Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Tebliğ etmek Peygambere, hesap sormak Allah’a düşer
imanilmihali.com
Tebliğ etmek Peygambere, hesap sormak Allah’a düşer

Tebliğ etmek Peygambere, hesap sormak Allah’a düşer

Tebliğ etmek Peygambere, hesap sormak Allah’a düşer

Sitemiz sayfalarında ilk günden beri binlerce yazı ile muradımız, kullara imanı hatırlatmak ve imana davet etmektir ki Allah’a davete dair nasihat tüm mü’minlerin borcudur, üzerine farzdır.

Maalesef yok denecek kadar bir mesafe kaydedebildiysek bu, ne kadar haklı olduğumuzu ama ulusça imandan ne kadar da habersiz olduğumuzun delilidir. Yani sokaklar müslüman kimliklilerle dolu olduğu halde iman edebilenlerin sayısı yok denecek kadar azdır ki bu bela ve zorlukların sebebi de budur. Çünkü anlaşılan Anadolu İslam’ının azap ve imtihanı hala devam etmektedir.

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?” (Yunus 10/99)

Dinde ve imanda zorlama asla yok, davet ve tebliğ vardır. Ancak unutulmamalıdır ki hesap vardır, haktır ve Allah’a aittir, mutlaka yaşanacaktır. O gün tebliğ ve nasihat görevini yapanlar inşallah beraat edecek, davete sırt dönenler tapageldikleri şeytanlarıyla birlikte cehenneme mahkum olurken, keşkeler içinde kıvranacaklar ama vakit geçmiş olacaktır.

“Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter.” (Ahzab 33/39)

“Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.” (Ra’d 13/40)

“… Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah, kullarını hakkıyla görendir.” (Al-i İmran 3/20)

Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.” (Maide 5/99)

Dinin sokaklarda, ekranlarda yaşanan halinin İslam olmadığını defalarca anlatmış ve ispatlamış olmamıza rağmen hala birilerinin bu hurafe ve örf dolu şeytancı dini İslam diye tanıtabilmesi, milyonların şirk dinine tabi olmak için kuyruğa girmesi anlaşılır olmasa da bizlerce bunun tek sebebi Kur’an’a sırt dönmeleri, birilerince kasıtlı olarak Kur’an’a düşman edilmeleridir.

İşte bunun tam adı Allah İLE ALDATMA’dır, dine ve peygambere yalan söyletmedir, münafıklıktır, şeytanlıktır.

“Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah ile (Allah hakkında) sizi aldatmasın.” (Lokman 31/33)

“Kim, İslâm’a davet olunduğu hâlde, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Saff 61/7)

Peygamber, sizi, Rabbinize iman etmeniz için davet edip dururken size ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz? Hâlbuki (Allah ezelde) sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer inanacak kimselerseniz (bu çağrıya uyun).” (Hadid 57/8)

İslam’ı ibadet ve tesettürden ibaret sanan, ibadeti namaz ve oruçla eşitleyen, Kur’an’ı dua kitabı yapan, işi bitince duvara asan, zekatı ramazan fitresiyle bir tutan, abdestsiz gezmemeye özen gösterirken sayısız haramları yemede kusur etmeyen İslam aleminin zaten şeytanlara yem olmaktan başka çaresi ve şansı da yoktur.

Ama bu bilmeme ve aldanma hali asla mazeret değildir ve onlara cennetler sonsuza dek haramdır. Çünkü dinde unutmak mazerettir, bilmemek mazeret değildir.

Kur’an, o Allah ile aldataılanlara çok güzel bir misalle nasıl beyhude yere aldatıldıklarını ve akibetlerini nasıl karattıklarını anlatır ki ibret vericidir.

“İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (İbrahim 14/22)

Yine Kur’an akıl, ruh ve şuurla, kalple desteklenen, Peygamber ve Kur’an ile nasiplendirilen insana hayretle şu soruyu sorar;

“(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?” (Tin 95/7)

Hesap haktır, vebal büyüktür, ölüm asla kurtuluş değildir.

“Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya 21/47)

Herkes ama herkes ama herkes ama daima ama ne yaparsa yapsın … hesaba tabidir, zerrece haksızlık ve zulüm olmadan bu dünyada yapıp ettiklerinden hesaba çekilecek ve zalim ve haksızlar ateşlere, sadece mü’minler cennet bahçelerine yöneltilecektir.

Tam bu noktada hakkımı zalimlere, haksızlara, aldatan ve aldatılanlara helal etmiyorum.

Allah, Kur’an ve Peygamber yerine, şeytanlara, şeyhlere, zalimlere, batıla, şerre teslim olup rant sağlayanlara, tuzak kuranlara, hile yapanlara hakkımı asla helal etmiyorum.

Ufacık menfaatler için ahiretinden vazgeçen zavallılar, hem kendilerini hem İslam’ı hem iman kardeşliğini nasıl yaraladıklarının farkında değilse bu sadece cehalet değil aslen gaflet ve zulümdür. Zulmün ise affı yoktur.

Ailesini de, kendisini de ateşe atan bu gafiller, iman sahiplerinin kalplerine taş gibi huzursuzluklar verdiği için inşallah ayrıca cezalandırılacaktır.

Bu nedenle bir kez daha tekrar etmek gerekir ki Kur’an ve Peygamber kulları yeni bir şeye değil, fıtratta verdiğimiz “imana ve Allah’a sadık kalma sözüne” çağırır. Zorlamaz çağırır ama bu davet aynı zamanda hesabı da hatırlatır ve hesap acıdır.

Tevbe ile kurtulunamayacak bu hal üzere ölenler, yedikleri haklar, verdikleri eziyet ve acılar, sebep oldukları zulümler, yarattıkları huzursuzluklar ve en mühimi iman ve İslam’a verdikleri zarar nedeniyle sayısız kez cezalandırılacaktır.

Onları Peygamber değil Kur’an bile şefaatle kurtaramayacaktır çünkü şefaat sadece Allah’In razı olduğu kullar içindir ve imana, dine, Allah’a düşman olanlardan, Allah’ın razı olması mümkün değildir.

Onları Allah affetse, kullar affetmeyecektir.

Düşünülsün ki Atatürk ve laiklik düşmanlığı hem de din adına prim yapabilmekte, hurafelerle dolu sünnet ve hadisler kasıtlı olarak ayetlerin üzerine çıkarılmakta, mezhepler dinleştirilmekte, şeyhler ilahlaştırılmakta, aşiret reisleri sürüleştirdikleri insanların iradesini teslim almakta, para ile beden ve ruhlar satın alınmakta, şeytana kurbanlar kesilmekte, ölülerden medet ve şefaat umulmakta, adak ağaçlarından nasip beklenmekte, farzlar yerine İslam alemi sünnetlerin edası peşinde koşmakta, şefaat umuduyla kullar sayısız mal ve varlığı ve kişiyi ilahlaştırmaktadır … şirk dinine mensup geberip gideceğinin ve sonsuz ateşlere sonsuza dek mecbur kalacağının farkında dahi değildir.

En başta arz ettiğimiz ayeti burada tekrar hatırlarsak;

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?” (Yunus 10/99)

Allah kullarının iman ve ibadetine muhtaç değildir ama insan muhtaçtır, mecburdur.

İmansızlıkla, dinsizlikle, itaatsizlik ve vefasızlıkla yaşamak, hatta servetler içinde yüzmek mümkündür ama asli servet ahiret yurdundadır ve oradaki bir damla huzur bu dünyanın tüm nimetlerinden yeğdir.

İşte bu sebeple dinde ve imanda zorlama yok davet vardır ve hesap sadece dinin tek sahibi Allah’ın hakkıdır.

Allah’tan başkalarına put diye tapanlar, kişileri ilahlaştıranlar, Ulu önder Atatürk’ün mozelesine konan bir karanfili puta tapmak olarak göstermekle kendi şeytanlıklarını gizlerken, sürüleşen ümmet onları ilah sanmakta, haram ve günahlarını görmezden gelmekte, yalanlarına tapmaktadır.

Rızkı ve medeti, nimeti Allah’tan değil de birilerinden bekleyenlerin ahiret yurdunda Allah’tan alacakalrı karşılık ta aynen bu dünyada O’na duydukları saygı ve sevgi nispetinde olacaktır.

İblis, kendisi ve soyuyla insanı Allah ve iman aleyhine kışkırtmaya yemin etmiştir. Bu yaşananlar ve ayetler bize kesin kez şunu anlatır ki cehennem ağzına dek dolacak, şeytan Allah ile aldatmakta bir hayli muvaffak olacaktır.

Ancak cennetler sadece iman edenler içindir ve kimse ama kimse gerçektem iman etmeden, yediği hakları sahiplerine teslim etmeden, günah ve eziyetlerinin bedellerini ödemeden, haram lokmalarının hesabını vermeden cennete asla giremeyecektir.

Son söz, ahiretin tarlası durumundaki bu dünya; Kur’an’a dönmenin, menfaatler için değil iman için yaşamanın, Allah ve Peygamber dostları ile saf tutmanın, şeytanlara kanmamanın, sevap ve amel biriktirmenin yeridir.

Hiç kimse bir diğerinin günahını üstlenemez, kimse başkasının iyiliklerinden nasiplenemez, Hz. Peygamber kendi kızını dahi kurtaramaz. Kendi kızını kurtaramayan Peygamberin, zamane kafir ve müşrikleri için şefaat dileneceğini düşünmek ise Kur’an tanımazlıktır.

O halde aklın ve kalbin yolu çok geç olmadan tevbe ederek imana dönmektir.

Çünkü; azap fena, ateşler yakıcı, dünya fani, vebal büyük, cennetler hoştur.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Laiklik ve Müslümanlık

Atatürk’ü dine düşman göstermek isteyenlerin niyeti

Atatürk’ü dine düşman göstermek isteyenlerin niyeti Ulu önder Atatürk, muhafazakar bir anneden dünyaya gelmiş, namuslu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

44 − 36 =