Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Tarikat savaşları
imanilmihali.com
Tarikat savaşları

Tarikat savaşları

Tarikat savaşları

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran 3/103-105)

İman kardeşliğini, dini bölmeden ortak payda yapmayı en net izah ve emir eden üç ayet bunlardır.

Denmek istenir ki; Kur’an’a sarılmak, yani Kur’an’ın yorumuna değil de kendisine tabi olmak kurtuluştur. Çünkü Kur’an vahyidir, kutsaldır. Yorumlar ise beşeridir, insan mamülüdür, zamana ve coğrafyaya, kamuya, örflere, durumlara, makbul kabullere bağlıdır. Yorumlar değişir ama asıl olan, temel olan yani Kur’an asla değişmez.

Din Allah’ındır, değişmez. Diyanet yani şeriat ise yorumdur, zamanla ve aklın verilerine, çağın gereklerine göre değişir. İçtihad ve tecidt bu yüzden vardır ve Peygamber emridir.

Kur’an ve vahiy kalpleri birleştiren, ateşlerden koruyan, birlik olmaya çağırandır. Kurtuluş Kur’an iledir, azap parçalanıp ayrılanlar, iman kardeşliğini bozanlar ve dini parçalayanlar içindir.

Bu ayet bizlere dinin nasıl tek parça olduğunu, olması gerektiğini net biçimde anlatır ki tek Allah, tek Kur’an ve Tek Peygamber etrafında kenetlenmişlerin başkaca bir hareket tarzı zaten olası değildir. Parçalanıp bölünme varsa orada muhakkak bu kutsal üçlüden en az birisine itimatsızlık vardır.

Kaldı ki İlah Tek’tir, Allah’tır. Kur’an’dan başka tartışma üstü kitap ve Hz. Peygamberden başka tartışma üstü kişi yoktur, olamaz.

Vahiy esastır, ilahidir, Allah katındandır. Durum ve zamana göre yorumlanabilir ama değişmez. Yorumlanması zaten aklın kullanması için emirdir. lakin öze dokunmamak, vahyi değiştirmemek esastır.

Hz. Peygamberin mübarek sünneti, en güzel yorum ve izahattir. Dini en iyi bilen ve örnek olarak yaşayan Hz. Peygamber, yorumun da en hasına sahip olandır.

Lakin insan, zalim, nankör ve cahildir.

İnsan, Peygamberin hadis ve sünnetine yalan ve kan bulaştıran, müslümanlar arasına çıkar uğruna nifak sokan, israiliyat ve arabizm ile zehirleyen, dini tek ve muktedir olmaktan çıkarandır. İnsan, bir ve birlik olmayı emreden Kur’an’ın iman kardeşliğini tesis emrini TARİKAT KARDEŞLİĞİNİ TESİS emrine çeviren ve bu sayede servetlerle, makamlarla mamalanandır.

Araştırmalar doğruysa ülkede halen 476 tarikat vardır ve misyoner tekilleri dahil gizli tekke ve apartman arası kilise sayıları yaklaşık beş bindir.

Tarikatların yapısı ve mahiyeti ise orjinallerindeki tasavvuf ve akaid temelinden uzaklaşmış, zarar veren mescidlere dönmüştür.

(NOT; Burada isim elbette zikredilmeyecektir ve hala hak yolda olan tarikatlar elbette vardır ama genele bakılınca durum çok vahimdir.)

Başta bir şeyhin olduğu, müridlerin, o mürşit emrinde, eski bildiklerini unutarak, o mürşidin paralelinde düşünmeye mecbur kaldığı, o şeyhin sözlerinin tartışma üstü olduğu, Kur’an yerine çoğu zaman o mürşidin kaleme aldığı mişnaların egemen olduğu, ilham ve rüya (!) yoluyla hala vahiy aldığı iddiasında olan şeyhin tek egemen olduğu, müridlerin adeta köleleştiği, maddi yönden çoğusu kara paraya dayalı, dış kaynaklar destekli, diğer tarikatları din dışı sayan anlayışın egemen olduğu bu yerler din adına fayda üretmekten uzaktır.

Konuya şirk penceresinden bakılırsa tartışma üstü kişi (şeyh) ve tartışma üstü kitap (şeyhin kaleme aldığı veya söylediği mişnalar) tercihleri bile dine olan mesafelerini gösterir.

Tarikatlara girenlerin ana gayeleri; dini öğrenmek, dini sohbet etmek, aracılar edinmek, şefaat ummak, vicdanlarını rahatlatmak gibi masumane ve arka planda ise çıkar ve makam teminidir.

Mezhepler, hizipler, tarikatlar, hatta camiler, tekkeler, aynı tarikat içindeki kol ve şubeler dahi birbirine yakın değil adeta düşmandır. O yapılanma hayatta kalmak adına mevcudiyetini Kur’an’a yaslamak ve hak olduğunu ispat için doğru yolda bulunduğunu ispata çalışırken, mecburen diğerlerini kötülemek ve karalamak mecburiyetindedir ki bu başlığımıza esas tarikatlar savaşıdır. İslami terörün piyasaya çıkması da bu zaafın İslam düşmanlarınca çok iyi kullanılması sayesindedir. 

Yani en başta kendi mevcudiyeti dine aykırı olan tarikatlaşma, bir de diğerlerine savaş açarak çifte günaha imza atmaktadır.

İbadet şekillerinden, kıyafete, ibadet içi uzuv hareketlerinden, edilen dualara, ayetlere getirilen yorumlardan kişilere verilen lakaplara kadar tamamı diğerinden farklı olan bu ayrışmalar dinin bütünleşmesi önünde en büyük engeldir.

Mezhepler ise halen dört ana mezheple sınırlandı gibi görünüyorsa da her birinin altında sayısız şube ve kol vardır ki maalesef bu mezhepler yorum olmaktan çıkmış din haline gelmiştir. Bu da acımasız bir şirktir ki beşeri yorumlar maalesef Kur’an’ın üzerine çıkarak dinleşmiştir. Tarikatların durumu da aynen böyledir.

Yorum aklın, beşerlerin müdahalesidir ve kutsal değildir. Din ve din günü ise sadece Allah’ındır, Hz. Peygamberin dahi dine müdahale yetkisi asla yoktur. İbadet şekilleri gibi bazı hususlarda elbette Peygamberin söz söyleme hakkı bakidir ama asıl olan Allah kelamıdır, Kur’an’dır.

Yorumlar bu haldeyken, onları vahyin üzerine taşıyan her şeyin adı şirktir, şeytanlıktır.

Ekranlarda bir diğerini salya sümük münafıklıkla, kafirlikle suçlayan cami imamları, tarikat şeyhleri işi kediciklere (!) kadar vardırdıysa durum çok vahim demektir.

Toplumda üfürükçü hocalar hala nemalanabiliyorsa durum çok vahimdir.

Bir mezhep mensubu diğer mezhep mensubunu dinden saymıyorsa, tekfir ediyorsa, durum çok ama çok vahimdir.

Ülke ve İslam alemi bugün bir ve birlik değilse işte bu mezhep ve tarikat savaşları nedeniyledir.

Sünni ve aleviler bir diğeriyle savaş halindeyse, düşmanlar aramıza çoktan girip bizleri kandırmış, şeytanlaştırmış demektir. Din düşmanı olan bir devlet arada, küçük ve sıkışmış vaziyetteyken, zulme imza atarken, İslam aleminin onunla savaşmak yerine birbirini yemesi ise acınacak hale gülmektir. Kudüs için göz yaşı dökenler (timsah gözyaşları) o devlet yerine diğer mezhebi savunan ülkelere düşmanlık sergilemeye alıştırılmışsa, geri planda elbet dış güçlerin siyasi ve maddi desteği var demektir ki bu da bize şirk dininin nerelere kadar uzandığını büyük ölçekte ihbar ve ispat eder.

Kur’an, iman kardeşliğini esas alır ki Mekke’de geçen on yıl ve sonrası Medine’de geçen on yıl bu kardeşliğin temini için dökülen kanlara şahittir. Şimdi bu dini bölmek ise o kanlara vefa etmemek, dine ihanet etmek, parçalanmaktır.

Tarikatlar birbirini suçlar ve din dışı ilan ederken, o tarikatlara mensup olanların o tarikatta durmaya devam etmesi de ilginçtir. Yani diğer yorum sahipleri, o içinde bulunulan tarikatı din dışı ilan ediyorsa o müridin bir an düşünmesi gerekirken bu düşünce asla hakim değildir. Yani zihinler o kadar esir alınmıştır ve nemalanma o seviyeye gelmiştir ki o mankurtlaşanlar kaçığ kurtulmayı düşünemez bile. Mançurya kobayı gibi şartlandırılan, kıyafetten lafza kadar tek model haline gelen müridler bu sayede şeyhe güç katarken, kendileri fıtrati hikmetleri terk etmiş haldedir. Özgür benlik ve hür iradeyi kenara koyan bu müridler Allah’ın yaratış gayesine de isyan halindedir.

Adeta ayetleri nesh eden şeyh sözleri ise (uydurma hadis üreterek ve bu hadisleri kullanarak) ayrı bir şirk konusudur. Şirk ocaklarına mahkum olanların ise şirkten kurtulma ve selamete erme şansı yoktur.

Haram ve helal belirleme yetkisi yani tahrim sadece Allah’ındır ki bu yetki Peygamber de dahi yoktur. Şeyh ise bu yetkiyi öylesine azami ebatlarda kullanır ki adeta ilahlaşır. Kimisi et yemez, kimisi beyaz giymez, kimisi bedene zarar veren ibadetler yapar, kimisi ruhunu körleştirir ama sonuçta şeyh ne derse o yapılır ki tarikata girebilmenin ilk şartı kıyafet ve düşünceleri tarikatın dış kapısında bırakarak içeri girmektir.

Şeyhte, şeyhin kimliğinde sıfırlanmak tabiri ise eski kabul ve inançların terki, yerine şeyh tarafından öğretilecek doğruların (!) kalbe ve akla yerleştirilmesi, öğretilmeyen hiçbir şeyin kullanılmamasıdır.Yani müridler, mürşitleri ne der ve düşünürse ona uymak, aynı lisanı kullanmak mecburiyetindedir.

Aracılık ve şefaat arayışları ise malum şirktir, yedek ilahlar icat etmek, Allah’ın bize şah damarından yakın olduğunu inkar etmektir. Şeyh, işte bu aracıların şahıdır. İlham ve rüya aldığı iddiasındaki bu sahte peygamberler, elbette vahiy aldıklarını söyeleyemezler ama onların Kur’an’ı nesh eden (!!!!) ayet ve mektupları internette sefa sürmektedir. Bu ise son kitap ve son peygamber inancı demek olan İslam’ı toptan red anlamı taşır ve kafirliktir. O söz ve düşüncelerin ilahileştirilmesi ise şirk suçunu işler.

Şeffaf olmayan, dışa kapalı olan, mahiyet, yapılanma ve asıl gayesi çoğu zaman müridlerce bilinmeyen (asıl gayeler sadece tepedekilerce bilinir) bu din dışı yapılanmalar, müridleri neye hizmet ettiklerini bilmeden köle olmaya mahkum eder.

Şeyhin elinin, ayağının, diznin öpülmesi, ondan isteklerde bulunulması, onlara kurbanlar kesilmesi, mal varlıklarının o tarikarta devredilmesi gibi haller ise malumdur.

Şeyhler sadece yaşayanlarla da sınırlı değildir ki türbeperestlik bugün tarikatçılık kadar zararlı bir diğer pirizm koludur. Adak ağaçları, türbeden medet ummalar, rahmet duaları reklam ve vitriniyle süslense de, şirktir, medeti Allah’tan değil kuldan bekleme yani o kulu ilah yapmaktır.

Ulvi şahıslara ait sakal, ayak izi, baston gibi şeylerin kutsallaştırılması ise (hatta Kabenin maketi etrafında tavaf ettirilmesi) ise dinde yeri olmayan gafletlerdir. Çünkü din şekli değil manasaldır.

İslam, kişiler ve olaylar dini değil, ilkeler ve manalar dinidir, evrenseldir, akla dayalıdır, vahyi esas alırken hür irade ve sevgi arayandır, kutsallığı sadece Allah’a endeksleyendir.

İblis ahdinde, insanları saptıracağına, imandan uzaklaştıracağına, böleceğine, yaratılanları değiştireceğine dair yemin etmiştir ve bunda ayetin işaretiyle muvaffak olacaktır. İşte şirk dini o şeytanın dinidir ve tevhide düşmandır. Tevhid dini Bir’lemek, şirk çok’lamaktır ki tarikat ve mezheplerin sayısız ilahı bu şirkin versiyonlarıdır.

Kaldı ki mezhep imamlarının tamamı yaptıkları için yorumdan ibaret olduğunu talebelerine sürekli söylemiş, kendi yorumlarının (mezheplerinin) dinleştirilmelerine şiddetle karşı çıkmıştır. Hatta çoğusu fikirlerinin kaleme alınmasına dahi karşı çıkmıştır.

Zamanın emevi zulmüne Kur’an istikametinde isyan eden bu mezhep kurucuları özellikle İmam-ı Azam Ebu Hanife, imamların imamı olduğu halde, muaviye tarafından eziyetlere mahkum edilmiş, nitekim zehirlenerek öldürülmüştür. Onun davası adına, devlet reisinin Kur’an hilafına olan hallerine açtığı isyan bayrağı bugün o hanefi mezhebinde hiç anılmıyor ve İmam-ı Azam’ın katli akıllardan saklanıyorsa mezheplerin bugünkü hali ortadadır. Yani zaten yorum ve geçici demek olan bu beşeri mezhepler, bir de zaman içinde kabuk değiştirmiş ve tanınmaz hale gelmiştir. O halde mezhep savaşları ne içindir? Bugünkü mesela sünni mezhebi, merhum İmam-ı Azam’ın zulme isyan eden karakterinden ne kadar haberdardır?

Bugünkü tarikatlar belli bir mezhebe hizmet eder görünse de düşünce ve niyet bazında, hatta söz ve davranış bazında tek bir mezhebe hizmet etmekten uzaktır. Tüm tarikatlar düşünülürse de dört ana mezhebin değişik görüşlerinin tarikatlarca paylaşıldığı ve mezhep idrakinin (alt hizipleri dahil) aslında sözde kaldığı görülür.

Özetle; dini beşerileştirmek, beşerileşenleri dinleştirmek Allah’a isyandır.

Yorum olmalıdır, güzeldir, aklı kullanmaktır ama din değildir, din yerine geçemez.

Tarikat yol demektir, mezhep yorum demektir ve tamamı ALLAH’A GİDEN YOL üzerinde olmalıdır.

Maalesef bugün durum öyle değildir.

O tarikatlara mensup olanlar, kendi tarikatlarının tanım ve tarifinden de, rakip firma tarikatlarının tarif ve muhteviyatlarından da habersiz düşmanlık sergilerken köleleştiğinin, şeyhi ilah yaparken müşrikleştiğinin farkında dahi değildir.

Tarikatlar bir diğerini din dışılıkla suçluyorsa bu tamamının din dışı olduğunu gösterir.

Aynı Allah, Kur’an ve Peygambere itimat ve biat eden müslümanlar ancak kardeştir, düşman veya rakip değildir. Dine huşu ve Allah rızası dışında menfaat, hile, servet umudu katmak veya kişileri ilahlaştırmayı dinleştirmek küfür ve hatta şirktir.

Dini bölmek dahi cehenneme mahkum olmaya yeter bir beladır.

O halde doğru olan iman kardeşliğini tesis, İslam dünyasını bir ve birlik yapmak, Tek Allah’a kul olmaktır.

Şifayı vermek iddiasındakiler, kadınları çocuk sahibi yapma vaadindekiler, o tarikatlardaki sapık ilişki ve görüntüler burada anılmayacak kadar zaten aşağılık hallerdir.

Akıllardan asla çıkmaması gereken bir diğer husus ta şudur ki; gizli örgütlerin hepsi kardeş, küfür tek bir millettir. Masonik veya siyonist ayin ve teşkilelrin yapılanlamaları ile tarikat yapılanmaları arasındaki muazzam benzerlik kula birşeyler anlatmalıdır.

İblisin ahdi akıllardan çıkarılmamalı, israiliyatın dinin candamarlarına kadar girdiği artık görülmelidir. 

Allah niyetleri bilen, şah damarından yakın olandır.

Şirk, şeytanın dini ve afsızlığa mahkumiyettir.

(SON NOT 1; Mahiyeti bizlerce malum olmayan hala mübarek ve düzgün niyetli tarikat ve yapılanmalar konumuz dışındadır. Doğrusunu sadece ve daima Allah bilir.)

(SON NOT 2; İslami terör safsatalarının mezhep ve tarikat kaynaklı sahnelendiği asla unutulmamalıdır)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Peygamber

Sünneti sorgulamak

Sünneti sorgulamak İman; Yüce Allah’a, Kur’an’a ve elçisi Hz. Peygamber (sav)’e itimat ve itaattir. Yüce ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir