Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Suskun yürekler İslama açılmaz
imanilmihali.com
Suskun yürekler İslama açılmaz

Suskun yürekler İslama açılmaz

Suskun yürekler İslama açılmaz

İman; sadece Allah’a inanmak ve güvenmek, Kur’an ile bildirilene, Hz. Peygamber ile vahyedilene sonsuz sadakat ve sevgiyle bağlı olmaktır. Ama iman aynı zamanda zulme karşı haykırmak, imanın bekasını hedef alan şeytani akıllarla mücadele yani cihat etmektir.

Amel imandan parça değildir ve bunun tek istisnası zulme karşı savaşmaktır ki Kur’an’ın tek düşmanı zulümdür ve dahi şirk bir zulüm olduğu için afsızlığa mahkumdur.

Yüreklerde İslam aşkı yansa da bunu dille hayata duyurmak gereği açıktır ve yine açıktır ki gönüllerdeki iman tahtalarında sadece Allah yazmalıdır.

Kur’an’a, İslam’a, Hz. Peygambere yalan söyletenler, dincilik edenler, münafıklıkla müminleri zehirleyenler, şeytanlara tabi olarak tuzaklar kurup fitneler üretenler İslam camiası içinde yaşadığı sürece, İslam’ın hak ettiği arı ve duru hale gelmesi de zordur.

Ekranlar, sokaklar, meydanlar dincilikle dindarları kahredenlerle doluyken, paraya, kişilere, makamlara ilah diye tapanlar her türlü hile ve alçaklığı fütursuzca işlerken, kandırır ve aldatırken, şeytan kahkahalarla gülerken iman sahiplerine uykular haramdır.

İman, elle, dille hiç olmazsa kalp ile isyan ve feryat ister. Kimseye taşıyamayacağı yüklemeyen Allah, imanın savunmasında da aynı şartı koyar ve kullarını iman lehine, imansızlık aleyhine isyana çağırır.

Allah, kötü sözün açıklanmasını, söylenmesini istemeyendir. Bunun da tek istisnası zulme uğrayanın feryadıdır ki hepimizin öz evladı İslam’a bu kadar ağır saldırılar varken, feryat etmeyişimiz ağır veballere gebedir.

Dıştan veya içten olsun terör adına, müşriklik veya münafıklık adına, küfür ve isyan adına, dincilik veya şeytanlık adına, dinin anlaşılmasına, hayata geçiirilmesine, birey ve toplumlara egemen olmasına engel olan ne varsa hepsi aynı cephedir, ortak düşmandır, haindir.

Yaşam bir sınavdan ibarettir ve kısadır. İyilik ve güzellik elbet kazanacak ve Allah’In nuru elbet tamamlanacaktır. Lakin sınavda herkesin üzerine düşeni yapıp yapmadığı puanlamaya esas olandır. Orada mazeret olmayacak, savunma hakkı verilmeyecektir.

Orada gerçek niyetler, amellerin gayesi, susuşlar ve ezmeler, yenen haklar ve adaletsizlikler, riya ve gösterişler alenen ve hak olarak ortaya konacak, zerrece haksızlık yapılmayacaktır. O günde İslam’ı ve imanı korumak için kullara verilen görevler de sorgulanacak ve kusuru olanların akibeti kararacaktır.

Dış düşmanlara akarşı hazır ve güvende olmak, iç düşmanlara karşı akıllı ve uyanık olmak mecburiyeti vardır. Bu sayede ayakta kalınabilecektir ve tüm bunlar Kur’an şemsiyesinde, iman zırhı ile mümkündür.

İmanı dilediğine veren ve bilen sadece Allah’tır ve O, kula istediğini nasip edendir. Kul hidayet isterse hidayete, azgınlık ve servet isterse dünyalıklara elbet kavuşacaktır. Lakin bu hayat fanidir, doğarken okunan ve cenazede okunan iki sela arası kadar kısacık ömürler, sadece hidayet isteyenlere mutlu son hazırlayacaktır.

Allah rızası her şeyin üzerindedir ve Allah katındaki tek din olan İslamın gereklerini yapmak kadar onu hayatta ve temiz tutabilmek de Allah emridir. Din değişmez, din kirlenmez ama zalim insan diyanet ve şeriatle (yorumlarla) oynamaya pek düşkündür.

Kafir ve müşrikler tek bir cephedir ki dıştan gelen azap rüzgarları ile içten gelen acı yürek patlamaları eğer tedbir alınmaz ise mü’minlerin canını yakmaya daha uzun süre devam edecektir.

Kafaların ve kalplerin bir türlü Kur’an’a dönüp teslim olamadığı bir dünyada huzur ve asayişin tam olarak sağlanması zordur. Zaten bunu Yüce Allah’ta dilememektedir ki kullarını ümmetler halinde yaratmıştır. Bu nedenle İslam’ı araplaştırmak isteği evvela bu emre yani Allah’a isyandır.

Kur’an’ı hayatın dışına itmek, ahirette Peygamberimizin ümmetinden tek şikayetidir.

İman etmeden kimse cennetlere giremeyecektir ve şirk yani Allah’a ortak koşmak üzere ölmek afsızlığa mahkumdur.

Akibet muttakilerindir ve takva sadece Allah katında bir üstünlük derecesidir.

Cennet simsarlığına soyunan, münafıklıkla kalpleri kirletip akılları şaşırtan, dini amelden ziyade emellerine silah yapan, dini araç değil amaç eden zalimler hayatımıza musallat oldukça kurtuluşumuz da saadetimiz de imkansızdır.

Herkes evvela kendisini kurtaracaktır ki ancak o zaman toplum refaha erebilir ve cennetlere aday olabilir. Bireysel ahlak ve akaid gerçekleşmeden toplumsal ahlak ve refah bu yüzden mümkün değildir.

Cihad, Allah yolunda verilen Kur’ani ve her türlü mücadeledir. Yani hak ve adil olan her Allah’a yöneliş ve her şeytana karşı çıkış, ister kılıçla ister kalemle olsun cihaddır. Muhakkak canı ortaya koyma ile fikirsel mücadele bir olmayacaktır lakin Hz. İbrahim ve karınca kıssasında olduğu gibi önemli olan hiç olmazsa tutulan tarafın (Allah dostları safı) belli edilmesidir.

Firavunlar oldukça Musa’lar, Nemrutlar oldukça İbrahim’ler eksik olmayacaktır. Lakin bu vefayı, emeği, sadece Allah’a teslimiyeti ve Allah yolunda ölmeyi göze almayı gerektirir. Sıradan müslümanlar içinse birer Musa ve İbrahim olmak elbette zordur ama bu dahi taraf tutmaya, ses yükseltmeye, ateşe su taşımaya (!) mani değildir.

Firavunun karısı Asena’ya cennetlerde köşk sunan Yüce Allah, imanı ve zulme direnmeyi en yüksek tondan ödüllendirecek olandır ki helak edilen hiçbir kavim namaz kılmadı diye helak olmamış ama imandan uzaklaşıp şirke battıkları için yok edilmişlerdir.

Bu Allah’a çok kolaydır ve yeni bir ümmet ve nesil getirerek sınavın devamı her zaman mümkündür. Lakin mesele sınav salonundan çıkarılmadan olabildiğince çok soruyu cevaplamak ve sınav bitti zilinden önce geçer not alabilmektir.

Fanilik, Allah dışındaki herşeyin ilk sıfatıdır ki buna en azametli peygamber ve melekler dahildir. Hayat kısadır ki ahirette insanlar birbirine sorarken melekler “topu topu on gün kaldınız” diye buyuracaktır. Tüm insanlığın ömrü bu kadar kısayken aldatmacalara kanıp harama dalmanın, şeytanlara uyup Allah’ı öfkelendirmenin, dünyaya dalıp ahireti unutmanın manası var mıdır?

Kur’an’da Allah’ın öfkesi bir tek yerde geçer ve zulme, can korkusuyla sessiz kalanlar için sarf edilir. Yani yürekler fani endişelerle susarsa, canlar bedende kalsa da, akibetler kapkaradır.

Allah, yeryüzünde bozgunculuk edenleri, hile ve tuzak kuranları, fitne ve fesat üretenleri lanetlerken bunlara yardımcı olanlar da, ortam hazırlayanlar da aynı akibete mahkumdur ki şeytana uyanların şeytanla aynı akibete uğrayacağını buyuran Allah’tır.

O halde iyilik ve güzellik için çalışmak, hayata mutedil ve yumuşak davranmak, sevgi ve merhameti yüceltmek, muhabbet ve huşuyu ilke edinmek, tevazu ile yardımlaşmak yerine hırs ve kibirlere dalmanın, acı ve ıstırap üretmenin manası var mıdır? Bu fani hayatın sahte korkularına dalıp ahiret hesabının azametini unutmanın akla uygun izahı var mıdır?

Şeytanlar, Allah ile aldatanlardır ki nasılsa birileri kurtarır veya Allah nasılsa affeder diye kandırır. İlahlık iddiasında olmaz ama kendisini ilahlaştıranları da ikaz etmez. Hatta çoğu zaman ilahlaştığının farkında dahi değildir. Gözüyle gördüğü halde insanın yaratılışı esnasında Allah’a isyan eden şeytanın hali cehalet ve hikmetsizliktir, kibirdir, büyüklenmedir. Devamında cennetlerdeki insanı yine yasak meyve ile aldatan da şeytandır ve yeryüzü sınavına sebeptir. Elbette bu Allah’ın bilgisi dahilinde ve insanlara sınav olsun diyedir LAKİN ŞEYTANLAR UNUTMAMALIDIR Kİ BU SINAV SADECE İNSANLAR İÇİN DEĞİL AYNI ZAMANDA ŞEYTANLAR VE ONA UYAN CİNLERİN DE SINAVIDIR.

O halde fani dünyada heves ve şehvetler için, hırs ve kibir uğruna, cahil ve nankör yaşamak yerine şan ve şerefin tamamını içinde barındıran KUR’AN’a teslim olmak olması gerekendir.

Bu sayede iman ve din tanınacak, doğru yol bulunacak, kalpler imanla koruma altına inşallah alınacaktır. Kanma ve aldanmalara karşı kitlenen kapılar cennetlere açılacak ve dünya bir saadet yuvası haline gelecektir.

Şeytan şeytanlığını, mü’min mü’minliğini yapacaktır.

Doğru ve düzgün olan Sırat-ı Mustakim üzerinde olmak ve düşmemektir. Bu ahirette bir köprü değil, bu dünyada ucu sadece Allah’a çıkan bir iman, ibadet, salih amel ve ahlak yoludur. Hayatın meselesi bu yolda ölmeye can atmak, salih kullar ve Allah dostları safından ayrılmamaktır.

Yürekler Allah aşkı ile inlerken, aynı yürekler zulümlere de feryat etmeli, şeytanları takibi bırakmalıdır.

İman, savunulmazsa zayıflar, beslenmezse aç kalır, güçlendirilmezse yok olur gider.

İman, kalpte beslenen bir yavru kuştur ki Allah sevgisi ve Kur’an ile beslenmez ise ya aç kalır ve ölür yahut yuvadan uçar gider. Hz. Peygamberin örnek ahlakı ile beslenmeyen bedenler, sapmaya ve azmaya her zaman adaydır.

Yanlıştan dönmek, tevbe etmek her zaman mümkündür. Fakat herkesin eceli kendi kıyametidir ve kıyametten önce tevbe edip imana dönmek olması gerekendir. Yoksa sonra çok geç olacaktır.

Suskun yürekler İslam’a açılmaz ama şeytanlığa ve cehenneme açılır ki kalp sadece bir et parçası değil, iman özünün ev sahibidir. Burası lekelenir veya kararırsa oradan cennetlere açılan kapıların tamamı kilitlenir ve kul bahtsızlaşır.

Allah aşkıyla yanamayan, yitik imanlı, imandan boşalan yeri şeytanlıklarla dolduran kalpler ise cehennemin baş köşelerine zaten adaydır.

Akıllar, kainat ve bedendeki, Kur’an’daki ayetlerle buluşmak ve kalple ortak bir orkestra şeklinde Allah diye haykırmalı, imansız ve İslam’sız olanlara bir elden karşı durmalıdır.

Lakin din ve imanın gerçek adres ve tanımı mişnalarda değil, sahte peygamber edasındaki şeyh ve şıhlarda değil SADECE KUR’AN’DADIR.

Din adına tartışma üstü tek kitap Kur’an, tartışma üstü tek kişi Muazzez Peygamber, en yüce fetva makamı kulun kendi kalbidir.

Fıtratta verilen sözü hatırlayan da, etrafta gördüğü ayetlerle sahibine dönmeyi yaşam gayesi edinen de kalptir ve kalp şeytanlara kapalı olmak zorundadır.

Dini bilmemek mazeret değildir. Aldanmak ve aldatmak mazeret değildir. Başka ilahlara maymun olmak mazeret değildir.

Herkes daima ve sadece Allah’a teslimiyetle ve Kur’an’a tabi olmakla mükelleftir. Çünkü Kur’an’a inanmayan ve okumayanlar dahi Kur’an ile hesaba çekilecektir. Bu yüzden hak ve hakikat sadece Kur’an’dadır ve anlayarak Kur’an okumak her müslümana ilk ve en büyük farzdır.

Akıl batıni peygamberdir ki zahiri peygamberi (Hz. Muhammed (sav)) anlamak ve davetine uymak ancak bu iç peygamberle mümkündür. Kul bu aklı hayra yönelmek ve kanmamak için kullanırken, düşmanlarını tanımaya ve cephe almaya da mesnet etmelidir.

Akıl; dinci görünen münafıkları tanımak, mü’min kılıklı şeytanları bilmek, ilahlık iddiasındaki sahte peygamberleri ayırt etmek, ilahlaşan servet kodamanlarını görmek, yanlış ve doğru yolları ayırt ederek Sırat-ı Mustakim’e dönmek ve tevbe etmek mecburiyetindedir.

Çünkü Allah aklını kullanamayanların üzerine pislik atar!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İmanı paraya değişmek

İmanı paraya değişmek

İmanı paraya değişmek İman, sadece Yüce Allah’a inanmak, teslim olmak ve güvenmek, sadece O’na ibadet ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir