Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / SİYONİZMİN KÜRESEL PRANGALARI
imanilmihali.com
SİYONİZMİN KÜRESEL PRANGALARI

SİYONİZMİN KÜRESEL PRANGALARI

SİYONİZMİN KÜRESEL PRANGALARI

Tevhidin yaşadığı ızdırapları, İslam’ın hallerini, Müslüman gözyaşlarını umursamayan devasa kitleler için bu başlık çok bir anlam ifade etmeyecektir ama işin ciddiyet ve tehlikesinden azıcık haberdar olanlar için bu başlık tüm kirli oyunların bir açıklaması gibidir.

Bir önceki yazıda bahsedilen Stalin’in tavuğu hikayesi de bir anlamda kötü emelli din düşmanlarının maksat ve usullerini ortaya koymaktadır.

Baştan sona gizli hatta kendi üye ve üst düzey yöneticilerinden (tepedekiler dışında kalan) bile gizli ve kademeli faaliyet gösteren siyonizm isimli şirk yuva ve kümeleşmelerinin mantık, esas, usul ve gayesini ortaya koyan bu hikayenin açıklaması iyi anlaşılırsa iblisin oyunu da daha iyi anlaşılır olacaktır.

Köleleştirilmek ve mankurt haline dönüştürülmek istenen dünyanın hangi dine mensup olunursa olsun hali içler acısıdır ve 7 milyarlık dünya nasıl olup ta, 16 milyon siyoniste ve bunlara değişik seviyelerde göbekten bağlı yaklaşık 2 milyon kadar daha münafık yalakaya esirdir pek anlaşılır değildir? Matematik, fen, bilim aksini söylese de maalesef ısrarcı, tarihi çok eskiye dayanan ve acımasız bir istikrarla gizli olarak sürdürülen bu soğuk din savaşını iman cephesi maalesef kaybetmek üzeredir.

Tarihi ilk yaratılışa, Nuh tufanına, sonrasında Musa Peygambere, bu arada Mu ve Atlantise kadar dayanan, insan ve peygamberlere sayısız işkence ve acılar çektirip hatta peygamberleri öldüren, alenen Allah’a verdikleri sözü inkar edip şeytana kucak açan bu az sayıdaki insanın, iman cephelerini nasıl dize getirdiğinin öyküsü aslında tüm insanlık tarihidir. Şirk ile tevhidin savaşı, melek şeytan muharebesi veya basitçe cihad denilebilecek bu savaş yılmadan sürmekte ama insanoğlunun zaafları ile güçlenen şeytan her geçen gün bir kaleyi daha ele geçirmektedir. Maalesef sıra şimdilerde İslam’ın kalesi ülkemize gelmiştir ve ülkenin çoğunluğu siyonizm kelimesinden bile habersizdir.

Hala orucu bozan şeyler hakkında hocalara sorular soran bir İslam aleminden de aksi zaten beklenemez!

Kaderi felek diye adlandıran, fallardan umut bekleyen, nazar boncuğu ve muskalardan medet uman, uğur ve uğursuzluğu var sayan, türbelerden şefaat dilenen, ölmüşlerden rızık ve şifa bekleyen, tevhid ve şirkin tanımından habersiz siyasileştirilmiş, ılımlılaştırılmış, protestanlığa yakınlaştırılmış, özden uzaklaştırılmış, beşerileştirilmiş ve nihayet İsrailiyatın oyuncağı edilmiş 21. yüzyıl İslam’ından da daha başka bir hareket tarzı zaten beklenemez.

Daha fatiha suresinin mealinden habersiz insan yığınlarının, iblise karşı tevhidi savunması beklenemez. Kur’an’ı anlayarak bir kez okumadığı halde, değişik sure ve ayetleri binlerce kez okumuş insanlardan teşekkül iman cephesi doğal ki savaşı bırakın bir muharebe bile kazanamaz. Bu haliyle tüm dünya dinleri gibi İslamiyet’te iblisin kalemiyle oynanır hale gelecektir. Kur’an değiştirilemese bile dinin felsefesi değişecek, din bir yaşam tarzı ve gerek olmaktan çıkıp bir hobi ve zamanla da efsane veya mit haline gelecektir. Ama öte yandan beşeri, tahrif edilmiş ve iblisin askerlerince dine tamamen aykırı olarak kaleme alınmış dinsizlik dini yaşama egemen olacaktır.

Ahiret yurdunda Yüce Allah bu halden sadece iblisi değil, asıl ve daha çok İslam’ı sahiplenemeyen zalim, cahil ve nankör İslam alemini sorumlu tutacak, ayetteki gibi Peygamberimiz bile İslam alemini ‘ Kur’an’ı hayatın dışına itmekle’ suçlayacaktır. O dakika itibarıyla da şefaat ve rahmet umuduyla fani ömrünü fütursuzca tüketmiş zavallı müslümanların savunacak şeyi, tutunacak dalı kalmayacaktır. Acıdır ama hakikattir. Çünkü İblis kötüdür, kötülük yapacaktır. İman cephesinin ise görevi ve ölümcül mirası tevhidi herşeye rağmen korumak ve şeytana canı pahasına teslim olmamaktır. Oysa gidişat maalesef tam aksidir.

Gözler ve beyinler, başını film, gazete, dergi, televizyon ve internetin çektiği algı yaratıcılarla sürekli ve giderek artan hızla körleştirilmekte, gözler ahiret yurdundan dünyaya çevrilmekte, Stalin’in tavuğu örneğindeki gibi sevinç, haz, kazanım, korku ve endişeler sadece bu dünyaya endekslenmektedir. Bu da insanları ve özellikle gençleri sorgusuz ve hesapsız yaşamaya alıştırmakta, masalımsı hikayeler, yer değiştirmiş mizansenlerle saptırılmış hakikatleri içeren film ve yazılarla gelecek nesiller şimdiden prangalanmaktadır.

Uzaylı duygusuyla yaklaşan tehlikeler, sahipsizlikler ve korkular büyütülmekte, görünmeyen aleme ait benzetmelerle insanlık melekler ve cinler yerine uzaylı kimliklerine alıştırılmakta, dünyanın var olma ve yok olma şartları galaksideki tesadüfi hareketlere bağlanmakta, kader ve yazgılar aşağılanmakta, kudret ve irade sahibi Yüce Allah’ın iradesi ve hakimiyeti sorgulanmaktadır. Bu tabiki açıkça değil üstü kapalı ve ima etmek şeklinde yapılmakta ama nedense şeytan ile meleklerin rolü hep değiştirilerek servis edilmektedir.

Bir cin olan ve ateşten yaratıldığı ayetle sabit olan Şeytan tüm bu filmlerde; cennetten kovulan bir melek olarak gösterilmekte, dört büyük melek ile aynı seviye ve kudrette lanse edilmekte, şeytanlar hatta Levh-i Mahmuz’a bile temas edebilmekte, şeytan insana dost ve insanı savunmak için cezalandırılmış gösterilmekte, yerdeki yaşamın mutluluğu dine değil dinsizliğe reçete edilmekte, asıl özgürlüğün dinsizlik ve kuralsızlık olduğu teması çekinilmeden kullanılmaktadır.

Hakikatten ve Kur’an’dan habersiz halk ise, başroldeki seksi kızın ve yakışıklı oğlanın tuttuğu tarafın (şeytan tarafının) galibiyeti ile sevinmekte, acısıyla kederlenmektedir.

Gazeteleri saran boy boy açık saçık resimlerin, desteksiz haberlerin, toplu intihar ve tecavüzlerin, ateist ayinlerin, kurban adamaların temelinde hep bu saçma haber ve filmler gelmektedir. Çünkü doğruyu örten, değiştiren bu yüksek maliyetli filmlerin asıl gayesi zaten bu karmaşayı yaratmaktır. Aksiyonla süslenen filmlerde yazık ki insanların çoğu verilmek istenen şeytani maksadı anlamaktan uzak, koyun gibi şeytanların zaferine sevinir haldedir veya en azından doğruların oynanmasına şahitlik etmekte ve gelecek darbelere (Yeni dünya düzenine) altyapı olarak hazırlanmaktadır.

Son zamanlarda artan korku filmlerinin, kurt adam, uzaylı, vampir, yüzüklerin efendisi, şeytan, katil, ayin dolu filmlerin gayesi de muhakkak bir korku hissi yaratmak ve toplumda yer etmesini sağlamaktır. Böylece hem korkular ahiret yurdundan dünyaya döndürülecek ve kullar tamamen gözlerini dünyaya çevirecekelr, hem inanç bağlamındaki koruyucu ilahi kuvvetler devre dışı bırakılacak, hem gelecek zamanda şeytanlarca ortaya çıkarılacak mesih, mehdi, deccal gibi kavramlara zihnen hazırlık yaptırılacaktır.

Cep telefonları, internet kullanımı, makineleşmeler, genetik araştırmalar bir yandan şeytani planlara hizmet ederken, öte yandan bunlar ile insanlık yaratılışı bir seri üretime ve tesadüfe, gelişimi evrime bağlama gayretindedir ki tamamı dini yalan ve kurgusal hale getirme gayretidir.

Cennetlerin taklid edilmesindeki gaye de budur ki o yüzden bu denli yüksek binalar, altından ırmaklar akan siteler, yeşil bahçeler, ipek giysili ortamlar hazırlanmaktadır.

Kısaca tüm filmlerin maksadının özeti; halkı korkunun esiri hale getirmek, bir kurtarıcıya muhtaç hissettirmek, mesihi veya bir başkasını bekler halde tutarak yeni dünya düzenine hazırlamaktır.

Çoğu yerli film ve dizilerdeki ahlaksızlık, cinsellik, kumar, tecavüz, dehşet, zorbalık, korku, entrika, gıybet, iftira gibi şeytani oyunlar ise dini zedelemek, ahlakı zayıflatmak, izleyenleri dünyevi zenginlik hayalleri ile avutarak zihinlerde algı yaratmak ve öte yandan Allah korkusu ve sevgisinden uzaklaştırmak maksatlıdır. Bunun en canlı örneği de 90’lı yıllarda bir anda tüm yurdu saran ve sonra bir anda ortadan kalkan porno video kasetleri ve çevrilen seks filmleridir. Keza günümüz dizilerindeki entrika ve yalan dolu, acımasız ve adaletsiz, mafyaları popüler gösteren, cinayeti haklı kılan, adaleti kendisi arayanları yücelten temalar İslam’a ne kadar hizmet etmektedir? Kıyafetlerin açıldıkça açılan göğüs yırtmaçları, dekoltede sınır tanımayan cesaretler batılılaşma maksadı taşıyacak kadar masum mudur?

Bu düzenin ilahi düzenin tam tersine, Allah’ın değil şeytanın istediği şekilde kurgulanmış bir dünya emeli olduğu malumdur. yani dinsizlik, yasaksızlık, sınırsız cinsel haz dolu, sorgusuz bir yaşam. Ama işin acı yanı şudur ki bu yaşamın efendileri sadece en yukarıda bahsedilen 15 milyon insan olacaktır. Diğerleri, yalakalar dahil kapıdaki nöbetçiler, kemikçiler, çöpçüler ve kısaca sömürülen, çalıştırılan, köleleştirilenler olacaktır. Bu dizgi sözüm ona Hz. Süleyman (as) zamanında cinlerin mahkum edildiği duruma benzer ki Hiram usta (yani Hz. Süleyman tapınağını inşa eden usta)’nın çırakları o günlerin intikamı ile tutuşmaktadır.

Daha yaratılışta insana düşman kesilen, kıskanan, cehalet ve kibrine yenik düşüp ilahi emre karşı koyduğu için kovulan ve lanetlenen, nihayet cehenneme mahkum edilen şeytanın soyu, askerleri, nesli ve evliyaları ile yapmaya çalıştığı şey işte tam budur ve insanlığı köleleştirme bu olmazsa tümünü imha etmeye dayanan bu proje ile insanlık Allah yolundan uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.

Bu maksat açıkça söylenemeyeceği içinde bahane ‘kardeşlik, eşitlik, özgürlük, fırsat eşitliği’ gibi modern zaman kisveleri altına saklanılmakta, bu adla ve maksatla faaliyet gösteren siyon yuvaları masonik faaliyetlerine hemde alenen devam etmektedir. Dünya yönetimlerinde, para ve finans şirket üst yönetimlerinde hep bu teşkilata üye olanların bulunması bir tesadüf değil yıllar alan bir gayret ve kinin eseridir.

Avrupa ülkelerindeki masonlar ve bunların kandırdığı kralların paraları ile hemde yahudilerce mübarek sayılan günde başlayıp mübarek günde sonlanan seyahati neticesi Amerika’nın ikinci kez keşfine imza atan Colomb (ilk bulan asla o değildir) bir taraftan engizisyondan kaçan zengin yahudilere yaşama hakkı tanıyarak, bir taraftan da engelsiz bir teşkilatlanma ortamı sağlayarak bu savaşın hızlandırılmasına neden olanlardandır. Devamında yüz yıl içinde yahudilerce katledilen 90 milyondan fazla yerli vardır ve o yerlilerin ilk hallerinin anlatımları hatırlanacak olursa tamamı yalan ve hile bilmez, sade ve paylaşmaya dayalı yaşam süren, sevecen ve saygı dolu insanlardır.

Sonrasında rant kavgası gereği hristiyan yahudileri denilen püritenlerin akınıyla bir anda yahudi panayırına dönen Amerika topraklarındaki eyaletler bir süre sonra kanlı savaşlar neticesi birleşmiş ve masonların – püritenlerin egemen olduğu bir devlet teşkil etmiştir. Bu devlet başkenti Kudüs olacak yeni dünya düzeninin hazırlığı için gerekli paray bulacak, siyasal ve mali desteği hazır edecek, zamanı en iyi şekilde kullanarak dünyanın dört yanına nüfus edecektir. Doları dünya ekonomilerinin asıl faktörü kılan da, dünya bankalarını ellerinde tutanlar da, karşılıksız para basanlar da, tüm dünyanın seyahat etmek, borsa gibi ekonomik hallerinden durdukları yerde yılda trilyonlarca dolar kazanıp, bu paraları insanlığın esir edilmesi için harcayanlar da işte bu yahudi zihniyetli insanlık düşmanlarıdır.

Özetlediğimiz bu aktarımın detayını merak edenler yenid dünya düzenine ait yayınları okuyabilirler. Okuyan herkes te şunu görecektir ki tüm bu insanlık dışı gayret ve davranışların gerisinde kabala vardır ve kabala batıl bir kara büyü kitabıdır. Ama yazık ki bu kitap bugün Tevrat’ın da önüne geçmiş hatta tahrifat Kabala’dan Tevrat’a kaydırma ve eklantilerle gerçekleşmiştir. Bunu yapan ise yetmişler meclisinin başındaki üç hahamdır ve en tepedekilerin bizzat diğerlerinin ayinler vasıtaysıla şeytanla teması ve emir alışverişi şeklinde bir emir komuta bağlantısı vardır.

Masonlar, sabetayistler ve diğer gizli dernek ve kuruluşlar ise yahudi anadan doğmadıkları için hiçbir zaman bu yeni düzende ekmek yiyemeyeceğini bilen ama kapı önüne atılacak kemikleri kapmak isteyen finolardan oluşan taraftar emekçilerdir ki bunlar para ve emir hangi istikamette ise ona göre davranırlar. Diğer tüm insanlık ise onlara göre köle gibi çalışıp bu yeni düzeni devam ettirmeye çalışacak giyomlar yani kölelerdir.

varılmak istenen nokta ise çok daha vahimdir ve bizzat şeytanın, yeryüzündeki tüm canlılara ilah olarak kabulüne dayanır. Yani yerde (haşa) Allah olmayacak, sadece Şeytan ve dini olacaktır. Bu cümlenin yazılımı bile kalpleri ürpertirken iman cephesi için tehlike çok büyüktür. Çünkü bu asılsız gayenin destekçileri güçlü, zengin, erkli, inatçı, acımasız ve zalimdir. Engel tanımaz, dur durak bilmezler. İman cephesi ise hangi dine mensup olursa olsun genelde ılıman ve yumuşak başlıdır ve fakirdir. Böyle olunca da gençlik başta olmak üzere kandırılmış, oluşturlan algılara esir edilmiş insanlığın reaksiyon göstermesi de zaten beklenemez.

Anlaşılacağı üzere kavram karmaşası şuradadır. Birincisi bu hedef ve hayalin Kur’an’a uygunluğu söz konusu değildir. Allah, kendisinin ve Peygamberinin yani İslam’ın galip geleceği üzerine and içmiştir. Yani kıyametten önce mutlaka hak olan taraf kazanacaktır. İkincisi şeytanın dinlerin tamamını bir tarafa atmak istemesi ve yerine kendi firavun dinini egemen kılmaya çalışması zaten gerçeklerle çakışacağı için uzun süreli olmayacaktır. Üçüncüsü küfür üzere yürüse de devletler şirk üzere zaten yürüyemez. Dördüncüsü şu an sınırlı, halkı olan bir devlet kurulacağı şeklinde dinden bağımsız olarak reklam edilen bu beşeri gayenin aslında şeytani bir plan olduğu kendi mensuplarından bile saklanmaktadır. O insanlar hakikati öğrendiğinde durum ne olacaktır? Sonra madem maksat ulvi ve insanlık lehinedir neden gizlidir? Barış, kardeşlik, eşitlik olarak servis edilen mason amaçları şayet bununla sınırlı ise neden gizlilik ve kademelenme hat safhadadır?

Görüldüğü gibi sorulacak pek çok soru vardır. Ama en net cevap şudur ki dünyada bugüne kadar yaşanan ve yaşanacak hiçbir şey tesadüfü değildir. Ya ilahi olarak Yüce Allah tarafından emredilmiş ve icra edilmiştir ya da bu densiz mason – siyonistlerce kurgulanmış ve hayata geçirilmiştir. Buna tüm savaş, katliam, salgın, işgal ve göz yaşları dahildir.

Yüce Allah ezelden beri süregelen bu zulme kutsal kitapları ve peygamberleri ile müdahale etmiş, insanlığa doğru yolu her defasında hatırlatmış, ama insanlık her defasında sayısız nimetle şımarıp inkara ve daha fazlasını istemeye yönelmiştir.

Daha şeytanın ahdinden habersiz insanlık Allah’a fıtrata verdiği sözün ne kadar arkasında durabilir?

Filmler, yazı ve söylevler kadar etkili olan bir diğer husus ta muhakkak mali ve siyasi tasarruflar ve askeri – sivil organizeleşmelerdir. Kişi, toplum ve devletler finansal olarak baskılanmakta, yardım şartı için bazı kabuller ortaya konulmakta, devletlere boyun eğdirebilmek için devletler birliklerinin oy çokluğu yeterli kabul edilerek ülkelerin bağımsız kararları engellenmektedir. Ülke içindeki yöneticilerin teslim alınması daha doğrusu onlardan olmayanların yönetimlere gelememesi ise zaten sürpriz- aksi bir karar çıkmasına da engel olmaktadır.

Yönetim ve finansal durum bu haldeyken eğitim, spor, sanat konularının da farklı olması beklenemez ve öyledir. Masonik sembollerle bezenmiş bir sanat tüm insanlıkla dalga geçer haldedir, eğitim de gerçek tarihler değil sanal ve beşeri tarihler okutulmakta, bilim adına tesadüfi bir evrim teorisi akıllara empoze edilmekte, spor alanında sayısız entrikalarla ülkelerin milli duyguları kabartılamkta veya yerle bir edilmektedir. Tıpkı siyaset arenasında olduğu gibi bu güçler devletler arası meselelere bile kolayca müdahale edebilmekte ve savaşlar çıkarabilmektedir.

Siyasi temellerin oynar hale getirildiği bu zamanlarda en katı milliyetçiler bile bir anda sağa veya sola kayabilmekte, en ters davranışların aslan savunucusu olabilmektedir.

Din bahsinde ise hristiyanlık – İncil ve İslamiyet – Kur’an ilk hedeflerden olmaya her zaman adaydır ve öyledir. Burada oynanan oyun ise önce akılları karıştırmak, sonra güvenilirlikleri zedelemek, sonra ekleme ve çıkarmalarla tahrifat yapmak, sonra ise tümden iptal ederek yerine beşeri birşeyler veya hiçbir şey koymamak şeklindedir. Detayı sayfalar alacak bu konu o denli hassas ve acınacak haldedir ki insanlar ve özellikle gençler artık dini Kur’an’dan okuyarak değil filmlerden izleyerek, orta yaş grubu birilerinden dinleyerek tanımaya çalışmakta, namaz kılmayı iman etmeye yeterli sanmaktadır.Hacca gitmeyi günahları resetlemek olarak alaya alan bu insanlar tevhidin dostu değil düşmanıdır ve iblisin oyununa destek sağlamaktadır. Hristiyan ve Yahudi alemi zaten kandırılmış ve el yazması bir kitaba boyun eğdirilmiş haldedir. Bu böyledir çünkü hak olan bu kitapların hepsi Allah katındanken üzerlerindeki tahrifat ile bugün tartışılır haldedir ve muteberliği kalmamaıştır. Bu yüzden İslam ve Kur’an vardır ve tüm insanlık içindir. Diğer tüm inanç ve dinlerin hükmü Kur’an ile sona ermiş olduğu halde inatlaşan dünya batıla sadık kalma ısrarı neticesinde İslam’ın elini zayıflatırkn, şerrin elini güçlendirmektedir.

Teslis inancı, Üzeyir Allah’ın oğludur gibi şirk unsurlarını bile kutsal kitaplara sokmaya muktedir yahudilerin (siyonistlerin) oyunları çok daha detaylıdır. Meleklerin cinsinden, Allah’ın kızları olduğundan, (haşa) aciz ve pintiliğinden bahseden bu kaynakların birer deli saçması haline geldiği zaten malumdur. Malumdur ama bugün ülkemizde bile İslam yerine bu dinleri seçen ve tahsilli olduğu halde bu değiştirilmiş kitaplara iman eden sayısız genç vardır.

Suç sadece siyonistlerde veya iblisin askerlerinde değildir. Her zaman dendiği gibi iblis veya askerleri insanları zorlamaz. Sadece süslü gösterir ve kandırır. İman sahipleri hariç diğerleri ise kanar. O halde asıl gaye imana sarılmak ve bırakmamaktadır. Bu kurtuluş için gerekli olan ilk şeydir. Asıl suç kötülüğü gaye edilen ve bu yüzden yaratılan şeytandan çok ona kanan ve Allah’a güvenmeyen insancıklaradır.

Cennetelre sadece iman edenler yani mü’minler girecektir. Bu dünyadaki yaşam nasıl gelişirse gelişsin, cennetlere girmek için kaybedilmemesi gereken en büyük erdem imandır. Bu sayfaların yazarının sayısız kez ifade ettiği gibi ibadetin de, ahlakın da, salih amelin de altında şayet iman yoksa nafiledir.

Bugün herşeye rağmen dünya üzerinde kalan tek kale Türkiye’dir. Gerek tarihsel gerçekler, gerek kalplerdeki iman nurları, gerek yaşamış dini alimlerin ifade ve etkileri ile Anadolu insanı emperyalizmin de, siyonizmin de, kapitalizmin de, batılın da, şirkin de önünde kalan tek engeldir.

Bu yüzdendir ki imansızlar cephesinin hemde organize biçimde ülkemize yoğunlaşması bu yüzdendir. İslam aleminin buna seyirci kalması, demokrasi ve eşitliği savunun sözde gelişmiş ülkelerin zulme katkıda bulunması, diğer dinlere mensup insan ve devletlerin yapılanlara sessiz kalması aslınde hepsinin teslim alındığının veya onlardan olduğunun da ispatıdır. O halde her zaman denildiği gibi şu hatırlanmalıdır ki Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.

Stalin’in tavuğu haline gelmiş tüm dünynın ve İslam’ın kurtuluşu da bizim dirayetimize bağlıdır. Çocuklarımıza bırakacağımız yarınların da teminatı bu dirençtir. Bizler iman ve tevhid yolunda dik durabilirsek en azından süre kazandırabiliriz. Ama asıl gaye kazanmak olmalıdır.

Ye’cuc ve Me’güç, deccal, mehdi, mesih gibi bilmeiğimiz, dabbetü’l-arz gibi aklımızın ermediği meselelere şimdilik bulaşmadan tüm yaşananları Kur’an süzgecinden ve akıl eleğinden geçirip kalbe onaylatırsak zaten imana uygun davranmış oluruz. Bunun aksi tüm haller bize bu dünyada bir şeyler kazandırsa da aslında karanlık akibetimize sebep olur ve kurtuluş umudu hepten yok olur.

İblis fiilen, Kudüsü başkent yapacak devletine kuzeydee koruma sağlayacak bir yeni devletin hesaplarını yıllar önce yapmış ve onaylamıştır. Şimdi gayreti budur. Ona destek verip himaye edenler ise bahsedilen kapı önü köpekleridir. İslami terör yaptığı halde sözde cihad ettiğini söyleyen ve dinle alakası olmayan bazı terör odaklarının gayretleri de finansları da işte bu güçler tarafından ve bu planı desteklemek içindir.

İçerde ise durum daha vahimdir. Müslüman ve Türk bir ülkede yaşananların İslam’la, Türklük ve devlet olma bilinciyle sorgulanmadan tasarlanıyor olması korkunç bir olasılığı akıllara getirmektedir. Dahası bu kaleme alınanların hiçbirine devletin dini üst düzey yetkililerin temas etmemesi de ilginçtir!

Şu hiç unutulmamalıdır ki tarihin en büyük insanlarından biri olan Atatürk, ömrünün son yıllarını heves uğruna Mu kıtası ile alakalı harcamamıştır. O’nun gayesi dünyayı saran bu tehlike ve pisliklerin kaynağını bulmak, insan, cin, insan-cin karışımlarının hayat bulduğu tarih ve coğrafyalara uzanıp siyonist akımların temellerine inebilmek ve öte yandan Türklük ve insanlık bilincini, bu arada İslam’ın kıymetini çok evvelden tespit ederek akıllardaki tereddütü gidermek gayretidir. Merak edenler için kısaca vurgulanacak olursa, önce Mu kıtası ve sonraları Atlantis bir insan kıtasıyken, Lemurya İblis ve soyunun sular altında kalmış coğrfyalarıdır. Bunların karışımı ile ortaya çıkan devler tarihi ise Nuh tufanı ile sonlanan ilk kıyametin hikayesidir. Doğrusunu Allah bilir ama bizce budur ve tarihsel gerçekler de buna işaret etmektedir. Yani yere Adem (as) Peygamber ve eşiyle indirilen iblis ve soyunun Nuh tufanına kadar görünür ve bu boyutta yaşadığı malumdur. Sonraki dönemde ise farklılaştığı gerçeği hakikati değiştirmez ve savaş ilk saniyeden beri aynı hızla devam etmektedir ki ilk galibiyetini cennetlerde, ikinci galibiyetini bizzat Adem (as) ın oğlunu katil yaparak kazanan şeytan her geçen dakika güçlenmektedir.

Kimse dünya üstünde bunca kötülük niye var diyemez. Çünkü kendisi dahil tüm beşeriyet buna gayret etmektedir. Asıl sorulacak soru’ bunca kötü ve kötülüğe rağmen neden hala iyilik var’ olmalıdır. Bunun cevabı da nihayette, sınavı takiben kazanacak mutlak galibin Allah olduğunun da kanıtıdır. Kur’an haktır, İslam haktır, cennet ve cehennemler haktır, ahiret yurdu haktır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız tüm gayretler nihayetinde zavallıların senaryosudur. Gerçekleşemeyecektir. Ama sınav onların bu sinsi planlarına korkarak veya isteyerek taraf olmak veya olmamaktadır. Hz. İbrahim'(as)e, Hz. Lut  (as) Peygambere laf ve dil uzatan, çirkinlikler atfeden bu insanlar en güzel cevabı ahiret yurdunda alacaktır. Ama Yüce Rabbimizin dileği bu dünyada da kullarının şerle mücadele etmesi, kendi tarafında canını fedaya hazır olmasıdır. Sınav budur. Kötülük kazanmayacaktır ama kötüler her geçen gün artacaktır.

Zalimler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.

Rabbim kullarını tevhid dostu, iblis düşmanı eylesin.
Rabbim kalplerimize iman versin, nefislerimizi temizlesin.
Rabbim şerre hizmet eden, destekleyen, menfaat uman, fitne ve fesatla katkıda bulunan, ima eden, eda eden kim ve ne varsa topunu helak ve mağlup etsin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dişi örümceğin ağları

Dişi örümceğin ağları

Dişi örümceğin ağları Başlığımız Kur’an mealinden uzak okuyucuya ilk başta neredeyse hiçbir şey ifade etmeyecektir. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir