Anasayfa / ALLAH (cc) / Tabiat tevhid ayetleriyle doludur
imanilmihali.com
hadis alimleri

Tabiat tevhid ayetleriyle doludur

Tabiat tevhid ayetleriyle doludur

TABİATIN HERYERİ ALLAH’IN AYETLERİ İLE DOLUDUR

Fennin tabiat adını verdiği olağanüstü çark; Yüce Rabbin muhteşem eseri, hayatın ve ölümün sembolü, rızkın ve azabın faktörü, imanlı kalplerin gözü önündeki mucizedir.

Hayatı ve ölümü yaratan Allah insanın da tek maliki ve velisidir. O değer verdiği insanın emrine kâinatı, dünyayı, hava, su ve toprağı veren, gökten indirdiği su ile hayatı başlatan, taneleri çatlatıp bir ufak çekirdekten devasa çınar ağaçlarını çıkartan, filizlendirip büyüten, sarartıp öldürendir.

Yağmur biraz sıcak veya tuzlu olsa, yeryüzünde sabit dağlar bulunmasa, arılar bir hafta çalışmasa, rüzgâr yeryüzünde bir müddet dolanmasa hayat olmaz. Tabiat düzenini yaratan Yüce Allah insana o kadar bol rahmet ve şefaat göstermiştir ki toprak bereket, rüzgâr rahmet, yağmur rızık, güneş sıcaklık ve denizler nimet doludur.

Hepsi insanın emrinde, hepsi insan içindir. Yüce Allah böyle yaparak insana değer verdiğini, âlemlere üstün kıldığını ve cennetine varis yaptığını vurgulamış, bu muhteşem düzen ile hem hayatın var olmasına imkân sağlamış hem o düzeni ayetleriyle doldurarak bakan gözler için birer tesbih ve şükür vesilesi kılmıştır. O kadar ki hayatın her alanı bir ibret alameti, bir kudret emsali ve bir tek Yaratan delilidir. O düzenin sahibi tektir, sonsuz güç, ilim ve mülke sahiptir ve O güç iradesi ile kimine azap kimine rahmet verir.

Yüce Allah insana gözü, kulağı, dili, teni, aklı, burnu verendir ki tabiatı sarmalayan milyonlarca ayetini okumayan kalmasın. Her güzel koku O’nun yüceliği, her güzel ses O’nun eşsizliği, her esinti O’nun varlığının delilidir.

Ama insan; zalim, cahil, aceleci ve nankördür ve insan şükretmez.

Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler. (Bakara 2/143)

Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o! (Abese 80/17)

O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür. (İbrahim 14/34)

İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir. (İsra 17/11)

O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür. (Hac 22/66)

İnsan her gün gözünün önünde cereyan eden hayatı ve ölümü fark etmez de kahrolası nefis oyuncakları uğruna koşturur durur. Böyle yaparak sadece göz ardı etmekle kalmaz aynı zamanda o güzelim toprağı, tabiatı, havayı, suyu kirletir ve kendisine zulmeder.

Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler. (Yunus 10/44)

Oysa hayat her gün gözler önünde bir ibret ve nasihat vesilesi olarak yaşanır gider. Kendisini evren hakimi gören insan hükümlerini ve tercihlerini yanlış kullanıp, körlük ve cahillik eder. Hakikati görmek için değil bakmak için bakar ve gözlerinin, duyularının hakkını vermeden sağırlar, körler gibi yaşar, nefes alır.

Bırakalım bereketli asma bahçelerini, salkım saçak zeytin ağaçlarını, bir dikenlik otluğa bakması yeterliyken insan körlük ve nankörlük eder. Hâlbuki o dikenli, çalılı, çiçekli, tozlu ufacık bir alanda kâinatın tüm sırları gizlidir.

O ufacık bir otluk ve dikenlik yerde neler olup bitiyor hep birlikte bakalım ve imanımızı tazeleyelim. Kalp gözümüzü açıp öyle bakalım ki alacağımız hidayet nurlarının ve nasihatlerin faydasını görebilelim.

Tüm bitkiler ilahi emirle birer tohumdan çıkmış, çekirdeğini veya zarını zamanı gelince patlatmış, filizlenmiş ve kimse kendisine bir şey öğretmemişken yukarı doğru (Yaratan’ına) uzanıp üzerindeki toprağı yarmış ve havaya temas etmiştir. Her geçen gün her biri daha yukarılara çıkmak heves ve arzusu ile eceli müddetince uzar giderler.

Hepsi aynı suyla beslenir ama farklı çeşit, renk, koku, yapı ve isimdedir. Hepsi yan yana kardeşçe rızıklarını bekler aç gözlülük etmeden, yanındakinin hakkına el uzatmadan, nankörlük ve acele etmeden gün boyu Rablerini tesbih eder dururlar.

Dikenli bir bitki yanındaki nadide bitkiyi kıskanmaz, nadide bitki dikeni aşağılamaz. Çünkü Yaratan öyle takdir etmiştir. Kimi pahalı, arzulanan, yenebilen, aranan, kimi istenmeyen, yabani, vasıfsız nitelikte olmasına rağmen aralarında üstünlük çekişmesi yaşanmadan eşit ve adalet içinde yaşar giderler. Ortamları huzur ve ibadet doludur.

Bünyelerinde sayısız hayvana ev sahipliği yapar, kendilerinden beklenen görevi layıkıyla yapar, güneşe, suya, havaya sadakatle bağlı kalırlar. Bazen üşür, bazen rüzgârla yatar hatta kırılırlar ama hiç sitem etmez ve ilahi iradeye rıza gösterirler.

Üzerinde durdukları toprağa şükranla tutunup saygıda kusur etmezler. Kendisini besleyip savrulmaktan, sürüklenmekten ve kurumaktan kurtarıp ana şefkatiyle sürekli beslediği için toprağa minnet duyarlar. O’na güvenir tohumlarını bir sonraki sene için toprağa emanet ederler.

Her sene sonbaharda sararır, kışı kupkuru ve belki hayatsız geçirip baharda yeniden insanlar da bir ayet olacak şekilde hayata geri dönerler.

Kanadına konan en arzu edilemeyen sineklere bile itiraz etmez, üzerine basıp bilinçsizce çiğneyip geçenlere ses etmez, tevazu içinde yaşamaya devam ederler.

Çiçekleri arasındaki tozları diğer çiçeklere taşıyıp nesillerinin devamını sağlayan böceklere minnet ve şükran duyar, sessizce saygı gösterirler.

Tüm bitkiler, bir ağacın tüm yaprakları bir usta eliyle o kadar mükemmel yerleştirilir ki yerine hepsi güneşi görür, hepsi hava alır, hepsi yağmurla nasiplenirler. Hiçbir yaprak bir diğerinin rızkını, nimetini engellemez. Uzun bitkinin yanı başındaki kısa bitki mutlaka kendisine yol bulur ve aralardan uzanıverir güneşine.

O ufacık topraktaki üç beş bitki sayısız böceğe nimet olur. Yere dökülen yaprakları, filizleri, zar ve kabukları sayısız böceğe erzak olur, su olur, nimet olur. Hayvanlar, bitkiler bu denli huzur, adalet, kardeşlik duyguları arasında yaşar gider.

Hiçbiri diğerinin hakkına el atmaz, hiçbiri ihtiyacından fazlası için aç gözlülük yapmaz, hiçbiri diğerini beslenme maksadı dışında incitmez.

Her bir bitki, her bir canlı Yüce Rabbin ayetidir ve ilahi adalete uygun yaşar giderler.

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır. (Bakar 2/164)

Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın. (En’am 6/59)

Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz? (En’am 6/95)

O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır. (En’am 6/99)

Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler. (Yasin 36/33)

Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? Sizleri (erkekli-dişili) eşler hâlinde yarattık. Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık. Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık. Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık. Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik. Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık. Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. (Nebe 78/6-16)

Her şeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın! Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık. Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık! Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık. (Abese 80/24-32)

Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır. (Rad 13/4)

O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir. Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır. (Nahl 16/10,11)

Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır. (Nahl 16/67)

Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter. Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz. Yine o su ile Sîna dağında biten bir ağaç (zeytin ağacı) yarattık ki hem yağ, hem de yiyenlere katık verir. Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de. Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız. (Müminun 23/18-22)

Allah, yeri yaratıklar için var etti. Orada meyve(ler) ve salkımlı hurma ağaçları vardır. Yapraklı taneler, hoş kokulu bitkiler vardır. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? (Rahman 55/10-13)

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir. (Hadid 57/20)

Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur. Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik. Bütün bunlar, içtenlikle Allah’a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona öğüt ve ibret vermek içindir. Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir. (Kaf 50/6-11)

Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.” “Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır. (Nahl 16/68,69)

Öte yanda ise insan vardır. Kâinatın en üstün ama en acımasız ve nankör varlığı.

Hak hukuk tanımayan, açgözlülük ve hırs tutsağı, büyüklenen insan. Kendisine bahşedilen hediyeleri kendi gücü ile hak edilmiş sanan zalim varlık.

Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve Ay’ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşte bu, Allah’tır, Rabbinizdir. Mülk yalnızca O’nundur. Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, bir çekirdek zarına bile hükmedemezler. (Fatır 35/13)

Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. Andolsun, eğer (ekinlerine zararlı) bir rüzgâr göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar. (Rum 30/50,51)

(Ey Muhammed!) De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. Selâm onun seçtiği kullarına.” Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı? Yahut gökleri ve yeri yaratan ve size gökten yağmur indirip, onunla, ağaçlarını sizin yetiştiremeyeceğiniz gönül alıcı güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Hayır, onlar (Allah’a) eş tutan bir kavimdir. (Neml 27/59,60)

Yüce Allah tabiat ile insanlara sürekli emsaller vermişse de insan anlamaz, görmez, duymaz, cahilliklerde yarışır.

Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Bakara 2/261)

O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz. (Yasin 36/80)

Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır. Çalışanlar böylesi için çalışsınlar! Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık. O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır. Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır. Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır. (Saffat 37/60-66)

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. (Nur 24/35)

Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir. (Kaf 50/9-11)

Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. (İbrahim 14/24,25)

Güneş ve ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvan ve bitkiler gün boyu Allah’ı anıp, emir dinleyip, tesbih ve secde ederken insanoğlu bu harikuladeliği görmez, göremez, görmemekte inat ve hatta isyan eder. Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (Hac 22/18)

Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu. Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı. Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık. Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik. (Saffat 37/142-146)

Otlar ve ağaçlar (Allah’a) boyun eğerler. (Rahman 55/6)

Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” (Kasas 28/30)

İnsan bu denli kör ve sağırken, bazıları tabiatı başkaca kıyafetlere sokup inkâr ve isyanda ileri gider ve tabiatı ilahi emrin uygulayıcısı durumundan çıkartıp sadece bilim ve fennin ruhsuz döngüsü haline sokarken Yüce Allah’ın ayetleri hep ortadadır.

Hem Kur’an ayetleri hem tabiat ayetleri insana hakikati fısıldarken nefse ve şeytan uyan akıllar kalplerine mühür vurur ve haksızlık ederler.

Bu insanlar bir diken kadar fedakâr, alçakgönüllü, huzur ve barış yanlısı, tokgözlü, saygılı ve ahlaklı olamazken evrenin hâkimi gibi gezer dururlar. Bir bal arısı kadar çalışkan, sadık, vefalı değilken büyüklenirler. Güneş, ay yıldızlar her gün, milyonlarca yıldır görevini layıkıyla yaptığı halde büyüklenmez de insan birazcık para veya nimete kavuşunca hemen kibirlenmeye, aşağı görmeye ve isyan kalkar.

İnsan bitki kadar hoşgörülü değilken adaleti sağlamaya, fedakâr ve yardımsever değilken cennetlere varis olmayı arzu eder. Oysa hakikat Kur’an’da ve tabiattaki ayetlerde apaçık ortadadır.

Dünyevi hırs, şehvet ve arzuların kıskacındaki insan hyvanlardan ve bitkilerden insanlık öğrenecek durumdadır.

İlahi düzen, ahenk, denge ancak insan eliyle bozulmakta ve insan kendisine de tabiata ve kâinata da zulmetmektedir.

Cenneti arzulayan insan cennet gibi dünyasını cehenneme çevirmekte mahsur görmez.

Her biri tesbih ve secde eden tabiatı katliam yaparcasına mahveden, ağaçları gereksiz kesen, yeşil alanları beton yığınlarına çeviren insan nankörün dik alasıdır.

Adına bilim veya teknoloji denen sahte gelişmişlik ve duyarsız medeniyet tutsağında insan sahiplenme, daha çoğunu elde etme hırs ve azmiyle dünyayı talan eder. Hayvanlar arası beslenme zincirini, yağmur döngüsünü, temiz havayı, şırıl şırıl dereleri kirleten, içilmez hale koyan yine insandır.

Bir bitki kadar saygılı değilken insan bencilliği ile hak yer, zulmeder, ilahi düzene isyan eder.

Şeytanın ve nefsinin tutsağı bu insanlar karıncayı ezmekten, bitkileri öldürmekten, ormanları yakmaktan çekinmezler. Sonra secde eder, tesbih çeker ve Müslüman kimliği ile dolanır dururlar.

Sevgili peygamberimizin şu hadisi akıllardan çıkarılmamalıdır:

“Biriniz, elinde bir hurma fidanı varken kıyametin kopacağını anlasa bile yine onu diksin”(Heysemî, Mecmeu Zevâid, IV, 63.)

Dinimiz İslâm bizden yeryüzünün imarını dolayısıyla tabiatın korunmasını istemiş, ağaç dikmeyi ve ekin ekmeyi sadaka-i cariye olarak kabul etmiştir. Peygamberimiz (a.s.), “Müslüman, bir ağaç diker, o ağaçtan insan, hayvan veya kuş istifade ederse bu, kıyamet gününe kadar o kimse için sadaka olur” (Müslim, Müsâkât, 10.) buyurarak konunun önemine dikkat çekmiştir.

Ayetleri göremeyen, görmezden gelen, görmemek için çaba sarf eden insanın imanı zayıftır. İman; çiçeğin kokusunda, arının kanadında, denizin mavisinde, suyun berraklığında Yüce Rabbi görebilmektir.

İman; bitki kadar sade, basit, fedakâr olabilmektir.

İman; diğer bitkileri ‘onu da Allah yarattı diyerek’ aşağılamadan, güzelliği ile ‘güzellik geçicidir diyerek’ kibirlenmeden, bir karış toprak egemenliği için çirkinleşmeyi reddeden bitkinin yaptığıdır.

İman; bünyesinde rızkını arayan mahlûkata şefkatle vermek, vermeyi istemek, daha çok vermeye gönüllü olmaktır.

İman; Allah’ı tesbih ve secde eden mahlûkat ve yapraklardan bir şeyler öğrenebilmek, ahiretin mahiyetini bu huzur ve ahenkte bulabilmektir.

İman; Allah’ın ayetlerini sadece Kur’an’da değil tüm kâinatta aramak ve bulmaktır.

Ve iman; Yüceler yücesi Rabbimizi her damla suda, her çiçek dalında, her kuş kanadında görebilmektir.

O zaman dünya cennet olur, bizler cennetlik oluruz.

Bu kadar kör, sağır ve duyarsız isek, insan olarak bir dikenden ve bir sinekten bile öğrenecek çok şeyimiz var demektir.

Hayvandan hayvan, aşağılıktan aşağılık oluyorsak insan değiliz.

Mahlûkat arasında, karnı doyduktan sonra hala yemeye devam eden, kendi cinsini sebepsiz öldüren bir tek biz insanlar isek hayvan ve bitkilerden de gerideyiz demektir. Bırakınız Müslüman olmayı insan bile olamadık demektir.

Malum, insan doğmak insan olmak için yeterli değildir.

Allah tüm iman edenlere layıkıyla kul olmayı, hakikati görmeyi, bir bitki kadar sade, mütevazı, sabırlı, tesbihli ve ibadet veçhiyle yaşamayı nasip etsin inşallah!

Amin.

 

Tabiat tevhid ayetleriyle doludur

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira Yüce Allah’ın, mübarek kelamı Kur’an’da lanetlediği şeylerden birisi elbette “yalan ve iftira”dır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir