Anasayfa / ALLAH (cc) / Tefekkür ne demektir?
imanilmihali.com
Tefekkür ne demektir?

Tefekkür ne demektir?

Tefekkür ne demektir?

Tefekkür; en derin ibadetlerden olup yaratılışın gayesini, tüm yaratılmışları, Yaratan’ı, sınavı ve kendisinin acizliğini – günahkarlığını düşünüp, ahiretin kaygısıyla kalp sızısı yaşamak ve göz yaşı dökmek, yaratılanlardan ve mucizelerden ibret almaya çalışmaktır.

“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler. “Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur. Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al. Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.” Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” (Al-i İmran 3/189-195)

“Allahü teâlânın yarattıkları üzerinde düşünün, zatı hakkında düşünmeyin!” (Beyheki)

“Sükûtu tefekkür, bakışı ibret olup çok istigfar eden kurtuldu.” (Deylemi)

Tefekkür; kısaca derin düşünmek ve anlamaya çalışmak demektir ve dini anlamda da düşünülecek en Yüce varlık olan Rabbimiz Allah’ı ve hikmetini anlamaya yöneliktir. İnanmanın ilk şartı tanımaya çalışmak, akıl etmektir. bahşedilen ruh ve şuurun da gayesi budur. Akıl insana Yüce Allah’ı ve dini bulsun diye verilmiştir ve iman nuru işte bu tefekkürün sonunda mutlak itaat ve tam teslimiyettir.

İbadet, dua, şükür, amel gibi diğer vecibeler imanın ürünü ve iman tefekkürün neticesidir.

Tefekkür bir özlemin, sevginin, şükranın eseridir ve bakan gözün, duyan kulağın, atan kalbin sesidir. Kul aldığı nefesi, hayatı ve eceli düşünerek bu güzelliği bahşeden, dünya sınavı ile kullarına cennetlere girebilme imkanı veren Rabbini düşünmeli, sınavın gayesini ve süresini düşünmelidir.

Zikir ise kısaca hatırlamak demek olup bu manada tefekküre yakındır. Zikir; sadece dille, sadece kalple ve dil ve kalp birlikte üç şekilde yapılır ki makbulü hem dil hem kalp ile yapılmasıdır. Zikir Allah’tan başka şeylerin sevgisini, onlara düşkün olmayı kalbten çıkarmak için olduğundan daha çok sevgiyi yüceltmek ve fıtratı hatırlamak maksatlıdır. Oysa tefekkür çok daha kapsamlı bir teslimiyete götüren derin bir iman ve tevhid yoludur. Ayrıca zikrin ibadetlik vasfı ve şekilsel edasına karşılık, tefekkürün içsel ve kişisel oluşu, günün her vakti ve vücudun her pozisyonunda yapılabilmesi sebebiyle daha ziyade beyinsel bir hadise olduğu da muhakkaktır.

Tefekkür dini ve Yüce Allah’ı anlamaya yönelik bir akıl eğitimi ve terbiyesidir. Aynı zamanda bir nefis talimi de olan tefekkür ile kul, anlamaya, sevmeye, pişman olmaya ve korunmaya gayret ederken, sevap ve müjdelere götüren tevhide sarılıp, ateşe ve cehenneme götüren şirk ve küfür şeytanlarına da teslim olmamaya gayret eder.

Derin derin kainatı, yıldızları, yaşamı, sınavı düşünen kulun kalbi ihlas ve hikmet nurları ile yumuşar ve kalplerdeki karalıklar silinmeye başlar. Bu aynı zamanda kulun beşeriyetten berzah alemini aşıp ötelere gitme tecrübesidir ki ahiretin tahayyülü kulu yeniden doğma ve hesap verme gerçeğine taşır.

Dünya varlık ve servetlerinin beyhudeliği bu sayede daha çok görünür olur ve kul kendisine cebren yapıştırılan beşeri etiket, huy ve sıfatlardan kurtulup cinsi, teni, yaşı ne olursa olsun hakikat ırmaklarında abdest almaya başlar.

Nefsin terbiyesi en azından durumunun tespiti de bu sayede olur. Dökülen göz yaşları ise temizlenen kalbin göstergesi ve imanın kalplere girebildiğinin delilidir.

Tefekkür, başlıca beş manadadır.

1- İnanmaya ve Yüce Allah’ı sevmeye ve şükre götüren; Allahü teâlânın kudretini, Tek’liğini, yarattığı varlıkların mucize, güzellik ve faydalarını, yaratılış gayesini (fıtratı, sınavı) düşünmek,

2- İmana götüren; Yüce Allah’ın sınırlarını, rahmet ve merhametinin sonsuzluğunu, vaat ettiği müjde ve sevapları düşünmek,

3- Allah korkusuna götüren; Yüce Allah’ın bildirdiği yasakları, tuzaklarını ve azapları düşünmek,

4- Allah’tan haya etmeye ve günahı itirafa (nasuh tevbeye) götüren; Yüce Allah’ın nimetlerine, hikmetlerine karşılık, nefse uyarak günah işlediğini, noksanlıkları olduğunu, beşeri heves ve arzularla gaflet içinde yaşadığını düşünmek,

5- Ders almaya, tedbire (duaya), sadece Yüce Allah’a sığınmaya (tevekküle) götüren; tevhid yoluna engel olan şirk/şeytan zehrini ve şeytanları, iblisin ahdini ve gayretini düşünmek.

Görüldüğü üzere tefekkürün başı Yüce Allah’ı tanımak-anlamaktır ki kudretin azameti, Tek’lik sıfatı bu sayede mümkündür. Sonrasında kulun sevap ve günahları düşünüp, cennet ve cehennem akibetlerini tahayyülü ise bir sonraki adım olan pişmanlığa ve tevbeye götürür. Nihayet bu pişmanlıkların sebeplerinden olan şeytani akıl ve heveslerin nefsi nasıl güdülediği ve kimlerin Allah dostu, kimlerin de Allah düşmanı olduğu bahsi akıllara gelir ve tevhid yolunun pis çalı dikenleri olan şirk belası ve bu belayı yaratanlar daha iyi anlaşılmış olur ki tevbenin sonrasındaki bu idrak kulu müteakip tehlikelere karşı da inşallah koruyacaktır.

Yüce Allah’ı tanımak ve anlamaya çalışmak ise her kula nasip olamayacağı gibi sadece Allah’ı düşünmek te yeterli olmayacaktır. Çünkü simasını, şeklini düşünmek değil aslolan sıfat ve erdemlerini, kudret ve vasıflarını düşünmek olduğundan Yüce Allah’ı anlamaya çalışmanın manası kudret ve ilmini idrake çalışmaktır. Öte yandan Yüce Allah’ın sistemi kelamı Kur’an ile, melekleri, kitap ve peygamberleri, kaderi ve ahireti ile bir bütündür.

Yüce Allah’ı anlamaya çalışmanın açık parantezinde tüm bu ilahi sistem ve değerler vardır ve herşeyin ahiret hayatında yani gaybda yani berzah arkasında saklı olduğunu anlayabilmek te Allah’ın bir başka lütfudur. Akıl denen bu hikmetten maksat kulun dini ve Allah’ı bulması için bahşedilmiştir.

Kur’an, Allah kelamı olması sıfatıyla tüm tefekkür konularının çıkış noktası ve hakikatin beşiğidir. Bu anlamda kul düşünmekle kalmayıp okumaya da gayret etmeli, merak ve isteklerini, korku ve kaygılarını ayetler ile yanıtlamaya çalışmalı, nihayetinde tüm bu nasihat ve yasakları anlmış vaziyette yaratılış hikmetini tasavvura niyetlenmelidir.

Nefisleri temizleyen, imanı veren Yüce Allah’tır ve O kendisine atılan her adımı muhakkak ödüllendirir. Amel hayata geçmese bile salih olduğu müddetçe niyetlerde inşallah ödüllendirilecektir. Bu nedenle tefekkür ile varılmak istenen nokta salih olmalı, kulu günahkarlığını itirafa ve nefsini terbiyeye götürmelidir.

Tefekkür ile asıl kırılacak huylar ise kibir ve hırstır ki şeytani bu vasıflar yerini pişmanlık ve tevbeye bıraktığı sürece de kalbin temizlenmesi başlamış demektir. Unutulmamalıdır ki temizlenmenin ilk şartı pis olduğunu kabuldür.

Peygamberler dahil kimse günahsız değildir. Lakin o mübarek kullar inşallah şefaat ile affolunacak fakat diğer kullar bu affa şirke bulaşmamak ve günahın vebalinden korkmak ve defaten tekrar etmemek şartıyla mazhar olabilecektir.

İşte bu idrak ile kul, Yüce Allah’ı anarken kendisini te eleştirecek ve sonunda kendisini doğru yoldan ayırmaya azmetmiş din hainlerinin de kimliğini ortaya çıkaracaktır.

Yüce Allah’tan utanmak yani haya etmek ise ihlaslı kulların bir meziyetidir ve utanma duygusu; suçu kabullenmekle, kudrete sadakatle, acizliğini bilmekle, boyun eğmekle, kibri bir kenara bırakmakla mümkündür. 

Bir manzaraya bakarken, semayı seyrederken, bir kelebeği izlerken, bir kuşun kanat çırpışını izlerken eğer bir ayet görebiliyorsak işte bu imanın delilidir. Yok o ahenkli senfoniler bize sadece bir tabiat olayını hatırlatıyorsa iman yolunda daha yürüyecek çok ama çok yolumuz var demektir.

Rabbim ihlaslı kullarını muhafaza ve emin eylesin.
Rabbim günahkar kullarını affeylesin.
Rabbim bizleri şirk ve şer odaklarından uzak ve şer odaklarını da rezil rüsva eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur'an

Kur’an üzerine yeminleşmek – Mübahale

Kur’an üzerine yeminleşmek – Mübahale “Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir