imanilmihali.com
Takiyye nedir

Takiyye nedir

Takiyye nedir

Aslen olduğundan farklı görünme, çekinme ve sakınma anlamına gelen takiyye dini manada; dinî, manevî veya dünyevî zararları önlemek için (zarar vereceği korkusuyla, mecburiyet veya zarar tehdidi karşısında) mezhebini, inanışını gizli tutma, saklama işi, dini vecibelerden bu nedenle bir süreliğine feragat etme eylemi (gerçek inancı açıklamadan onunla iyi geçinmek ancak muhalefet veya düşmanlığı kalpte sıcak tutmak) olarak adlandırılır. Başka bir deyişle kalben düşmanlık, hoşnutsuzluk veya aykırı olunduğu halde zaruri olarak dost ve samimi görünmektir.

Takiyye, canı inkarcıların yarattığı zaruret karşısında koruma ve imanı muhafaza etme maksadıyla kalpten değil ancak dille geçici olarak muhalefeti sonlandırmak olarak beliren haldir. Burada esas amelin kafirlere karşı, zaruriyet halinde, kalbe dokunmadan ve geçici süre yapılması ve takiyye edenin de iman sahibi olmasıdır.

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız başkadır. Allah, asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Çünkü dönüş Allah’adır.” (Al’i İmran 3/28)

Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.” (Nahl 16/106)

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın bu ayete ait tefsiri şu şekildedir;

“Her kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr ederse, yani küfür kelimesini ağzına alır, küfür olan sözü söylerse. Ancak kalbi iman ile karar bulduğu halde inkâra zorlanan kimse müstesna, yani canını veya organlarından bir organını yok etmekten korkulur bir emir ile zorlanmak suretiyle değil.

Fakat küfre bağrını açanlar, küfür hoşuna giden, yani zorlama olmadığı halde kendi isteğiyle küfrü gerektiren kelimeyi söyleyen veya zorlama olduğu zaman kalbini bozup da küfre hemen inanan kimseler bunlar üzerine Allah’tan bir gazab, yani özü tarif olunmaz büyük bir gazab ve bir de onlar için büyük bir azab vardır. Çünkü cinayetleri en büyük cinayettir.

Rivayet edildiğine göre, Kureyş, Ammar’ı ve babası Yasir’i ve annesi Sümeyye’yi mürted olmaya zorladılar. Onlar mürted olmayı kabul etmediler. Bunun üzerine Sümeyye’yi birer ayağından iki devenin arasına bağladılar ve sen erkekler için müslüman oldun, diyerek bir mızrak ile önünden deştiler. Develere sürükletip parçalatarak öldürdüler. Arkasından Yasir’i de öldürdüler ve İslâm’da ilk öldürülen bu ikisi oldular.

Allah her ikisinden razı olsun. Annesini babasını da bu durumda gören Ammar ise, zorlananı hemen diliyle söyledi. Bunun üzerine “Ey Allah’ın elçisi! Ammar dinden çıkmış” denildi. Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: “Hayır! Ammar, baştan ayağa iman dolmuş, iman onun etine, kanına karışmıştır.” Derken Ammar ağlayarak Resulullah’a geldi. Resulullah da gözlerini silmeye başladı ve buyurdu ki: “Neyin var? Tekrar ederlerse sen de dediğini tekrar et.” Bir de Müseylemetü’l-Kezzâb iki kişiyi tutmuştu.

Birisine: “Muhammed hakkında ne dersin?” dedi. O “Allah’ın elçisidir” dedi. “Benim hakkımda ne dersin” dedi. O: “Sen de” dedi. Bunun üzerine bu adamı hemen serbest bıraktı. Öbürüne: “Muhammed hakkında ne dersin?” dedi. “Allah’ın elçisidir” dedi. “Benim hakkımda ne dersin?” dedi. O: “dilsizim” diye cevap verdi. Üç defa tekrar etti, o yine aynı cevabı verdi. Bunun üzerine bunu öldürdü.

Resulullah haber alınca, şöyle buyurdu: “Birincisi Allah’ın ruhsatını tuttu, ikincisi hakkı açığa vurdu”. Demek ki böyle zorlama halinde yalnız dil ile küfür kelimesini söylemek caizdir. Fakat bu bir ruhsattır. Ve âyetten anlaşıldığı üzere kalbi iman ile dopdolu olmak şartıyla bir ruhsattır. Fakat hakkı açıklamak ve dini yüceltmek için, ölümü göze alıp da (küfrü ikrardan) sakınmak azimettir. Ve bu hususta azimet ile amel etmek daha faziletlidir.”

Burada da vurgulanacak ana nokta geçici inkarda bulunanın kalbinin imanla dopdolu olmasıdır ve fakat bunun daha güzeli ve faziletlisi inkara hiç yeltenmeyip imanı inkar etmektense ölümü istemektir.

Takiyyenin şartları

1. Takiyye ancak can, uzuv, organ ve iman tehlikesi varsa caizdir.

2. Takiyye için mutlak zaruret olmalı, başka bir çare bulunmamalıdır.

3. Takiyye mü’minlere karşı değil, küfrün egemen olduğu yerde kafir ve zalimlere karşı yapılır.

4. Takiyye kalıcı değil geçici sürelik bir ruhsattır.

5. Takiyye sadece dilde kalmalı kalbe asla dokunmamalıdır.

6. Takiyye ile tehlikede olan canı ve imanı kurtarmaktan başka bir şey ve menfaat elde edilmemelidir.

7. Takiyye eden iman sahibi olmalı, kalbi imanla dolmalı, Allah’tan korkmalıdır.

8. Takiyye Allah’ın ruhsatıdır ama daha faziletli olanı ölmek pahasına hakkı açığa vurarak imandan dönmemektir.

9. Küfre kalpten meyilli olanların (imanı zayıf olanların) takiyyesi münafıklık mertebesindedir.

10. Takiyye bir ibadet değil, geçici bir ruhsattır.

11. Takiyye zulüm ve çıkar aracı değildir.

12. Takiyyenin ömrü tehdit geçene kadardır.

Takiyye ile ilgili ana hükümler şöyledir;

1. Kâfirler arasında kalıp, malından, canından korkanın, onlara kalben değil de, dilden sevgi göstermesi caizdir. Öldürüleceğini bilse de doğruyu, inancını açıkça söylemesi ise hem caiz hem daha doğrudur.

2. Takıyye ile malını gasp, yalancı şahitlik, servet yığmak gibi zararlı şeyleri yapmak caiz değildir.

3. Takıyye, küfrün egemen olduğu yerde, kafirlere (zalim, münafık, müşrik, mürailer dahil) karşı caizdir.

4. Malını korumak için de, gerçeği söylememek, mesela gaspçı, hırsız, eşkıya yakalayınca, parası olduğu halde yok demek (yalan söylemek) caizdir.

5. Müslüman ve mü’minler arasında takiyye caiz değildir.

6. Takiyye ibadet değil canı, organları, uzuvları ve imanı kurtarmak için geçici bir ruhsattır.

7. Küfre bağrını açanlar, küfür hoşuna giden, yani zorlama olmadığı halde kendi isteğiyle küfrü gerektiren kelimeyi söyleyen veya zorlama olduğu zaman kalbini bozup da küfre hemen inanan kimseler üzerine Allah’tan bir gazab, yani özü tarif olunmaz büyük bir gazab ve bir de onlar için büyük bir azab vardır. Çünkü cinayetleri en büyük cinayettir.

8. Takiyye bir ibadet değil ruhsattır.

9. Takiyyenin ömrü, tehdidin geçmesine kadardır. (Tehdit kalkınca asıl inanç ve niyetler ortaya konmalıdır.)

Özetle;

En temel hak olan canı (organ ve uzuvlar dahil) muhafaza etmek en az can kadar kıymetli imanı korumak kadar önemlidir ki iman, ibadet ve amel etmek bu sayede mümkündür. Yalan ve riya ayetlerle şiddetle yasaklansa da bunun belki de tek istisnası zaruret halinde inkara yanaşmak ama bunu sadece dille ifade ederken kalple asla desteklememektir.

Takiyyenin ayetsel mana ve maksadını , müsade edilen amelin ve ruhsatın doğrusunu ve güzelini, imanın gereğini, takiyye eden kişinin niyet ve gayesini sadece Allah bilir. Amel bu ruhsata uygun değilse sadece caiz olmamakla kalmaz aynı zamanda büyük bir cinayet ve irtidat olur ki kişi mürted olur. 

Ayet ve hadisler bizlere kafirler güruhuna karşı geçici bir ruhsat olarak takiyyeyi emretse de bunun daha güzeli elbet inkara hiç yanaşmadan ölümü göze alabilmektir.

Takiyye edenin kalbinin imanla dopdolu olması, zaruretin kesin olması ve zorlayanların kafir olması şarttır. Mal ve servetler bu bahse dahil ediliyorsa da takiyyenin asıl gayesi canı muhafazadır.

Takiyye zorunluluk olmadığı halde, kafirlerce zorlanılmadığı halde, başka çözüm ve çareler olduğu hallerde caiz değil bilakis inkar ve yalandır. Hele ki bu servet biriktirmek, birilerine zarar vermek maksadıyla icra ediliyorsa zaten ruhsatın kapsamına hiç girmez ve doğrudan münafıklık olur.

Takiyye ile münafıklık arasında çok ince bir çizgi vardır ve şayet gizleme veya geçici inkar işi müslümanlara karşı, ihtiyaç ve zorunluluk yokken, iman kalpte değilken, çıkar uğruna, sadece dille değil de kalple de yapılıyorsa bunun adı takiyye değil münafıklıktır. Münafıkların yeri ise cehennemde kafirlerden de aşağıdadır.

Bugün hür ve laik ortamda her türlü inanç hürmet görüyor ve serbestçe ifade edilebiliyorsa, toplumların tamamına yakını müslümanken takiyyenin neden ve kime karşı yapıldığını iyi incelemek ve bunun ayetin işaret ettiği imanı ve canı muhafaza için müsaade edilen geçici ruhsatla alakası olup olmadığına iyi bakmak lazım gelir.

Günümüz takiyyelerinin sözde imanı muhafaza veya malı koruma gayesi can ve mal tehdidinden uzaktır. Çünkü bir cihat ortamı veya tehlikesi de yoktur. Burada şayet aynı mezhep veya itikadı taşımayanlar kafir adlediliyorsa bu zaten dini bölmek ve insanları dinden çıkarmak (tekfir) suçudur ki caiz değildir. Öte yandan bu bahane edilerek inkar ve yalana müracat etmek modern zaman İslam alemi için münafıklığa çok daha yakındır.

Müslüman toplumlar takiyyeyi anlamak ama münafıklık ve yalanla ayırt etmek zorundadır. Bunun en kolay yolu ise Kur’an’a danışmak, o insanın imanına ve İslam’ına bakmaktır ki takiyye ile elde edilmek istenen gaye takiyyenin gerçek mahiyetini de gösterir.

En uç noktada ise yalan ile bazı mezheplere, tarikatlere, hizip ve inançlara, cemaat ve vakıflara yanaşmak ameli vardır ki dini bölen bu hallerden diğeri hilafına birisine dair takiyye yapmak manaya tamamen aykırı olduğundan zaten caiz değildir.

Takiyye ile mal ve servete sahip olmak, mevkilere gelmek durumu asla caiz değildir.

Takiyyeyi caiz kılmak gayesiyle birilerini veya toplum ve yönetimleri İslam dışılıkla ve küfürle itham etmek ise yalan ve riyadır ki yapılan amelin adı takiyye değil zaten münafıklık olur.

Daha faziletli olan ise ölmek ama inkara yanaşmamaktır ki zalimlerce ölüm tehlikesine maruz kaldığı halde (imanı asla reddetmeyenlerin) teslim olmayanların, tecavüzcüsüne karşı ölmek pahasına karşı duranların (ölen ama namusunu kirlettirmeyenlerin) fazileti çok daha yüksektir.

Kısaca; Yüce Allah zaruret halinde kullarına imanı saklama ve geçici inkar ruhsatını vermiştir ancak bu özel ve geçici bir ruhsattır. Sonucunda menfaat beklentisi veya münafıklık yoktur. Konunun saptırılması, gayesinden uzaklaştırılması caiz değil bilakis günahtır.

Bunu alışkanlık haline getirmek, zaruretler (!) yaratmak, yalan ile sanal küfür alemleri icat etmek bahane değildir, caiz değildir. Çünkü herşeyi gören ve bilen Allah, Var’dır, Bilen’dir, Niyetleri okuyandır, Hesap soracak olandır.

Birilerini ve yönetimleri Darü’l Harp ilan ederek (herşeyi mübahlaştırarak) sonra Darü’l İslam söylemiyle takiyyeye sarılmak, dini bölerek (tarikat, cemaat, mezhep, hizip, fıkra vs. yoluyla) diğer inançları kafir ilan etmek, bu kafir ilan edilenlere karşı yalan söylemek gibi haller takiyyenin mana ve müsadesinden tamamen uzak ve yasak şeylerdir ki bunların adı takiyye değil münafıklık, yalan, fitne ve fesattır.

Keza dini bölmek demek olan tarikat ve cemaat üyeliklerini gizlemek adına yalana müracat etmek takiyye değildir, olamaz. Çünkü en başta amelin kendisi caiz değil günahtır ve günahı saklamak için yalana müracat  etmek yalan üstüne yalandır.

Bunun gibi zulme, fitne ve fesada hizmet eden amel sahiplerinin bu amel ve niyetlerini saklama gayeleri de takiyye değildir, olamaz. Bu olsa olsa münafıklık olur ki münafıkların akibeti toptan bellidir. Çünkü takiyyeye verilen ruhsat sadece canı ve imanı korumakla alakalıdır ve bunlar en temel nimetlerdir, mübahtır, kutsaldır, dinen uygun ve istenen şeylerdir. Yalan, çirkin ve kötü olan huy ve maksatları gizlemek takiyyenin ruhuna hepten aykırıdır ve Allah ile aldatmanın bir başka yoludur. 

Rabbim bizleri zaruret halinde bile imandan ve İslam’dan ayırmasın.

Rabbim bizlere takiyye ve münafıklık edenleri ayırt etme gücü ve gözü versin.

Rabbim bizleri münafıklara karşı muhafaza eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir