Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Sormaya korktuğunuz sorular
imanilmihali.com
Sormaya korktuğunuz sorular

Sormaya korktuğunuz sorular

Sormaya korktuğunuz sorular

İnsan dıştan nasıl görünürse görünsün içten zayıf, endişeli, nispeten duygusal ve vicdanlıdır. Dışa vuran yanı heybetli, zalim, belalı olan nice insan bile zaman gelir yalnızlaşır, duygusallaşır, kaderi ve yaratılışı ister istemez düşünür. Kimi zaman pişmanlıkla kimi zaman tevbeyle kendisine çeki düzen verir, vermeye gayret eder. Cehaletle, yapılmış kötülüklerin affedilmeyeceği zannıyla insan bu hali devam ettirmek yerine yeniden o pis sokaklara dalar ve kurtuluş için bahşedilen hikmeti kaybetmiş olur.

Çoğu insan korkar. Korkmamak sadece aptallara mahsustur ve akıllı insan ne kadar inançsız ve dünyevi yaşasa da kendisine zaman zaman sorar. Bir sela duyduğunda, iyilik yapan birisini gördüğünde, bir trafik kazasına şahit olduğunda, bir şehit cenazesine rast geldiğinde, bir bebeğin doğuşunu cam arkasından izlediğinde, bir yakınını kaybettiğinde sorar.

En inançsız ve günlük yaşıyor görünenler bile kendisine sorar ama başkalarına sormak, Kur’an’a müracat etmek zor ve utandırıcı geldiğinden, afsızlığını da farz ederek bu soruları içine hapseder. Oysa bu soruları kalbe doğduran ilham bir hikmet olabilir. Rüyalarda kabuslar veya tatlı hayaller şeklinde ortaya çıkan hallerin bir ilham veya meleklerin yardımı olmadığını kim bilebilir?

İnsan kendisine bilmediklerini sorar. Nispeten birşeyler bilip hissedenler, okumuşlar, dinlemişler daha az, akideden tamamen uzak olanlar ise çoğu şeyi sorar. İnançlılar başka inanmayanlar başka şeyler sorar ama sonuçta herkes gayba ait şeyleri sorar, aklından geçirir, ürperir ve korkar.

Mesela insanlar ecelin nasıl olduğunu sorar? Ölümden sonrası nasıldır? Ölmek nasıl birşeydir? Ölmekten sonrası karanlık bir boşluk mudur? Yoksa tatlı bir hayal ve yemyeşil ormanlarla süslü bir hayat mıdır? Cennet ve cehennem var mıdır? Hesap ve mizan nasıl olacaktır? Helalleşme ile kast edilen nedir? Kabirlerden nasıl kalkılacaktır? Ölümden sonra diriliş nasıl olabilir? Yapılan iyilik ve kötülükler orada nasıl hesaplanacaktır?

İnsan yine sorar; bu su, bu rüzgar, bu yağmur, bu güneş, bu yıldızlar nasıl yerinde durmakta ve görevini aksatmadan yapmaktadır? Bu depremler, bu kasırgalar nasıl gerçekleşir? Aynı buluttan hem kar hem yağmur hem dolu nasıl çıkar? Şimşek ve yıldırımlar nasıl oluşur? Toprak nasıl yağmurla canlanır? Nasıl bir tohum veya çekirdekten hacminin on bin misli dev bir ağaç çıkar? Bebek nasıl doğar, karanlıkla aydınlık nasıl yer değiştirir? Kimi insan iyi kimisi kötü nasıl olur? Kartal anneye yeni doğan yavrularını şefkatle sarmayı ve beslemeyi, uçmayı öğretmeyi bildiren nedir? Arı nasıl bal yapar? İnsan nasıl yürür ve konuşur? Eline batan diken nasıl eli çektirir? Acı ve sevinç nedir? Hem kederden hem mutluluktan nasıl gözyaşı akar gözlerden? Kalpten gelen bir teşekkür neden sıcacıktır da yapmacık bir merhaba nasıl iticidir? Evladın kokusu nasıl olur da paha biçilmez bir servet olur?

İnsan sormaya devam eder; nasıl milyonlarca tür milyarlarca canlı aç kalmadan yaşayabilir? Yedi milyar insan nasıl olur da aç kalmadan yaşayabilir? İçilebilir su olmasa hayat nasıl sürer? Bu çiçeğe rengi ve kokuyu veren kimdir? Rüzgar nasıl olurda bazen rahmet bazen azap getirir? Neden bazıalrı bebekken bazıları yüz yaşında ölür? başa gelenler nedendir? hayat mı kötüdür, yaratılış mı, insanlar mı? Bu can ve nefes bizlere neden verildi? Yeniden doğacağımız dünya sonsuz olacaksa ve bu dünya oranın tarlası ise hasat nasıl olacaktır? Şeytan kimdir, şeytanlar kimdir, şeytana köle olmak nedir? Vazgeçilmezlerim, taptıklarım, ilahlaştırdıklarım nelerdir? Bu dünyada çal patlasın vur oynasın yaşarken neleri kaçırıyorum? Birileri tevazu ile yaşarken ben neden kibirle büyükleniyorum? Aramızda bir fark var mı, olacak mı?

Sorular devam eder gider. Tüm soruların cevabnı bulabilmek elbet imkansızdır ama çoğusunun yanıtı Kur’an’da ve kalptedir. Akıl insana Allah’ı tanısın ve dini bulabilsin diye bahşedilmiştir. Yaşam zengin olmak ve günahlarda yarışmak için değil kul olmak ve ibadet etmek içindir. İyilik Allah’ın fıtrati dileği ve emridir. Kötülükse şeytanın ayartması ve kandırmasıdır. Tüm hayatı yaratan ve düzene koyan, yarattıklarını takip edip zaman zaman müdahaleler yapan sadece Yüce Allah’tır. Kader bizin asla bilemeyeceğimiz ama bizleri yaratanın bildiği gelecekteki sonumuzdur.

Şükür, dua, tevbe, iman, ibadet, ahlak, salih amel bizler için bir öğüt ve kolaylıktır. Din sevgi ve müjde ile karışık azap ve hesaptır. Yüce Allah sevilmeye ve korkulmaya en çok layık olandır. Şeytan ise en büyük düşman ve en kötü yol göstericidir.

İnsanın sorulara cevaplar bulabilmesi her zaman mümkün değilse bu Kur’an’la arasına ördüğü duvarlar nedeniyledir. Çünkü Kur’an’ı hiç okumamakla, anlamadan okumak arasında zerre fark yoktur. Ve Kur’an kendisini anlayarak okumayanlardan hesap soracak, onlara şefaat etmeyecektir. Çünkü en büyük şefaatçi Kur’andır.

Şeytan ahdinden dönecek, vaadinden caydığını ve insanları zorlamadığını söyleyerek vebalin büyüğünden sıyrılmaya çalışacaktır. Ama ona aldananlar tüm ışığı kaybedecek ve son pişmanlık fayda vermeyecektir.

İnananlar ise ahirette mutlu sona ulaşacak mü’minlerdir ki hesap günü kulun sadece kalbine ve nefsine bakılacaktır. O karanlık hazinelerde samimiyet, Allah sevgisi, iyi olma dileği, Allah korkusu, Kur’an sadakati varsa kulun inşallah sorgusu da kolay olacak, kabir hayatı da kolay geçecek ve inşallah o kul cennetlerle müjdelenecektir.

İnsanları, toplumu kandırmak kolaydır. Melekler ve şahitler bile yapılan ve söylenenlerden başkasını bilemez. Ama Allah bunların yanında kalplerden geçeni yani niyetleri de bilir ki O kula şahdamarından yakın, akıl ile beyin arasındadır. Akıldan ve kalpten geçen herşey O’na malumdur. Böyle olduğu için de O’ndan hiçbir şey gizli kalamaz.

İnsan kendisini kandıramaz. Çünkü nefsinin ona fısıldadığı şeyler hep aynıdır. Nefis eğer terbiye edilmez ise daima kötülüğü emreder ve kul kötüleşir. Nefisleri temizleyen, imanı verenise Allah’tır ve o temiz nefisleri de, imanlı kapleri de tek başına bilendir. Kalpten ve akıldan geçen tüm soruları da bilen O’dur ki dilediğine doğru yolu gösterir ve dilediğine azgınlık nasip eder.

Kalbe ve akla soruları sorduran da O’dur, kula doğru yolu hatırlatan da. Lakin düzelmek veya umursamamak kulun kendi isteğidir. tercih daima kulundur ve değişmek ve doğru yola kılavuzlanmak her zaman mümkündür.

Tevbe, Allah’ın rahmetinin devasa bir hediyesidir. Yürekten gelen, samimi olan tevbeler ile inşallah affedilmeyecek günah yoktur. Tek affedilmeyecek suç ise şirktir. lakin daha şirkin mahiyetini bile bilmeyenler için şirke aldanmak ta her zaman mümkündür.

Peygamberimizin bildiğimiz ve bilmediğimiz şirkten Allah’a sığınmak için ettiği dualar bize gösterir ki insanoğlunun egosu sayısız ilahlar üretmeye ve Allah’ın yanına eş ve ortaklar atamaya gayet müsaittir. Bu tehlikeden kurtuluşun önce Kur’an ve sonra ilim ışığında tevhid bilinci olduğu noktasından hareketle denebilir ki kalp en büyük süzgeçtir. Lakiğn onun da şartı akla ve dine uygunluk ölçüsüdür. Yoksa kalpten geçen herşey doğru demek değildir. Bu yüzden çoğu insan kullara, paraya, dünya malına ve şeytanlara ilahlık mertebesi verir. sanırlar ki rızkı ve medeti veren onlardır. Bazıları da tabiatı ilahlaştırır ve sanır ki yağmuru yağdıran odur. Bazıları nefsini ilahlaştırır ki büyüklenir ve etrafına zulmeder. Bazıları kendisini putlara tapıyor sanarken o putların ardındaki şeytanı fark edemez bile.

Bazıları da müslüman görünen kafir ve müşriklerin peşine takılır, sele kapılmış saman gibi sürüklenir gider. Münafıkları, kafirleri ayırt edemez veya bilerek onlarla arasına set çekemez haldekilerin misali rüzgarda sürüklenen bir kuru yaprak misalidir ve onlar doğru yola asla ulaşamazlar.

Takva kulun sadakat ve sevgisinin, teslimiyet ve ahdinin öteki adıdır. Koşulsuz ve acizliğini kabulle başlayan takva kulu günahlardan da temizleyen, inşallah hesabı da kolaylaştıran bir hikmet ve hidayet kaynağıdır.

Kulun şeklen aldığı hal ve tavır dinde asla muteber değildir. Kulun kalp ile desteklenmeyen hiçbir ibadetinin zerrece kıymeti yoktur. Anlamadan okunan Kur’an insana Kur’an taşıyan eşeklerin aldığı nasipten fazlasını veremez. Riya ve gösteriş te hiçbir şekilde muteber değildir. Gizli şirk olarak tanımlanan bu haller zaten afsızlığa adaydır.

Rüyalar muhtemeldir ki bir yardımdır. Adeta öldüğümüz ve sabah yeniden doğduğumuz uyku halinde neler yaşadığımızı insanlık olarak hala bilemiyoruz ama kehanet değil ama bir mucize ve ilahi yardım olarak tüm rüyaları bir ikaz ve uyarı olarak ele almak, hayra yormak ve sabah uyanılınca yanlışları terk etmek olması lazım gelendir.

İnsan sorular sorar, korkar, inancı zayıfsa cevapları aramadan hayata devam eder, inancı kuvvetliyse cevapların peşinden gider. Tüm doğru cevaplar ise doğru yol denilen sıratı mustakimdedir ve insanın bu hayattaki en büyük gayesi bu yolda ilerlemek ve sapmamak olmalıdır. Çünkü sapmak, haddi aşmak, gazaba uğramak demektir. Fatiha bize bildirir ki yaşam daha doğmadan Yüce Allah’a verdiğimiz iman ahdini yaşayarak ispat etmek sınavıdır.

Günah insana mahsustur ve Peygamberler bile günahsız değildir. Lakin biz Peygamberleri günah işleyen değil hata eden olarak tanımlarız. Kullar için ise günahsız kimse olmayacaktır ve yoktur. Bu normal olan ve korkmayı gerektirmeyendir. Korkulacak ve kaçınılacak olan ise günahtan tevbe etmemek, vebalinden korkmamak, haşa hesabı inkar etmektir ki sorumsuz yaşam ancak şeytanların dileği ve yalanıdır.

Tüm kainat ve yaşam iş ve eğlence olsun diye yaratılmamıştır. Aksine yaşamın gayesi sınavdır. Hayat denen lütuf iyi ve kötülerin seçimi, cennetlere konulacakların belirlenmesi, sonraki yaşamın nüvelerinin ortaya çıkarılmasıdır.

Hata ve günah halinde kulun sığınacağı liman sadece Allah’tır ve O kalpten gelen yakarışları mutlaka duyan ve cevap verendir. O’nun rahmeti sonsuz, azabı çetindir.

O halde doğru olan soruları sormaya devam etmek ama tercihleri düzelmekten yana kullanmaktır.

Kur’an elimizin altında, gözümüzün önünde asırlardır değişmeden durmakta ve bizlerin okumasını beklemektedir. O’nu anlayarak okumak her insana farzdır. Okumamak veya anlamadan okumak ise en başta Yüce Allah’ın hakkına tacevüzdür ki yaşam rehberi diye gönderilen ilahi buyrukları hiç okumamak cüreti en büyük cezaya muhatap olmaktır. Çünkü tüm doğru cevaplar orada yazılıdır ve tüm insanlık ahirette o Kur’an’dan hesaba çekilecektir.

Hala orucu bozan şeyleri, hacca bilmem kaçıncı kere gitmeyi, kene öldürmenin vebalini, eşinin kardeşiyle nikah düşüp düşmediğini vb. para delisi televizyon meddahlarına (!) soranlar ise Kur’an’dan fersah fersah uzak olanlardır.

Rabbim bizleri Kur’an istikametinden ayırmasın. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır Müsterih olmak; vicdanı rahat, huzurlu, esenlik ve kurtuluştan inşallah emin, güvende, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir