Anasayfa / Global siyonizm / Tapınak Şövalyeleri, Gül-Haç örgütü ve İlluminati
imanilmihali.com
Tapınak Şövalyeleri, Gül-Haç örgütü ve İlluminati

Tapınak Şövalyeleri, Gül-Haç örgütü ve İlluminati

İblisin öz evlatları masonların küçük kardeşi Tapınak Şövalyeleriydi. Diğer tüm karanlık yapılanmalara da ruh ve heyecan katan tapınakçılar, gerekli ortamın hazırlanmasında büyük işler başardılar, sonraki tüm örgütlerin içine şeytani erekleri şırınga ettiler, tohumladıkları her bir örgütle biraz daha güçlendiler. İblis onlar ile karanlık ve dev bir Baphomet oldu, efsaneleşti. Güç o kadar yüceydi ki Katolik kilise ve Krallar bile önünde diz çöküyordu.

Haçlı mantığı ve saldırıları, 1095 Kasım ayında Papa 2. Urban başkanlığında 300 din adamının katılımıyla yapılan Clermont Konseyi ile başladı. Doktrin bu kongreyle barıştan savaşa dönmüştü. 1096 yılı yazında 30.000 asker ile yola çıkan ordu İstanbul üzerinden 460 yıldır Müslümanların elinde olan Kudüs’e ilerledi ve 1099 yılında vardıkları Kudüs’ü 5 haftalık kuşatmadan sonra ele geçirdi. Türk ve Arap, Yahudi ve Müslüman, kadın ve çocuk kim varsa 70.000 kişiyi işkence ve ahlaksızlıklarla öldürüldü. (Birinci Haçlı Seferi) Haçlılar, Latin Krallığı’nı kurup Kudüs’ü başkent yaptı ve bundan yaklaşık 20 yıl sonra da tapınakçılar dediğimiz Tapınak Şövalyeleri ortaya çıktı. Beyaz elbise üzerine kırmızı haçı sembol olarak benimseyen tapınakçılar, mühürlerinde de sol tarafta aynı ata binen iki şövalye, sağ tarafta ise kilise haliyle Hz. Ömer Cami kabartmasını kullandılar. (İki şövalye bir at sözde parasızlıklarını ifade ediyordu.)

Tapınakçılar Haçlıların, Kudüs’e gidip gelen tacirlerin mal ve canlarını koruyacaktı. Kudüs Kralı 2. Baldwin bu tarikata Mescid-i Aksa ve Süleyman tapınağının da üzerinde olduğu bölgeyi tahsis etti. Selahaddin Eyyubi’nin Hattin savaşında Kudüs’ü geri almasına dek 70 sene bu tepe (Sion tepesi) karargahları oldu. Tapınakçıların öncelikli hedefi hacı emniyeti değildi. Gizli amaçları Süleyman saklılarına ulaşmak ve mabedi yeniden inşa etmekti. Bugünkü Siyonistlerin ve evanjeliklerin ittifakında ‘Mescid-i Aksa’nın yıkılması ve Süleyman tapınağının yeniden inşa edilmesi’ görevi halen tapınakçılarda (Tapınak şövalyelerinde)’dir.

Tapınak şövalyeleri (Templiers, Templars) hacılara gerçekten kısmi koruma sağlamış ama HEROD tapınağının yıkıntıları altında yoğun kazı yapmışlardı. Yahudiliğin ve eski Mısır’ın gizli geleneklerini içeren kalıntı ve yazı arıyorlardı. Gerçekten de dünya görüşlerini değiştiren bir kaynak bulmuşlardı. Ortak görüşle bu kabala’ydı. Tapınakçılar büyü gücüne sahip olmak için Kudüs’te kaldıkları sürece de kabala üzerinde yoğun çalışmalar yapmışlardı. Kudüs’teki temasları neticesi tarikatın özellikle üst seviyesindekiler sözde Hristiyanlığı terk etmiş, satanizm ve kabala mistizmine yönelmiş, “Hz. İsa ahirettedir, şeytan yeryüzüne egemen olmalıdır” anlayışı hakim görüşleri olmuştu. Oysa daha Kudüs’e gelmeden masonik inançlar damarlarında dolaşmaktaydı. Kabalistik öğretilerden edindikleri büyüleri yaparken de şeytani cinlerle karşılaşmışlar, tanımlayamayarak Tanrı kabul edip tapınmışlardı.

İşte bu tapınak civarında yetmiş sene geçiren tapınakçılar, ilk başta 9 şövalye ile kuruldukları halde 13.yüzyıla gelindiğinde 160.000 kadar olmuşlardı. Ayinleri gizliydi, masonikti. Başlarında büyük üstad vardı. O’nun emri kesin buyruk olarak görülür mutlaka yapılırdı, şahsi malları yoktu, her şey tarikatındı. Evlenmeyen, akrabalarıyla dahi görüşmeyen, ikişerli dolaşan tapınakçılar birbirine kardeş derdi, kardeşler aynı kaptan yer içerdi. Her şövalyenin üç at ve bir hizmetçi bulundurma hakkı vardı. Kuralları sert olan, kişisel temizliği adilik sayan, nadiren yıkanan tapınakçılar üç sınıftan ibaretti; asiller (şövalyeler, askerler), din adamları ve hizmetkarlar. Bu sınıflara katılmak isteyenler bekar, sağlıklı, borçsuz ve tarikatsız olmalıydı. Kesin itaat şarttı. Tarikata giriş törenleydi.

Tapınakçılar piramitsel (hiyerarşik) bir yapıya sahipti. En tepede Fransız asıllı bir şövalye vardı. Bu kişiye Büyük Üstad denirdi. Tarikatın koşulsuz hakimiydi. Bunun altında 13 kişilik ‘Tapınakçı seçmen konseyi’ vardı. Üstad ölürse yenisi bunlar arasından seçilirdi. Yine büyük üstad altında ihtiyar heyeti (danışmanlar), bir altta ise mareşal vardı. Mareşal askeri kararlara bakardı. Mareşalle aynı seviyede ayrıca ülke üstadları, şehir komutanları bulunurdu. 1128’de tarikat, Troyes konseyinde papalık tarafından resmen tanındı. Bundan sonra katılım arttı, bağışlarla ve ticaretle zenginleşip Avrupa’ya yayıldı. 1147’de Kudüs’te 700 şövalye, 2400 hizmetli, dünyada 3468 bunlara bağlı şato vardı.

Bugünkü Kapitalizm tapınakçıların eseridir. Tapınakçılar o dönem Avrupa’da henüz bilinmeyen ticaret tekniklerini (faizcilik, komisyon) kullanan uzman bankerlerdi. Tefeciliği ve servet yığma alışkanlıklarını Yahudilerden öğrenmişlerdi. Avrupa’da tefecilik yasaktı ama el altından yapıp zenginleşiyorlardı. Uzun yol gidecek olanlar ve hacılar yola çıkmadan evvel mal ve kıymetli eşyalarını bunlara yatırıp şifreli bir kağıt alıyor, gittikleri yerde şifreli kağıdı verip % 60’a yakın faiz ödeyerek paralarını geri alıyorlardı. Çek sistemini de onlar bulmuştu. Faiz ve bağışlar yardımıyla zenginleştiler. Fransa ve İngiltere Kralları bile onlardan borç alıyordu. Tapınakçıların bankacılık merkezi Paris tapınağı (Notre Dame Katedrali) denilen yerdi. Birleşik krallıktaki Londra tapınağı buraya bağlıydı. Bu tapınaklar (bankalar) çevresine evler eklenerek zamanla çiftlik ve malikanelere dönüştü. 13 ncü yüzyılda bünyesinde tapınak da bulunan 9.000 malikane vardı.

Papa 2. İnnocent, bu tapınakçılara kendi kiliselerini kurma ayrıcalığı verdi. Aldığı tavizlerle güçlenen tarikat artık sadece Papadan emir ve icazet alıyor, Kralları bile dinlemiyordu. Kendi mahkemeleri vardı. Yeni bir mimari geliştirdiler bu tarza sonraları “Gotik” denildi. Gotik yapılar, tanrıya ulaşmak için yapılmış, kilise ve katedral gibi özgün dini mimarilerdi. Bu sanatta taşı hafifleten üslup yaratmışlardı. Bu yönleriyle matematik, inşaat, geometri, teknik ve sanat yönleri güçlüydü. Duvarlar yerine dini motifli renkli camlar kullanılıyordu. Camlarda ise Hristiyanlığa değil kabalistliğe dair motifler vardı. Keza bu dini yerlerdeki motifler gizemli sembollerdi, çoğu kabalistlere aitti.

16 Haziran 1291 tarihinde kutsal topraklarda Hristiyan varlığı sona erince tapınakçılar da Avrupa’ya döndü. 1307’de tapınakçıların elebaşları ve bilinenleri tutuklandı ve sorgularından anlaşıldı ki tarikata girişten itibaren üyelerden İsa’yı reddetmeleri isteniyordu, putperestlik yapıyorlardı, eşcinselliği teşvik ve hatta icra ediyorlardı, Büyük Üstadları ruhban gibi günahları affediyordu, inançlarını Hristiyanlık değil satanizm oluşturuyordu. İsa’nın müjdesi yerine Lucifer isimli meleği yani şeytanı koyuyorlardı. İsa onlara göre başka alemdeydi ve fakat bu dünya için bir efendi olmalıydı, o da şeytan lucifer’di. Yine ifadelerinden anlaşıldı ki taptıkları put daha sonra şeytan kilisesine de sembol olacak olan “Baphomet” adlı keçi başlı şeytanik figürdü. (Baphomet o tarihten beri şeytana tapmanın sembolüdür.) Baphomet iki suretli, insan vücudunun üstünde keçi kafasıyla ve kanatlarla gösterilmişti. Bedeninin üst kısmı kadın, alt tarafı erkekti. İslam gizli ilimcilerine göreyse Baphomet, şeytani cindi.

Baphomet, adının kökeni bilinmemektedir. Meşhur Baphomet veya Bafomet, Elvis Levi’nin çizdiği resimdir. Baphometin sağ eliyle negatif ve kötü enerjiyi alarak, sol eliyle yeryüzüne ulaştırdığı, tasvir edilmektedir. (Yine bazı izah ve resimlerde, bir eliyle 3 ve diğer eliyle 4 yaptığı, bunun masonluğun 34ncü derecesi yani şeytanla transa girebilen masonların en üst seviyesi olduğu söylenir.) Bu figür her daim göz önündedir ki Hannah Montana, Miley Cryus, Selena gibi sanatçıların işaret ve ifadeleri hep ve maksatlı olarak Baphomet’e gönderme kaynaklıdır. Peter Underwood tarafından yazılan Ökült ve doğaüstü sözlüğünde Baphomet şöyle açıklanır; “Baphomet, tapınak şövalyelerinin tapındığı tanrıydı ve kara büyüde kötülüklerin kaynağı ve yaratıcısıydı., Sabbath cadılarının satanik keçisiydi…”

Haşhaşin örgütü 1090 yılında kurulmuştu. Tapınakçılar ile Haşhaşilerin yakın ilişkisi vardı. Suikast tekniklerini onlardan öğrendiler. Haşhaşin örgütü ve İsmailiye mensupları ile içli dışlı olduklarından inançlarından da etkilendiler. Öyle ki papa tapınakçıların yok edilmesi emrini verirken gerekçelerinden birisi Tapınakçıların Müslüman olduğu iddiasıydı. Dini emir ve yasağın olmadığı bir çağın hayalini (Aydınlanma çağı) Fatımilerden ve Hasan Sabbah’tan edinmişlerdi. Kudüs, Akka ve Fransa’da ilişki kurdukları Yahudilerden de birçok inancı bünyelerine katmışlardı. Tapınakçıların ilk ilişkiye girdikleri örgüt ise 1099 yılında Fransa’da kurulan Siyon (Sion) tarikatıydı. Tapınakçılar, gerçek amacı gizleme, önemli bilgileri sadece üst kademedekilere has kılma (ezoterizm) ve kabala sistemini bu tarikattan almışlardı.

Fransa Kralı Philip (Adaletli Philip) Papa V. Clement ile birlikte, güçlenen ve kontrolden çıkmaya başlayan tapınakçıları ortadan kaldırmak için harekete geçti, 13 Ekim 1309’da kanun çıkartıp tarikatçıları tutuklattı. Tarikat 22 Mart 1312 ‘de Papa V. Clement’in fermanıyla dağıtıldı, son büyük üstad Jacques de Molay yakılarak idama mahkum oldu. Molay, kafirlik ve hainlik ile yargılandı. Suçları arasında Gnostizmin çift cinsiyetli tanrısı şeytani Baphomet’e tapmak da vardı. Molay aynı zamanda homoseksüellikten ve çarmıha gerilmiş İsa heykeline işemekten (Tanrıya karşı gelmekten) yargılandı, suçlu bulundu. Ölürken lanet etti. Bir ay sonra papa lanete uygun halde öldü, hatta kilise bu arada yandığı için cesedi de yandı ve beş ay kadar sonra da yine lanete uygun olarak Kral Philip attan düşüp boynu kırılarak öldü.

Aynı yıl Viyana Konsülü kararıyla tapınakçılar tüm Avrupa’da yasaklanmış, yakalananlar cezaya çarptırılmıştı. Bu fermanla serbest dolaşım hakları da ellerinden alınmıştı. Tarikatçılar diğer yandan Gül-Haç örgütünü de kurmuş ve kendilerine silah haline getirip güçlendirmişlerdi. Tapınakçılar kağıt üzerinde silinmişti ama kaçak tapınakçıların çoğu Katolik kilisesini tanımayan yegane krallık olan İskoçya’ya sığınmıştı. Kral himayesinde örgütlenen tarikatçılar, sivil toplum örgütü olan duvarcı localarına (masonların ilk teşkilatı) dahil oldular. Mesleki örgüt böylece felsefi ve siyasi amaç kazanıp mason localarına dönüştü. Operatif masonluktan (klasik duvar ustalığı), spekülatif masonluğa (kafa ve fikir çalışması) bu sayede geçtiler. Lakin felsefi masonluğun bu tarihten önce yok olduğu sanılmamalıdır. Çünkü Hz. Süleyman mabedi ve döneminden (MÖ. 900 civarı) önce dahi masonluk – şeytancılık – satanistlik var ve egemendir.

Resmen kurulan ilk mason locası İskoç Riti’dir. 14 ncü yüzyılda meslek kuruluşu olarak var olan yapıya İskoçya’ya sığınan tapınakçıların dahil olmasıyla kurulmuştur. En üst mason derece isimleri bu sebeple tapınakçıların asırlar öncesinde kendi şövalyelerine verdikleri isimlerdir. Ancak asil hiyerarşik yapı ve isimler, ayin, kostüm ve semboller vb. Hiram ustanın mesleki hiyerarşisinden kaynaklanmaktadır. (Musa Peygamber’in Firavun’u hakka davet ederken ki mucizeleri de masonlukta yer aldığına göre masonluk Hiram ustadan da eskidir.) Yani Tapınakçılar ile masonlar yakın değil düpedüz kardeş örgütlerdir, özdeştirler, resmen tapınakçılarla birlikte lobileşmiş olsalar da masonlar köken olarak çok daha eskidir, yerleşik inançları vardır. İki akımın aynı çanaktan yemesi de gösterir ki şeytan ve kabalayla ilişkileri sabittir.

Tarikat kapatıldığında sadece Fransa’da 9.000 temsilcilik, ülkelerde binlerce şato ve tapınakçı merkezleri vardı. En sıkı tedbir alan Fransa’da bile engizisyon mahkemelerinde 2.000 şövalyeden sadece 620’si cezalandırılabildi. (Tahminen toplam 20.000 şövalye ve her birinin 7-8 kişilik kadrosu vardı.) Yargılanmaları ve yok edilmeleri kolaydı ama ticaret ve denizcilik onlardaydı, zengindiler. Gizlenmek de bir yerde işlerine gelmişti. Büyük Üstad’ın öcünü papalıktan ve bazı krallıklardan elbet alacaklardı. Bu amaç nesiller boyu sürdü ve İlluminati ve masonluk gibi örgütler bu amaca hizmet etmeye devam etti. Hatta 1789 Fransız devrimi bu yemin neticesi ortaya çıkan bir devrim kabul edildi. Engizisyon mahkemelerinde de büyük etkileri vardı.

Tapınakçılar sanayi devrimi ve gelişen teknoloji ile artık büyü-sihirden ziyade teknolojiye, siyaset ve ticarete kaymıştır. Başta Biyoloji, tıp, mühendisliğe yönelmiş, materyalist ve evrimci hayat görüşü yorumlar üretmiştir. Kilise baskısı ve engizisyon nedeniyle zamanın dinden kaçan insanlar ve meslek erbabı aydınlar – zenginler, mason localarında birleşmiş ve tarikatı da yönlendirir hale gelmiştir. Bugün güçlenen Evanjeliklerin inanç ve öngörüleri tapınakçılar ile aynıdır. Genel anlamda Hristiyanların Yahudilere bakışı düşmancayken, evanjeliklerin sempatik bakması bu nedenledir.

Tapınak şövalyeleri bugün aktif olarak devam etmiyor sanılsalar da zihinsel olarak daima vardırlar ve tüm örgütlerin içinde, tüm devlet ve kuruluşların yönetim kademelerinde egemendirler. Bugün yeraltına çekilen tapınakçılar kaçınılmaz olarak ülkemizde de yer altındadır. Örümcek ağları her yeri sarmıştır ama görünmezler. İlk adımları kendilerine engel olabilecekleri saf dışı bırakmak, ikinci adımları sistemlerini tesis, son adımları mevcut sistemi yok etmek veya emeline uygun davranır kılmaktır. Bunun için de dindar ve milliyetçi kitlenin arasını açmakla, birlik-beraberliği bozmaya çalışmakla, dini tahrifle meşguldürler. Sapıklıklarını dine dahil etme istekleri ise her dönemde bakidir.

Gül – haç örgütü

Yahudiliğin eli kanlı İblisoğulları eliyle çarmıha gerdirttiği Hz. İsa ile Hristiyanlara ilk golü atan İblis, daha Hz. İsa çarmıhtayken bir ikinci gol daha atarak Gül-Haç örgütünün tohumlarını ekti. Üçüncü golünü ise Pavlus’a sakladı. Hz. İsa çarmıha gerilince hemen ölmemişti. Istırap çekiyordu. Bunu gören bir asker dayanamadı ve mızrağıyla İsa’nın böğrüne darbe vurdu. Amacı acı çekmeden ölmesini sağlamaktı. İsa’nın böğründen akan kan hacın dibine damlamış orada aniden güller (!) yeşermeye başlamıştı. İşte bu gül ve haç Hz. İsa’nın tensel canıydı. İsa bir çiçek olmuş ve açmıştı. Bu anlatım örgütün dayanak aldığı efsanelerin en meşhurudur.

Gül-Haç örgütü, tapınakçılarca kurulan, masonlukla kardeş ama daha gizli ve karanlık bir örgüttür. Bugün kuruluşunun hala ne zaman, nerde, nasıl gerçekleştiği bilinmemektedir. Mason localarına kendilerinden olmayanları da aldıkları için Tapınakçılar, gizli büyü ve eylemleri daha ziyade gül-haç örgütünde kendilerinden olanlarla yapmayı tercih etmişlerdir. Bu nedenle örgüte sadece kendileri ile aynı fikir ve inançtaki Yahudiler ve evanjelistler dahil olabilmiştir.

Gül-Haç örgütü; kökleri Mısır hermetizmi, agnostisizim ve kabalaya dayanan, ezoterik, gizemci bir tarikattır. Kurucusu Alman şövalyesi Christian Rosencreutz’dur. (Lakin bu isim muhtemelen sahtedir.) Büyü, simya işlerini tapınakçılar adına bu örgüt yönetirdi. Doğaüstü güçlerin araştırma merkezi gibi çalışırdı. Örgütün gayesi batı medeniyetlerini Hristiyanlık öncesi pagan kültürüne geri döndürmekti.

Masonluk seküler ve pagan olduğu için bu örgütün üyeleri de bugün dünyevi kazanç peşindedir. Örgüt menfaat aracı olmuştur. Yani örgüt hem felsefi, hem siyasi ve ticari çıkar odağıdır. Bu örgütün kurucusu aynı zamanda (takma isimle) Georgia Guidestones heykelini de yaptıran kimsedir.

İlluminati

Tapınakçıların felsefi kolu İlluminati’ler, şeytanın ışığının her eve girmesini gaye edinen aydınlatıcılardı. Örgüt diğer tüm kardeş örgütleriyle birlikte kurduğu şebekelerle (ahtapot kollarıyla) dünyanın her tarafına uzanabiliyor, devlet idarecilerine bile hükmedebiliyordu.

Örgüt resmen 1 Mayıs 1776’da hukuk profesörü Adam Weishaupt tarafından Almanya Bavyera eyaletinde kurulmuştur. Kuruluş amacı Avrupa masonlarını bir çatı altında toplamaktır. İlluminati mason piramidinin zirvesinde 323 numaralı mason locası diye tanımlanır. 322 (iç çember, kişilerden oluşur) ve 321 (dış çember, kuruluşlardan oluşur) sayılı localar ise ikinci sıradadır. İlluminati’ye ihanetin cezası ölümdür.

18 nci yüzyıl, Avrupa’da bilim ve felsefenin yoğunlaştığı “Aydınlanma veya akıl çağı” olmuş, insanlık tüketim makinesi haline dönmüştü. Ama insan merkezli bu gayret küresel şeytani güçler için beklenen sonucu vermemişti. Yeni dünyada zengin ülkelerin gelir farklılıklarını sürdürmeleri amaçlanmaktaydı ve sadece bir grubun çıkarları korunacaktı. Bunlar kendilerine aydınlanmışlar yani İlluminati diyorlardı.

Bu kelime ilk kez 1492 yılında İspanya’dan Yahudi ve Müslümanların çıkartılması sırasında duyulmuştu. Bu inançta dine ve kiliseye gerek yoktu. Dünyayı kilise değil onlar yönetmeliydi. Zamanla mason localarını bünyesine alan İlluminati fikirlerini keskinleştirdi. Ancak 1782’ye gelindiğinde masonlar bu örgütü eleştirmeye başladı. Ortak yanları vardı ama üslupları farklıydı. İlluminati üyeleri Fransız devrimi sonrası tutuklanınca, örgüt yeraltına indi, adı önce blanguistler, sonra four seasons (Dört mevsim) oldu. Değişik ülkelerde değişik isimle çoğaldılar. (Kırık ok, kara el, Skoptsky…)

ABD’nin bağımsızlığını kazanışından sonraki tüm başkanları bu cemiyetin üyesidir. Bu gurubun en bariz göstergelerinden biri ritüel ve sembollere olan ilgisidir. Modern İlluminati, zihin kontrolü uygulayarak, hükümet ve kurumları ele geçirerek, Yeni Dünya Düzenini sağlamak amacıyla monarşileri, dini inançları, ulus devletleri ve vatanseverlikleri sonlandırarak, sosyal düzeni altüst etmeyi planlayan faaliyet ve varlığı ispat edilemeyen yapılanmadır. İlluminati tepesinde on (veya 13) kişi vardır ki bunlar küresel çete, şirket, siyasi güç şebekesi zengin ve etkili kimselerdir. Bu on kişiye bağlı altta üç yüz kişi daha vardır ve bunlar talimat icracısıdır. Bu tepedeki on kişi aynı zamanda CFR, Bilderberg, Trilateral komisyon, Mason tarikatı, kafatası ve kemik tarikatı, Aspen enstitüsü, Malta şövalyeleri, Opus Dei, Roma Klübü, Bohemian Grove, Dünya Ekonomik Forumlarının çoğunun da üyesidir.

Kafatası ve Kemik tarikatı, üniversite de kurulmuş bir cemiyettir. Bir avuç öğrenci kurmuştur ama okulu yöneten ve politikasını belirleyen zengin ve kalabalık mezunlar tarafından desteklenmektedir. Bu tarikat uluslararası farmasonluğun siyah localarından birisidir. Kendilerini kemikçi adamlar olarak isimlendiren bu kişiler üyeliğe kabul törenlerinin özel bir sınıfa has olduğunu iddia ederler. Kendileri dışındaki herkesi ‘Vandallar ve Musevi olmayanlar’ diye karalarlar. Yale üniversitesinden öte bir oluşum olan bu güç, klanlanmış mensuplarında yatmaktadır. George Bush, Jhon Kerry, F. Bucley gibi pek çok ünlü isim bu cemiyete üyeydi. Bu örgüt, illuminatinin erkeklere özel tüm birlik ve kardeşlik, gizli cemiyet, tarikat ve örgütlerinin arasında gelecekteki ‘yetenekleri’ seçmek için kullandığı tek organizasyondur.

İlluminati ilkelerinin en önemlilerinden birisi kaostan beslenen düzeni canlı tutmaktır. İç savaş, terör, mezhep kavgaları, sahte devrimler … yöntemleridir. İlluminatinin silahsız-ordusuz haçlı seferleriyle küresel hedefi; yeni dünya düzeni, kapitalizm, emperyalizm ve öncelikli siyasi hedefi düşmanları olan Türkleri ve Müslümanları yok ederek Kudüs merkezli krallık kurmaktır. Tezin savunucuları, Kabala’yı ve aydıncılık luciferizmini doğurmuş, kapitalizmi var etmiş, emperyalizmi dünyaya yaymış, en ihtişamlı yedi ışık felsefesiyle (mum, şamdan, ampül, alev, kandil, Menora (yedi kollu şamdan)…) Yeni Dünya Düzenini yaratmaya karar vermiştir.

İlluminati yılda bir kez toplanır, hedeflenen dünya devleti için planlar yapar. (Ekonomik krizler, savaşlar, hastalıklar, nüfusu azaltmak, etnik kimlik ve terör vs.) Küresel tefecilikle geçinen Rothschild ailesinin başı çektiği bu grup, ultra zengin tek yönetim, tek para, tek kanun, tek din, tek dil, tek örgüt tesisi için çaba sarf eder.

İlluminatinin Allah’a ve dinine düşmanlığı inanan kalpler için aslında Allah’ın varlığının en güçlü delillerindendir. Çünkü bunca husumet ve çaba sarf ediliyorsa, gerçekten ilahi nizam vardır ve şeytan zaten bu düzene gözleriyle şahit olmuştur. O halde inkar boşuna, bu ilahi ve muazzam gücü yenmek gayreti boşunadır. Ama İlluminati diğer tüm şeytani örgütlenmeler gibi inat ve hırsla çabalamaktadır.

Dünya medyası bunların elindedir. Müzik, medya, haber, film, eğlence, tartışma, reklam sektörleri hep onlardadır. İlluminati etkisiyle, maddi zevklere dalmış, amaçsız bir toplum ve gençlik, olup biteni de sorgulamaz hale gelmişse beyinler yıkanmış ve İlluminati o akıllara çoktan girmiş demektir. Beyin yıkamayı sürdürmek için emek ve para harcamaları hipnozun dağılmasından, planlarının bozulmasından ve halkın uyanmasından korktukları içindir.

İlluminati, akılları kontrol eder, Televizyon başında ne hissedip hissetmeyeceğinize karar verir, kimi alkışlayacağınızı belirler (ki bu çoğu zaman şer güçler tarafıdır), ne giyeceğinize bile karar verir. Dizilerle örnek yaşam modelleri sunar. Ekonomistler paraya yön verir, haber ajansları haberlerin işe gelenlerini size gönderir. Onlara inanır, aynı şeyi düşünürsünüz. Bu ise akıl kontrolüdür. Amaç ahireti ve Allah’ı unutturup dünyevi zevklere daldırmak, yanlışı doğru göstermektir. İlluminati üyeleri şeytanla işbirliği yapıp, dünya hayatını satın alanlardır. Şeytana taparken de yanlışın ve günahın verdiği tarifsiz ve manasız bir haz duyarlar.

ABD ve İngiltere, 1929 dünya buhranı sonrası İlluminati’nin emrine girmek zorunda kalmıştır. Çünkü ABD’yi yok olma – iflas etme noktasına, İngiltere’yi aldığı borcu ödeyemez hale getirmişlerdir. Abraham Lincoln ve Jhon F. Kennedy mason localarına direnen iki ABD başkanıdır ve her ikisi de suikaste kurban gitmiştir.

1995 yılında İlluminati, sıradan bir oyun şirketi vasıtasıyla “İlluminati Card Game” adıyla bir oyun çıkarmıştı. Çoğu kimsenin adını dahi duymadığı bu oyunda 200 kart vardı ve kartların mana ve mahiyeti örgütün geçmiş ve gelecek planlarını, eylemlerini gösteriyordu.

2001 yılında gerçekleşen 11 Eylül ikiz kule saldırısı (terör saldırısı kartı) 1995 yılındaki bu kartlarda hem de resmiyle vardı. Keza pentagona saldıracak uçakların resmi de pentagon saldırısı kartında yer almaktaydı.

Birleşik felaket kartı, Japonya depremi, nükleer sızıntı resmiyle beraberdi. Tokyo Wako saat kulesinin resmide vardır ve saat 14:55 idi. Yani yelkovan ve akrebin biri 3 ve diğeri 11’de duruyordu. Deprem ise 11.03.2011 tarihinde gerçekleşti. Yani kart yer ve zamanı her nasılsa tam 16 yıl önce bilmişti? (ABD’nin HAARP silahı ile mevcut deprem risklerini fay hatlarını tetikleyerek harekete geçirebildiği günümüzde artık sır değildir.)

Tsunami kartı, Endonezya resmiyle sunulmuştu. Gerçekten de 7.7 şiddetindeki deprem ve tsunami Endonezya’da gerçekleşmişti. Backlash seçim kartı, zenci bir liderin başkanlığı kazanacağını resmetmişti ki Barack Obama ilk kez siyahi lider olarak seçim kazanmıştı. Ekonomik kriz kartı, İspanya ve Yunanistan krizlerinin habercisiydi. Karşı devrim kartı, Ortadoğu ihbarıydı, Aklı kontrol kartı, en popüler eylemlerin izahıydı, Saddam kartı, sahte Irak harekatı ve sonrasının mucizevi ihbarıydı. Üstelik tüm bu kartlarda gerçekleşen olayların resmi vardı.

Nasıl film gibi değil mi? Unutulmasın ki bu kartların oyun olarak piyasaya sürülüş tarihi 1995 yılıdır.

Dünya açlığı kartı ve zenci çocuk resmi, açlığa terk edilen Afrika halklarını, bilgisayar virüsü kartı ve resmi sanal taarruzlarını ve siber tasallutlarını, çok uluslu petrol şirketleri kartı ve petrol sızıntısı resmini, deniz kuyularında yaşanan sızıntıları resmetmekteydi. Dahası paranoyak insan kartları, video oyun kartları, feministler kartı, şans oyunları kartları İlluminati’nin insanlık için ne gibi bir gelecek planladığının da göstergesiydi. Uzaylı istilası kartı, uzaylı dış yardımlar kartı, uzaylıların adam kaçırması kartları, klonlama kartı, Empire state binasına saldıran uzaylılar kartı, enerji krizi kartı, salgın hastalıklar kartı, dünya savaşı III kartı?

Uzaylı, klonlama, dünya istilası, salgınlar, III. Dünya savaşı, kıtlık, enerji krizi kartları bir araya gelince corona günleri için müthiş bir endişeye sebeptir.

İlluminati adı 18 nci yüzyılda tüm şebekelenmeleriyle birlikte fiilen tarih olmuştur. Bu yüzyılda onun varlığı; CFR, Bilderberg, CIA’nin örgütlediği Trilateral komisyon ile manevi olarak devam etmektedir. Evrenin hakimleri de (Masters of Universe) onlardır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir