Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Tarikatlara teslim edilen İslam
imanilmihali.com
Tarikatlara teslim edilen İslam

Tarikatlara teslim edilen İslam

Tarikatlara teslim edilen İslam

Tarikat, din içindekilerin, mensup oldukları mezhebe ait kabullerle, dini yaşama şekillerinin adıdır, şeriat, yol veya yöntemden ibarettir. Mezhepler ise meşhur imamların dine getirdikleri yorumun kurumsallaşmış halidir. Sayıları çok olsa da bugün aslen kabul edilen dört ana mezhep vardır. tarikat ve mezhep ilişkisi sorgulanacak olursa da cevap mezhebin çok daha geniş ve kapsamlı olması şeklinde bulunur.

Tam burada Yüce Allah’ın dini parçalamamak üzere kullarına verdiği emri ayetin kendisi ile hatırlamakta fayda vardır.

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran 3/103-105)

Buradan anlaşılan şudur ki aynı Allah’a, aynı Kur’an’a, aynı Peygamber’e iman edenler ancak kardeştir ve iman kardeşliği bu yaşamda tesis edilmesi ilk lazım olandır. Yani aynı esaslar üzerinde olunduğu halde ayrışmanın izahı yoktur ve dinde ortaya çıkan tüm bu yapılanmalar sadece birer kul gayretinden ve beşeri yorumdan ve nihayet dinin özünden değil yorumundan ibarettir.

Kaldı ki maalesef zaman içinde değişen manalar ile, o teşkillerin başında yer alanların yanlış ve cahil yorum ve uygulamaları ile bu yapılanmalar ilk tesis edildikleri andan çok daha gerilemiş ve maksattan uzaklaşmış haldedir.

Dahası mezhep imamlarının savunduğu en temel ilkelerin bugün aksini savunan bir mezhep cemaati vardır ve bu hayret uyandırıcıdır. Tarikatlarda ise durum çok daha vahimdir. Şeyh veya şıhın mürşit (yol gösteren, aydınlatan) kimliğiyle müridleri (kendisine uyanları) getirdikleri yorum ekseninde şekillendirmeye çalışması din içinde sayısız din oluşturmakta ve maalesef bu oluşturulan dinlerin İslam ile irtibatı her geçen gün azalmaktadır.

Detaya inildiği zaman tarikatların şu anki mantığının şirkle çok yakın bir sınırda olduğu da görülecektir ki insan iradesine engel olan, aklı ve bilimi inkâr eden, şeyhin söz lerini adeta farzlaştıran, düşünmeyi engelleyen bu durum dinin özüne tamamen aykırı bir vaziyettedir. Daha da korkuncu şeyhin kurtarıcı, şefaat sağlayıcı, cennetlerden tapu verici vaat ve yalanlarının hala toplum tarafından kabul görüyor olması akıl ve bilimin din içindeki yerini en iyi gösteren örneklerdir ve maalesef bu akıl tutulmasına sebep tarikatlara girişte ve içinde olunması istenen haller sebebiyledir.

Bugün ülkede tarikatların sayısı dahi belli değildir ve her biri diğeriyle çekişmekte, diğerini tıpkı mezhep kavgalarında olduğu gibi dinsizlikle suçlamaktadır. Neticede mürid sayısı en fazla olanların sözü geçmekte, tarikatların egemenliği sadece dinle sınırlı da kalmayarak spordan sanata, siyasetten ticarete her alanda hissedilmektedir. Bu ise tarikatları kendi içerisinde ayrı bir kümelenmeye ve hiyerarşiye zorlamakta ve bu yeni tarikatlar birliği din içinde adeta cepheler oluşturmaktadır. Bundan en büyük zararı da yazık ki iman kardeşliği görmektedir.

Tarikatlar arası bu savaşların kaçınılmaz bir sonucu olarak husumet doğmakta, fikirsel veya inanç bazında kalmayarak eyleme dönen bu husumetler cana kast eder hale gelmektedir.

Tarikatlara dâhil olan insanların yaş ortalamasının her geçen gün düşmesi ise çok daha düşündürücüdür ve adeta bezden kesilen çocukların tarikatlara mahkum bırakılması gibi bir durum söz konusudur.

Daha da korkuncu bu tarikatların siyasallaşmasıdır ki özellikle iktidarların bunların cemaat gücünden istifade arayışları, tarikatlara sanal bir güç katmakta, otorite ve itibar kazandırmaktadır.

Halleri ve hatta zararları ortadayken o tarikatlara verilen bu kıymet ise uzun vadede sorunlara yol açmakta ve din içinde kalıcı hasara sebep olmaktadır.

Hele hele bir zaman sonra egemen tarikat cephelerinin rakipsiz kalması veya genel bir koalisyona yönelmesi gibi bir tehlike uyandığı zaman yönetimlerin onlardan bağımsız kararlar alması da imkansız hale gelmektedir. Bu vaziyette yönetimlerin olayın üzerine gitmek ve bastırmak yahut o güç ile işbirliği yapmak gibi iki hal tarzı vardır ve her ikisi de sonuç itibarıyla sakıncalıdır.

Daha da ötelerdeki tehlike ise şudur; tüm tarikatları olduğu gibi kabul edip aynı ideal uğruna ve aynı çatıda birleştirmek gayreti bir zaman sonra dinin yerini alan bir hobi veya inanç manzumesi oluşturur ve bu ortak akıl veya güç adı konmamış bir birlikteliğe sebebiyet vererek siyonizm türü bir hiyerarşik yapılanmaya yol açar. Bunu destekleyecek tarzda, pek çok tarikatın finansmanının yurt dışından geldiği düşünülürse bu tehlikenin çok uzak ve küçük olmadığı da anlaşılacaktır.

(Sözün burasında bahsolunan tarikatlardan ‘sadece Allah’a iman ve takvayı esas alan’ları ve masum yaklaşımları tenzih ettiğimizi vurgulamakta fayda vardır.)

Oysa…

İslam dini bütündür, tamdır, beşeri yorumlar içtihat, kıyas, icma, fıkıh, kelam, akaid vs. surette her daim mümkündür. Lakin kulların fikir ve hissiyatları bireyseldir ve birleşilecek ana tema Kur’an mihveridir. Kur’an’ın yerini mişnaların (Kur’an dışı yazılı dini kaynakların) aldığı bir din Allah’ın dini olmaktan uzaktır. Ayetlerin hükmü yerine şeyhin sözlerinin farz kabul edilmesi durumu doğrudan şirktir. Hz. Peygamberin sünnetinden dahi üstün tutulmak zorunda kalınan mürşit yorumlarının dini getireceği nokta en basit tarifiyle küfür noktasıdır.

Bu birliktelik en başta siyonizm ve İslam’a düşman diğer unsurlarca desteklenir ve güçlendirilirse de ümmetin geleceği nokta acizlik noktası veya kardeşkanının dökülme noktasıdır. Yakın zaman önce bunun örnekleri maalesef acı olarak yaşanmıştır.

Bu tür menfiliklere engel olmak için yapılması gereken evvela diyanet çatısı altında kurumsal bir şema oluşturmak, Kur’an’a aykırı yapılanmaların önünü kesmek, sonra bunları ortak paydada buluşturmak ve iman kardeşliğini tesisten başkaca hedefler güden oluşumlara engel olmaktır. İkna yoluyla yapılamayan tanzimler için gerekirse fesih işlemi uygulanmalı ve din içi tüm beşeri yorumların Kur’an mihverine sokulması sağlanmalıdır.

Bunun aksi veya bu hususta gösterilecek bir zafiyet dini parçalara bölecek, tanınmaz hale getirecek ve toplumu helak noktasına taşıyacaktır.

Bu ciddi tablo içerisinde ümmete düşen aklı ve kalbi selim olarak doğru düşünmek, Kur’an’dan haberdar olarak Yüce Allah’ın ‘bölünmeyin!’ emrine itaat etmektir.

Bu yapılanmaların yönetim ve icraatta kuvvetli hale gelmek olduğu açıktır. Bu nedenle özellikle gençlerin ve çocukların bu tehlikelerden uzak tutulması ana gaye olmalıdır.

Mesele sadece dine yorum getirmek ve dinin detaylarını Kur’ansal olarak öğretmek ise bu diyanetin pekâlâ başarabileceği bir uygulamadır ve bunca tarikata gerek yoktur. Kaldı ki çoğu tarikat cumhuriyet ve laik düzene maalesef aykırı normlar benimsemekte ve adeta husumet yaratmaktadır. Evlatlarımızın bu tehlikelerden uzak tutulmasını öncelikle ele almak zorundaki diyanetin yurtlar ve kurslar öncelikli olmak üzere tedbir getirmesi ise asli görevidir.

Tedbir almakta gösterilecek zafiyet ise Allah korusun ülkede tarikatlar üzeri bir tarikatlanmaya taşıyacak ve konu içinden çıkılmaz hal alacaktır. Bu konuda devlet idarecilerine düşen görev her türden dini yapılanmayı resmi ve meşru hale getirmek, kontrol ederek denetlemek, Kur’an’a aykırı, laik Cumhuriyet’e düşman yapılanmaları feshetmek, gençleri ve çocukları resmi kurslar ile dine ısındırmak ve hazırlamaktır.

Burada da dikkat edilecek nokta tarikatları Kur’an mihverinde tanzime çalışırken başka bir Kur’an dışılığa müsaade etmemek, yanlış bilgi ve yorumlarla dini mihverinden çıkarmamaktır. Bu adı konmamış başka bir gizli tarikata yol açar ki kontrol altına alınmaz ise devleti içine yine ahtapot gibi sızan zehirli bir sarmaşık oluverir.

Yok eğer bu ele geçirme zihniyeti kasıtlı ve isteyerek yapılıyorsa da kazanılmak istenen hasıla ne olursa olsun bundan hem ülke ve hem de din bolca zarar görür, kardeşlik, birlik ve beraberlik damarları teker teker tıkanır ve ülke kangren halini alır. Bu vaziyette ortada ne birlik ve ne de din kalır ki bu başlı başına helak sebebidir.

Nasihat görevi tüm Müslümanlara farzdır ve yanlışı gören müdahale ile yükümlüdür. Bu cihetle tüm Müslümanlara düşen görev Kur’an’a aykırı teşkilat ve tutumlara karşı çıkmak, dinin saf ve temiz olarak yaşanmasına uygun ortamı tesise çalışmaktır.

Her ne şekilde olursa olsun tüm mezhep, tarikat, hizip vs.lerin bağlayıcılığı sadece kendi müridleri ve o müridlerin kalpleri ile sınırlıdır. Gerçek ve güzel olan İslam ise sadece Kur’an’dadır. Kur’an’ın bağlayıcılığı ise her zaman, herkese ve her ümmetedir. Toplumlar İslam içinde olmasalar bile bu çağ için yaşam ve ahiret hesabı kaçınılmaz olarak Kur’an iledir.

Tarikatlara üye olmakta hevesli ümmetin de dikkat etmesi gereken husus, o tarikatların şirkle yakınlığını test etmek ve o tarikatların arkasındaki gizli tehlikeleri fark etmektir.

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasındaki ana gaye de budur ve diyanet bu maksatla teşkil edilmiştir. Diyanet görevini layıkıyla yaptığı müddetçe bu tür yapılanmalara zaten gerek te kalmayacak ve merdiven altı yapılanmalara engel olunacaktır.

Diyanette gösterilecek zafiyet ise bu yapılanma heveslilerine ortam sağlayacak ve devlet hizmet üretmek yerine emek, teşkil ve gelirleriyle bu gelişmelerle mücadele etmek durumunda kalacaktır.

Yetkili mercilerin tedbir almaması durumunda ise vebal başta yetkililerin ve sonra o tarikatlara üye olanların ve nihayet toplumun tamamınadır. Bunun hesabı ise kolay verilecek bir şey değildir.

İslamiyet maalesef bugün hemen tüm İslam ülkelerinde tarikatlara mahkûm haldedir ve acı olan bırakın ülkeler arasını, ülke içindeki tarikatların dahi bir diğerini düşman görmesidir. O halde o anlaşmazlığa düşen iki tarikatın hangisi dinde ve hangisi din dışındadır? O müridler bunu çok iyi değerlendirmelidir.

Netice itibarıyla dini bölmek yapılacak en kötü işlerdendir ve asıl olan iman kardeşliğini aynı Allah, aynı Kur’an ev aynı peygamber etrafında tesis etmektir. Buna aykırı olan ne varsa din dışıdır, şirkle komşudur, kahredicidir. Bu gaflet kişisel bir cehaletten ziyade maksatlı ve organize bir haldeyse ve dini aşarak beşeri işlere de ulaşmak gayesindeyse de durum çok daha vahimdir ve bekaya tehdittir. Bu beka ise sadece milli beka değil aynı zamanda İslam’ın bekasıdır.

Diyanet bu menfi yapılanmalara bir an önce ve yakın zamandaki kötü tecrübelerden de istifade ederek tedbir getirmek zorundadır. Bu tedbir gecikir veya ihmal edilirse kaçınılmaz olarak birlik ve beraberlik zedelenecek, bundan en çok da din zarar görecektir.

% 99,9’u Müslüman olan ülkede iman sahiplerinin bu konuya özel önem ve öncelik vermesinin zamanı gelmiştir ve geçmektedir.

İş o denli tehlikeli bir hal almaktadır ki gizli bir Siyonist el tüm bu tarikatları adeta aynı çatı altında toplayarak ortak bir güç oluşturmak gayesindedir. Bu ise çok daha tehlikelidir ve bir gafletten ziyade ihanet noktasına ulaşır.

Dine ihanet edenlerin durumu ise malumdur.

İslam’da tek tarikat vardır ve o da Kur’an tarikatıdır. Tek bir kardeşlik vardır ve o iman kardeşliğidir.

Başkaca tüm yollar batıldır ve çirkindir, sonuçsuzdur.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir