Anasayfa / İMAN ESASLARI / Tahkiki iman
imanilmihali.com
Kur'an

Tahkiki iman

Allah’a ve Resûlüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı maldan, (Allah yolunda) harcayın. İçinizden iman edip de (Allah yolunda) harcayanlar var ya; onlar için büyük bir mükâfat vardır. (Hadid 57/7)

Tahkiki iman

İMAN ÇEŞİTLERİ;

Mü’min kalbine yerleşen imanı değişik şekillerde tarif etmek daha doğrusu kuvvetine, uzun süreliliğine ve sağlamlığına göre tasnif etmek mümkündür. Bu tasnif iki şekilde olabilir.

İlki iman edenin muhakeme edip etmemesine bağlı tasniftir. Bunları itikadi veya tahkiki olarak ikiye ayırıyoruz.

TAKLİDİ İMAN; Araştırmadan kendisine telkin edilen veya çevre ve büyüklerinden gördüğü imanı benimsemektir.

Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana taklîdî imandenilir. Ehl-i sünnet bilginlerinin çoğuna göre bu tür iman geçerli olmakla beraber, kişi imanı aklî ve dinî delillerle güçlendirmediğinden dolayı sorumludur.

Taklîdî iman, inkârcı ve sapık kimselerin ileri süreceği itirazlarla sarsıntıya uğrayabilir. Bunun için imanı, dinî ve aklî delillerle güçlendirmek gerekir. Çünkü deliller, ileri sürülecek şüphe ve itirazlara karşı imanı korur. Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkîkî iman denir. Aslolan her müslümanın tahkîkî imana sahip olması, neye, niçin ve nasıl inandığının bilincini taşımasıdır.

TAHKİKİ İMAN; ise araştıran ve muhakeme eden kimsenin sapasağlam delillere dayanan imanıdır.

Tahkiki iman taklit olmayan, kulaktan dolma bilgilere dayanmayan, Kur’an’a ve sahih sünnete dayalı imandır ki olması gereken iman şekli tafsili ve tahkiki olandır. 

Taklidi iman edebi hayatta kurtuluş için yeterli olabilir ama bu iman sarsıntı ve zorlamalara karşı hassastır. Hele zamanımızda her yönden saldırıya maruz kalındığında imanın kendisini korumak güçtür.

Diğer tasnif detaya inip inmemesi ile ilgilidir. Bunları da icmali veya tafsili iman diye ayırıyoruz.

İCMALİ İMAN; İman edilecek şeylere kısaca ve toptan iman etmek demektir. Şahâdet kelimesini veya tevhit kelimesini dili ile söyleyip kalbi ile tasdik eden kimse icmali iman etmiş olur. Tevhît kelimesi; Allah’tan başka hiçbir tanrı yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir anlamındaki “lâ ilâhe illallah Muhammedü’r-Rasûlüllah” cümlesidir. Şahâdet kelimesi ise; Ben Allah’tan başka hiçbir tanrı olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna inanır ve tasdik ederim anlamındaki “eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlühû” cümlesidir. İslâm’ın ilk temel direği ve imanın ilk derecesi bu imandır. Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini, Hz. Muhammed’in O’nun elçisi olduğunu kabul eden kimse diğer iman esaslarını, Allah ve peygamberin bildirdiklerini de kabul eder. Çünkü diğer iman esaslarını bize bildiren Allah ve peygamberdir. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in Peygamberliğini tasdik eden kimse onun getirdiği hükümleri de kabul eder.

TAFSİLİ İMAN; İman edilecek esasların her birine ayrı ayrı, açık ve geniş bir şekilde iman etmeye tafsîlî iman denir. Bu imanın üç mertebesi vardır: Birinci mertebe; Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed’in peygamberliğine ve âhiret gününe iman etmektir. İkinci mertebe; Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehennemin, sevap ve azabın hak olduğuna, kaza ve kadere iman etmektir. Üçüncü mertebe; Hz. Muhammed (a.s.)’in Allah’tan alıp getirdiği ve bize kadar tevatür yolu ile ulaşan bütün haberleri, bütün âyetleri, âyetlerde açıkça bildirilen hükümleri, mütevâtir hadislerle sabit olan hususları Allah ve peygamberin bildirdiği şekilde doğrulamaktır. Mesela namaz, oruç, zekat, hac, Allah’ı zikir ve O’na tevekkül etmenin farz; içki, kumar, zina, faiz, hırsızlık, zulüm, cana kıyma, yalan ve iftiranın haram olduğuna iman etmek bu mertebeye girer. (İ.K.)

Tahkiki iman

Dikkat edilirse her iki tasnif grubunda da aslında ortak husus imanın sağlamlığı ile alakalı. Yani araştırmakla ve detaya inmekle bağlantılıdır.

İmanı elde etmemiz, korumamız ve sağlamlaştırarak ölüm bedene gelene kadr muhafaza etmemiz, berzah alemine geçerken imanlı olabilmemiz için imanımızın sağlam ve kendisini geliştirmiş olmasını arzu ederiz. Ederiz ki o ana kadar özellikle çevresel veya toplumsal baskılardan, nefislerin sarhoşluğundan veya insan ve cin şeytanlarından etkilenmesin, kendisini korusun.

Bu nedenle başkalarından duyarak yani “taklidi” değil, araştırarak imana yani “tahkiki” imana sahip olmalı, öte yandan iman edilecek şeylerin tümüne tek seferde, genel olarak yani “icmali” değil, ayrıntılara inerek, araştırıp kendimize mal ederek, herbirine ayrı ayrı yani “tafsili” iman etmemiz gerekir.

Ne tür olursa olsun imanın kabul mertebesini her halukarda Yüce Rabbim bilir. Ancak taklidi ve icmali imanın zayıf duruşundan, kendisini geliştirememesinden, dış etkenlere hassas oluşundan veya zamanla zayıflaması ihtimalinden tahkike ve tafsilata önem verilmesi gerekir.

Çünkü başkasından duyulan veya gürülen imanda hata olabilir. Araştırılıp öğrenilmeyen imanda tereddütler yaşanılabilir. Yoksa o imanlar makbul demek değildir.

Her halukarda iman edilecek şeylerin tamamına iman etmek gerekir. Bir kısmına edip bir kısmına iman etmemezlik olmaz. Bazılarına tereddütlü yaklaşmak veya zaman zaman şüphe etmek imanı bozar. Bilmek inanmanın önemli bir kısmıdır. Bilmek okumakla, araştırmakla olur. Çok gezen değil çok okuyan bilir. (Modern dünya tam tersini söylese de) Allah’ın emri, Peygamberimizin hadisleri bu kadar açık ve kapsamlıyken itikat yolunda sekteye uğramak veya iman etmemek sadece nefsin veya insan/cin şeytanlarının vesvesesi ile mümkündür. Bunlara alet olmamak lazımdır. Zorlaması olmayan dinde öğüt almak ve mükafatlandrılmak veya öğüt almayıp cezalandırılmak herkesin kendi elindedir. Herkes hürdür.

İman etmiyorum veya ben kafirim, müşrikim diyen bir kimse bulamazsınız. Sıra söze gelince herkes inanır, herkes iman eder. Ben atesit’im veya deist’im diyenler bile Allah’ın varlığını en müşkül veya en keyifli anlarında kabul eder. Ancak söz ve davranışlarıyla malesef iman etmediği belli olan veya imanı zayıf olan pekçok insanın olduğu ortadadır. Halbuki kıyametin yaklaştığı ve zamanın daraldığı malumdur. Koşucuların son düzlüğe girdiği andaki hızlanmaları gibi gayretleri artırmak zamanıdır. Bu sayede mutsuz olacak, laf dinlemeyen çoğunlukla arada bir fark yaratabilmek mümkün olur. Öyle ya herkes tam iman etmiş olsa daha yüksek ahiret ve cennet mertebelerine layık olmak çok daha zor olurdu.

Hal böyleyken O’na sıkı bir imanla sarılmak başlıca görev olmalıdır. Bu da tahkik ederek, araştırıp tafsilatlı öğrenerek olur. Görülecektir ki okuyup öğrendikçe iman dallanıp budaklanacak, okumadıkça, iman sadece lafta kalınca gün gelip kuru fidan gibi sararıp solacak ve kimseyi ahiretten ümitsiz bırakacaktır.

İman bize hem yaşarken hem son nefeste lazım olacaktır. Son nefese kadar imanı sağlam tutabilmenin yolu onun sağlam olmasıdır. İmansız , çekinmeden, küfür ve zulümlerle yaşayıp son anda tövbe etmek mümkün değildir. O iman fidanını çok küçük yaşlarda kalbimize ekmeli, bizimle büyütmeli ve son nefesimizi verirken o iman dev bir çınar kadar olmalıdır.

Allah ile aldatanların dediği gibi istiğfar ve tövbe zamanı ölüm bedene gelince değildir. (İmana döndükten sonra salih amel işleyecek yeterli bir zaman öncedir. Bir kötülük yapınca hemen ardındandır. Hatta akabinde kötülüğü örtsün diye derhal bir iyilik yapılmalıdır.) Ya da ne kötülük işlersen işle Allah affeder de değildir. (Allah şirk koşmayı affetmez ve günahı alışkanlık haline getirenleri, günahtan kaçınmayanları, apaçık cezadan korkmadan günah işleyenleri, cezadan korkmayanları, günah ve haramda aşırıya gidenleri sevmez.)

İnsanoğlu Allah’ın merhamet ve şefaatine her zaman muhtactır. Lakin deveyi sağlam kazığa bağladıktan sonra Allah’a emanet etmek yani iman edip bu şefaate layık olmayı ummak lazımdır. Yoksa bu dünyanın sınav özelliği ve ahiretin mertebeleri anlamsız olurdu.

Emanet aldığımız ruhumuzu teslim ederken imanlı olabilmek için o ana kadar onu korumak ve sağlamlaştırmak zorundayız. Bu tahkiki iman dediğimiz araştırmakla, tafsili iman dediğimiz detayları öğrenmekle, her bir iman konusunu benimsemekle olur. Allah herkese imanlı müslümanlar olarak ölmeyi nasip eylesin.

Tahkiki iman

Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al. (Al-i İmran 3/93)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır Başlık bu olunca akıllara hemen Müslüman devletlerdeki milyarlarca insan gelir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir