imanilmihali.com
Tekfir ve irtidad

Tekfir ve irtidad

Tekfir ve irtidad

Tekfir, Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymak demektir. İrtidad ise Müslümanın dinden çıkması anlamına gelir. Dinden çıkana mürted denilir. Bu itibarla tekfir bir şahsın başkaları tarafından küfrüne hükmedilmesi, irtidad ise kişinin kendi irade ve ifadesiyle İslâm’dan ayrılması ve hukuk düzeni tarafından da mürted sayılması demektir.

Bir Müslümanın kâfir olduğuna hükmedilmesi onu pek ağır dünyevî sonuçlara, müeyyide ve mahrumiyetlere mahkûm etmek anlamına geldiğinden, tekfir konusunda çok titiz davranmak gerektiği açıktır. Bu, bireysel bir isnat ve iddia anlamındaki tekfir için de toplumsal bir yargı anlamındaki irtidad için de böyledir. Gelişigüzel tekfir iddialarına dayanılarak irtidad hükümleri uygulanamaz. İslâm kültüründeki tekfir ve irtidad kavramları, din ve vicdan hürriyetinin sınırlandırılması ve tehdit altında tutulması değil, toplumun ortak değerlerine ve dinî inançlarına karşı alenî saygısızlık ve saldırganlığı önleme, toplumda gerekli olan huzur ve sükûnu güvence altına alma, nesilleri inkârcılığın olumsuz etkilerinden koruma, tekfir edilen şahsa gerekli yaptırımların uygulanmasıyla da kamu vicdanı açısından adaleti gerçekleştirme gibi gayelere yönelik bir tedbir ve toplumsal sağduyu refleksi niteliğindedir.

Yersiz yapılan tekfir, fert açısından ağır sonuçlar doğurmasının yanında toplum hayatında kapatılamayacak yaraların açılmasına, birlik ve bütünlüğün zedelenmesine ve parçalanmaya sebep olur. Çünkü bu durumdaki bir kimse, gerçek durumunu Allah bilmekle birlikte, toplumda Müslüman muamelesi görmez, selâmı alınmaz, kendisine selâm verilmez, kestikleri yenilmez. Müslüman bir kadınla evlenmesine müsaade edilmez. Öldüğünde cenaze namazı kılınmaz. Müslüman kabristanına gömülmez.

Tekfir bu denli ağır sonuçlar doğurduğu içindir ki, Hz. Peygamber Medine toplumunda, münafıkların varlığını bildiği halde onları küfürle itham etmemiş, temelleri hoşgörüye bağlı bir İslamlaştırma siyaseti izlemiş, pek çok hadiste de “Ben Müslümanım” diyeni küfürle suçlamaktan sakınmayı tavsiye etmiştir. Bir hadiste “Kim bir insanı kâfir diye çağırırsa yahut öyle olmadığı halde ey Allah düşmanı derse söylediği söz kendisine döner” (Buhârî, “Ferâiz”, 29; Müslim, “Îmân”, 27) buyurulmuştur.

Hadisten anlaşılacağı gibi bir kimseyi küfürle itham ederken göz önünde bulundurulması gereken husus, o kimsenin küfür olan bir inancı gönülden benimsediğinin iyi tesbit edilmesidir. Muhatap küfrü açıkça benimsemiyorsa, onun inanç, söz veya davranışı ile küfre girdiğini söyleme konusunda temkinli olmak gerekir. Hz. Peygamber’in anılan tavsiyelerini göz önünde bulunduran bilginler “ehl-i kıbleden olup da günah işlemiş bulunan bir kimseyi bundan dolayı tekfir etmemeyi” Ehl-i sünnet’in temel prensipleri arasında zikretmişlerdir.

***

Buraya kadar yazılanlar Diyanet İşleri Başkanlığının yorumudur. Kanaatimizce de haklıdır. Çünkü hakka riayet etmek en başta hak yolcularının görevidir ve bir kişinin hakkını gasp etmek yapılabilecek en kötü işlerdendir. Fakat günümüzde yaşananlara bakınca durumun biraz farklı ve cahiliye dünyasından da tehlikeli olduğu görülecektir. Bu da bizi biraz farklı davranmaya itebilir.

Şöyle ki o zamanlar iman sahipleri ile imana ısındırılmaya çalışanlar arasında bir gerginlik yaşanmasın, kavim ve kişiler arası düşmanlıklar bitsin gayesi ile atılan adımlar neticesini vermiş ve İslam’a girmek bir üstünlük vesilesi yapılmamıştır. Yani riya ve gösteriş en minimumdadır. Dahası münafıklık topluma egemen olmamış, kafirler kafirliklerini alenen söyler ve hatta bu uğurda savaşır haldedir.

Bugün İslam’ında ise “kafirim” diyen yoktur, irtidad eden yani dinden çıktım diyen de yoktur. Yahudi, Hristiyan çok azdır. Gerisi Müslüman ve hatta mü’min olduğu iddiasındadır. O halde bunca ayıp, günah, suç nasıl meydana gelmekte, ahlak nasıl bu kadar bozulabilmekte ve dinin en büyük günahları nasıl fütursuzca işlenebilmektedir?

Tekfir ve irtidad tehlikeli ve mesuliyetli kavramlardır ancak günümüz İslam’ının yeniden yeşerebilmesi için karşı taraf kendi rengini belli etmeden yani irtidadını açıklamaktan imtina ediyorsa Allah dostlarına da hiç değilse o kişinin adını vermeden en temel tanımlar yapmak ve toplumu kafirler konusunda uyararak tekfir yapmadan küfre dikkat düşer.

Dinen suçlanan tekfir değil yersiz tekfirdir. 

Sayfalarımızda bu nedenle asla isim ve işaret kullanmadan, ama kafir ve müşriki en detayına kadar tanımlamaya gayret etmemizin nedeni zaten budur.

Mü’minler tekfire uzak kalmakla birlikte, çünkü imanın kimde olduğunu sadece Allah bilir, kafir ve müşriki tanımak hele münafığa karşı bilgili ve ayırt edici olmalıdır. Dolayısıyla yerli ve haklı olmak kaydıyla tekfir diğer mü’minlerin ve İslam’ın selameti açısından olması gerekendir. 

Çünkü kâfir ilan etmek suç olsa da kafirlik etmek ve kafire yardakçı olmak çok daha büyük suçtur. Ve kâfirler irtidat etmedikleri için cezalarını iki misli çekecek, kafirlik yanında bu yaptıkları münafıklıklar nedeniyle de ayrıca azap göreceklerdir. Nihayetinde irtidad’dan kaçınan münafıkların yeri cehennemlerde kâfirlerden de aşağı olacak ve münafıklar şirk dini mensupları ile akran ve komşu olacaktır.

Peygamberimizin kamu malından (ganimetten) bir tek yelek çaldığı için şehit sayılamayacağını bildirdiği Müslümanın cenaze namazını bile kıldırmaması konunun ne denli hassas olduğunun en temel göstergesidir.

Tekfir ve irtidad

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’da büyük günahlar kitap özeti

İslam’da büyük günahlar

İslamda büyük günahlar merhum Yaşar Nuri Öztürk’ün aynı adlı eserinden esinlenerek hazırlanmış bir aydınlatıcı rehberdir. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir