Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Tekfir ne demektir
imanilmihali.com
Dinin yeterlilik şartı imandır

Tekfir ne demektir

Tekfir ne demektir

Tekfir, birini küfürle itham etmek, mü’min diye bilinen birine kafir hükmü vermek anlamına gelmektedir. İslam tar,hinde siyasi olaylar sebebiyle Müslümanların birbirini tekfir ettiği durumlar olmuştur. Kendi anlayış ve bakış açılarını mutlaklaştıran, tek doğru ve dolayısıyla kurtuluşa erecek tek anlayış kabul eden ve bunun dışındakileri kafir kabule den akımlarda ortaya çıkmıştır.

Günümüz dünyasındaki tekfir hareketleri de büyük ölçüde siyasi birer reaksiyon durumundadır. İslam’ın temel esaslarını özgür iradeleriyle reddettikelri bilinmeyen insanların, onların tutum ve davranışlarından hareketle ve zanna dayanan delillerle kafir olduklarını söylemek inancımız açısından son derece risklidir.

“Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapınız. Size selam veren kimseye dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek “Sen mü’min değilsin” demeyiniz. Allah katında pekçok ganimet vardır. “ (Nisa 4/94)

Bu ayet net biçimde insanların açık beyanına dayanmayan ve sırf durumdan vazife çıkararak insanları tekfir etmenin yanlışlığını vurgulamaktadır.

“Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisingeri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş, ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.” (Muhammed 47/25)

Yukarıdaki ayet bize, İslam nimetiyle müşerref olduktan sonra münafıklığa veya küfre dönenlerin zaten kaybedenler olduğunu açıkça belirtmektedir. Keza bu grup insanlar sadece sevap kaybına uğramakla kalmaz aynı zamanda isyan ve inkarın cezasına da muhatap olurlar ki bedeli ağırdır. Yani kul nankörlük ve cehaletle inkarda devam ederse kaybeden asıl kendisidir ve bu kesindir.

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat 49/13)

Bu ayet ise Allah katında insanlar arasındaki üstünlük ölçüsünün takva yani Allah’ın emir ve yasaklarına uyma olduğunu anlatır ki kazananlar işte bu takva sahipleridir. Burada kritik nokta şudur ki takvanın üstünlük derecesi bu dünyada ve insanlar arasında DEĞİL Allah katında ve Allah nezdindedir. Yani kalplerdeki imanı bilen sadece Allah, müjdesini, ödülünü verecek yine sadece Allah’tır. İnsanlar bir diğerinin imanını, inancını bilemez.

Keza İslam’a girmek için yeterli olan Kelime-i Şehadet kelimesini söyleyerek dine dahil olan bir kimsenin bu ifadeyi başkalarının huzurunda veya izinle yapması gibi bir durumda söz konusu değildir. Bu nedenle kimin hangi dine mensup olduğu sadece kendisini ilgilendirir ve diğer kullar onun sözlerine itibar etmekle mükelleftir. O kulun samimiyet ve gayretini bilen Allah, o kula gereken karşılığı iyi veya kötü elbet verecektir. Diğer kullara düşen o kulu kendisinin tarif ettiği şekilde sınıflandırmak ve din içindeyim diyeni müslüman kabul etmektir. O kul zaten yalan söylüyor veya riya ve gösterişle şirke bulaşıyorsa, münafık ve müşrik olarak cezasını misliyle ödeyecektir.

Şu da unutulmamalıdır ki müşrikler ile münafıkların yeri cehennemde en aşağılardayken kafirler bir üsttedir. Bu da bize gösterir ki dine girdim diyerek yalan söylemek yerine girmemek ve doğru sözlülerden olmak çok daha iyidir ve kurtuluş ümidi her zaman vardır.

Dinde bu nedenle zorlama yani ikrak yoktur, aforoz yani tekfir yoktur. Din adına hüküm koyma, helal ve haram belirleme yetkisi (yani tahrim) sadece Allah’ındır.

Bu kabul dine zarar vermek için münafıklık, fitne ve fesat üretenlere, zalim ve saldırgan olanlara boyun eğmeyi asla gerektirmez. Dahası kulun din adına hürriyeti kendi hak ve hürriyeti kadardır. Ancak kulun sözde dini tercih ve kabulleri başkalarına, komşularına ve kamuya zarar veriyorsa, onun din adına ürettikleri sahtelik ve yanlışlıklar müslüman camiaya acı ve ızdırap veriyorsa sesleri yükseltmek susmaktan daha iyidir.

Yüce Allah kötü sözün söylenmesini istemez. Bunun tek istisnası mazlumun, zalimine figan etmesidir. Dindeyim diyen birisi, dinde olmadığı halde ve diğer din mensuplarına yanlış ve kötü şeyler aşılıyorsa, dine zarar veriyorsa, çoğunluğun kabul ve isteklerine, dinen gereklerine aykırı davranıyorsa ve bunu kasıtla veya hainlikle yapıyorsa işte o zaman asıl susmak dinen yasaktır.

İslam hukukunda kişisel hak ve hürriyetlerin önemi büyük ancak kamu yararının bekası çok daha büyüktür. İslam’ın o topraklarda bekası ve köklenerek devamı kişisel hak ve hürriyetlerden de önce gelir. Bu nedenle İslam’ın muhafaza ve idamesi, gelecek nesillerin selameti açısından şirk ve küfürle, münafıklık ve fitnelerle mücadele etmek Allah’ın emridir ki tekfir arzu edilmese de din dışından gelip dine ve dindarlara zarar vermek niyetindekilerle mücadele elzem olandır.

Kulların bir kimsenin kalbini görememesi onu diğer mü’minler gibi kabul etmesini de gerektirmez. Yani o kul içinde olduğunu iddia ettiği dine uygun yaşamıyorsa, hatta aksini yapıyorsa, o kula ihtiyatla yaklaşmak ve şüphe giderilene kadar mesafeli olmaz lazım gelendir. Nasihat ve tebliğle eğer o kulda bir yumuşama ve düzelme yoksa da niyeti has ve halis değildir. Bu takdirde ona uzak durmak güzel olandır. Çünkü kafir ve müşriklerle, münafıklarla oturup kalkanlar ONLARDAN olur.

Aldanmamak, kanmamak, aklı kullanmak lazım gelendir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir