imanilmihali.com
Susmak

Susmak

Susmak

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. (Hz. Muhammed (sav))

İnsan konuşan bir varlıktır. Bilim dünyası halen insanın nasıl bu denli hızlı, akıcı, düşünerek, güzel konuştuğunu çözemese de insan, Yaratıcı’sının verdiği kutsal kabiliyeti ile konuşur, dinler, fikir, sevgi ve husumetler böylece karşıdakine aktarılır. Söz veya ifade denen şey ise insanın içindeki akıl ve vicdan ürünlerini karşıya aktarması, hissiyatını bildirmesi ve yorum yapmasıdır. Çünkü insan güdüleriyle değil, his ve mantığıyla hareket edendir. İnsan aynı zamanda güzel ve gerekli, mantıklı ve iman dolu, saygılı ve hoşgörülü, doğru ve dürüst konuşmak zorunda olandır. Çünkü Allah kötü sözün açıklanmasını, sarf edilmesini dahi istemez. Bunun tek istisnası zulme karşı feryat etmektir ki o vaziyette tam aksine konuşmayarak korkmak ve susmak imandan nasipsizliğe ve birilerinden (!) Allah’tan daha çok korkmak anlamındadır, gayet tehlikelidir.

“Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.” (İbrahim 14/24-26)

“Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Nisa 4/148)

Şüphesiz Yüce Allah sözlerin en güzelinin sahibidir, Kur’an’ı bahşedendir. Yine O iyi veya kötü tüm sözleri SÖYLENMEDEN bilendir. Çünkü O, bizlere şahdamarından da yakındır, akıl ile beyin, kalp ile vicdan arasındadır, her zaman ve her yerdedir. Yani hiçbir şey açık veya gizli O’ndan gizli kalamaz.

“Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.” (Zümer 39/23)

“Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir.” (Enbiya 21/110)

Kötü söz söyleyenlerin veya güzel sözle yaşama değer katanların durumu bu iken en az nasihat etmek kadar zulme karşı Yüce Allah’ın ruhsat verdiği şekilde feryat etmek de mühimdir. Bu feryat aslında bir izin değil bir emirdir, farzdır, iman göstergesidir. Bunu ise sadece Kur’an mü’minleri anlayabilir ki cennetlere sadece iyilik yaparak değil aynı zamanda kötülüğe karşı cihat edilerek gidilir. Keza Allah’a yardım etmek; yeryüzüne güzellik ve doğruluğun egemen olması, Allah’ın sınırlarının kabul edilmesi için kalple, dille, elle çalışmaktır, mal ve canla mücadele etmektir ki bu da sadece Kur’an mü’minlerinin anlayabileceği bir konudur.

Kur’an’dan habersiz milyonlarca Türk Müslüman için bu yazılanlar elbette bir anlam ifade etmeyecektir lakin onlar bilmese ve anlamasa da acı hakikat şudur; kötülüğü sadece yapmamak yetmez, o kötülükten men etmek için kötülük yapanlara nasihat etmek de farzdır, ıslah olmayan kötülere karşı o kötülüklerine kalple, dille ve gücü yetiyorsa elle karşı koymak da farzdır.

Buradan söz söyleme kabiliyetine bağlanırsak karşımıza şu devasa mükellefiyet çıkar ki iman ettiği iddiasındaki her kul salih amel ve niyet üretmek maksatlı güzel söz söyleme mecburiyeti yanı sıra aynı zamanda ve daha çok kötülüklere direnmek ve kötüleri ıslah etmek için söz söyleme zorundadır.

Susmak, açık aramamak, aşırı ve kötü zanda bulunmamak, özel hayatları irdelememek, utandırmamak için uygun ve yerinde olabilir hatta bu karakter sevaba da inşallah mazhardır. Lakin kul kabiliyeti dâhilinde olan hususlarda düzeltme imkanı varsa susamaz, zulme şahit olduğu anda zaten susma hakkı dahi yoktur. Şayet iman ediyorsa tabi.

Susmak, başkaca bir baslı veya zorlama olmaksızın, kişisel irade ve inançsızlıktan kaynaklanıyorsa günah olarak kalır ve küfre, şirke bulaşmaz. LAKİN; susmak, Allah’tan başka birilerinden veya bir takım kayıplardan veya sinsi plan ve beklentilerden kaynaklanıyorsa … bunun adı sadece günah olmaktan çıkar doğrudan … KÜFRE VE ŞİRK’E girer.

Türk ve İslam âlemi, Emevi zihniyetinin zehirli okları ile bu ayrımı asırlardır anlayamamış olduğu için şirk denen şeytan dinini asla tanıyamamıştır. Şirkin affedilmeyecek tek suç olduğunu sorsak herkes bilir ama şirkin ne demek olduğunu, müşriklerin kimler olduğunu kimse bilmez.  Yine sorsak kimse müşrik değildir. Maalesef insancıklar bu hal üzere ölürler ve şirk dene zehir damarlarında dolanmaya devam ederken öldükleri için de cennetler onlara hayal olur.

İşte yukarıdaki susma eylemi şayet birilerinden korkuyla gerçekleşiyorsa, Allah adına şahitlik edilirken “ana baba, kardeşler hatta kendi hakkımızda dahi olsa” adalet dimdik ayakta tutulamıyorsa, Allah rızası yerine veya yanı sıra başkaca birilerinin hoşnutluğu aranıyorsa, gösteriş ve riya ile Allah İLE ALDATMA korkusuzca sergileniyorsa … bu durumdakilerin adı müşriktir.

Çünkü şirk sadece dille Allah’a hüküm, irade ve Yaratış’ta ortak koşmak demek değil, aynı zamanda başkaca varlık ve kişileri (şeytan, put, kul, nefis, ego, ibadet, para, dünya süsü, tesettür vs.) inanç ve değerlerin tespitinde söz sahibi yapmak, onların da rızasını aramak, onları kayda almak, İNANÇLARI VE DİNİ onların söz ve fikirleri istikametinde yaşamaktır.

Açığı ve gizlisiyle, küçüğü ve büyüğüyle ŞİRK, tek bir şekilde tedavi edilir ki bu; sadece Allah’ı sevmek ve sadece Allah’tan korkmakla olur. Ve bu “SADECE” kelimesi çok mühimdir, şirk ve tevhid arası kalın çizginin adıdır.

Allah’ın farzlarını, başkalarından korkarak veya onların rızasını kaybetmekten çekinerek terk etmek, o kişi ve varlıkların dinine tabi olmaktır ki bu aynı zamanda asli din İslam’dan çıkmak yani küfürdür. O halde din adına olması gereken Allah’ın farzlarını takip etmek, emir ve yasaklarına uymaya gayret etmektir.

Güzel söz söylemek, nasihat etmek farzdır, kötü sözden sakınmak farzdır, zulme karşı feryat etmek farzdır, bilenin bilmeyenlere anlatması farzdır, Allah’tan başkalarına güvenmemek ve Allah’tan başkalarından korkmamak farzdır, sadece Allah rızasını aramak farzdır, başkalarının rızasını aramaya çalışmaktan kaçınmak da farzdır.

Yani kişisel veya toplumsal bazda yaşananları anlamak aklın ve vicdanın vazifesi, güzellikleri övmek kulluk ve vicdan borcu, kötülükleri tenkit etmek ve düzeltmeye çalışmak Allah’ın farzıdır.

Cihat, Allah yolunda verilen tüm mücadelenin ortak adıdır. Dinin en büyük emirlerinden olan cihat sadece zekât vermek veya savaşmak değil aynı zamanda ter dökmek, emek vermek, baskı karşısında korkmadan çalışmak ve direnmektir. Yoksa huzur ve refah yeryüzüne nasıl egemen olabilir? Nasıl İslam kalplere temas edebilir? İnsanlık Kur’an nimetleriyle nasıl tanışabilir?

Buradan hareketle bağlayacak olursak; güzel söz söylemek ve nasihat etmek nasıl farz ise, kötülüğe şahit olanlarca bu kötülüğe kalple, dille ve elle karşı koymak da farzdır, zulüm varsa mazlumun feryat edip kötü söz söyleme ruhsatı vardır, adaletsizlik karşısında konuşmak farzdır, kötülük karşısında Allah’TAN BAŞKALARINDAN KORKARAK susmak dinden ve imandan çıkmaktır, zulüm üretenlere ortak olmaktır.

O halde yaşamın tüm alanında insanlar şayet İslam ve iman yolunda, tevhid ve cennet yolunda, Allah rızası peşinde olma iddiasında ise, gerçek Müslüman ise … güzele destek vermek ve kötülüğe karşı gelmek zorundadır. Yaparsa ne ala ama yapmaz, yapamazsa … ahiret hesabı çetin, azap fena, cehennem ateşleri yakıcıdır.

Kimsenin kötü söz söyleme hakkı ama zulme uğrayanın da susma hakkı yoktur. Çünkü bu Allah emridir, cihattır, Allah’a yardımdır. Ve Allah sadece kendisine yardım edenlere yardım eder.

Başkalarının korkusuyla (!) Allah’a yardım etmekten vazgeçenler içinse cennetler hayal bile edilemez.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri (YAZIMIZI Sadece ve daima Allah diyebilen, Kur’an dışı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir