarının cahillikleri veya bilmemezlikleri değil, sistemli bir eskiye dayanan küfür dinidir. Bugün Müslümanların evlerinde, sokaklarında, ekranlarında bu sinsi düşman rahatlıkla dolaşmakta ve bu lanet şirk dini özellikle imanı zayıf olanları esir alıp kandırmaktadır.

Tevhid dini, şirk dini tanınmadan tanınamaz. Mü’min, cehenneme götüren yolları tanımadan, cennete giden yollara ulaşamaz.

Herkes bir dine tabidir ama kimi tevhid dinine, kimi şirk dinine.

Doğru tarafta olmak ve hududullah’ı tanımak; ateşlerden kurtaran, gölgelikleri sunan şirkten arınmış, güzel ve hayırlı yoldur. Doğru taraf sadece ve sadece Allah’a ibadet ve iman etmektir. Müslümanlığın, İslamiyet’in, tevhidin özü bu içinde “sadece Allah” olan cümledir.

“Sadece” kelimesi kalktığı zaman tevhid şirk, gözler kör, yollar karanlık olur.

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir