Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Taraf olma zamanı
imanilmihali.com
Taraf olma zamanı

Taraf olma zamanı

Taraf olma zamanı

Kul, beşeri hayata kafasını gömmüş, ahiret yurdu hayalleri ile meşgul ve sürekli bir telaş içindeyken sakınmaya, yardım eli uzatmaya ne kadar meyilli, ne kadar istekli veya ne kadar muktedir? Dünyevi zevk, standart ve alışkanlıklar vazgeçilmesi zor menfaatler ve insan sistemlerin değişmesine de zaten en çok bu yüzden karşı çıkıyor. Bilimsel olarak kanıtlanmıştır ki en yoksullar bile sistem değişikliğini istemez çünkü hep daha kötü ile karşılaşmak riski vardır. Bu yüzden çoğu acınacak halde de olsalar madem ki yaşamaya devam ediyoruz hiç olmazsa bu şansı yitirmeyelim derdindedir. Çünkü en temel hak olan yaşama hakkı hangi alternatifte garanti altındaysa en doğru seçenek odur çoklarına göre ve diğer ihtiyaçlar olmadan da yaşanabilir.

İnsanların egosu, bencilliklerini ön plana çıkartır çoğu zaman ve insanların hiçbiri sorun istemez. Hatta duymak bile istemez. Eminiz ki şu an ülkede milyonlar haberler yerine evlilik programı seyrediyordur.

Oysa dünya da, yanı başımız da, ülke de kaynar haldedir ve ortada görünen ciddi bir sebep bile yoktur. Sınırlar ötesi bir hareket için sınırların hepsini ateşe atacak kadar vahim bir durum vardır ortada ve savaş olsun ya da olmasın her beyin olaya bir bakış atmış ve bir mana çıkarmıştır.

Kiminin canı yanmış, kimi sevinmiş, kimi duymazdan gelmiş, kimi öncesini ve sonrasını planlamış ama herkes bir şekilde olanlardan etkilenmiştir. Bu hissiyat kişiye, toplumuna, yaşam standartlarına, eğitime, ahlaki olgunluğa ve en önemlisi dini akidenin kuvvetli olup olmamasına göre değişir.

Bu görüşleri elimizdeki sadece iki torbaya sığdırmak mecburiyeti ise devasa bir gerçektir ki insanlar yaşananlarda iki taraftan birine destek vermek veya gönülden onaylamak hatta o tarafın safında müteakip eylemlere imza atmak mecburiyetindedir. Sonuçta tarafsızlık söz konusu değildir ve ancak geri zekâlılar tarafsızdır zaten bunların dinen bir mükellefiyetleri de yoktur.

Akıl sahipleri ise kalplerine, tecrübelerine, rehber kaynaklarına bakarak bir tercih yapmak mecburiyetinde ve uzun vadede ise fiilen o taraf lehinde davranmak zorundadır. İnsan eğer dönek veya münafık değilse kendince hak ve doğru olandan yana olmalı ve bundan sonra da ona göre davranmalıdır.

Yaşananlar, ta yıllarca önceden ayak sesleri duyulan hain, sanal ve düzmece bir senaryonun hayata geçmesidir. O kadar ki adeta göstere göstere gol atmak tabirine uygun olarak Tahrim meydanında başlayan ayaklanma ile sergilenen ve bugün tüm İslam coğrafyasını saran bir ateş gibi canları boğazlara getirmiştir.

Ekranlara bakınca kimse esas aktörlerin masum ve iyiniyetli olduğunu savunamaz. Özellikle ülkesi üzerinden gaflet ve ihanet tohumları dört yana savrulan esad rejiminin vebali firavunları aratmayacak kadar yüksektir. Çünkü herşey bir yana koltuk sevdasına kapılmak onun ne kadar beşeriyata düşkün ve hırs-kibir hastalığına yakalanmış vaziyette insanlıktan çıktığının göstergesidir. Bu halde, onun şeytanlara teslim olma halinin ispatı ve daha kötü günlerin vuku bulmasına da yardımcı olmaya istekli bir ruh halinin ispatıdır.

Halbuki devletler, halklar, mezhepler belki tüm cihan devletleri savaşmak üzeredir ve bu durum esadın umurunda değildir. Esad rejimi davasında haklı bile olsa işin yolu milyonlarca Müslüman kanı dökülmesi değil masada bir çözüm bulunmasıdır. Her geçen dakika ölen yüzlerce Müslümanın vebali tüm kafirler güruhuna rağmen esaddadır. Esad başını bundan elbet kurtaramayacak ve alet olduğu hainliklerin vebaliyle telef olacaktır ama Ortadoğu artık eskisi gibi olmayacaktır.

Bu arada ülkemiz için de aynı şey söylenebilir.

Detaya girmeden, ittifakların ruhsuz ve kişiliksiz sayısına bakmadan şu denebilir ki bir taraf sözde suriye toprak bütünlüğü için, bir taraf akdeniz koridoru için, bir taraf halkların bağımsızlığı için, bir taraf petrol ve güç için, bir taraf mezhepsel üstünlük için, bir taraf sözde cihad adına savaşmaktadır. Bu kadar karışık bir meselenin çözümü ise savaşmak olamaz.

Kimin kimle ittifak ettiği, kimle savaştığı belli olmayan bir savaş bu. Bu yüzden gizli planları, hain işbirlikçileri, münafıklıkları bilmek gerek. Oyuna ve aldanmaya gelmemek gerek. Telaşa, hezeyana, öfkeye gelmemek gerek.

Arap baharı ile ayak seslerini duyuran sonrasında en adi terör eylemleri, çeteler, uçak düşürmeler, bombalamalar ile tırmanan gerginlik ve savaş halinin tek kaybedeni İslam alemi olacaktır.

Bu satırları yazdıktan sonra Ankara’da menfur bir canlı bomba eylemi daha yaşandı ve 28 kardeşimiz şehit düşüp, 61 kardeşimiz de yaralandı.

Şimdi soruyorum? Bu insanlık dışı, din dışı, iman dışı hayvanlıklara, suistimal ve kandırmacalara alet olanlar, insanları katleden, milyonlarca Müslümanı yurdundan sürgün edenler insan, Müslüman ve adam olabilir mi?

Yurdundan sürülenler, hicret edenler, yaralanan, şehit düşenler, göz yaşı dökenler, şehit anaları, teröre-zalime-küfre karşı gövdesini siper edenler inşallah Allah katında mükafatını görecek ve bahtiyar olacaktır. Ama bu zulme imza atıp ortak olanlar cehenneme odun olmakla kalmayıp, aile, yandaş ve maaşlı maşalarını bile ateşlere mahkum edecektir. O halde gerçek kaybeden kim?

Devletler küfür üzere yürüyebilir ama zulüm üzere yürüyemez. Yürüseydi firavun gibi koca bir kral devletini ayakta tutardı. İslam’a tabi olmadan batı devletleri gibi yaşayabilir ama firavun mısırı gibi zulüm ile yaşayamaz devletler.
Hak yolcuları için daha uzun yaşamak değil, daha şerefli ve dürüst yaşamak esastır.

Şehadet ve şehit olma isteği imanlı kalplere ağır gelmez. Aksine gönül erleri bu davete koşarak icab ederler.

İman, imtihanı, samimiyeti, muhabbeti ve Allah’a güvenmeyi zorunlu kılar. Bu yüzden iman kalpten beslenir, bu yüzden kalple desteklenmeyen iman sahibini mü’min yapamaz.

Herkes iman borcunu ödeyip ödemediğine, Allah’a sevgi ve saygı duyup duymamasına, hakka inanıp inanmamasına göre derecelenecektir ki zaten bunun adı TAKVA’dır. Yoksa şimdilerde birilerinin ihale kapmak için sakal bırakıp elde tespih dolaşması asla takva değildir. Bu olsa olsa soytarılıktır.

Çünkü iman; imansıza ve zulme karşı kalple, dille, elle karşı koymak demektir.

İslam alemini kana bulayan, kardeşi kardeşe kırdıran bu zihniyetin siyon yılanı olduğunu en akılsız beyinlerde er geç anlayacak ve salaklar ve hainler dahil tüm kafir cephesi çok yakında Türk ve İslam cephesine dönebilmek için Allah’a yalvaracaktır.

Küfretmek, şiddet kullanmak, adi ve hain olmak, kandırmak kolaydır. Zor olan; adam olmak, erkek olmak, dindar olmak, mü’min ve akıllı olmaktır.

Herkes siyon destekli politikaları ortadoğuya servis eden liderleri, ateş eden elleri, manşet atan gazetecileri, finanse eden patronları, rant elde eden kan emicileri tanımak ve bunlara düşman olmak zorundadır.

Mesele asla bir terör örgütü kadar basit değildir. Mesele cehaletle kotarılacak, kandırılmışız denerek geçiştirilecek kadar hafif değildir. Mesele bir ülke meselesi olmaktan bile çok ötedir. Mesele dünyevi gözle baktığınızda cevabını asla bulamayacağınız bir hadisedir. Çünkü mesele DİN SAVAŞI, HAK – BATIL SAVAŞIDIR.

Öyledir çünkü bir tarafta insnca ve tevazu ile yaşama gayretindeki cahil, fakir, zavallı, masum ve tok gözlü hak cephesi, diğer yanda ezmeye, öldürmeye and içmiş aç gözlü firavun ve şeytan cephesi vardır.

Namlular İslam’a, kurşunlar Türklüğe atılmakta, İslam’ı savunacak en son kale Türkiye yok edilmeye çalışılmaktadır ki…. ŞEYTAN AHDİNİ GERÇEKLEŞTİREBİLSİN.

Ne demişti şeytan? “insanları aleyhine kışkırtacak ve yolundan edeceğim, çok azı hariç sana iman eder halde bulamayacaksın. Onlara dört yandan yanaşıp saptıracağım.”

Şeytanın hedefinin lanetlendiği ve ebedi cehennem cezası ile çarpıtıldığı hatırlanırsa gayesi nefret ettiği insanları da aynı duruma düşürerek bir umut kurtulabilmektir. Ama akılsız şeytan burada da yanılmaktadır. İlahi kattan çaldığı üç beş haber ile insanları kendisine köpek ederken, ilk isyanındaki akılsızlığa devamla batılın egemen olacağını hayal etmekle, sihir-büyü ile kandırmakla, barış-huzur ve esenliği bozmakla Allah’ın dinini yeryüzünden silmeye gayret etmektedir.

Oysa Yüce Allah, kafirler istemese de nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmayacak olandır.

Bu şu demektir. Kötülük te, tıpkı şeytana verilen süre gibi bir yere kadardır. Yani tüm tezatların menfi tarafı elbet bir gün bitecek, o gün ne soğuk, ne karanlık, ne kötülük ve ne de iblis olmayacaktır. Kıyamete çok yakın zamanda gerçekleşecek bu misal iyilerin ruhlarının tatlılıkla alınması ve akabinde kafirlerin üzerine kıyamet kopması ile son bulacak ve ardından ahiret yurdunun baki hayatı Rabbimizin dilediği bir zamanda başlayacaktır.

Orada karanlık, soğuk, açlık, şeytan, kötülük, hırs, yalan, kibir olmayacağı için de cennet hayatı egemen olacak ve her can ilahi iradeye hem de gözleri ile görerek teslim olacaktır. Orada cehennem misafirleri için türlü ikramlarda olacaktır ki ateş bunların en masumudur. Şahit olarak nefislerin yeteceği o günde yürekler kan ağlayacak, pişmanlık denizleri okyanusları bile geçecektir. Kimsenin kendisini kandıramayacağı, zerre kadar herşeyin yazılı olduğu defterin kullara dağıtılacağı o günde sevinen işte bu dünyadayken Allah yolundan ayrılmayan, ufak tefek hataları olsa da şeytana ve batıla uymayan, küfre ve zulme iştirak etmeyenler olacaktır.

Siyon bahsi iyi anlaşılırsa, ahiret yurdunun bu mizanseni iyi anlaşılırsa bugünden taraf tutma gerçeği ve doğru tarafın Allah dostları safı olduğu daha net anlaşılır.

Siyon yılanı geri zekalıları dünya hakimiyeti diye kandırırken, tek devlet ve eşit muamele ile kandırırken, kabalanın sihirleri ile şeytana has din icat edeceğinden, sınırsız zevk ve özgürlük derken ahlak ve namustan, fazilet ve erdemden ziyade şeytani ayinleri servis edeceğinden bahsetmez.

Kul, akıllı olmak, hissetmek, anlamak zorundadır.

Bu tezlerin doğrusunu elbet Rabbimiz Allah bilir ama Kur’an en büyük şahidimizdir. Nerede Adem (as) evlatlarını kandıran şeytan soyu? Nerede Nuh Peygamberi kafirlerin helakı için dua ettiren zalimler? Nerede uslanmaz İsrailoğulları? Nerede kutsal kitapları değiştirecek, onlarla alay edecek kadar şerefsiz kullar? Nerede camilere ateş edecek, namaz kılanları kılarken öldürecek kadar vahşi olan şeytan soyları? Peygamber beytini katledenler, insanları ilah eden, paraya tapan, Kur’an’ı mızrak ucuna takan münafıklar?

Herkes okumalı ve anlamalı, bunu yapmıyorsa cezaya mazhar olacağını bilmelidir. Kur’an o kadar güzel ve net anlatır ki kim dost kim düşman herkes anlar.

Velhasıl hak bir, batıl çoktur. Kul hak yolcusu, Allah dostu, mü’min, dürüst olmak zorundadır.

Mesele başını iki metre kumaşla örtüp bununla hava atmak, beş vakit namaz kılıp cennetleri garantilemiş gibi böbürlenerek yürümek değildir. Mesele hak olanı dünyaya egemen kılmak için mücadele etmek, aklı kullanmak, Kur’an’ı hayata rehber edinmek, şeytan soyuna karşı dik durabilmektir. Bunların hepsi ortalama yüz farz ve yüz yasak ifade ederken, bunlardan sadece ikisine riayet ederek, sözgelimi tesettür ve namaz, nasıl imanınızın tam olduğunu söylersiniz?

En başta dinin gayesi yeryüzünde cennetvari yaşamı, ilahi adaleti, bol ve dengeli rızkı, kardeşlik ve huzuru egemen kılmaktır. Kişisel manada yapılan ibadet ve gayretler kişinin sadece kendisine iyiliktir ve Kur’an daha ziyade başkalarına yapılan iyiliği öne çıkarır ki kalbin ispatı olsun.

Buradan da hareketle riya ve gösteriş ile yapılan ibadet nasıl salakça bir şeyse, yetersiz ve basmakalıp ibadette kişiye ancak sınırlı oranda saadet sağlar. Asıl mutluluk kalpten iman, huşu ile ibadet, peygamber ahlakı ve hak olanı egemen kılmak için mücadele etmektir. Bunun adı Allah dostlarının yanında yer almaktır, İslam’ı hayata egemen kılmak gayretidir. Bu kurtuluşun ta kendisidir.

Çünkü karşı tarafta hak ve Hakk’a düşman sefiller ordusu vardır. Bunların dini de, milliyeti de, cinsi ve ten rengi de yoktur. Bu güruh şeytanın ahdine hizmet etmeyi doğru kabul eden kandırılmış köpekler sürüsüdür. Ve kul bu iki cepheden birine tabi olmak zorundadır. zaten başka da bir seçeneği yoktur.

Allah dostları cephesindeki kulların rehberi Kur’an, sadık dostları Hz. Muhammed (sav) ve yolları Allah yoludur. Tevekkül ve tevhidle bezenmiş bu cephe şeytana karşı kanmayan, canını feda etmekten çekinmeyen ama ayakta kalmayı hedef alan cephedir. Çünkü dünya hayatı ahiretin tarlasıdır ve ahiret yurdunda en azından bildiğimiz kadarıyla sevap kazanmak yoktur. O halde paradan, şehvetten, haksız kazançtan, zulüm ve isyandan uzaklaşıp sadece Allah’a teslim olanların ve hududullah’a riayet edenlerin elbet diğerlerinden bir farkı olacaktır. Ama bu samimiyet ve muhabbet ister.

Bu işin cemaati, tarikatı, mezhebi, takımı, partisi yoktur. Çünkü Allah’ın dini İslam tektir, Allah’ın ip tektir, Allah’a giden yol tektir. Parçalanmayın, bölünmeyin diyen ayete rağmen diğer mezhepleri din dışı ilan edenler şunu bilmelidir ki;
1. Dinde zorlama yoktur.
2. Hüküm yalnızca Allah’a aittir.
Bir başkasını din dışı ilan eden ilk önce kendisinin dinin dışına çıktığını bilmeli, sonra siyon yılanının oyununa geldiğini bilmelidir.

Soruyoruz; neden yüzyıllarca Türk insanına Kur’an’ı anlasınlar ve dini tam öğrensinler bu yüzden de Türkçe mealden okusunlar demek yerine anlamadan Arapça okunmasını telkin ederler? Neden Türkçe okuyan sevap kazanamaz diye yalan söylerler? Ve neden kıt zekalılar sürüsü televizyon kullanma talimatını, ilaç prospektüsünü bile okurken, gazetelerin en ücra makalelerini didik didik ederken, saatlerce sudoku çözerken 114 surelik, sıkmayan, öğreten Kur’an’ı okumayı istemez?

Diyelim o şeytan dostlarının dediği gibi Türkçe mealle sevap kazanamayacak olsalar bile (ki asla öyle değildir HAKİKAT BUNUN TAM TERSİDİR) bir insan Yüce Allah’ın Kur’an ile ne buyurduğunu hiç mi bilmek istemez, merak etmez?

Örfleri, hurafeleri, şeytanlıkları, ayetlerin manasına sokan, uydurma hadislerle Peygamberimizin makamını ve haysiyetini bile zedeleyen bu mendeburlar yüzündendir ki Müslüman camia bugün salaklaşmış ve çaresiz haldedir.
Kur’an’ın aklını kullanmayanlara pislik atması, insanı zalim, cahil ve nankör diye adlandırması, firavundan ziyade firavuna destek verenleri suçlaması boşuna değildir. Yüce Allah’ın sayısız Peygamber göndermesi, sayısız kavmi helak etmesi, İsrailoğullarını lanetlemesi boşuna değildir. AMA BUNLARI BİLMEK İÇİN KUR’AN’I OKUMAK VE ANLAMAK ZORUNDASINIZ. BİZ DAHİL KİMSEYİ DİNLEMEYİN. Okuyun!

Yavaş yavaş, hazmederek, anlayarak bir kere okuyun…sonrasında hem doğru tarafa geçecek hem şu an yamakta olduklarınıza tevbe edeceksiniz.

BU ARADA İŞİNİZE GELDİĞİ GİBİ ANLAMAYA ÇALIŞIRSANIZ, ANLAR AMA UYGULAMAZSANIZ, YA DA OKUMAYI BAŞTAN REDDEDER SADECE DİNLEMEKLE YETİNİR VEYA DİNİ HEPTEN REDDEDERSENİZ SONUNUZ KARANLIKTIR VE HİÇ BİR MAZERET İMANIN YERİNİ TUTAMAZ. Bunu da bilin.

Hz. İbrahim’i yakan devasa ateşi ağzındaki bir damla söndürmeye giden karınca misali siz gayret edin, çabalayın, göz yaşı dökün. BAŞARAMASANIZ DA, ÖMRÜNÜZ YETMESE DE HİÇ OLMAZSA TUTTUĞUNUZ TARAF BELİ OLUR!

Tevhidi, şirki, cennete götüren, cehenneme çeken yolları tanımadan İslam’ı hazmedemezsiniz. Bu tarifler ise sadece Kur’an’dadır. Birilerinden dinler ve okumazsanız dininiz o kadarcık olur ve ilahi kaideler manzumesinden es geçtikleriniz size vebal ve azap olarak geri döner.

O halde son söz; iman etmenin, İslam’a girmenin, Müslüman olmanın ilk şartı Allah ayetlerini en az bir kere anlaşılan dille mealen hatmetmektir. Sonrasında Rabbimizin size bahşettiği iman nispetinde mücadele etmek ve şeytana düşman olduğunuzu ispat etmekle mükellefsiniz. Bu sayede ve size bahşedilecek yeni hikmet ve hidayetlerle inşallah cennet yolcuları kervanına katılabilir, Allah düşmanlarını söz ve davranışlarından ayırt edebilir hale gelirsiniz. Yine inşallah bu yol bir kez girdiniz mi ne harama uzanabilir, ne hırsızın peşinden gidersiniz. Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren namussuzlara, onlara çanak tutanlara ancak bu sayede ses çıkarabilirsiniz.

Zaman taraf olmak, doğru tarafta olmak, taraf olmanın gereğini yapmak ve diğer taraftakilere karşı durmak zamanıdır.

Yaparsanız kendinize, yapmazsanız kendinizedir.

Ayetin ve Peygamberimizin dediği gibi; “Sizin dininiz size, benim dinim bana” İster iman edin ve dine tabi olun, ister cehenneme ateş olun. Siz bilirsiniz!

Ama bu dine tabi iseniz şeytanla aynı safta duramazsınız. Şeytana düşman olmadan cennetlere giremezsiniz. Siyon yılanını hala göremiyorsanız siz zavallısınız.

Allah aşkı için bir kez şöyle düşünün; fitne fesat sahibi hain evlat bir kenarda oturmuş seyrederken, mahalle çocukları birbirinin kafasını taşla kırıyorsa salak olan hangisidir? Ortadoğu’da neden bir tek gayri müslimin hayatını kaybetmediği ve sözde Müslümanların birbirini nasıl kırıp geçirdiği ancak bu kadar anlatılır.

Ölen, yurdundan edilen, sakat kalanların hepsi Müslümansa bu işte bir yanlış var demektir. SİZCE?

NOT; Bu arada yapılan hiçbir kötülük hem bu dünyada hem ahirette karşılıksız kalmaz ki cehalet ve gaflette bir kötülüktür. Zulüm şirktir, şirk affedilmeyecek tek suçtur. Şeytan dinini adı şirk dinidir. Ayrıca iblis çok bildiğinden değil salaklığından Allah’a isyan etmiştir. Gayb, kader, şefaat, hüküm ve din sadece Allah’ındır. BU BÖYLE BİLİNE!

Artık taptığınız paradan, ilahlaştırdığınız kişilerden, köpeği olduğunuz şeytani dünya illetlerinden başınızı kaldırın ve kurtulun da gerçeği, hak olanı, Allah – Kur’an yolunu görün. Çünkü görmek ve anlamak, tabi olmanın ilk adımıdır. Akıl nimeti bu yüzden bahşedilmiştir. Aklınızı ve kalbinizi kullanmıyorsanız da Allah müstehakınızı versin. Ne diyelim?

Taraf olma zamanı

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir