Anasayfa / Global siyonizm / Siyonizmin kat ettiği mesafe
imanilmihali.com
Siyonizmin kat ettiği mesafe

Siyonizmin kat ettiği mesafe

Bugün insanlık siyonizm rüzgarlarının etkisinde nefes alıp vermekte, tüm hayat rotalarını buna göre tanzim zorunda kalmaktadır. Daralan zaman’ın etkisiyle tempo artıran siyonizmin yaklaşık beş yıl içinde hedefine varma planları vardır. Buradan geriye gelirsek Ortadoğu kalkışmaları, Şam, Kudüs, Libya olayları anlaşılır olacak, Corona virüsüne, Avustralya yangınlarına, dijital aşıya başka bir gözle bakılabilecektir.

Vaktiyle tefecilikle elde ettiği gayri menkullerine el konulan, ülkelerden kovulan, Amerika’ya adeta göçe zorlanan, sözde soykırımlara maruz bırakılan, devlet kurmaya mecbur edilen siyonizm bugün her zamankinden güçlüdür, taktikler geliştirmiş ve aldığı derslerle akıllanmıştır. Kabala’dan aldığı stratejilerle de bunu pekiştirmektedir. Dönemin ihtiyaç ve beklentilerini öngörüyle silah edebilmekte, strateji üretebilmektedir.

İlk uyanışları gayrimenkule değil menkule yatırımdır. Bu sayede servetlerine el konulamayacak, taşınması mümkün olacaktır. Sonraki uyanışları emniyet bahsidir ki gerek uzak kalmayı, gerek duvarlar arkasına sığınmayı dilemelerindeki gaye budur. Nihayet bir başka uyanışları planlamalarına maalesef asimetrik şiddet katmalarıdır. Teknolojik ve maddi kabiliyetlerinin artışında elbette aldıkları cinni yardımların da etkisi vardır ama kendileri de tarihten ders çıkarabilmiş ve bir kez daha yok olma sınırına gelmemek için tedbirli olmak zorunda kalışlarını anlamış haldedirler.

Kendilerinden başkasını dost edinmemeleri, tek kişilik yönetimleri desteklemeleri, şansa güvenmemeleri, insanlar yerine yönetimlerle uğraşmaları, korku ve umutları hep bu nedenledir. Paraya, güce, toprağa, petrole vb. her şeye sahip siyonizmi hala enerji peşinde koşuyor farz etmek ahmaklıktır. Şimdi hedefi gönüllere girmek, olmuyorsa o gönülleri hepten yok etmektir.

Kendisine rızayla tabi olmayanların siyonizm nezdinde çöp kadar kıymeti yoktur. Bu uyanış ile de artık silahlarını topraktan çıkarmış, saldırılara hız vermiş vaziyetteki siyonist neferler, arkalarına aldıkları teknoloji, sistem ve halklarla, yıkılmamış sağlam kalelere aynı iblis gibi dört yandan ve atlılarla-yayalarla saldırmaktadır. Çünkü baş hocaları İblis’tir.

Artık ülkeler bağımsızlıklarını ne kadar güçlü olsalar da kaybetmişlerdir. Ferdi karar alamayan ülkeler, çok uluslu kuruluşların kumpasındadır, finans ve siyaset küreselleşmiştir, global dünya gerekleri ülkelerin ayaklarına demir prangalar şeklinde çoktan takılmıştır. Globalleşmeyi boyunduruk altına alma olarak tercüme eden zihniyet, ulusların ferdi kararlarını engellemekle kendi hizasına sokmaya gayret etmektedir. Vitrininde kadın hakları savunucularını, organ bağış kampanyalarını, okutma seferberliklerini ve hayvan severleri sergileyen siyonizm bugün istediği insanı on beş günde iktidara getirebilecek, istediği mali krizi bir gecede yaratabilecek, istediği ayaklanmayı günlük yüz dolara çıkartabilecek güçtedir. Bu yüzdendir ki iktidar ve muhalefetler kampanyalarına başlamadan evvel ilk önce onları ziyaret eder, el öpüp destur alırlar. Çünkü siyonizmin dominant faktörlerle akıllanışına paralel olarak insanlık tarifsiz bir cehalete dalmakta, televizyona gömülmekte, manevi ve kültürel değerlerinden uzaklaşıp makineleşmekte, başını kuma saplamaktadır. Bu cihetle insanlık ve bilhassa İslam alemi her zamankinden çok daha dikkatli olmak mecburiyetindedir.

Toplumların bugün yaşadıklarının siyonizmin yıllar önceden o ülkeye müstahak gördüğü planları olduğunu anlamak meselenin çözümüne yaklaştıracaktır. Kaderin kazasıyla, tesadüf (!) ve şansı (!) karıştırmamak bu anlamda atılacak en anlamlı adımdır.

Siyasi felsefe olarak kendisini tanıtsa da din cübbesi giyen Siyonizm bugüne kadar; bizi dünyanın altında tepetaklak yaşamakta olan insanların varlığına, gel-git olayının ayın çekim gücünden kaynaklandığına, takvimin aya göre değil de güneşe göre olması gerektiğine, Big Bang (Büyük patlama) olayına, Darwin’in evrim teorisine, yaşamın milyar yıl önce var edildiğine ve en az milyon yıllar daha var olacağına ikna etti. Bizi tüm dinler eşittir, İslam şaibeli bir terör dinidir noktasına getirdi. Feminizmden güç alarak eşitlik iddiasıyla kadının erkeklerden üstün olduğuna (doğuran, can veren), beyaz gıdaların (un, şeker, tuz) haram olduğuna, meyvelerin soyularak yenmesine, deterjan ve naylonun vazgeçilmez olduğuna iknaya çalıştı. Domuzların pislik yediği ve eşini kıskanmadığı için haramlığına bizi inandırmaya çalıştı, aile yapılarını, alışkanlıkları değiştirdi.

Burada dip not olarak kısaca cumartesi balıkçılarından da bahsetmek lazımdır. İsrailoğullarına cumartesi günleri balık avlamak yasaktı. Oysa teşvik olsun diye o gün avlananlara balıklar akın akın gelirdi. Toplumda pek çok kimse bu sınavı geçemedi ve cumartesi günü balıkları yakalamak sevdasıyla dinin emirlerini unuttu. Bu yasağa ÖFKELENİP isyan ettikleri ve haddi aştıkları için de lanetlendiler, maymuna (Galeda maymunları) ve domuza çevrildiler. (Yani yasağa uymadıkları veya günah işledikleri için değil İblisin isyanı gibi imanı terk edip, emre itiraz ettikleri ve öfkelendikleri için lanetlendiler.) Bu dönüşümün izafi değil gerçek olduğuna dair tüm İslam alimleri hem fikirdir ve domuz etinin haramlığı da aslen buradadır.

“… Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir…” (Maide 5/60)

“… Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk…Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik. (A’raf 7/163-166)

Domuz mundar olduğu, eşini kıskanmadığı veya pis olduğu, pislik yediği için haram değildir. Öyle olsaydı akrepler, yılanlar, timsahlar, örümcekler, sansarlar, akbabalar haram olurdu. Domuzun haramlığı lanetlenen insanların hayvana dönüştürülmesi ve domuz-maymun yapılmasındandır ve bu mecazi anlamda değildir. Bu yüzdendir ki genel olarak domuzların ve cins olarak Gelada maymunları (Etiyopya)’nın genleri ile insan genleri % 99 aynıdır ve siyonist servet babalarının yedek organları sıcak ve taze olarak domuzların karnında muhafaza edilmektedir. (Son on yılda ülkede kaçırılan ve bulunamayan çocuk sayısı … maalesef bir milyondur! Bu çocukların çoğu da yazık ki yedek parça yapılmaktadır.) Siyonizm ise bizi yıllarca ‘domuz eşini kıskanmayan hayvan olduğu için haramdır’ diye oyaladı, yetmedi domuz etini kasaplık etler arasına listeye sokturdu.

İnsanlığı para ve konfora tutsak etti, israfı körükledi, acımasız kapitalist sistemine alet etti, yayılmacı siyasetleri destekleyip savaşlar çıkardı, din savaşları yarattı, dinleri mezheplere, hiziplere böldü, milliyetçi akımları yerle bir etti, vatansever iktidarları yönetimlerden uzaklaştırdı, ulus devletlere karşı savaş açtı, tek kişilik yönetimleri destekledi, masonlara nefes aldırmayan Atatürk’ü Sabetay diye etiketleyebildi?

Televizyon, interneti cep telefonları ile beynimizi yıkadı, bizi dinledi , tarihi, kültürleri hayatı ve hakikati değiştirdi, yaratılışı değiştirip, değiştirmeyi özendirdi, estetik ameliyatlara milyar dolarlar harcanmasına sebep oldu, savaşlar, acılar, hastalıklar, terörler üretti, zalim olduğu halde mazlumu oynadı, kurşun atsınlar diye Filistinlilere silah ve para yardımı yapıp sonra silahsızlara rastgele ateş açtı, her şeyi kendisi planlar ve icra ederken geriye çekilip habersizmiş gibi davrandı, üç maymunu oynadı, öğrencilere zorla içirtilen süt tozları ile bebeleri, genetiği değiştirilmiş gıdalarla milyonları hasta etti, kanseri, kalp yetmezliğini, kısırlığı sıradanlaştırdı, suni deprem teknolojileri yarattı, ormanları yaktı, Cumhuriyetlere düşman oldu, dünya devletlerini başkanlık sistemlerine zorladı, halkı, insanları, dinleri böldü, parçaladı.

Terör üretti derken şöyle bir düşünelim; onca terör örgütü, onca ayaklanma ve isyan, onca polis karşıtı gösteri nasıl oldu da bir anda kesildi? Nasıl oldu da dünyanın en karışık bölgeleri bir anda sessizliğe büründü? Sebep sadece corona olamaz çünkü şayet davasında ciddi ve ısrarcılarsa devam etmeleri gerekirdi. Olan küreselcilerin finans desteğini çekmesi ve gruplara bekleyin emri vermesidir. Yani dünyanın neresinde olursa olsun tüm ayaklanma ve direnişler dış destekli, maksatlı ve birilerince siyasi gaye uğruna finanse edilen hareketlerdir.

Hafiyecilik ve ispiyonu özendirdi, ehliyet ve liyakati yok edip yerine sadakati getirdi, polis devletler kurdurttu, şiddeti özendirdi, meşru kıldı, finans ve sermayeleri, silah ve uzay sanayini, film endüstrisini tekeline alarak algı operasyonları yürüttü, otopsilere, adli tıplara kendi adamlarını yerleştirdi, yargıdan eğitime yönetimlere kendi elemanlarını koydu, gizlice dinledi, izledi, şantaj yaptı, gereğinde öldürdü. Başkanları, kralları, papazları, papayı bile satın alıp demeçler verdirtti, yalan ve iftira ile adaleti saptırdı, ülke kaynaklarını hortumlattı, masumları zindanlara tıktırdı, sansürün ve faşizmin en kahırlısını uygulattı, karaborsalar yarattı. Yurdumuzdan dekar dekar toprak satın aldı. Somali, Eritre, Etiyopya civarında korsan oyunları, salgınlar, ayaklanmalar yaratarak, beşeri dünyanın oralardan uzak durmasını ve bu sayede kazılarla atalarının kimler olduğunun anlaşılmamasını sağladı. Bizleri Avustralya’dan uzak tuttu, Solomon adalarına yaklaştırmadı, Kudüs’e sokmadı. Mescid-i Aksa’nın altının ne kadar oyulduğu bile bilinmiyor.

Aydın kalemleri, milliyetçi yazarları susturdu, asırlar boyu engizisyonlarda kadınları cadı diye yaktırdı, erkekleri yargılayıp aforoz veya idam etti, kutsal kitapları değiştirdi, dinle alay etti, eliyle kaleme aldığı sihir ve büyü şeytan dinlerini vahye dayalı diye lanse etti, ilham ve rüya heveslisi nice sahte peygamberler yarattı, Mesih ve mehdi yalanları uydurdu, sayısız sahte hadis ürettirdi, İslam’ı Arapçaya mahkum etti, ahiret hesabının korkusunu unutturup insanları ölümden korkar hale getirdi, zinayı, fuhuşu suç olmaktan çıkarttı, miras hukukunu değiştirdi, kısası yok saydırdı, hırsızların elinin kesilmesine mani oldu, çeteler, mafyalar yarattı, etnik ve dini kökenleri yok yere azdırdı, sokakları anarşiye teslim etti, darbeler yaptırdı, yargıçları, savcıları, valileri satın aldı, tabiatı katlettirdi, havayı kirletti, suları zehirledi, inançları törelere mahkum kıldı.

Saklı seçilmişleriyle bizleri yöneten siyonizm, bukalemun karakteriyle aramızda kendisini fark ettirmeden dolaştı. Türk göründü, Müslüman göründü. Bizler onları bizden sandık, aydınların ikazlarına kulak tıkadık ve onlar bizlerle dalga geçerken, kanımızı emdi, kaynaklarımızın üzerine oturdu, ahlaklarımızı yerle bir etti, inançlarımızla oynadı. Bizler dizi seyrederken onlar gece yarılarında kaderimizi yazdı. Vicdanlarımızı kandırıp servet yığdı, ormanlarımızı katletti, öz değerlerimizi yok etti, ayrıştırıp kutuplaştırdı. Neticede bizleri kimliksiz, inançsız, dinsiz ve vicdansız kıldı… Bizleri Türklükten çıkartıp Ortadoğu’lu yaparken, ülkeyi de Arap pazarına çevirdi.

Siyonizm, Rahman’ın kullarını tevhidden koparıp şirk dinine tabi kıldı, dinler arası diyalog ve ılımlı İslam yalanlarıyla kandırdı, tarikat mantığıyla hayatları rehin aldırdı, mezhep savaşlarıyla iman kardeşliğini yerle bir etti, şeytana asker milyonlar yarattı, sinsi, gizli, esrarengiz ayinlerle eğlendi, şeytana bu ayinlerde kurbanlar adarken eski semavi kitapları oyununa alet etti, mezhepler ve dinler türetti, sihir ve büyü ile kan kokulu sapık törenlerle kainatın efendisi dediği şeytanı dünyaya davet etti, sadakatini sundu, Kur’an ayetleriyle bildirilenleri tersine çevirip tüm insanlığa din yaptı. Sayısız tarikat ve cemaat ile bu dini tüm cihana terör adıyla tanıttı.

Atatürk ve ilkelerinden, Cumhuriyet erdeminden ve Kuvayı Milliye ruhundan uzaklaştırdı.

Biz ise uyuduk, uyanamadık, komplo dedik, uyaranları dinlemedik ve şimdi sona geldiğimiz anlarda çaresizliğe mahkum olduk. Bir viral enfeksiyonla bu sistemli şeytanlara teslim olduk. Dünya milletleri de benzer dertleri yaşadı.
28 Temmuz 1914 ile 11 Kasım 1918 arası yaşanan Birinci Dünya Savaşında 9 milyon insan hayatını kaybetti. İkinci dünya savaşında ise altı senelik sürede bu rakam 40-50 milyon oldu. 1955-1975 yılları arasında yapılan Vietnam savaşında, küresel güçlerin (SSCB-ABD) ideoloji yayabilmesi için ABD’nin savaşa dahil olduğu 1963-1973 yılları arasında 60.000 insan öldü.

1772 Londra krizi, 1929-1939 Büyük Buhran, 1973 OPEC petrol krizi, 1997 Asya krizi, 2001-2002 Arjantin ekonomik krizi, 2007-2008 ekonomik krizi, 2014 Rusya krizi dünya emeklerinin el değiştirmesine, açlık ve iflaslara yol açtı. Peki bu arada doğal afetler durdu mu? Allah’tan olan ve olmayan depremleri ayırt edebildik mi? Hayır!

Dünyada her yıl beş yüz bin deprem oluyor. Bunların ancak beşte biri hissedilebiliyor ve ancak 100 kadarı hasar veriyor. Şili 1960 (9,5), Alaska 1964 (9,2), Endonezya 2004 (9,1. 230 bin kişi öldü), Japonya 2011 (9. 16 bin kişi öldü), Rusya 1952 (8,8), Küba 1920 (7,7) dünyanın yaşadığı büyük depremlerden bazıları. Ülkemizde ise maalesef 1939 Erzincan depremi (7,9. 33 bin ölü), 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi (7,4. 18.373 ölü), 12 Kasım 1999 Düzce depremi (7,2. 894 ölü) ve Van 2011 depremi (7,2. 601 ölü) en büyük felaketler. Yanardağlar durdu mu? Hayır!

Tambora dağı, Endonezya, 1816 (92.000 ölü), Pelee, Batı Hint Adaları, 1902 (25.000 ölü, sadece iki kişi kurtuldu), Krakatoa dağı, Endonezya, 1883 (23.000 ölü, çoğu Tsunamiden), Nevado del Ruiz , Kolombia, 1985 (23.000 ölü), Unzen Dağı, Japonya, 1792 (12-15 bin ölü), Vezüv yanardağı, Pompei-İtalya, 79 (10.000 ölü), Laki volkanik sistemleri, İzlanda, 1783-1784 (9.350 ölü, çoğu açlıktan), Vezüv yanardağı, İtalya, 1631 (6.000 ölü), Kelut ağı, Endonezya, 19 Mayıs 1919 (!) (5.110 ölü)…

Chaiten yanardağı – Şili, Kilauea yanardağı – Hawaii, Mayon yanardağı – Filipinler, Etna yanardağı – İtalya, Nyiragongo yanardağı – D.Kongo Cumhuriyeti, Popocatepl yanardağı – Meksika, Saint Helens yanardağı – ABD, Sakurajima yanardağı – Japonya… etkin, canlı, yaramaz olan diğerleri…

Peki insanlık tüm bu afet, salgın, savaşlardan ders aldı mı? Ya doğal afetlere güvenlikli evlerle tedbir aldı mı? Başa gelen musibetler bu durumda kimin suçu? Siyonizm ve şeytan iş balındayken uyumakta olan insanlığın birilerini suçlamaya hakkı var mıdır?

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir