Anasayfa / İMAN ESASLARI / Sorularla iman
imanilmihali.com
ramazan

Sorularla iman

(Cehennem bekçileri) derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. (Bekçiler), “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır. (Mü’min 40/50)

Kısa soru ve cevaplarla imanınızı sizde test edin

1. Şirk koşmak ne demektir? Şirk koşmak mahiyeti zamanı, maksadı ne olursa olsun Yüce Allah’tan başkaca bir ilah, yaratıcı, şefaat edici, rızık verici, merhamet edici ve cezalandırıcı aramak, veya mahlukat veya kişilerden birilerini Yüce Allah’a ortak veya yardımcı görmek veya Yüce Allah’a oğullar yakıştırmaktır. Başka bir tanımla şirk; Allah’a ortak koşmak, Allah’ın zatında, sıfat ve fiillerinde, mülkünde Allah’tan başkalarını da ortak ve tesir sahibi yapmak, Allah’tan başkalarını O’na denk tutmak, pay vermek veya O’ndan başkalarına kulluk etmek demektir.

2. Küfür ne demektir? Küfür Allah’a ve ulvi kişi ve mahlukata kötü söz söylemek, İslam’a ve Kur’ana yakışmayacak söz ve davranışta bulunmak, emir ve düzenine inanmamak, Allah’ın varlığını inkar etmek, ahiret gününe, meleklere, peygamberlere, dine, kadere, ölümden sonra yeniden dirilmeye inanmamak, eziyet ve zulüm etmek, kısaca Allah’ın buyruklarını yerine getirmemenin ötesinde bunları bozmak, değiştirip saklamak, yapanlara engel olmak ve topyekun inanmamaktır. Bu halde olanlara da kafir denir.

3. Müşrik nedir? Müşrik Allah’ın varlığına inanan ancak dinine ve peygamberlerine, yeniden dirilmeye ve hesap gününe inanmayan, atalarından alışageldiği veya aklına yatan yolda bir inanç sergileyen insandır.

4. Münafık nedir? Münafık dindar görünüp de gerçekte inanmayan, insanlarla beraberken söz ve davranışları ile dine uygun davranan ancak oradan ayrıldığında alay eden, menfaat peşinde koşan, gösterişe kaçanlardır. Bu kimseler kafir ve müşrikten çok daha beter ve sinsi bir din düşmanıdır. Müslümanlara en zararlısıdır.

5. Mü’min (Mü’mine) nedir? Yüce Allah’ı yaratıcı ve tek kudret sahibi, Hz. Muhammed’i O’nun en son peygamberi, Yüce Kur’anı mukaddes Allah kelamı, İslamiyeti en son ve en mübarek din bilen, meleklere, ahirete, kadere iman eden, emredilen hükümlere uyan, emredilen yasak ve haramdan uzak duran, hata veya küçük günah durumunda derhal tövbe ve istiğfar eden, ibadetini yakışır vaziyette yapan, dünya hayatını süslü bir eğlence, mal ve evlatları sınama aracı bilen, asıl sonsuz yaşam olan ahirete canı gönülden hazırlanan, adaletli, temiz, dürüst, alçakgönüllü ve emin insandır.

6. İman nedir? Allah’a bir olarak, hiçbir ortak koşmaksızın, kendisinin bize anlattığı şekilde inanmakla beraber, O’nun tarafından bize bildirilen her şeyi birden tasdik etmek anlamı taşır. Bu altı tasdik unsuru Allah’a, peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahirete ve kadere inanmaktır.

7. İbadet nedir? Kulun gönülden isteyerek Allah’a yönelmesi, O’na boyun eğmesi, O’nun emrettiği şeyleri yapıp, yasakladığı şeylerden kaçınması demektir ki bu bize İSLAM dini olarak verilmiştir.

8. Büyük günahlar nelerdir? “Kebair” adıyla bilinen ve haramlığı kesin delillerle sabit olunmuş, işleyen hakkında şiddetli tehditler bulunan günahlardır. Helak edici bu günahlar; ortak koşmak, büyü, haksız yere cana kıymak, yetim malı ve faiz yemek, savaştan kaçmak, masum kadınlara zina yakıştırmaktır.

9. Cin nedir? Cinin ateşten yaratıldığını Kur’an ve hadislerden biliyoruz. İnsanlarla ortak yönleri hem iyiliğe hem kötülüğe yetenekli olmalarıdır. Peygamberimiz cinleri bazen görmüş, Kur’an’ın bildirdiği kadarıyla Hz. Süleyman (as) cinleri bazı işlerde çalıştırmıştır. Cinlerle gayba ulaşma gayreti ezelden beri sürer. Fakat Kur’an cinlerin gaybı bilmediğini haber verir. Sema yolu cinlere kapalıdır. Meleklerden haber alamazlar.

Bazen meleklerden kulak hırsızlığı yapıp duyduğuna yüz yalan katan şeytanların bunu kâhin dostlarına aktardıkları da hadislerde geçer. Cinleri teşvik eden de, onların elinde oyuncak olan da insandır. Bu tuzak cinlerin elinde falcılık, büyücülük, kâhinlik, arraflık, medyumluk, astroloji, ruh çağırma gibi oyunlara ve insanların buna rağbet etmesine yol açmıştır.

Kâhinlikten kazanılan para fuhuşla bir tutulmuş, bu kimselere gidenlerin kırk gün namazının kabul edilmeyeceği ve kahinin dediğini tasdik edenin İslam’ı inkar etmiş sayılacağı hadislerde yer almaktadır. Cinler arasında dost ta düşman da vardır. Cinlerin Müslüman olanlarıyla imanımız ebedi kardeşlik tesis eder. Kafir cinler ise mümin imanının zorlu düşmanıdır.

10. Şeytan nedir? Şeytanlar; Meleklerin zıddına kötülük üreten yaratıklardır. Cinlerdendir. İyilik ve kötülük iradeli cinlerden ayrı düşünülürler. Ataları iblis, Hz. Adem’e secde etmediği için Allah’ın rahmetinden kovulmuş, insana düşman olmuştur. Şeytanın özelliği hem azgın oluşunda, hem de başkalarını azdırma hevesinde oluşundadır. Azan ve azdıran insanlarda ayetlerde “şeytan” diye anılmaktadır.

İnsan şeytanlarının bazıları cin şeytanlarına ilham verebilmektedir. Şeytan tüm gücüyle insanı yoldan çıkarmaya çalışır. Ama Kur’an şeytanın hilesini pek zayıf diye niteler. İman edip Allah’a tevekkül edenler üzerinde onun gücü olmadığını ifade eder. Öte yandan müminleri tuzağa düşmeme konusunda uyarır. Hile zayıf olsa da şeytana fırsat verilmiş ve insanlar onun vasıtasıyla imtihana tabi tutulmuştur.

Bu sayede bir kısım insan yoldan çıkarken, bir başkası da içindeki güzellikleri meydana çıkarır. Şeytan bu ulvi hizmete, hizmet eder. Gerçekten insan şeytandan şeytan, melekten melek olabilecek bir yaratılıştadır. Hangisini seçeceği kendisine bağlıdır. Fazilet cevherinin ortaya çıkması için kötülükle karşılaşıp, savaşıp, onu yenmek gerekir. Cin ve insan şeytanları olmasaydı mübarek şahsiyetler yetişemezdi. Sırf iyilik veya kötülük olsaydı insanın yaratılışının da anlamı olmazdı.

Şeytana karşı mümin elinde doğruluğu gösteren (pusula) Kuran ve hadislerdir. Allah sığınılacak yer kendi rahmetini göstermiş, sığınanlara şeytanın zarar veremeyeceğini buyurmuştur. Melek veya şeytan kimin izini takip edip kimin sesini dinleyeceğimiz bize bağlıdır. İsteyen melekleri duacı yapar, isteyen şeytanın oyuncağı olur, akıbeti de onun gibi olur. Dostu iyi seçmek gerekir.

11. Ezeliyet nedir? Ezeliyet; Allah’a mahsus bir sıfattır. “Başlangıcı olmamak” demektir. Zamanın başı değil, dışında olmak demektir. Allah zaman ve mekândan münezzehtir. Her zaman her yerdedir. Geçmişi, geleceği birden görür. Allah kullarının işlediklerini de işleyeceklerini de bilir.

12. İCMALİ İMAN nedir? İman edilecek şeylere kısaca ve toptan iman etmek demektir. Şahâdet kelimesini veya tevhit kelimesini dili ile söyleyip kalbi ile tasdik eden kimse icmali iman etmiş olur. Tevhît kelimesi; Allah’tan başka hiçbir tanrı yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir anlamındaki “lâ ilâhe illallah Muhammedü’r-Rasûlüllah” cümlesidir. Şahâdet kelimesi ise; Ben Allah’tan başka hiçbir tanrı olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna inanır ve tasdik ederim anlamındaki “eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlühû” cümlesidir.

İslâm’ın ilk temel direği ve imanın ilk derecesi bu imandır. Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini, Hz. Muhammed’in O’nun elçisi olduğunu kabul eden kimse diğer iman esaslarını, Allah ve peygamberin bildirdiklerini de kabul eder. Çünkü diğer iman esaslarını bize bildiren Allah ve peygamberdir. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in Peygamberliğini tasdik eden kimse onun getirdiği hükümleri de kabul eder.

13. TAFSİLİ İMAN nedir? İman edilecek esasların her birine ayrı ayrı, açık ve geniş bir şekilde iman etmeye tafsîlî iman denir. Bu imanın üç mertebesi vardır: Birinci mertebe; Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed’in peygamberliğine ve âhiret gününe iman etmektir. İkinci mertebe; Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehennemin, sevap ve azabın hak olduğuna, kaza ve kadere iman etmektir. Üçüncü mertebe; Hz. Muhammed (a.s.)’in Allah’tan alıp getirdiği ve bize kadar tevatür yolu ile ulaşan bütün haberleri, bütün âyetleri, âyetlerde açıkça bildirilen hükümleri, mütevâtir hadislerle sabit olan hususları Allah ve peygamberin bildirdiği şekilde doğrulamaktır. Mesela namaz, oruç, zekat, hac, Allah’ı zikir ve O’na tevekkül etmenin farz; içki, kumar, zina, faiz, hırsızlık, zulüm, cana kıyma, yalan ve iftiranın haram olduğuna iman etmek bu mertebeye girer. (İ.K.)

14. TAKLİDİ VE TAHKİKİ İMAN nedir? Taklidi iman; Araştırmadan kendisine telkin edilen veya çevre ve büyüklerinden gördüğü imanı benimsemektir. Tahkiki iman ise araştıran ve muhakeme eden kimsenin sapasağlam delillere dayanan imanıdır.

15. AHDE VEFA nedir? Ahde vefa, sözünde durmak, yaptığı anlaşmaya sadık kalmaktır. Kur’an-ı Kerim’de müminlerin sıfatları arasında ahde vefa zikredilmiş, (Mü’minun, 23/8; Meâric, 70/32) inkârcılar arasında bile “el-emîn” sıfatıyla anılan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in vefa ve sadakatle dolu hayatı da bu konuda bize örnek gösterilmiştir. Ahde vefa dendiği zaman öncelikle Yüce Allah’a verdiğimiz söz akla gelmelidir. Yüce Rabbimizin ahdine vefa göstermedikçe insanlara olan ahdimize vefadan bahsedemeyiz. Çünkü insanlara karşı vefalı olmamızı bize emreden Yüce Allah’tır. (Mâide, 5/1) Buna bağlı olarak, toplumumuza ve çevremize karşı olan sorumluluklarımız, Allah’a imanımız ve O’na karşı sorumluluklarımızdan bağımsız değildir. Bu nedenle ahde vefa îmanın bir gereğidir.

16. TECESSÜS NEDİR? İnsanların dokunulmaz hak ve özgürlüklerinden biri de gizli yönlerinin araştırılmamasıdır. Dinimiz, insan onuruna yaraşır bir şekilde davranmayı emretmiş, onun şeref ve haysiyetine saldırılmasına asla izin vermemiştir. Casusluk kelimesi ile aynı kökten gelen ve başkalarının gizli ve özel hallerini, ayıp ve kusurlarını araştırmak anlamına gelen tecessüs, dinimizin yasakladığı bir davranıştır. Çünkü dinimizde başkalarının ayıp ve kusurlarını ortaya çıkarmak değil; örtmek esastır. Bir ayette müminlere hitaben “…Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın!…” (Hucurât, 49/12) buyrulmuş; Sevgili Peygamberimiz de tecessüsü yasaklayarak, İslam kardeşliğine zarar verecek her türlü davranıştan uzak durulmasını istemiştir (Buhârî, “Nikâh”, 46).

17.ALLAH’A GÜVENMEK (TEVEKKÜL) nedir? Tevekkül, dini bir tabir olarak insanın Allah’a güvenmesi ve O’na bağlanmasıdır. Kalple ilgili bir amel olan tevekkül, Allah’ın; çalışanın emeklerini boşa çıkarmayacağına, vaadini yerine getireceğine, mutlak adil olduğuna, bütün olup biteni sonsuz ilim ve hikmetiyle çekip çevireceğine inanmak, kişinin kendisine düşen vazifeyi yaptıktan sonra neticeyi Allah’tan beklemesi demektir. Peygamberimiz “Deveyi bağlayayım mı, yoksa salıverip de mi Allah’a tevekkül edeyim?” diye sorana “Deveyi bağla da öyle tevekkül et.” buyurmuştur. (Tirmizi, “Kıyame”, 60) Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy da bu konuyu şöyle özetler: “Allah’a dayan, sâye sarıl, hikmete râm ol Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”

18. TEVHİD İNANCI nedir? Tevhid; Hak dinin özünü ve temelini ifade eden kavram, tevhid Yüce Allah’ın “Bir”liğidir. Bu, Yüce Allah’ı tek İlah olarak kabul etmek ve O’ndan başka hiçbir varlığa kulluk etmemek anlamına gelir. Ancak bazı insanlar Allah’a inandıklarını söyleseler de kendilerine başka ilahlar edinerek şirk koşarlar. Bu insanları yanılgıya düşüren neden ise tevhid inancını doğru kavramamalarıdır. Dolayısıyla Allah Teala’nın tek İlah olduğuna iman etmek çok önemlidir. Çünkü Yüce Rabbimiz, Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Sizin ilahınız bir tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. O Rahmân’dır, Rahîm’dir (bağışlayan ve esirgeyendir).” (Bakara, 2/163)

19. TEFEKKÜR nedir? İnsanı diğer canlılardan ayıran ve üstün kılan özelliklerinin başında tefekkür edebilmesi, varlıklar ve hadiseler karşısında aklını kullanması gelir. Hakikate ve hikmete ulaşmanın en önemli yolu olarak tefekkür, Kur’an-ı Kerim’de en çok vurgulanan konulardandır. (Âli İmrân, 3/190, 191) İnsanlık tarihi boyunca ortaya konmuş bütün anlamlı birikimin kaynağında düşünme, sorgulama ve tefekkür vardır. “Allah kime hayır dilerse onu dinde derin ve ince bir anlayış sahibi kılar.” buyuran (Buhari, “İlim”, 13) Allah Resulü’nün (s.a.s.), ilahî vahye mazhar olduğunda Hira Mağarasında tefekkür halinde olması ne kadar da anlamlıdır. (Buhari, “Ta’bîr”, 1)

20. GÜNAHLARDAN SAKINMAK (TAKVA) nedir? Din ıstılahında ittika ve takva: İman edip emir ve yasaklarına uyarak, Allah’a karşı gelmekten sakınmak; insana zarar verecek, ilahî azaba sebep olabilecek inanç, söz, fiil ve davranışlardan, günahlardan uzak durmak anlamına gelir. Takva sahibine “muttaki” denir. Takvanın üç mertebesi vardır: 1) Şirk, küfür ve nifaktan korunarak imana sarılmak. (Fetih, 48/26) Kelime-i Tevhid kelime-i takvadır. (Tirmizî, “Tefsir”, 48) 2) Büyük ve küçük günahlarda ısrar etmekten kendini alıkoymak, farzları yerine getirmek. (Araf, 7/96) 3) Kalbi, Hak’tan meşgul edecek her şeyden temizleyip Allah’a yönelmektir. (Âl-i İmran, 3/102)

21.SILA-İ RAHİM nedir? Akrabalık ilişkileri anlamına gelen “sıla-i rahim” konusunda insanoğlu bir çok ayette uyarılmaktadır: “… Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının…” (Nisâ, 4/1), “Allah, adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder…” (Nahl, 16/90) Yine Peygamberimiz de “Akrabalık bağını koparan (cezasını çekmeden) cennete giremez” (Buhârî, “Edeb”, 11; Müslim, “Birr”, 18-19), “Faziletli işlerin en üstünü senden ziyareti kesen akrabanı ziyaret ederek ilişkiyi sürdürmendir” (Ahmed, III, 438) buyurmaktadır. Akrabayı ziyaret etmek, onların ihtiyaçlarını öncelikli olarak gidermek, onlarla dargın durmamak olarak özetleyebileceğimiz sıla-i rahimi sürdürmek farz, kesmek haramdır.

22. KADER VE KAZA ne demektir? Kader; sözlükte ölçü, miktar, bir şeyi belirli bir ölçüyle yapmak ve belirlemek anlamlarındadır. Allah’ın, ezelden ebede olacak şeylerin zamanını, yerini, özelliklerini, niteliklerini ve nasıl olacaklarını ezelî ilmiyle önceden bilip takdir etmesidir. Kaza; hüküm, emir, işi bitirme ve yaratma anlamlarındadır. Cenab-ı Hakk’ın ezelî ilmiyle takdir buyurduğu şeylerin sırası geldiğinde, onları, o takdire uygun biçimde meydana getirmesini irade edip yaratması demektir. Kaza ve kader, Allah’ın âlemde koyduğu plân ve programıdır. Kader, İslâm dininde iman edilmesi farz olan esaslardandır. Farz oluşu kitap ve sünnet ile sabittir. Kaza ve kadere iman, Allah’a iman etmenin bir gereğidir.

23. KUL HAKKI ne demektir? İnsan, toplum içinde yaşayan bir varlıktır. Toplu halde yaşayan insanlar arasında huzur ve mutluluğun sağlanabilmesi için bireylerin hak ve yükümlülüklerini bilmesi, diğer bireylerin de haklarına saygı göstermesi gerekir. Nitekim yüce Rabbimiz: “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” buyurmak suretiyle kul hakkını ihlal etmeyi yasaklamıştır. (Şu’ara, 26/227) Kul hakkı, başkasının bedenine, malına, kalp ve ruhuna verilen zararlardır. Peygamberimiz (s.a.s.): “Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.” (Buhari, “Rikak”, 48) buyurmuştur.

24. SALİH AMEL nedir? “Salih” kelimesi, güzel, doğru, hayırlı anlamlarına gelir. “Amel” kelimesinin ise Türkçe’deki en yakın karşılığı “iş”tir. Dolayısıyla salih amel, iyi ve hayırlı iş anlamına gelir ki, bu da Kuran’da Allah (c.c.)’ın rızasına ve indirdiği ahlaka uygun her türlü fiil ve hareketi ifade eder. İnsanı doğru yola ulaştıracak ve ona ahirette büyük nimetler kazandıracak olan şey, iman etmesinin yanında, o imana uygun salih ameller işlemesidir. Çünkü salih amel, kişinin, yalnızca Allah (c.c.) rızasını gözettiğinin, samimi iman ettiğinin bir göstergesidir. Allah (c.c.), Kur”an’da şöyle buyurur: “İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri imtihan ettik; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.” (Ankebut, 2-3)

25. FISK, FASIK nedir? “Fısk”, asıl lügatte “huruc” (çıkmak) anlamındadır. Nitekim delikten çıkan farelere “fasıklar” denir. Din dilinde, “büyük günah işlemek suretiyle Allah’a uymaktan dışarı çıkma” mânâsınadır ki, küçük günahlarda ısrar etmek de bu cümledendir. Ve şer’î bakımdan fıskın üç derecesi vardır: Birincisi günahı çirkin saymakla beraber, ara sıra günah işlemek. İkincisi üzerine düşerek devamlı yapmak. Üçüncüsü çirkinliği inkâr ederek yapmaktır. Bu üçüncü tabaka küfür derecesidir. Fasık bu duruma gelmedikçe Ehl-i sünnet mezhebinde mümin adı kendisinden alınmaz. Şu halde fasık vasfı içinde kâfirler bulunabileceği gibi, imanını kaybetmemiş olanlar da bulunabilir.(EHY)

26. İTİKAT nedir? Sözlükte “inanmak, doğruluğuna kalben kararlı olmak, gönülden tasdik ederek inanmak ve zihnin kesin olarak hüküm verdiği şey” anlamına gelir. Kelâm ilminin ortaya çıkmasından sonra îmân konularıyla ilgili olarak itikad kavramı daha fazla kullanılmıştır. Nitekim İslâm dininin ihtiva ettiği konularla ilgili genel sınıflandırma yapılırken, itikad, ibadet, ahlâk ve muamelat olarak açıklanmıştır. Buna göre itikad; îmân esasları ve buna ilişkin tasdik, inkâr, küfür vs. hususların detaylı bir biçimde tartışılmasını sağlayan hüküm ve prensiplerdir.

27. MAKAM-I MAHMUD nedir? Makam-ı Mahmud (en yüksek şefaat makamı). Gerçekten Makam-ı Mahmud (en yüksek şefaat makamı) bilhassa peygamberlerin sonuncusu olan Efendimiz’e va’d olunan ve onu hamd etme makamından hamd edilen (övülen) makamına yücelten yüksek bir makamdır ki, büyük şefaat makamıdır. Bu makamda “livâü’l-hamd” (sancağı) onun sağ eline teslim olunmuştur. Ahirette Makam-ı Mahmud’un bol şefaati iledir ki, Livâü’l-hamd altında toplanacak olan ümmet, Allah’a hamd etmelerinden paylarını alacak ve cennet ehlinin dualarının sonu da ” Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.” olacaktır. “Dualarının sonuncusu da alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.” sözüdür. (Yûnus, 10/10).(EHY)

28. TEVEKKÜL nedir? Sözlükte “dayanmak, güvenmek, vekil tutmak” anlamlarına gelen tevekkül, din dilinde; her hususta Allah’a güvenmek, dayanmak, teslim olmak işlerini Allah’a havale etmek demektir. Tevekkül kavramı Kur’ân’da türevleriyle birlikte 69 defa geçmiştir. Israrla Allah’a tevekkül edilmesi emredilmiş (Mâide, 5/11; Tevbe, 9/51), “?Allah’a tevekkül edene Allah yeter?” (Talak, 65/3) denilmiş, peygamberlerin (Tevbe, 9/129; Hûd, 11/56) ve gerçek müminlerin Allah’a tevekkül ettikleri (Enfâl, 8/2-3) bildirilmiştir. Allah’a tevekkül; Allah’ın yardımına, çalışanın emeklerini boşa çıkarmayacağına, sevabını, ücretini tam vereceğine, duaları kabul edeceğine, âdil olduğuna ve haksızlık etmeyeceğine inanmak ve güvenmektir. Tevekkül, çalışmadan, sebeplere sarılmadan işi Allah’a havale etmek değildir.

İnsan her ne iş yapıyorsa yapsın, o işini kurallarına uygun olarak yapacak, çalışacak, sabredecek, Allah’tan başarısı için yardım isteyecek ve Allah’ın kendisini muvaffak kılacağına itimat edecektir. Bu husus, Ankebût sûresinin 58-59. âyetlerinde açıkça ifade edilmiştir. “Çalışanların ücreti ne güzeldir. Onlar ki sabrederler ve Rablerine tevekkül ederler.” Buna göre, çalışma, sabır ve tevekkül birlikte olacaktır. Çalışmadan işleri Allah’a havale etmek doğru olmadığı gibi Allah’ı devre dışı bırakmak da doğru değildir. Allah’ın izni ve yardımı olmadan başarılı olmak mümkün değildir. Bir çiftçiyi düşünelim.

Toprağı sürecek, işleyecek, zamanında ve kurallarına uygun olarak tohumu ekecek, gerektiğinde sulayacak, gübreleyecek, koruyacak, kendine düşeni yaptıktan sonra gerisini Allah’a havale edecek, iyi ürün vermesini Allah’tan bekleyecek, Allah’ın emeğini zayi etmeyeceğine inanacaktır. Bunları yapmadan Allah’a tevekkül etmek, tevekkül değil miskinliktir. “Ben gereken her şeyi yaptım, iyi ürün alırım, Allah ne yapacak”, demek de Allah’ı tanımamaktır. Allah yağmur vermeyiverse, ne olacak? Bir âfetle mahsulü yok ediverse, kim engel olacak? Tevekkül edene mütevekkil denir.(DİB)

29. TEVHİD nedir? Sözlükte “bir şeyin tek olduğuna hükmetmek ve onun böyle olduğunu bilmek” anlamına gelen tevhîd, ıstılahta, Allah’ın zatını bütün tasavvurlardan, zihinlerdeki hayal ve evhamdan tecrid etmek (soyutlamak)tir. Tevhid üç şekilde olur; Yüce Allah’ın ulûhiyetini tanımak, birliğini tasdik etmek ve O’na hiç bir eş ve ortak kabul etmemektir. Bütün peygamberlerin ilk daveti tevhiddir. Çünkü o, Hak yoluna girmenin başlangıcı ve Allah’a inanmanın ilk basamağıdır.

Cenab-ı Hak gönderdiği her peygambere ilk hareket tarzının ümmetini tevhide davet olduğunu bildirmiştir: “Senden önce hiç bir Rasûl göndermedik ki ona: “Benden başka ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin.” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiyâ, 21/25). Allah’ın vahdaniyetini konu eden bilin dalına, ilm-i tevhid denir. Bu ilim başlangıçta daha çok Allah’ın birliğinden ve sıfatlarından bahsediyordu. Daha sonra nübüvvet ve ahiret konularını kapsamına almış olsa bile aynı ismi yine korumuştur. Çünkü tevhid ve sıfat daima akâid ilminin en önemli noktalarını teşkil etmiştir. İslâm tefekkür tarihinde “ilm-i tevhid”, “ilm-i kelâm” yerine de kullanılmıştır.

Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir. (Mü’min 40/60)

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslamofobi kimin suçu

İslamofobi kimin suçu

İslamofobi kimin suçu İslamofobi ya da İslamiyet korkusu denen illet, siyonizmin yakın zaman önce doğu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir