Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Ta’ha suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Ta’ha suresi – Karşılaştırmalı meal

Ta’ha suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

TA’HA SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Ta, Ha.
Diyanet Vakfı 1. Tâ. Hâ.
Elmalılı Hamdi Yazır 1-Ta Ha
Süleyman Ateş 1. Ta, Ha.
Yaşar Nuri Öztürk 1 Tâ, Hâ.
Ali Bulaç 2- Biz sana bu Kur’an’ı güçlük çekmen için indirmedik,
Diyanet Vakfı 2. Biz, Kur’an’ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-Kur’an’ı sana mutsuz olasın diye indirmedik.
Süleyman Ateş 2. Biz bu Kur’an’ı sana güçlük çekesin diye indirmedik.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Biz bu Kur’an’ı sana, zahmet çekesin, bedbaht olasın diye indirmedik;
Ali Bulaç 3- ‘İçi titreyerek korku duyanlara’ ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).
Diyanet Vakfı 3. Biz, Kur’an’ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Ancak saygısı olana bir öğüt olmak üzere.
Süleyman Ateş 3. Ancak (Allah’tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik).
Yaşar Nuri Öztürk 3 Saygıyla ürperene bir hatırlatma/düşündürme/öğüt verme olsun diye indirdik.
Ali Bulaç 4- Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
Diyanet Vakfı 4. (Kur’an) yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Hem yeri, hem o yüksek yüksek gökleri yaratan tarafından peyderpey indirilen bir kitap olarak indirdik.
Süleyman Ateş 4. (O) yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından azar azar indirilmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk 4 Yeri ve o yüce mi yüce gökleri yaratandan bir vahiy olarak indirdik.
Ali Bulaç 5- Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir.
Diyanet Vakfı 5. Rahmân, Arş’a istivâ etmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 5-O Rahman, Arş’a hakim oldu.
Süleyman Ateş 5. Rahman Arş’a istiva etmiş(kurulmuş)tur.
Yaşar Nuri Öztürk 5 O Rahman, arş üzerine egemenlik kurmuştur.
Ali Bulaç 6- Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O’nundur.
Diyanet Vakfı 6. Göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan şeyler ile toprağın altında olanlar hep O’nundur.
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Bütün göklerdekiler, bütün yerdekiler, bütün bunların arasındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep O’nundur.
Süleyman Ateş 6. Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep O’nundur (ne kadar kapalı olursa olsun, O’ndan hiçbir şey gizli kalmaz).
Yaşar Nuri Öztürk 6 Göklerde, yerde, onların arasında, toprağın bağrında ne varsa O’nundur.
Ali Bulaç 7- Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi ve gizlinin gizlisini de bilir.
Diyanet Vakfı 7. Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Sen bu sözü ilan edeceksen de O, hem gizliyi, hem daha gizlisini bilir.
Süleyman Ateş 7. Sözü açık söylesen de (gizli söylesen de) muhakkak O, gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir.
Yaşar Nuri Öztürk 7 Sen bu sözü açıkça duyuracaksan da O, gizliyi de bilir, gizliden daha gizliyi de…
Ali Bulaç 8- Allah; O’ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler O’nundur.
Diyanet Vakfı 8. Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O’na mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır 8-Allah, O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O en güzel isimler hep O’nundur.
Süleyman Ateş 8. Allah ki, O’ndan başka tanrı yoktur. En güzel isimler O’nundur.
Yaşar Nuri Öztürk 8 Allah’tır O. İlah yok O’ndan başka. Esmaül Hüsna, en güzel isimler O’nundur.
Ali Bulaç 9- Sana Musa’nın haberi geldi mi?
Diyanet Vakfı 9. (Resûlüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı?
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Musa’nın olayı sana ulaştı mı?
Süleyman Ateş 9. Musa’nın haberi sana geldi mi?
Yaşar Nuri Öztürk 9 Ulaştı mı sana Mûsa’nın haberi?
Ali Bulaç 10- Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: ‘Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.’
Diyanet Vakfı 10. Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ateş gördüm. Belki ondan size bir meş’ale getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum, demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır 10- Hani bir vakit o bir ateş gördü de ailesine: “Siz durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size ondan bir yalın kor getiririm veya ateşin yanında bir kılavuz bulurum.” dedi.
Süleyman Ateş 10. Hani (o) bir ateş görmüştü de ailesine: “Siz durun ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösteren bulurum” demişti.
Yaşar Nuri Öztürk 10 Hani, bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: “Bekleyin! Gözüme bir ateş ilişti. Olabilir ki, ondan size bir kor parçası getiririm, yahut onun üzerinde bir kılavuz bulurum.”
Ali Bulaç 11- Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: ‘Ey Musa.’
Diyanet Vakfı 11. Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Ona vardığı zaman, kendisine şöyle seslenildi: Ey Musa
Süleyman Ateş 11. (Musa), o(ateşin yanı)na gelince kendisine “Ey Musa!” diye seslenildi.
Yaşar Nuri Öztürk 11 Onun yanına geldiğinde kendisine “Mûsa!” diye seslenildi.
Ali Bulaç 12- ‘Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva’dasın.’
Diyanet Vakfı 12. Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ’dasın!
Elmalılı Hamdi Yazır 12-Haberin olsun, Benim Ben, Rabbin, hemen pabuçlarını çıkar; çünkü sen mukaddes vadide, Tuva’dasın!
Süleyman Ateş 12. Ben, (evet) ben senin Rabbinim! Pabuçlarını çıkar. Çünkü sen, kutsal vadide, Tuva’dasın.
Yaşar Nuri Öztürk 12 “Benim ben, senin Rabbin! Hadi, pabuçlarını çıkar; sen kutsal vadide, Tuva’dasın.”
Ali Bulaç 13- ‘Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle.’
Diyanet Vakfı 13. Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.
Elmalılı Hamdi Yazır 13-Ve Ben, seni seçtim; şimdi vahyedileni dinle!
Süleyman Ateş 13. Ben seni seçtim, şimdi vahyolunanı dinle.
Yaşar Nuri Öztürk 13 “Ve ben seni seçtim; o halde vahyedilecek olanı dinle!”
Ali Bulaç 14- ‘Gerçekten Ben, Ben Allah’ım, Ben’den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.’
Diyanet Vakfı 14. Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-Gerçekten Benim Ben, Allah; Benden başka ilah yoktur; onun için Bana ibadet et ve Beni anmak için namaz kıl!
Süleyman Ateş 14. Muhakkak ben, (evet) ben Allah’ım, benden başka tanrı yoktur.(Yalnız) bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.
Yaşar Nuri Öztürk 14 “Hiç kuşkulanma ki ben Allah’ım! İlah yoktur benden başka! O halde bana ibadet et ve namazını/duanı, beni hatırlayıp anmak için yerine getir.”
Ali Bulaç 15- ‘Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim.’
Diyanet Vakfı 15. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Çünkü Kıyamet mutlaka gelecektir; Ben hemen hemen onu gizliyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün.
Süleyman Ateş 15. (Kıyamet) Sa’at(i) mutlaka gelecektir. Herkesin, peşinde koştuğu işlerle cezalanması için, neredeyse onu gizleyeceğim.
Yaşar Nuri Öztürk 15 “Kuşku duyma ki o saat gelecektir. Onu neredeyse gizliyorum ki, her benlik gayretinin karşılığını elde etsin.”
Ali Bulaç 16- ‘Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın.’
Diyanet Vakfı 16. Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun!
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Sakın ona inanmayıp kendi keyfine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, sonra helak olursun!
Süleyman Ateş 16. Ona inanmayıp keyfine uyan kimse, seni on(a inanmak)dan alıkoymasın, sonra helak olursun!
Yaşar Nuri Öztürk 16 “O halde ona inanmayıp keyfi peşinde giden, seni ondan yüz geri etmesin. Yoksa perişan olursun.”
Ali Bulaç 17- ‘Sağ elindeki nedir ey Musa?’
Diyanet Vakfı 17. Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?
Elmalılı Hamdi Yazır 17-O sağ elindeki de ne, ey Musa?
Süleyman Ateş 17. Sağ elindeki nedir ey Musa?
Yaşar Nuri Öztürk 17 “Nedir o sağ elindeki ey Mûsa?”
Ali Bulaç 18- Dedi ki: ‘O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.’
Diyanet Vakfı 18. O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Musa: “O benim asam, üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım; benim daha başka ihtiyaçlarımı da görür.” dedi.
Süleyman Ateş 18. (Musa) dedi: “O, asa’mdır. Ona dayanıyorum ve onunla davarıma yaprak silkeliyorum ve onda benim daha birçok ihtiyaçlarım var (onunla birçok ihtiyacımı gideririm).”
Yaşar Nuri Öztürk 18 Cevap verdi: “O, benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma ağaçtan yaprak indiririm. Onda, işime yarayan başka özellikler de vardır.”
Ali Bulaç 19- Dedi ki: ‘Onu at, ey Musa.’
Diyanet Vakfı 19. Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-“Bırak onu, ey Musa!” diye buyurdu.
Süleyman Ateş 19. (Allah) buyurdu; “(Yere) at onu ey Musa!”
Yaşar Nuri Öztürk 19 Buyurdu: “Yere at onu ey Mûsa!”
Ali Bulaç 20- Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).
Diyanet Vakfı 20. Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi!
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Bıraktı onu, bir de ne görsün o, bir yılan olmuş koşuyor!
Süleyman Ateş 20. (Musa) attı, bir de ne görsün o, koşan kocaman bir yılan!
Yaşar Nuri Öztürk 20 O da onu attı. Bir de ne görsün, bir yılan olmuş o, koşuyor…
Ali Bulaç 21- Dedi ki: ‘Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.’
Diyanet Vakfı 21. Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline sokacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır 21-Allah: “Tut onu ve korkma, Biz onu önceki haline döndüreceğiz.” buyurdu.
Süleyman Ateş 21. (Allah): “Al onu, dedi, korkma biz onu yine ilk durumuna sokacağız.”
Yaşar Nuri Öztürk 21 Buyurdu: “Al onu, korkma! Biz onu ilk görünümüne döndüreceğiz.”
Ali Bulaç 22- ‘Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın.’
Diyanet Vakfı 22. Bir de elini koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın.
Elmalılı Hamdi Yazır 22-Bir de elini koynuna sok ki, diğer bir mucize olarak kusursuz bembeyaz çıksın!
Süleyman Ateş 22. Elini böğrüne sok; bir hastalık olmadan, ayrı bir mu’cize olarak bembeyaz bir durumda çıksın.
Yaşar Nuri Öztürk 22 “Bir de elini koynuna sok! Bir başka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir halde çıksın.”
Ali Bulaç 23- ‘Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım.’
Diyanet Vakfı 23. Ta ki, sana, (böylece) en büyük âyetlerimizden bazılarını gösterelim.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Sana en büyük mucizelerimizden bir kısmını gösterelim diye.
Süleyman Ateş 23. Ki sana en büyük mu’cizelerimizden bazılarını göstermiş olalım
Yaşar Nuri Öztürk 23 “Böylece sana en büyük mucizelerimizden bazılarını göstereceğiz.”
Ali Bulaç 24- ‘Firavun’a git, çünkü o azmış bulunuyor.’
Diyanet Vakfı 24. Firavun’a git. Çünkü o iyice azdı.
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Firavuna git, çünkü o pek azıttı.
Süleyman Ateş 24. İmdi sen Fir’avn’e git: çünkü o azdı.
Yaşar Nuri Öztürk 24 “Firavun’a git; çünkü o, azdı.”
Ali Bulaç 25- Dedi ki: ‘Rabbim, benim göğsümü aç.’
Diyanet Vakfı 25. Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver.
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Musa dedi: “Ey Rabbim, benim göğsüme genişlik ver,
Süleyman Ateş 25. (Musa) dedi ki: “Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)”
Yaşar Nuri Öztürk 25 Mûsa dedi: “Rabbim, göğsümü açıp genişlet;
Ali Bulaç 26- ‘İşimi kolaylaştır.’
Diyanet Vakfı 26. İşimi bana kolaylaştır.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-işimi kolaylaştır bana,
Süleyman Ateş 26. Bana işimi kolaylaştır.
Yaşar Nuri Öztürk 26 İşimi bana kolaylaştır.”
Ali Bulaç 27- ‘Dilimden düğümü çöz;’
Diyanet Vakfı 27. Dilimden (şu) bağı çöz.
Elmalılı Hamdi Yazır 27-dilimden düğümü çöz,
Süleyman Ateş 27. Dilimin düğümünü çöz.
Yaşar Nuri Öztürk 27 “Dilimden düğümü çöz,
Ali Bulaç 28- ‘Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.’
Diyanet Vakfı 28. Ki sözümü anlasınlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 28-sözümü iyi anlasınlar.
Süleyman Ateş 28. Ki sözümü anlasınlar
Yaşar Nuri Öztürk 28 Ki sözümü iyi anlasınlar.”
Ali Bulaç 29- ‘Ailemden bana bir yardımcı kıl,’
Diyanet Vakfı 29. Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver,
Elmalılı Hamdi Yazır 29-Bana ailemden bir yardımcı ver.
Süleyman Ateş 29. Bana ailemden bir vezir ver:
Yaşar Nuri Öztürk 29 “Bana ailemden bir yardımcı ver,
Ali Bulaç 30- ‘Kardeşim Harun’u’
Diyanet Vakfı 30. Kardeşim Harun’u.
Elmalılı Hamdi Yazır 30-Kardeşim Harun’u.
Süleyman Ateş 30. Kardeşim Harun’u.
Yaşar Nuri Öztürk 30 Kardeşim Hârun’u.”
Ali Bulaç 31- ‘Onunla arkamı kuvvetlendir.’
Diyanet Vakfı 31. Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 31-Onunla sırtımı pekiştir.
Süleyman Ateş 31. Onunla arkamı kuvvetlendir.
Yaşar Nuri Öztürk 31 “Onunla sırtımı kuvvetlendir!”
Ali Bulaç 32- ‘Onu işimde ortak kıl,’
Diyanet Vakfı 32. Ve onu işime ortak kıl.
Elmalılı Hamdi Yazır 32-Onu görevimde or taket
Süleyman Ateş 32. Onu da işime ortak yap,
Yaşar Nuri Öztürk 32 “Onu işime ortak kıl!”
Ali Bulaç 33- ‘Böylece seni çok tesbih edelim.’
Diyanet Vakfı 33. Böylece seni bol bol tesbih edelim.
Elmalılı Hamdi Yazır 33-ki Seni çok tesbih edelim
Süleyman Ateş 33. Ki seni çok tesbih edelim,
Yaşar Nuri Öztürk 33 “Taki seni çokça tespih edelim!”
Ali Bulaç 34- ‘Ve seni çok zikredelim.’
Diyanet Vakfı 34. Ve çok çok analım seni.
Elmalılı Hamdi Yazır 34-ve çok analım Seni.
Süleyman Ateş 34. Ve seni çok analım,
Yaşar Nuri Öztürk 34 “Seni çokça analım!”
Ali Bulaç 35- ‘Şüphesiz Sen bizi görüyorsun.’
Diyanet Vakfı 35. Şüphesiz sen bizi görmektesin.
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Şüphe yok ki, Sen bizi görüp duruyorsun.”
Süleyman Ateş 35. Şüphesiz sen, bizi görmektesin.
Yaşar Nuri Öztürk 35 “Kuşkusuz sen, bizi görmektesin.”
Ali Bulaç 36- (Allah) Dedi ki: ‘Ey Musa istediğin sana verilmiştir.’
Diyanet Vakfı 36. Allah: Ey Musa! dedi, istediğin sana verildi.
Elmalılı Hamdi Yazır 36-Allah: “Haydi, erdirildin dileğine, ey Musa!” buyurdu.
Süleyman Ateş 36. (Allah) buyurdu: “Ey Musa, istediğin sana verildi.”
Yaşar Nuri Öztürk 36 Buyurdu: “İstediğin sana verildi, ey Mûsa!”
Ali Bulaç 37- ‘Andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.’
Diyanet Vakfı 37. Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.
Elmalılı Hamdi Yazır 37-Şanıma andolsun ki, Biz sana diğer bir defa daha lütufta bulunmuştuk.
Süleyman Ateş 37. Zaten biz sana bir kez daha lutufta bulunmuştuk.
Yaşar Nuri Öztürk 37 “Yemin olsun, sana bir kez daha lütufta bulunmuştuk.”
Ali Bulaç 38- ‘Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)’
Diyanet Vakfı 38. Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik:
Elmalılı Hamdi Yazır 38-Hani o vakit annene, verilen şu ilhamı vermiştik:
Süleyman Ateş 38. (Sen doğduğun zaman,) Annene vahyedileni vahyetmiştik:
Yaşar Nuri Öztürk 38 Hani, annene vahyedileni şöyle vahyetmiştik:
Ali Bulaç 39- ‘Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim.’
Diyanet Vakfı 39. Musa’yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil’e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim.
Elmalılı Hamdi Yazır 39-“Onu sandığın içine koy, denize bırak, deniz de onu sahile bıraksın onu, hem Bana düşman, hem ona düşman biri alsın!” Ve senin üzerine,gözetimim altında yetiştirilesin diye, katımdan bir sevgi koydum.
Süleyman Ateş 39. Onu sandığa koy, suya at; su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır. “Gözümün önünde yetiştirilmen için senin üzerine benden bir sevgi koydum (görenler senin üzerine koyduğum bu sevgiden ötürü sana meftun oldular).”
Yaşar Nuri Öztürk 39 “Onu tabuta koyup ırmağa bırak! Irmak onu sahile götürsün ki, benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. Üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki, gözümün önünde yetiştirilesin.”
Ali Bulaç 40- ‘Hani kız kardeşin gezinip; ‘Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?’ demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve üzülmesin. Sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni ‘esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.’ Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa.’
Diyanet Vakfı 40. Hani, kız kardeşin gidip “Ona bakacak birini size bulayım mı?” diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri verdik. Ve sen, birini öldürdün de seni endişeden kurtardık. Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı arasında kaldın. Sonra takdire göre (bu makama) geldin ey Musa!
Elmalılı Hamdi Yazır 40-O zaman kız kardeşin gidiyor ve: “ona iyi bakacak birini bulayım mı size?” diyordu. Böylece, gözü aydın olsun ve üzülmesin diye seni tekrar annene iade ettik. Hem bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık, seni birçok denemelerden geçirdik; bu sebeple yıllarca Medyen halkı arasında kaldın, sonra da ey Musa, bir kader üstüne geldin.
Süleyman Ateş 40. Kızkardeşin ona bakacak birini size göstereyim mi? diyordu. Böylece seni annene geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman da seni tasadan kurtarmış ve seni iyice denemiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra belirlediğimiz bir vakitte bize geldin ey Musa!
Yaşar Nuri Öztürk 40 “Hani, kızkardeşin gidiyor, şöyle diyordu: ‘Onun bakımını üstlenecek kişiyi size göstereyim mi?’ Nihayet, seni annene geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, tasalanmasın. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman seni gamdan kurtarmıştık. Seni iyice bir imtihana çekmiştik. Bunun ardın sen Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra, belirlenen bir vakitte/bir kadere göre geliverdin, ey Mûsa!”
Ali Bulaç 41- ‘Seni kendim için seçtim.’
Diyanet Vakfı 41. Seni, kendim için elçi seçtim.
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Ben, seni kendim için yetiştirdim.
Süleyman Ateş 41. Seni kendim için yetiştirdim.
Yaşar Nuri Öztürk 41 “Seni kendim için seçip yetiştirdim.”
Ali Bulaç 42- ‘Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın.
Diyanet Vakfı 42. Sen ve kardeşin birlikte âyetlerimi götürün. Beni anmayı ihmal etmeyin.
Elmalılı Hamdi Yazır 42-Sen ve kardeşin mucizelerimle gidin ve Beni anmakta gevşeklik etmeyin!
Süleyman Ateş 42. Sen ve kardeşin, ayetlerimi götürün, beni anmakta gevşeklik etmeyin.
Yaşar Nuri Öztürk 42 “Sen ve kardeşin, ayetlerimi götürün; beni anmakta gevşeklik etmeyin.”
Ali Bulaç 43- ‘İkiniz Firavun’a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.’
Diyanet Vakfı 43. Firavun’a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı.
Elmalılı Hamdi Yazır 43-Firavun’a gidin; çünkü o, pek azıttı.
Süleyman Ateş 43. Fir’avn’e gidin, çünkü o azdı.
Yaşar Nuri Öztürk 43 “Firavun’a gidin, çünkü o azdı.”
Ali Bulaç 44- ‘Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.’
Diyanet Vakfı 44. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.
Elmalılı Hamdi Yazır 44-Varın da ona yumuşak dille söyleyin; belki dinler veya korkar.
Süleyman Ateş 44. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar.
Yaşar Nuri Öztürk 44 “Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir.”
Ali Bulaç 45- Dediler ki: ‘Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı ‘taşkın bir tutum takınmasından’ ya da ‘azgın davranmasından’ korkuyoruz.’
Diyanet Vakfı 45. Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır 45-“Ey Rabbimiz, bize şiddetle saldırmasından veya azgınlığının artmasından korkarız!” dediler.
Süleyman Ateş 45. Dediler ki: “Rabbimiz, onun bize taşkınlık etmesinden, yahut iyice azmasından korkuyoruz.”
Yaşar Nuri Öztürk 45 Dediler ki: “Rabbimiz, onun aleyhimizde bir taşkınlık yapmasından yahut yine azmasından korkuyoruz.”
Ali Bulaç 46- Dedi ki: ‘Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum.’
Diyanet Vakfı 46. Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm.
Elmalılı Hamdi Yazır 46- Allah :”Korkmayın, çünkü Ben sizinle beraberim;işitirim ve görürüm.
Süleyman Ateş 46. Korkmayın, dedi, ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm.
Yaşar Nuri Öztürk 46 Buyurdu: “Korkmayın! Ben sizinle beraberim; işitiyorum, görüyorum.”
Ali Bulaç 47- ‘Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun.’
Diyanet Vakfı 47. Haydi, ona gidin de deyin ki: Biz, senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını hemen bizimle birlikte gönder; onlara eziyet etme! Biz, senin Rabbinden bir âyet getirdik. Kurtuluş, hidayete uyanlarındır.
Elmalılı Hamdi Yazır 47-Haydi, varın da ona deyin ki: “Haberin olsun, biz Rabbinin elçileriyiz, artık İsrail oğullarını bizimle gönder, onlara işkence etme, biz sana Rabbinden bir mucize ile geldik, selam da doğruya uyanlara!
Süleyman Ateş 47. Haydi, varın ona, deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz; İsrail oğullarını bizimle gönder, onlara azab etme. Biz Rabbinden sana bir ayet getirdik. Esenlik, hidayete uyanlaradır.
Yaşar Nuri Öztürk 47 “Hadi gidin ona! Deyin ki; “Biz senin Rabbinin iki resulüyüz. İsrailoğullarını bizimle gönder, onlara işkence etme! Rabbinden sana bir mucize getirdik. Selam, hidayete uyanlaradır.”
Ali Bulaç 48- ‘Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azab, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir.’
Diyanet Vakfı 48. Hakikaten bize vahyolundu ki: (Peygamberleri) yalanlayan ve yüz çevirenlere azap edilecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır 48-İnan ki, bize, azabın, kesinlikle yalanlayıp yüz çevirene olduğu vahyolundu.”
Süleyman Ateş 48. Bize, yalanlayıp yüz çevirenin, azaba uğrayacağı vahyolundu.
Yaşar Nuri Öztürk 48 “Azabın, yalanlayıp yüz çevirenler üzerine olacağı bize vahyedildi.”
Ali Bulaç 49- (Ona gidip aynı bunları söylediklerinde, Firavun onlara) Dedi ki: ‘Sizin Rabbiniz kimdir ey Musa?’
Diyanet Vakfı 49. Firavun: Rabbiniz de kimmiş, ey Musa? dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 49-Firavun: “Sizin Rabbiniz kimdir, ey Musa?” dedi.
Süleyman Ateş 49. (Fir’avn): “Rabbiniz kimdir ey Musa?” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 49 Firavun dedi: “Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsa?”
Ali Bulaç 50- Dedi ki: ‘Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir.’
Diyanet Vakfı 50. O da: Bizim Rabbimiz, her şeye hılkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 50-Musa: “Bizim Rabbimiz, herşeye uygun yaratılışını veren sonra da yolunu gösterendir!” dedi.
Süleyman Ateş 50. (Musa): “Rabbimiz, her şeye yaratılışını (varlığını ve biçimini) verip sonra onu doğru yola ileten (yaratılış gayesine uygun yola yönelten)dir.” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 50 Mûsa dedi: “Rabbimiz, herşeye yaratılışını lütfeden, sonra da yol-yordam gösteren kudrettir.”
Ali Bulaç 51- (Firavun) Dedi ki: ‘İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?’
Diyanet Vakfı 51. Firavun: Öyle ise, önceki milletlerin hali ne olacak? dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Firavun: “Ya, öyle ise, önceki milletlerin durumu nedir?” dedi.
Süleyman Ateş 51. (Fir’avn): “Peki ya ilk nesillerin hali ne olacak?” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 51 Dedi: “Peki, ilk nesillerin hali ne olacak?”
Ali Bulaç 52- Dedi ki: ‘Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz.’
Diyanet Vakfı 52. Musa: Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin yanında bir kitapta bulunur. Rabbim, ne yanılır ne de unutur, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 52-Musa: “Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır; Rabbim şaşmaz ve unutmaz.
Süleyman Ateş 52. Dedi ki: “Onların bilgisi Rabbimin yanında bir Kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz.”
Yaşar Nuri Öztürk 52 “Onlara ilişkin bilgi, Rabbim katında bir Kitap’tadır. Rabbim ne şaşırır ne de unutur.”
Ali Bulaç 53- ‘Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık.’
Diyanet Vakfı 53. O, yeri size beşik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su indirendir. Onunla biz çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık.
Elmalılı Hamdi Yazır 53-Yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, orada size yollar açan ve gökten bir su indiren O’dur.” dedi. İşte Biz, bu su sayesinde çeşitli bitkilerden çifter çıkarmaktayız.
Süleyman Ateş 53. O ki, yeri size beşik yaptı ve onda sizin için yollar açtı, gökten bir su indirdi. Onunla her çeşit bitkiden çiftler çıkardık.
Yaşar Nuri Öztürk 53 Yeryüzünü size beşik yapan, onda sizin için yollar açan, gökten su indiren O’dur. Biz o suyla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık.
Ali Bulaç 54- ‘Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.
Diyanet Vakfı 54. Yeyiniz; hayvanlarınızı otlatınız. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah’ın kudretine) işaretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 54-Hem yiyiniz, hem de hayvanlarınızı güdünüz; gerçekten bunda doğruya kılavuzluk eden akıl sahipleri için birçok deliller vardır.
Süleyman Ateş 54. Yeyin, hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için ibretler vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 54 Yiyin, hayvanlarınızı yayıp otlatın. Kuşkusuz bunda, aklı başında insanlar için ibretler vardır.
Ali Bulaç 55- Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.
Diyanet Vakfı 55. Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır 55-Sizi topraktan yarattık, yine ona döndüreceğiz ve yine sizi ondan bir kere daha çıkaracağız.
Süleyman Ateş 55. Sizi topraktan yarattık, yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız.
Yaşar Nuri Öztürk 55 Sizi yerden yarattık. Tekrar oraya göndereceğiz. Ve oradan sizi bir kez daha çıkaracağız.
Ali Bulaç 56- Andolsun, biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti.
Diyanet Vakfı 56. Andolsun biz ona (Firavun’a) bütün (bu) delillerimizi gösterdik; yine de yalanladı ve diretti.
Elmalılı Hamdi Yazır 56-Andolsun ki. Biz Firavuna bütün mucizelerimizi gösterdik; öyle iken o, yine yalanladı ve dayattı.
Süleyman Ateş 56. Andolsun biz o(Fir’av)n’a ayetlerimizin hepsini gösterdik, yine de yalanladı ve dayattı.
Yaşar Nuri Öztürk 56 Yemin olsun, o Firavun’a ayetlerimizin tamamını gösterdik ama yalanlayıp inadını sürdürdü.
Ali Bulaç 57- Dedi ki: ‘Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?’
Diyanet Vakfı 57. Dedi ki: Bizi, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa?
Elmalılı Hamdi Yazır 57-Dedi ki: “Ey Musa, sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi bize geldin?
Süleyman Ateş 57. Ve: “Sen bizi büyünle yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin ey Musa?” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 57 Şöyle dedi: “Büyünle bizi, toprağımızdan çıkarasın diye mi geldin, ey Mûsa!”
Ali Bulaç 58- ‘Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi bir ‘buluşma zamanı ve yeri’ tesbit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun’ dedi.
Diyanet Vakfı 58. Öyle ise, muhakkak surette biz de sana, aynen onun gibi bir büyü getireceğiz. Şimdi sen, seninle bizim aramızda, ne senin, ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla.
Elmalılı Hamdi Yazır 58-O halde bilmiş ol ki, biz de sana onun gibi bir sihir yapacağız. Şimdi sen, seninle aramızda bir buluşma yeri ve zamanı belirte ki, ne senin ne de bizim caymayacağımız denk bir yer olsun!” dedi.
Süleyman Ateş 58. Biz de mutlaka sana o(se)nin (büyün) gibi bir büyü getireceğiz. Sen şimdi seninle bizim aramızda bir buluşma zamanı ve yeri tayin et; ne senin, ne de bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun.
Yaşar Nuri Öztürk 58 “Seninki gibi bir büyü, biz de mutlaka sana getireceğiz. Seninle bizim aramızda öyle bir buluşma yeri ve zamanı belirle ki, ne biz cayalım ne de sen. Herkese uygun bir yer olsun.”
Ali Bulaç 59- (Musa) Dedi ki: ‘Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun).’
Diyanet Vakfı 59. Musa: Buluşma zamanınız, bayram günü, kuşluk vaktinde insanların toplanma zamanı olsun, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 59-Musa: “Sizinle buluşma vakti süs (bayram) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir” dedi.
Süleyman Ateş 59. (Musa): “Buluşma zamanınız, Süs (bayram) günü ve insanaların toplanacağı kuşluk vakti olsun” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 59 Mûsa dedi: “Bizimle buluşacağınız zaman, süs günü olsun. İnsanlar kuşluk vakti bir araya getirilsin.”
Ali Bulaç 60- Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) bir araya getirdi, sonra geldi.
Diyanet Vakfı 60. Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Hilesini (sihirbazlarını) topladı; sonra geri geldi.
Elmalılı Hamdi Yazır 60-Bunun üzerine Firavun, dönüp tedbir almaya girişti, bütün hilesini derledi topladı, sonra geldi.
Süleyman Ateş 60. Fir’avn, dönüp gitti, hilesini (büyücüleri ve onların aletlerini) topladı, sonra (belirtilen yere) geldi.
Yaşar Nuri Öztürk 60 Bunun üzerine Firavun oradan ayrıldı, tüm kurnazlığını topladı, sonra geldi.
Ali Bulaç 61- Musa onlara dedi ki: ‘Size yazıklar olsun, Allah’a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir.’
Diyanet Vakfı 6l. Musa onlara: Yazık size! dedi, Allah hakkında yalan uydurmayın! Sonra O, bir azap ile kökünüzü keser! İftira eden, muhakkak perişan olur.
Elmalılı Hamdi Yazır 61-Musa onlara: “Yazıklar olsun size, Allah’a yalan yere iftirada bulunmayın, sonra bir azap ile kökünüzü keser. Gerçekten iftira eden hüsrana uğramıştır.” dedi.
Süleyman Ateş 61. Musa onlara: “Yazık size, dedi, Allah’a yalan uydurmayın, sonra (O), bir azab ile kökünüzü keser, doğrusu iftira eden perişan olmuştur!”
Yaşar Nuri Öztürk 61 Mûsa onlara dedi ki: “Yazıklar olsun size, yalan düzerek Allah’a iftira etmeyin! Yoksa bir azap ile kökünüzü kurutur. İftira eden, perişan olmuştur.”
Ali Bulaç 62- Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya ve gizli konuşmalara başladılar.
Diyanet Vakfı 62. Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar.
Elmalılı Hamdi Yazır 62-Onlar aralarında tartışıp anlaştılar ve gizlice fısıldaştılar.
Süleyman Ateş 62. (Fir’avn’ın topladığı büyücüler), işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli konuştular.
Yaşar Nuri Öztürk 62 Bunun üzerine işlerini aralarında tartıştılar, fısıltıyı koyulaştırdılar.
Ali Bulaç 63- Dediler ki: ‘Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istiyorlar.’
Diyanet Vakfı 63. Şöyle dediler: “Bu ikisi, muhakkak ki, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdırlar sadece.”
Elmalılı Hamdi Yazır 63-Dediler ki: “Şüphesiz bunlar, iki sihirbazdır; sizi yerinizden çıkarmak ve sizin o ideal inanç ve gidişatınızı yok etmek istiyorlar.
Süleyman Ateş 63. Dediler ki: “Bunlar iki büyücü, başka bir şey değil. Büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu, (üstün dininizi) gidermek istiyorlar.”
Yaşar Nuri Öztürk 63 Dediler ki: “Şunlar, iki büyücüden başka birşey değillerdir. Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar.”
Ali Bulaç 64- ‘Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtulmuştur.’
Diyanet Vakfı 64. “Öyle ise hilenizi kurun; sonra sıra halinde gelin! Muhakkak ki bugün, üstün gelen kazanmıştır.”
Elmalılı Hamdi Yazır 64-Siz de bütün hilelerinizi birleştirin, sonra sıra halinde gelin. Muhakkak ki, bugün üstün gelen zafere ermiş olacak!”
Süleyman Ateş 64. Onun için siz hilenizi toplayın, sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen başarmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk 64 “Hemen hünerlerinizi birleştirin; sonra saf bağlamış olarak gelin! Bugün, üstün gelen kurtulmuş olacaktır.”
Ali Bulaç 65- ‘Ey Musa’ dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım.’
Diyanet Vakfı 65. Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım.
Elmalılı Hamdi Yazır 65-Onlar: “Ey Musa ya sen at, ya da ilk atan biz olalım.” dediler.
Süleyman Ateş 65. (Büyücüler önce Musa’nın işe başlamasını istediler) Dediler ki: “Ey Musa, ya sen at, yahut önce atan biz olalım.”
Yaşar Nuri Öztürk 65 Dediler: “Ey Mûsa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız.”
Ali Bulaç 66- Dedi ki: ‘Hayır, siz atın.’ Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.
Diyanet Vakfı 66. Hayır, siz atın, dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor.
Elmalılı Hamdi Yazır 66-Musa: “Haydi, siz atın!” dedi. Bir de baktı ki, onların ipleri ve sopaları, sihirleri sebebiyle, kendisine cidden koşuyorlarmış gibi görünüyor.
Süleyman Ateş 66. (Musa): “Hayır siz atın!” dedi. (Attılar. Musa) bir de ne görsün: Büyülerinden ötürü onların ipleri ve sopaları gerçekten koşuyor gibi görünüyor.
Yaşar Nuri Öztürk 66 Mûsa dedi: “Hayır, siz atın!” Bir de ne görsün! Onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koşuyorlarmış hayaline verdi.
Ali Bulaç 67- Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.
Diyanet Vakfı 67. Musa, birden içinde bir korku duydu.
Elmalılı Hamdi Yazır 67-Birden bire Musa, içinde bir tür korku duydu.
Süleyman Ateş 67. Bu yüzden Musa, içinde bir korku duydu.
Yaşar Nuri Öztürk 67 Mûsa birdenbire içinde bir korku duydu.
Ali Bulaç 68- ‘Korkma’ dedik. ‘Muhakkak sen üstün geleceksin.’
Diyanet Vakfı 68. “Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin.”
Elmalılı Hamdi Yazır 68-Dedik ki: “Korkma, çünkü sensin üstün sen!
Süleyman Ateş 68. (Biz kendisine): “Korkma, dedik, üstün gelecek sensin, sen!”
Yaşar Nuri Öztürk 68 Şöyle dedik: “Korkma, üstün gelecek olan sensin!”
Ali Bulaç 69- ‘Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.’
Diyanet Vakfı 69. “Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz.”
Elmalılı Hamdi Yazır 69-Sağ elindekini bırakıver; o, onların yaptıklarını yalar yutar. Çünkü onların yaptıkları yalnızca bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise her nerede olsa felah bulmaz!”
Süleyman Ateş 69. Sağ elindekini at! Onların yaptıklarını yutsun. Çünkü onların yaptıkları, bir büyücünün hilesidir. Büyücü de nereye varsa iflah olmaz!
Yaşar Nuri Öztürk 69 “Sağ elindekini yere bırak! Onların, sanayi olarak ortaya çıkardıklarını yalayıp yutsun. Onların sanayi olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflah etmez.”
Ali Bulaç 70- Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: ‘Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik’ dediler.
Diyanet Vakfı 70. Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar; “Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik” dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır 70-Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar: “Harun il Musa’nın Rabbine iman ettik.” dediler.
Süleyman Ateş 70. Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar: “Harun’un ve Musa’nın Rabbine inandık!” dediler.
Yaşar Nuri Öztürk 70 Bunun üzerine büyücüler secdelere kapanıp şöyle seslendiler: “Hârun’un ve Mûsa’nın Rabbine inandık!”
Ali Bulaç 71- (Firavun) Dedi ki: ‘Ben size izin vermeden önce O’na inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız.’
Diyanet Vakfı 71. (Firavun) Şöyle dedi : Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi! Hakikat şu ki o, size büyü öğreten ulunuzdur. Şimdi elleriniz ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır 71-Firavun: “Demek ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! O, mutlaka size sihri öğreten büyüğünüzdür. O halde andolsun ki, ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi kesinlikle hurma dallarına asacağım; şüphesiz bileceksiniz hangimizin azap bakımından daha şiddetti ve daha sürekli olduğunu!” dedi.
Süleyman Ateş 71. (Fir’avn): “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım, hangimizin azabı daha çetin ve sürekli imiş bileceksiniz!” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 71 Firavun dedi: “Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi? O size, büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve yemin olsun sizi hurma ağaçlarına asacağım. O zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha şiddetli ve sürekli.”
Ali Bulaç 72- Dediler ki: ‘Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla ‘tercih edip-seçmeyiz.’ Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.’
Diyanet Vakfı 72. Dediler ki: “Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin.”
Elmalılı Hamdi Yazır 72-Onlar : “İhtimali yok, bize gelen bu açık mucizelere ve bizi yaratana karşı seni tercih edemeyiz. Artık ne yapacaksan yap; senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçerli olur.
Süleyman Ateş 72. Dediler ki: “Biz, seni, bize gelen açık delillere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Yapacağını yap, sen ancak bu dünya hayatında istediğini yapabilirsin.”
Yaşar Nuri Öztürk 72 Dediler: “Biz seni, bize gelen açık-seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceğiz. Verdiğin hükmü uygula. Senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer.”
Ali Bulaç 73- ‘Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir.’
Diyanet Vakfı 73. “Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah, (mükâfatı) en hayırlı ve (cezası) en sürekli olandır.”
Elmalılı Hamdi Yazır 73-Doğrusu biz, günahlarımıza ve bizi zorladığın sihre karşı bizi bağışlasın diye Rabbimize iman ettik. Allah, daha hayırlı ve daha kafacıdır.” cevabını verdiler.
Süleyman Ateş 73. Biz Rabbimize inandık ki (O) bizim günahlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlasın. (Elbette) Allah daha hayırlı ve (O’nun mükafatı ve cezası) daha süreklidir.
Yaşar Nuri Öztürk 73 “Biz Rabbimize inandık ki, günahlarımızı ve senin bizi zorladığın büyüyü affetsin. Allah daha hayırlı, daha süreklidir.”
Ali Bulaç 74- ‘Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ne ölebilir, ne dirilebilir.’
Diyanet Vakfı 74. Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar!
Elmalılı Hamdi Yazır 74-Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne dirilir.
Süleyman Ateş 74. Kim Rabbine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vardır; orada ne ölür ne de yaşar.
Yaşar Nuri Öztürk 74 Şu bir gerçek ki, Rabbinin huzuruna suçlu olarak gelen için cehennem vardır. Orada ne ölür ne de hayat bulur.
Ali Bulaç 75- ‘Kim O’na iman edip salih amellerde bulunarak O’na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır.’
Diyanet Vakfı 75. Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O’na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir.
Elmalılı Hamdi Yazır 75-Her kim de mümin olarak ve yararlı işler yapmış bir halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.
Süleyman Ateş 75. Kim de iyi işler yapmış bir mü’min olarak O’na gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler vardır:
Yaşar Nuri Öztürk 75 O’nun huzuruna, hayra ve barışa yönelik iyilikler üretmiş bir mümin olarak varana gelince, işte böyleleri için çok yüksek dereceler öngörülmüştür.
Ali Bulaç 76- ‘İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır.’
Diyanet Vakfı 76. İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte arınanların mükâfatı budur.
Elmalılı Hamdi Yazır 76-Altından ırmaklar akan Adn cennetleri ki, onlarda ebedi kalacaklardır. Ve o işte , temizlenen kimsenin mükafatı.
Süleyman Ateş 76. Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri. Orada sürekli olarak kalırlar. İşte arınanların mükafatı budur!
Yaşar Nuri Öztürk 76 Adn cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar; sürekli kalacaklar içlerinde. Arınıp temizlenenlerin ödülü işte budur.
Ali Bulaç 77- Andolsun, biz Musa’ya vahyetmiştik: ‘Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan.’
Diyanet Vakfı 77. Andolsun ki biz Musa’ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır 77-Doğrusu Musa’ya şöyle vahyettik: ”Kullarımla geceleyin yürü de onlara denizde kuru bir yol aç; yetişilmekten korkmaz ve endişe etmezsin.”
Süleyman Ateş 77. Andolsun biz Musa’ya: “Kullarımı geceleyin (Mısır’dan çıkarıp) yürüt; (asanla suya) vur, denizde onlar için kuru bir yol (aç). (Fir’avn’ın sana) yetişme(sin)den korkma, (boğulmaktan) endişe etme.” diye vahyetmiştik.
Yaşar Nuri Öztürk 77 Yemin olsun, Mûsa’ya şöyle vahyetmiştik: “Kullarımı geceleyin yürüt! Denizde onlar için kuru bir yol aç! Size yetişecekler diye korkma, endişelenme.!”
Ali Bulaç 78- Firavun, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.
Diyanet Vakfı 78. Bunun üzerine o, askerleri ile birlikte onların peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 78-Derken Firavun ordularıyla onları takip etti; denizden kendilerini saran sarıverdi.
Süleyman Ateş 78. Fir’avn, askerleriyle onların ardına düştü, denizden onları örten örttü (deniz onları örtüp boğdu).
Yaşar Nuri Öztürk 78 Derken, Firavun, ordusuyla birlikte onların arkasına düştü. Ama denizden onları sarıp kuşatan, sarıp kuşattı.
Ali Bulaç 79- Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.
Diyanet Vakfı 79. Firavun, kavmini saptırdı, doğru yola sevketmedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 79 -Velhasıl Firavun kavmini sapıklığa sürükledi, doğru yola götürmedi.
Süleyman Ateş 79. Fir’avn toplumunu saptırdı, doğru yola iletmedi.
Yaşar Nuri Öztürk 79 Firavun kendi toplumunu saptırmıştı; kılavuzluk edemedi.
Ali Bulaç 80- Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur’un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
Diyanet Vakfı 80. Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık; Tûr’un sağ tarafına (gelmeniz için) size vâde tanıdık ve size kudret helvası ile bıldırcın eti lütfettik.
Elmalılı Hamdi Yazır 80-Ey İsrail oğullan, sizi gerçekten düşmanınızdan kurtardık, Tür dağının sağ yanında size söz verdikve sizlere kudret helvası ile bıldırcın indirdik.
Süleyman Ateş 80. Ey İsrail oğulları, biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tur’un sağ yanında, (Musa ile konuşmayı) size va’dettik; üzerinize kudret helvasıyle bıldırcın indirdik.
Yaşar Nuri Öztürk 80 Ey İsrailoğulları, şu bir gerçek ki, biz sizi düşmanınızdan kurtardık. Tûr’un sağ yanında size vaatte bulunduk. Ve üstünüze kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
Ali Bulaç 81- Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.
Diyanet Vakfı 81. Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yeyiniz, bu hususta taşkınlık ve nankörlük de etmeyiniz; sonra sizi gazabım çarpar. Her kim ki kendisini gazabım çarparsa, hakikaten o, yıkılıp gitmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 81-Size verdiğimiz rızıkların en hoşlarından yiyin ve o hususta taşkınlık yapmayın ki, sonra gazabım iner üzerinize; her kimin üzerine de gazabım inerse, o uçuruma gider.
Süleyman Ateş 81. Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yeyin, ama bu hususta taşkınlık etmeyin; sonra gazabım üzerinize iner, kimin üstüne gazabım inerse o, düşmüş(mahvolmuş)tur. (Saying): Eat of the good things wherewith We have provided you, and transgress not in respect thereof lest My wrath come upon you; and he on whom My wrath cometh, he is lost indeed.
Yaşar Nuri Öztürk 81 Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yiyin! Bu konuda azgınlık etmeyin! Yoksa öfkem üzerinize çöker. Ve kimin üstüne öfkem inerse o uçuruma gider.
Ali Bulaç 82- Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.
Diyanet Vakfı 82. Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.
Elmalılı Hamdi Yazır 82-Bununla birlikte, Ben tevbe eden, iman edip yararlı işler yapan sonra da doğru giden kimse için çok bağışlayıcıyım, şüphesiz.
Süleyman Ateş 82. Ve Ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra da yola gelen kimseye karşı çok bağışlayıcıyımdır.
Yaşar Nuri Öztürk 82 Ve ben, tövbe eden, inanan, hayra ve barışa yönelik iş yapıp sonra da düzgün bir biçimde yol alan kimseye karşı, gerçekten çok affediciyim, Gaffâr’ım.
Ali Bulaç 83- ‘Seni kavminden ‘çarçabuk ayrılmaya iten’ nedir ey Musa?’
Diyanet Vakfı 83. Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevkeden nedir, ey Musa!
Elmalılı Hamdi Yazır 83-Hem seni kavminden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir, ey Musa?
Süleyman Ateş 83. Seni kavminden çabucak ayrıl(ıp gel)meğe sevk eden nedir? (Niçin onları hemen bırakıp geldin) ey Musa? (dedik).
Yaşar Nuri Öztürk 83 Seni toplumundan çabucak uzaklaştıran neydi, ey Mûsa?
Ali Bulaç 84- Dedi ki: ‘Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim.’
Diyanet Vakfı 84. Musa: İşte, dedi, onlar da benim peşimdeler. Ben, memnun olasın diye sana acele ile geldim Rabbim.
Elmalılı Hamdi Yazır 84-Musa: “Onlar, benim izimin üzerindeler ve ben, hoşnut olasın diye, sana gelmekte acele ettim ey Rabbim!” dedi.
Süleyman Ateş 84. Dedi: “Onlar benim arkamdan geliyorlar, ya Rabbi razı olman için sana çabuk geldim.”
Yaşar Nuri Öztürk 84 Dedi: “Onlar, benim eserim üzerindeler. Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoşnut olasın, ey Rabbim!”
Ali Bulaç 85- Dedi ki: ‘Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.’
Diyanet Vakfı 85. Allah buyurdu: Senden sonra biz, kavmini (Harun ile kalan İsrailoğullarını) imtihan ettik ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 85-Allah: “Ama Biz, senin ardından kavmini fitneye düşürdük ve Samiri onları saptırdı.” buyurdu.
Süleyman Ateş 85. (Allah): “Ama biz senden sonra kavmini sınadık. Samiri onları saptırdı” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 85 Buyurdu: “Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı.”
Ali Bulaç 86- Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: ‘Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?’
Diyanet Vakfı 86. Bunun üzerine Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndü. Ey kavmim! dedi, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Şu halde size zaman mı çok uzun geldi, yoksa üstünüze Rabbinizin gazabının inmesini mi istediniz ki, bana olan vâdinizden döndünüz?
Elmalılı Hamdi Yazır 86-Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak hemen kavmine döndü: ”Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir va’dde bulunmadı mı? Zaman mı uzadı, yoksa başınıza Rabbinizden bir gazap inmesini arzu ettiniz de mi bana verdiğiniz sözü tutmadınız?” dedi.
Süleyman Ateş 86. Bunun üzerine Musa, çok kızgın ve üzüntülü bir halde kavmine döndü: “Ey Kavmim, dedi, Rabbiniz size güzel bir va’idde bulunmamış mıydı? Süre mi size uzun geldi (zamanla verdiğiniz sözü unuttunuz mu)? Yoksa Rabbinizden bir gazabın üstünüze inmesini miistediniz ki, bana verdiğiniz sözden caydınız (beni izlemediniz)?”
Yaşar Nuri Öztürk 86 Bunun üzerine Mûsa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. Dedi: “Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze ters davrandınız?”
Ali Bulaç 87- Dediler ki: ‘Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı.’
Diyanet Vakfı 87. Dediler ki: Biz sana olan vâdimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır’lıların) zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de atmıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır 87-Onlar: “Biz, sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz, o kavmin zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları ateşe attık; Samiri de attı.
Süleyman Ateş 87. Dediler ki: “Kendi malımızla senin sözünden çıkmadık”, fakat o milletin (yani Mısırlıların) süs(eşyas)ından bize yükler yükletilmişti. Onları (ateşe) attık. Aynı şekilde Samiri de attı.”
Yaşar Nuri Öztürk 87 Dediler ki: “Biz sana kendi irademizle/malımızla karşı çıkmadık. Olay şu: Bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde Sâmirî de attı.”
Ali Bulaç 88- Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, ‘İşte bu sizin ilahınız, Musa’nın ilahı da budur; fakat (Musa) unuttu’ dediler.
Diyanet Vakfı 88. Bu adam, onlar için, böğürebilen bir buzağı heykeli icat etti. Bunun üzerine: İşte, dediler, bu, sizin de, Musa’nın da tanrısıdır. Fakat onu unuttu.
Elmalılı Hamdi Yazır 88-Derken onlara, böğürmesi olan bir dana heykeli çıkardı. Bunun üzerine: “İşte bu, sizin ilahınız ve Musa’nın ilahıdır; fakat o, bunu unuttu.” dediler.
Süleyman Ateş 88. Onlara, böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Dediler ki, “Bu sizin de tanrınız, Musa’nın da tanrısıdır, fakat o unuttu”.
Yaşar Nuri Öztürk 88 Sâmirî onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: “Bu, hem sizin hem de Mûsa’nın tanrısıdır. Ama Mûsa unuttu.”
Ali Bulaç 89- Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?
Diyanet Vakfı 89. O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 89-Şu gerçeği görmüyorlar mıydı ki, o onlara bir sözle karşılık veremiyor ve kendilerine ne bir zarar ne de bir yarar sağlayabiliyordu.
Süleyman Ateş 89. Onlar görmüyorlar mı ki o (buzağı) kendilerine bir söz söyleyemez; bir zarar, ve yarar veremez?
Yaşar Nuri Öztürk 89 Görmüyorlar mı ki; o buzağı onlara bir sözü geri çeviremiyor; kendilerine bir zarar veremiyor, bir yarar sağlayamıyor.
Ali Bulaç 90- Andolsun, Harun bundan önce onlara: ‘Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin’ demişti.
Diyanet Vakfı 90. Hakikaten Harun, onlara daha önce: Ey kavmim! demişti, siz bunun yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz şüphesiz çok merhametli olan Allah’tır. Şu halde bana uyunuz ve emrime itaat ediniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 90-Andolsun ki, önceden Harun onlara: “Ey kavmim, siz bununla yalnızca bir fitneye tutuldunuz ve doğrusu sizin Rabbiniz esirgemesi çok Allah’tır; gelin bana uyun ve emrime itaat edin!” demişti.
Süleyman Ateş 90. Önceden Harun, kendilerine: “Ey kavmim, andolsun siz bununla sınandınız. Rabbiniz, o çok esirgeyendir. Bana uyun, buyruğuma ita’at edin!” demişti.
Yaşar Nuri Öztürk 90 Yemin olsun, Hârun daha önce onlara şunu söylemişti: “Ey kavmim, siz bununla imtihan edildiniz. Sizin Rabbiniz o Rahman’dır. Artık bana uyun, emrime itaat edin!”
Ali Bulaç 91- Demişlerdi ki: ‘Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.’
Diyanet Vakfı 91. Onlar: Biz, dediler, Musa aramıza dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!
Elmalılı Hamdi Yazır 91-Onlar: “Biz Musa bize dönünceye kadar onun başında durmaktan asla ayrılmayacağız!” dediler.
Süleyman Ateş 91. Dediler: “Musa bize dönünceye kadar buna tapmaktan vazgeçmeyeceğiz!”
Yaşar Nuri Öztürk 91 Onlar şöyle demişlerdi: “Mûsa bize dönünceye kadar ona tapıcılar olmakta devam edeceğiz.”
Ali Bulaç 92- (Musa da gelince:) ‘Ey Harun’ demişti. ‘Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?’
Diyanet Vakfı 92. (Musa, döndüğünde)Dedi: Ey Harun! bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit seni engelleğen ne oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır 92-Musa: “Ey Harun, sana ne engel oldu bunların sapıklığa düştüklerini gördüğün zaman,
Süleyman Ateş 92. (Musa) “Ey Harun, oların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu (da önlemedin)? dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 92 Mûsa dedi: “Ey Hârun, onların saptıklarını gördüğün zaman seni ne engelledi de,
Ali Bulaç 93- ‘Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?’
Diyanet Vakfı 93. (Neden) benim yolumu takip etmedin? Emrime âsi mi oldun?
Elmalılı Hamdi Yazır 93-peşimden gelmedin. Benim emrime isyan mı ettin?” dedi.
Süleyman Ateş 93. Neden bana uymadın, buyruğuma karşı mı geldin? (Ve kardeşinin sakalından tutup çekmeğe başladı.)
Yaşar Nuri Öztürk 93 Benim ardım sıra gelmedin. Emrime isyan mı ettin?”
Ali Bulaç 94- Dedi ki: ‘Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: ‘İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin’ demenden endişe edip korktum.’
Diyanet Vakfı 94. (Harun:) Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: “İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!” demenden korktum.
Elmalılı Hamdi Yazır 94-Harun:”Ey anamın oğlu, sakalımı ve başımı tutma! Emin ol ki,”dediğime bakmadın da İsrail oğulları arasına ayrılık düşürdün.” dersin diye korktum.” dedi.
Süleyman Ateş 94. (Harun, kardeşini yumuşatabilmek için): “Ey anamın oğlu, dedi, sakalımı, başımı tutma. Ben senin ‘İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın’ diyeceğinden korktum (da onun için idare yoluna gittim).”
Yaşar Nuri Öztürk 94 Hârun dedi: “Ey annemin oğlu! Sakalımı, başımı tutma! Ben senin şöyle diyeceğinden korkmuştum: ‘Beniisrail arasına ayrılık soktun, sözüme bağlı kalmadın!”
Ali Bulaç 95- (Musa) Dedi ki: ‘Ya senin amacın nedir ey Samiri?’
Diyanet Vakfı 95. Musa: Ya senin zorun nedir, ey Sâmirî? dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 95-Musa: “Ya senin derdin ne ey Samiri?” dedi.
Süleyman Ateş 95. (Musa, Samiri’ye döndü): “Ey Samiri, ya senin amacın nedir?” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 95 Mûsa dedi: “Senin derdin neydi, ey Sâmirî?”
Ali Bulaç 96- Dedi ki: ‘Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.’
Diyanet Vakfı 96. O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi, dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır 96-Samiri: “Ben onların görmediklerini gördüm de Resülün izinden bir avuç toprak avuçlayıp attım, nefsim bana böyle hoş gösterdi.” dedi.
Süleyman Ateş 96. (Samiri): “Ben dedi, onların görmediklerini gördüm. Elçinin eserinden bir avuç aldım da attım; nefsim bana böyle (yapmayı) hoş gösterdi.”
Yaşar Nuri Öztürk 96 Sâmirî dedi: “Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.”
Ali Bulaç 97- Dedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: ‘Bana dokunulmasın’) deyip yerinmendir.’ Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azab dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız.’
Diyanet Vakfı 97. Musa: Defol! dedi, artık hayatın boyunca sen: “Bana dokunmayın!” diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir ceza günü var. Tapmakta olduğun tanrına da bak! Yemin ederim, biz onu yakacağız; sonra da onu parça parça edip denize savuracağız!
Elmalılı Hamdi Yazır 97-Musa: “Haydi, defol! Çünkü senin cezan, hayat boyunca “Bana dokunmayın!” demendir; ayrıca senin asla kurtulamayacağın bir ceza daha var. O başın bekleyip durduğun tanrına da bak! Onu mutlaka yakacağız da yakacağız. Sonra da onu kül edip muhakkak denize dökeceğiz!
Süleyman Ateş 97. (Musa): “Git, dedi. Artık hayat boyunca sen: ‘Bana dokunmayın!’ diyeceksin (toplumdan refüze edilip yalnız başına kalacaksın), sana va’dedilen bir ceza var ki ondan asla şaşırılmayacaksın (mutlaka o cezanı tam zamanında bulacaksın). Şimdi durup taptığın tanrına bak. Biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız.”
Yaşar Nuri Öztürk 97 Mûsa dedi: “Defol, çünkü sen, hayatın boyunca ‘Bana dokunmayın!’ diyeceksin! Ve senin için asla kurtulamayacağın bir hesap zamanı da var. O başını bekleyip durduğun tanrına bir bak! Onu kesinlikle yakacağız, sonra da un-ufak edip denize dökeceğiz.”
Ali Bulaç 98- ‘Sizin ilahınız yalnızca Allah’tır ki, O’nun başka ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır.’
Diyanet Vakfı 98. Sizin ilâhınız, yalnızca, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır 98-Sizin ilahınız ancak o Allah’tır ki, O’ndar başka ilah yoktur. O, ilmi ile herşeyi kuşatmıştır!” dedi.
Süleyman Ateş 98. Tanrınız ancak kendisinden başka tanrı olmayan Allah’tır. O’nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk 98 Gerçek olan şu ki, sizin ilahınız kendisinden başka hiçbir tanrı olmayan Allah’tır. O, ilim bakımından her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.
Ali Bulaç 99- Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana katımızdan bir zikir verdik.
Diyanet Vakfı 99. (Resûlüm!) İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 99-Ya Muhammed, işte sana böyle geçmişin önemli haberlerinden kıssa anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana tarafımızdan bir zikir verdik.
Süleyman Ateş 99. Böylece sana geçmişlerin haberlerinden bir miktar anlatıyoruz. Gerçekten sana katımızdan bir Zikir (geçmiş olaylardan bir anı) verdik.
Yaşar Nuri Öztürk 99 İşte böylece, geçip gitmişlerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Biz sana katımızdan da bir Zikir/Kur’an vermişizdir.
Ali Bulaç 100- Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir.
Diyanet Vakfı 100. Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz ki kıyamet gününde o, ağır bir günah yükünü yüklenecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır 100-Her kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet gönünde bir günah yüklenecektir.
Süleyman Ateş 100. Kim ondan yüz çevirirse o, kıyamet günü (ağır) bir günah yüklenecekdir.
Yaşar Nuri Öztürk 100 Kim ondan yüz çevirirse, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.
Ali Bulaç 101- O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.
Diyanet Vakfı 101. Bu kimseler, onda (o günah yükünün altında) ebedî kalırlar. Onlar için kıyamet gününde bu ne kötü bir yüktür!
Elmalılı Hamdi Yazır 101-Sonsuza dek onun altında kalacaklardır. Onlar için kıyamet günü o ne kötü bir yüktür!
Süleyman Ateş 101. Sürekli olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyamet gününde bu, onlar için ne kötü bir yüktür!
Yaşar Nuri Öztürk 101 Uzun süre o yükün altındadır; kıyamet gününde bu onlar için ne kötü yüktür!
Ali Bulaç 102- Sur’a üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak’ toplayacağız.
Diyanet Vakfı 102. O günde Sûr’a üflenir ve biz o zaman günahkârları, gözleri (korkudan) gömgök bir halde mahşerde toplarız.
Elmalılı Hamdi Yazır 102-O gün ki, sura üfrülecek ve suçluları o gün Biz, gömgök mahşere toplayacağız.
Süleyman Ateş 102. O gün Sur’a üflenir ve o gün suçluları, gömgök (kör bir durumda) süreriz.
Yaşar Nuri Öztürk 102 O gün sûra üfrülür ve günahkârları o gün gözleri gömgök bir halde haşrederiz.
Ali Bulaç 103- (Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız’ diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.
Diyanet Vakfı 103. Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle derler: “Dünyada sadece on gün kaldınız.”
Elmalılı Hamdi Yazır 103-Onlar, aralarında: “On günden fazla durmadınız.” diye gizli gizli konuşacaklar.
Süleyman Ateş 103. Kendi aralarında gizli gizli, “(dünyada) On günden fazla kalmadınız” derler.
Yaşar Nuri Öztürk 103 Aralarında fısıldaşır gibi konuşurlar: “Ancak on gün filan kaldınız.”
Ali Bulaç 104- Onların sözünü ettiklerini biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: ‘Siz yalnızca bir gün kaldınız’ derler.
Diyanet Vakfı 104. Aralarında konuştukları konuyu biz daha iyi biliriz. Onların en olgun ve akıllı olanı o zaman: “Bir günden fazla kalmadınız” der.
Elmalılı Hamdi Yazır 104-Görüşü en üstün olanları, “Bir günden fazla durmadınız.” dediği zaman, ne diyeceklerini Biz biliriz.
Süleyman Ateş 104. Onların dedikleri(kalış süresi)ni biz daha iyi biliriz. En akıllıları ise: “Siz yalnız bir gün kaldınız,” der.
Yaşar Nuri Öztürk 104 Onların söylemekte olduklarını biz daha iyi biliriz. Yolca en seçkinleri olan şöyle diyordu: “Eni-sonu, bir gün kaldınız.”
Ali Bulaç 105- Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: ‘Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak’
Diyanet Vakfı 105. (Resûlüm!) Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak.
Elmalılı Hamdi Yazır 105-Bir de sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki:”Rabbim, onları un ufak edip savuracak!
Süleyman Ateş 105. Sana dağlardan soruyorlar. De ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak!
Yaşar Nuri Öztürk 105 Sana dağlardan soruyorlar. De ki: “Rabbim onları un-ufak edecektir.”
Ali Bulaç 106- ‘Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır.’
Diyanet Vakfı 106. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır 106-Yerlerini dümdüz bomboş bir halde bırakacak:
Süleyman Ateş 106. Yerlerini boş, dümdüz bırakacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk 106 “Yerlerini bomboş, dümdüz bırakacaktır.”
Ali Bulaç 107- ‘Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne bir tümsek.’
Diyanet Vakfı 107. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin.
Elmalılı Hamdi Yazır 107-Orada ne bir eğrilik, ne de bir yumruluk göremeyeceksin.
Süleyman Ateş 107. Orada ne bir eğrilik, ne de bir tümsek görmeyeceksin.
Yaşar Nuri Öztürk 107 “Yerlerinde bir eğrilik de bir yumruluk da görmeyeceksin.”
Ali Bulaç 108- O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahmana karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.
Diyanet Vakfı 108. O gün insanlar, dâvetçiye (İsrafil’e) uyacaklar. Ona karşı yan çizmek yoktur. Artık, çok esirgeyici Allah hürmetine sesler kısılmıştır. Bu yüzden, fısıltıdan başka bir ses işitemezsin.
Elmalılı Hamdi Yazır 108-O gün davetçiye hiçbir yana sapmadan uyacaklar. Öyle ki, Rahman’ın heybetinden sesler kısılmıştır; artık bir hışırtıdan başka birşey işitmezsin.
Süleyman Ateş 108. O gün hiç pürüzü olmayan çağrıcıya uyarlar; (ondan sapma imkanı yoktur). Rahman’ın huzurunda sesler kısılır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.
Yaşar Nuri Öztürk 108 O gün, eğip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman’ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan başka şey işitmezsiniz.
Ali Bulaç 109- O gün, Rahmanın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.
Diyanet Vakfı 109. O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez.
Elmalılı Hamdi Yazır 109-O gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başka, hiç kimsenin şefaati fayda vermez.
Süleyman Ateş 109. O gün Rahman’ın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefa’ati fayda vermez.
Yaşar Nuri Öztürk 109 O gün şefaat yarar sağlamaz. Ancak Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna…
Ali Bulaç 110- O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O’nu kavrayıp kuşatamazlar.
Diyanet Vakfı 110. O, insanların geleceklerini de geçmişlerini de bilir. Onların ilmi ise bunu kapsayamaz:
Elmalılı Hamdi Yazır 110-O, onların geleceklerini de bilir geçmişlerini de. Fakat onların bilgisi O’nu kapsayamaz.
Süleyman Ateş 110. O, onların önlerindekini ve arkalarındakini (geçmişlerini ve geleceklerini) bilir; onlar ise bilgice O’nu kavrayamazlar.
Yaşar Nuri Öztürk 110 Onların önden gönderdiklerini de arkada bıraktıklarını da bilir, ama onlar O’nu ilimle kuşatamazlar.
Ali Bulaç 111- (Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.
Diyanet Vakfı 111. Bütün yüzler (insanlar), diri ve her şeye hakim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır 111-Bütün yüzler,o diri ve herşeyi gözetip durana baş eğmiş ve bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.
Süleyman Ateş 111. Bütün yüzler, o diri ve yöneticiye boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen perişan olmuştur.
Yaşar Nuri Öztürk 111 Bütün yüzler o Hayy ve Kayyûm önünde yere inmiştir. Zulüm taşıyan perişan olup gitmiştir.
Ali Bulaç 112- Kim de bir mü’min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından.
Diyanet Vakfı 112. Her kim, mümin olarak iyi olan işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.
Elmalılı Hamdi Yazır 112-Her kim de mümin olarak yararlı işler yaparsa, ne bir zulümden korkar, ne de çiğnenmeden.
Süleyman Ateş 112. Kim inanarak iyi olan işlerden yaparsa artık o, ne zulümden, ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.
Yaşar Nuri Öztürk 112 Mümin olarak hayra ve barışa yönelik iyilikler yapan ise ne haksızlığa uğratılmaktan korkar ne de ezilip horlanmaktan.
Ali Bulaç 113- Böylece biz onu, Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur.
Diyanet Vakfı 113. (Resûlüm!) Biz onu böylece Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda ikazları tekrar tekrar açıkladık. Umulur ki onlar (bu sayede günahtan) korunurlar; yahut da o (Kur’an) kendileri için bir ibret ortaya koyar.
Elmalılı Hamdi Yazır 113-İşte böylece Biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü şekillerde tekrarladık ki, belki korunur takva yolunu tutarlar ya da o onlarda bir düşünme, ibret alma meydana getirir.
Süleyman Ateş 113. Biz sana onu böyle Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut (Kur’an,) onlara bir hatırlama yaptırsın.
Yaşar Nuri Öztürk 113 Biz onu işte böyle, Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü ifadelerle sıraladık ki sakınabilsinler, yahut da Kur’an onlara yeni bir hatırlatıcı/hatırlatma sunsun.
Ali Bulaç 114- Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur’an’ı (okumada) acele etme ve de ki: ‘Rabbim, ilmimi arttır.’
Diyanet Vakfı 114. Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O’nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur’an’ı (okumakta) acele etme ve “Rabbim, benim ilmimi artır” de.
Elmalılı Hamdi Yazır 114-Demek ki Allah, O hak hükümdar, yüceler yücesidir !.. Sana vahyi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme ve: “Rabbim, benim ilmimi artır!” de.
Süleyman Ateş 114. Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur’an’ı acele okumağa kalkma; “Rabbim, ilmimi artır!” de.
Yaşar Nuri Öztürk 114 O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur’an hakkında aceleci olma. Şöyle de:”Rabbim, ilmimi artır!”
Ali Bulaç 115- Andolsun, biz bundan önce Adem’e ahid vermiştik, fakat o, unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
Diyanet Vakfı 115. Andolsun biz, daha önce de Âdem’e ahit (emir ve vahiy) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Onda azim de bulmadık.
Elmalılı Hamdi Yazır 115-Gerçek şu ki, bundan önce Adem’e bir emir verdik, ama o unuttu ve Biz onda bir azim de bulmadık.
Süleyman Ateş 115. Andolsun biz, önceden Adem’e (o ağaçtan yememesini) emretmiştik, unuttu. Biz onda bir azim (ve sebat) bulmadık.
Yaşar Nuri Öztürk 115 Yemin olsun, biz daha önce Âdem’e ahit verdik de unuttu; biz onda bir kararlılık bulamadık.
Ali Bulaç 116- Hani biz meleklere: ‘Adem’e secde edin’ demiştik, İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
Diyanet Vakfı 116. Bir zaman biz meleklere: Âdem’e secde edin! demiştik. Onlar hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti.
Elmalılı Hamdi Yazır 116-Ve o vakti düşün ki, meleklere: “Adem için secde edin!” dedik, hemen secde ettiler;ancak İblis dayattı.
Süleyman Ateş 116. Meleklere: “Adem’e secede edin,” demiştik, secde ettiler, yalnız İblis diretti.
Yaşar Nuri Öztürk 116 Hani meleklere “Âdem’e secde edin!” demiştik de İblis müstesna hepsi secde etmişti. İblis dayatmıştı.
Ali Bulaç 117- Bunun üzerine dedik ki: ‘Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun.’
Diyanet Vakfı 117. Bunun üzerine: Ey Âdem! dedik, bu, hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersin!
Elmalılı Hamdi Yazır 117-Bunun üzerine Biz de: “Ey Adem, haberin olsun, bu, sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra mutsuz olursun.
Süleyman Ateş 117. Dedik ki: “Ey Adem, bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun.”
Yaşar Nuri Öztürk 117 Bunun üzerine biz şöyle demiştik: “Ey Âdem! Şu, senin de eşinin de düşmanıdır, dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun.”
Ali Bulaç 118- Şüphesiz, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır.’
Diyanet Vakfı 118. Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak.
Elmalılı Hamdi Yazır 118-Çünkü senin acıkmaman ve çıplak kalmaman oradadır.
Süleyman Ateş 118. Şimdi burada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksını.
Yaşar Nuri Öztürk 118 “Senin burada ne acıkman söz konusudur ne de çıplak kalman.”
Ali Bulaç 119- Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve (yakıcı sıcakta) yanmayacaksın da.’
Diyanet Vakfı 119. Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın.
Elmalılı Hamdi Yazır 119-ve sen orada susamazsın ve güneşte yanmazsın.” dedik.
Süleyman Ateş 119. Ve sen susamayacaksın, kuşluk vakti güneşi(nin ısısı)ndan etkilenmeyeceksin.
Yaşar Nuri Öztürk 119 “Ve sen burada ne susayacaksın ne de güneşten yanacaksın.”
Ali Bulaç 120- Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: ‘Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?’
Diyanet Vakfı 120. Derken şeytan onun aklını karıştırıp “Ey Adem! dedi, sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?”
Elmalılı Hamdi Yazır 120-Derken şeytan ona vesvese verdi: “Ey Adem, sana sonsuzluk ağacını ve çürümesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” dedi.
Süleyman Ateş 120. Nihayet şeytan ona fısıldayıp: “Ey Adem, sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi? dedi.
Yaşar Nuri Öztürk 120 Derken, şeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: “Ey Âdem! Sana, sonsuzluk ağacıyla eskimez-çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?”
Ali Bulaç 121- Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.
Diyanet Vakfı 121. Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle) Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır 121-Bunun üzerine ikisi de ondan yediter; hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp göründü, üzerlerine cennet yaprağından yamamağa başladılar ve Adem Rabbine asi oldu da şaşkın düştü.
Süleyman Ateş 121. O ağaçtan yediler. Böylece kendilerine kötü yerleri göründü (üreme organları ortaya çıktı). Üstlerini cennet yaprağıyle örtmeğe başladılar. Adem Rabbinin buyruğuna karşı geldi de şaşırdı.
Yaşar Nuri Öztürk 121 Nihayet, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etmiş, azmış, ziyana uğramıştı.
Ali Bulaç 122- Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.
Diyanet Vakfı 122. Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tevbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti.
Elmalılı Hamdi Yazır 122-Sonra Rabbi. onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve yol gösterdi.
Süleyman Ateş 122. Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti, doğru yola iletti.
Yaşar Nuri Öztürk 122 Sonra, Rabbi onu arıtıp temizledi, onun tövbesini kabul edip kendisini iyiye ve doğruya kılavuzladı.
Ali Bulaç 123- Dedi ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.’
Diyanet Vakfı 123. Dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır 123-Allah : “İkiniz de oradan birlikte inin, kiminiz kiminize düşman olarak! Sonra ne zaman size Benden bir doğru yolu gösterici gelir de her kim Benim kılavuzuma uyarsa, işte o, sapıklığa düşmez ve mutsuz olmaz.
Süleyman Ateş 123. Dedi ki: “Hepiniz oradan inin, birbirinize düşmansınız. İmdi benden size bir hidayet geldiği zaman kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve sıkıntıya düşmez.”
Yaşar Nuri Öztürk 123 Allah dedi: “İkiniz birlikte inin oradan! Birbirinize düşmansınız. Benden size bir hidayet geldiğinde, benim o hidayetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur.”
Ali Bulaç 124- ‘Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.’
Diyanet Vakfı 124. Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır 124-Her kim de zikrimden yüz çevirirse. ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.”
Süleyman Ateş 124. Ama kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun için de dar bir geçim var. Kıyamet günü onu kör olarak (yüce Divana) süreriz.
Yaşar Nuri Öztürk 124 Kim benim zikrimden/Kur’anımdan yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/dar bir geçim vardır; kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.
Ali Bulaç 125- ‘O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?’
Diyanet Vakfı 125. O: Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!, der.
Elmalılı Hamdi Yazır 125-Diyecek ki: “Ey Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin. Oysa ben, gören bir kimse idim?”
Süleyman Ateş 125. Rabbim der, niçin beni kör sürdün, oysa ben görür idim?
Yaşar Nuri Öztürk 125 O der ki: “Rabbim, beni neden kör haşrettin, ben gören biri idim?”
Ali Bulaç 126- (Allah da) Der ki: ‘İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın.’
Diyanet Vakfı 126. (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!
Elmalılı Hamdi Yazır 126-Allah: “Öyle, sana ayetlerimiz geldi de sen onları unuttun. Bugün de böyle bırakılacaksın.” buyurur.
Süleyman Ateş 126. (Allah) buyurur ki: “Nasıl sana ayetlerimiz geldiği zaman, sen onları unuttuysan, bugün de sen öyle unutulursun!”
Yaşar Nuri Öztürk 126 Allah buyurur: “Ayetlerimiz sana geldiğinde sen böyle unutmuştun; bugün de sen aynı şekilde unutuluyorsun.”
Ali Bulaç 127- İşte biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.
Diyanet Vakfı 127. Doğru yoldan sapanı ve Rabbinin âyetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.
Elmalılı Hamdi Yazır 127-Ve işte haddi aşıp Rabbinin ayetlerine inanmayanları Biz böyle cezalandırırız ve elbette o ahiret azabı daha çetin ve daha kalıcıdır.
Süleyman Ateş 127. İşte israf eden ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Elbette ahiretin azabı daha çetin ve daha süreklidir.
Yaşar Nuri Öztürk 127 İsraf eden/haddi aşan ve Rabbinin ayetlerine inanmayan kimseleri biz böyle cezalandırırız. Ve âhiretin azabı çok daha şiddetli, çok daha kalıcıdır.
Ali Bulaç 128- Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır.
Diyanet Vakfı 128. Bizim, onlardan önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız kendilerini yola getirmedi mi? Halbuki onların yurtlarında gezip dolaşırlar. Bunda, elbette ki akıl sahipleri için nice ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 128-Yurtlarında yürüyüp durdukları kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmemiz kendilerini doğru yola sevketmedi mi? Muhakkak bunda ibret alacak akıl sahipleri için birçok deliller vardır!
Süleyman Ateş 128. (Bugün) meskenlerinde dolaştıkları, kendilerinden önce yaşamış nice nesilleri yok edişimiz onları hala yola getirmedi mi? Elbette bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 128 Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini helâk etmemiz onları yola getirmedi mi? Onların yurtlarında/barınaklarında dolaşıp duruyorlar. Akıl sahipleri için bunda elbette ibretler vardır!
Ali Bulaç 129- Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu.
Diyanet Vakfı 129. Eğer Rabbinden, daha önce sâdır olmuş bir söz ve tayin edilmiş bir vâde olmasaydı, (ceza onlar için de dünyada) kaçınılmaz olurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır 129-Eğer Rabbin tarafından önceden vermiş bir söz olmasaydı, mutlaka azap derhal yapışırdı; fakat belirlenmiş bir süre var.
Süleyman Ateş 129. Eğer Rabbin tarafından söylenmiş bir söz ve belirtilmiş bir süre olmasaydı. (bunların da hemen helak edilmeleri) gerekli olurdu.
Yaşar Nuri Öztürk 129 Eğer Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir söz, belirlenmiş bir süre olmasaydı, bunlar için de helâk kaçınılmaz olurdu.
Ali Bulaç 130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
Diyanet Vakfı 130. (Resûlüm!) Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, sen, Allah’tan hoşnut olasın, (Allah da senden!).
Elmalılı Hamdi Yazır 130-O halde onların dediklerine sabret, güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gece saatlerinde de gündüzün uçlarında da tesbih et ki, hoşnutluğa eresin.
Süleyman Ateş 130. Onların dediklerine sabret, güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini överek tesbih et; gece sa’atlerinden bir kısmında ve gündüzün taraflarında da tesbih et ki memnun olasın!
Yaşar Nuri Öztürk 130 Artık, onların söylediklerine sabret; Güneş’in doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini överek tespih et! Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucunda da tespit et ki, hoşnutluğa erebilesin.
Ali Bulaç 131- Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
Diyanet Vakfı 131. Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir.
Elmalılı Hamdi Yazır 131-Kafirlerden birkaç çiftini, kendilerini fitneye düşürmek için, dünya hayatının cicibicisi olarak yararlandırdığımız şeylere gözlerini dikme sakın! Oysa Rabbinin rızkı (nimeti) hem daha hayırlı, hem daha kalıcıdır.
Süleyman Ateş 131. Onlardan bazı zümrelere kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
Yaşar Nuri Öztürk 131 Onlardan bazı çiftlere, kendilerini imtihan etmek için iğreti hayatın süsü olarak verdiğimiz nimetlere gözlerini dikme! Rabbinin rızkı hem daha hayırlı hem daha süreklidir.
Ali Bulaç 132- Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz. (Güzel) Sonuç takvanındır.
Diyanet Vakfı 132. Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.
Elmalılı Hamdi Yazır 132-Hem ailene (ümmetine) namazı emret, hem de kendin ona sabırla devam et! Biz, senden bir rızık istemiyoruz, seni Biz rızıklandırırız; güzel sonuç takvanındır.
Süleyman Ateş 132. Ailene namazı emret, kendin de namaz kılmaya dayan. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz. Sonuç takva(sahipleri)nindir.
Yaşar Nuri Öztürk 132 Aileni namaza/duaya özendir kendin de ona sabırla devam et! Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takvanındır!
Ali Bulaç 133- Dediler ki: ‘Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?’ Onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi?
Diyanet Vakfı 133. Onlar: (Muhammed) bize Rabbinden bir mucize getirmeli değil miydi? dediler. Önce gelen kitaplardakinin apaçık delili (Kur’an) onlara gelmedi mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 133-Bir de onlar: “Rabbinden bir mucize getirse ya !” dediler. Onlara, daha önceki kitaplardakinin apaçık delili gelmedi mi ki?
Süleyman Ateş 133. Dediler ki: “Rabbinden bize bir ayet (mu’cize) getirmeli değil mi?” Onlara, önceki Kitap’larda bulunan kanıt gelmedi mi?
Yaşar Nuri Öztürk 133 Dediler ki: “Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya!” Peki, önceki sayfalardaki açık kanıt onlara gelmedi mi?
Ali Bulaç 134- Eğer biz onları bundan önceki bir azab ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: ‘Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce senin ayetlerine tâbi olsaydık.’
Diyanet Vakfı 134. Eğer biz, bundan (Kur’an’dan) önce onları bir azapla helâk etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: Ya Rabbi! Bize bir elçi gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce âyetlerine uysaydık!
Elmalılı Hamdi Yazır 134-Eğer Biz, onları bundan önce bir azap ile helak etmiş olsaydık: “Ey Rabbimiz, ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de biz alçak ve rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık.” diyeceklerdi.
Süleyman Ateş 134. Şayet onları, ondan önce bir azab ile helak etseydik: “Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de böyle alçak ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!” derlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk 134 Eğer biz onları, ondan önce bir azapla helâk etseydik mutlaka şöyle diyeceklerdi: “Rabbimiz, ne olurdu bize bir resul gönderseydin de zelil ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!”
Ali Bulaç 135- De ki: ‘Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz.’
Diyanet Vakfı 135. De ki: Herkes beklemektedir: Öyle ise siz de bekleyin. Yakında anlayacaksınız; doğru düzgün yolun yolcuları kimmiş ve hidayette olan kimmiş!
Elmalılı Hamdi Yazır 135-De ki : “Hepimiz beklemekteyiz, siz de bekleyin bakalım; çünkü yakında, doğru yol sahiplerinin ve doğru gidenlerin kimler olduğunu bileceksiniz!
Süleyman Ateş 135. De ki: “Herkes gözetlemektedir. Gözetleyin, düzgün yolun sahipleri kimdir, doğru yolda olan kimdir, bileceksiniz!”
Yaşar Nuri Öztürk 135 De ki: “Herkes bekleyip gözetlemede; hadi siz de bekleyip gözetleyin! Yakında bileceksiniz dosdoğru yolu izleyenler kimlermiş, hidayete eren kimmiş!”

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Ta’ha suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir