Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Tebliğ ve hesap
imanilmihali.com
Tebliğ ve hesap

Tebliğ ve hesap

Tebliğ ve hesap

İslam dini, akıl sahiplerine tebliğ ve davet, icabet, akabinde hesap, ödül ve cezadan ibarettir.

Tebliğ ve davet, peygamberler aracılığı ile insanlara yapılan ikna, vahyi aktarım, anlatım ve örnek yaşayarak gösterme, yakın çemberden başlayarak batıldan hakka çevirme gayretidir. Bu suretle Resul ve nebiler kendilerine vahyedileni nokta ekleme yapmaksızın insanlara iletir ve doğru yolu gösterirler.

Hesap ise peygamberlerin değil sadece Yüce Allah’ın kudretindedir. Hiçbir beşerin din adına hesap sorma hakkı ve yetkisi yoktur, olduğunu ilan edenler Allah’ın hak ve yetkilerine tacizde bulunanlardır. Peygamberlerin dahi yetkisinde olmayan bu mesele, hem dünyada hem ahiret yurdunda yapılan, yapılması gerekip te yapılmayan, sakınılması gerekirken yapılan her türlü amelin bir karşılığı olacağı ve bu karşılığı verecek olanın sadece Allah olduğuna imanı gerektirir ki Allah’a ve ahirete iman zaten bu demektir.

Tebliğ ve davet seçilen Peygamberlerin, seçilen toplumlara, seçili mesajları, seçilen şekil ve miktarda aktarma şeklidir ki ilahi mahiyetteki bu mesajların muhatabı sadece Peygamberler, davet edilen ve kendisine tebliğ edilenler ise o Peygamberin kavmi veya toplumudur. Peygamberler emrolundukları üzere ilgili kavme tebliği yapar, nasihatlarda bulunur ve imana davet ederler. Peygamberler bu davetin gereğini ve davet ettikleri şeyi yaşayarak da o topluma gösterirler ki davetleri yakın çemberden başlar.

Peygamberlerin din adına görevi sadece bu tebliğ, davet, nasihat ve yaşayarak göstermekten ibarettir. Burada en kritik nokta şudur ki din adına hüküm koyma yetkisi sadece Allah’ındır ve Peygamberler sadece kendilerine bildirileni insanlara aktarırlar. Asla hüküm koymaz ve haram/helal belirlemezler. Bu (haşa) peygamberler postacı demek değildir. Aksine onlar o denli emin ve güzel insanlardır ki zaten Allah’ın vahyetmediği zerrece bir şeyi din diye halka aktarmaz ve dine ekleme yapmazlar. Onlar, hak olarak kendilerine indirileni aktarır, hayata yansıtır, doğru ve güzel şekilde tatbikini insanlara öğretirler. Onların bildikleri muhakkak diğer insanlardan çok fazladır ama kritik nokta dine beşeri karışımların asla olamayacağıdır.

“Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah, kullarını hakkıyla görendir.” (Al-i İmran 3/20)

“Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.” (Maide 5/99)

“ .. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.” (Nahl 16/35)

“Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir..” (Şura 42/48)

Hesap ve ceza ise Allah’ın yetkisi ve kudretindedir. Mutlaka gerçekleşecek hesap ve ceza günü yani din günü Fatiha ile bahsedilen gündür ve her rekatta tekrarladığımız Fatiha suresi bunu unutmamak ve Allah’a verdiğimiz sözü akılda tutmak içindir.

Hesap ve cezayı bir başka kul, ilah veya varlığa endekslemek şirktir kişiyi müşrik yapar. Hesap ve ceza gününü yalanlamak ise küfürdür ve kişiyi kafir yapar.

“ Bismillâhirrahmânirrahîm. Hamd , Âlemlerin Rabbi , Rahmân , Rahîm , hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâliki Allah’a mahsustur.”(Fatiha 1/1-4)

“ Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.” (Zariyat 51/1-6)

“ .. Hesap görücü olarak Allah yeter.” (Nisa 4/6)

“ Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.” (Ra’d 13/40)

“Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter.” (Ahzab 33/39)

İnfitar suresi hesap ve cezayı en detaylı ve güzel aktaran surelerdendir ve dikkatli okunacak olursa zavallı akılların emrettiği yalanlamaların nasıl boş ve batıl olduğu da görülecektir.

“ Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Gök yarıldığı zaman,
2. Yıldızlar saçıldığı zaman,
3. Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman,
4. Kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman,
5. Herkes yaptığı ve yapmadığı şeyleri bilecek.
6,7,8. Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?
9. Hayır, hayır! Siz hesap ve cezayı yalanlıyorsunuz.
10,11. Hâlbuki üzerinizde muhakkak bekçiler, değerli yazıcılar vardır.
12. Onlar yapmakta olduklarınızı bilirler.
13. Şüphesiz, iyiler Naîm cennetindedirler.
14. Şüphesiz, günahkârlar da cehennemdedirler.
15. Hesap ve ceza günü oraya gireceklerdir.
16. Onlar oradan kaybolup kurtulacak da değillerdir.
17. Hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?
18. Evet, hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?
19. O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacaktır. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır. (İnfitar Suresi)

Hesap bu haldeyken hesaba çekilecek bilgilerin muazzam bir kıymetle kaydedildiğine, hesap günü zerrece unutulmadan huzurlara getirileceğine inanmak da imanın gereğidir. Nefisler o gün kendi hesaplarını itiraf edecek, kalpler hakikati konuşacak, tenler dile gelerek şahitlik edecektir.

“Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya 21/47)

“Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir.” (İsra 17/13,14)

O din gününde hak ile batıl birbirinden iyice ayrılacak ve yalanlayanlar mahrum ve mahkum olacaktır. Yalanlamayanlar ve bu hakikate bu dünyadayken kalpten inananlar ve buna göre yaşayanlar ise bahtiyar olacaklardır.

“O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay hâline!” (Mutaffifin 83/10,11)

Tebliğe ve davete icabet her müslümanın hem hakkı hem mesuliyetidir. Bu tebliğin içinde zaten hesabın Yüce Allah’a ait olduğu vardır. Zalim ve cahil insan tebliğe icabet ettiğini sanırken çoğu zaman hesabı unutmak gafletine düşer ve nefsin ve şeytanın da müdahalesiyle yoldan çıkar ve şeytanlaşır.

Şeytanlar kula tebliğin uydurma, davetin yalan, hesap ve cezanın hayal olduğunu, uydurma bir masal olduğunu fısıldar. Yaşam sadece bu dünyadadır, sonrası yoktur gibi deli saçması şeylerle nefse ve akıllara fısıldayan şeytanlar ahireti inkar eder ve ettirirken bir yandan da araya ceza gününe ait şefaatçiler ve aracılar sokar.

Kritik ayrım ise şudur ki ahireti inkar küfür, araya şefaatçiler sokarak Allah’a ortak ilahlar edinmek şirktir. Şeytanların görevi de işte bu imansız zümreyi küfürden de öte, münafıklık ve şirk mertebesine taşımak ve insanı yokluğa mahkum etmektir.

Hesap sadece ceza için değil muhasebe içindir ki iyi ve güzel yaşayanlar için o gün korku değil sevinç günüdür. Müjdeler ve güzellikler o gün, salih kullar için olacak, bu dünyada hakkı yenen, ezilen, horlanan, zulme ve şiddete uğrayanlar o gün gerçek adalet ve hak ile tanışacak, dünyada çektikleri eziyet ve acıların karşılığını inşallah misliyle alacaktır.

İşte bu dünyada yaşama şeklini ve sabrı, ibadet ve ahlakı, salih amel ve güzel zannı, salih amel ve kardeşliği emreden dini, ilahi vahiy istikametinden zerrece sapmadan insanlara ulaştırmanın adı tebliğ, dine girmeye teşvik davet, dine giren veya girmeyen herkesin ahirette muhakkak hesaba çekileceğini hatırlatma ve niyet ve amelleri bizzat adalet terazisine oturtmak hesaptır. Ceza ve mükafat ise huzurdaki mizan ve hesaptan, helalleşme ve inşallah şefaatten sonra yaşanacak akibettir.

Tebliğ ve daveti peygamber dışı kimselere nispet etmek, sanki (vahye muhatapmış gibi ama vahiy aldığı iddiasında bulunmaya korkarak ve bunu ilham ve rüya adı altında yaparak) ilham ve rüya gibi hain vesilelerle peygamberlik iddiasında bulunmak, tebliğ ve daveti önemsememek, davete icabet ettiği halde gereğini yapmamak, dini yaşarken amel ve niyetlerin bir karşılığı olmayacağını farz etmek, fütursuzca işlediği sayısız günaha ait cezadan Allah’ın rahmeti ile bir çırpıda tamamen kurtulacağını sanmak, ahiret yurdunda iyi ve kötülerin aynı kefeye konacağını düşünmek, alacağı tonlarca cezadan kurtulmak için evliya kılıklı bazı kimselerin şefaat edeceğini düşünmek, şefaatin sadece Allah’ın razı olduğu kullara ait olmadığı farz etmek, bize şahdamarından yakın Allah’a rağmen araya aracı ve şefaatçiler sokmak, herkesin kendi günahını yaşayacağını, o gün kimsenin kimseyi kurtaramayacağını, babanın evladından bile kaçacağını unutmak, Yüce Allah’ın ödül ve azabını hafife almak din adına yapılacak büyük hatalardır.

Davette ve tebliğde tüm bu hakikatler vardır ve idrak edilir. Dine icabet etmek demek koşul ve şartları da kabul etmek demektir. Öte yandan kullar İslam’ı, Peygamberi ve Kur’an’ı inkar da etseler akibetleri İslam’a tabidir. Yani İslam’a girmeyenler bile Allah’ın tüm insanlık için ve kıyamete kadar seçtiği İslam ile, Kur’an ile sorguya çekilecektir.

Bu nedenle Kur’an’ın hakkını vermek ve dini gereğince yaşamak doğru ve makul olandır.

Tebliğ ve davet sadece Peygamberimize ve o döneme ait değildir. Rahmet Peygamberinin vefatıyla tebliğ ve davet görevi kıyamete kadar Kur’an’ındır ki Kur’an ilkeler kitabıdır, Allah korumasındadır. Hakikat ve hak olan ne varsa O’ndadır.

Kul, istediği an O’na ulaşabilir ve daveti okuyup anlayabilir. Dini, hesabı, ceza ve mükafatı O’ndan öğrenip yaşayabilir ve mü’min mertebesine yükselebilir.

Bir önemli nokta da şudur ki tüm peygamberlerin ortak mesajı ve daveti sadece Allah’a dır. Peygamberlerin başka ilahlara daveti söz konusu değildir. Hak olan Peygamberlerin tebliği aynı dindir, İslam’dır, tevhiddir. Dolayısıyla diğer peygamberlere ve kitaplara da saygı imanın gereğidir. Lakin o peygamber aktarımlarının ve getirdikleri kutsal kitapların insanlar eliyle tahrif edilmiş olması nedeniyle sadece Kur’an ve sadece Hz. Peygamberimizin aktarımları muteber olandır ki Peygamber aktarımlarının da kabul şartı Kur’an’a uygun olmasıdır. Çünkü cahil ve nankör insan Peygamberin ağzından O’na din adına yalan söyletecek kadar, uydurma hadis üretecek ve beşeri din icat edecek kadar zalimdir. Oysa Kur’an sapasağlam ayakta ve gözler önündedir.

İmana çağrı, hakka çağrı, ahiretteki hesaba ve din gününe çağrı Kur’an’dadır ve Kur’an herkesin gözünün önündedir. O’nu anlayarak okumak tüm hakikati gözler önüne serecek, dini tanıtacak, hakikat ışığını gönüllerde yakacaktır.

Ancak; Kur’an’a saygı duyduğu halde O’nu okumayanlar, anlamadan arapça okumaya ısrar edenler, ayetlerin manasını değil telaffuzunu öne çıkaranlar, vahyi değil lisanı kutsallaştıranlar bu nasipten yararlanamayacağı gibi Kur’an’ın sahibine ve bizzat Kur’an’a yaptıkları haksızlık ve zulmü misliyle ödeyeceklerdir.

Tebliğ devam etmekte, din kendisine tabi olunarak doğru ve güzel bir şekilde yaşanmayı beklemektedir. Bugün yaşananlar ise din değil, İslam değil beşeri bir acayip dindir. Kur’an İslam’ı ile bugün yaşanan İslam arasındaki fark işte bu ciddiyetsizlik ve cehalettendir ki hesap günü çok canlar yanacak, Peygamberimiz bile ümmetinden Kur’an’ı hayatın dışına attığı için şikayetçi olacaktır ve Yüce Allah şeytanın ahidinde pek çok insan için haklı çıktığını duyuracaktır.

Bu da şu demektir ki insanların çoğu yanlış yolda, şeytanın kucağındadır. Gülecek ve müjdelenecekler ise azdır. Çünkü insan cahil, nankör ve zalimdir.

Rabbim bizleri davete uygun yaşayabilen imanlı kullarından eylesin.

Rabbim bizleri salih kulları ile hesaba çeksin.

Rabbim bizleri kolay ehsaba çekilenlerden eylesin.

Rabbim bizleri defteri sağdan verilenlerden eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır

Müsterih olmak kimin hakkıdır Müsterih olmak; vicdanı rahat, huzurlu, esenlik ve kurtuluştan inşallah emin, güvende, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 + = 14