Anasayfa / DAHA FAZLA / Güncel / Tercihleriniz vebalinizdir
imanilmihali.com
Tercihleriniz vebalinizdir

Tercihleriniz vebalinizdir

Tercihleriniz vebalinizdir

Camiye resim çektirmek için veya sadece ibadet etmek için gidebilirsiniz. İkisinde de camiye gidersiniz ama ikisi asla aynı şey değildir. Birisinin VEBALİ diğerinin SEVABI  vardır.

Fıtrattan sonsuza giden insan için dünya hayatı bir imtihandan ibarettir, kısadır, imanların test edildiği az bir süreçtir. Lakin bu hayat sonraki yaşam evrelerindeki yer, durum ve statümüzü belirleyecek, acılara veya sevinçlere vesile olacaktır.

Din bu dünya için vardır ve bu dünya kurallarını ihtiva eder. İman bu dünya içindir, gayba görmeden inanmaktan ibarettir. Sınav sadece bu dünyadadır ve görüldüğü üzere bu dünyada İslam, iman ve sadakatler, fıtri misaka bağlılıklar sınanmaktadır.

Bu sınanma karşımıza çıkan durumlara verdiğimiz tepkilerle, ara durumlarda kullandığımız insiyatiflerle ve içimize veya dışarıya doğru beslediğimiz niyetlerle, sarf ettiğimiz söz ve emeklerledir. Bunların nispi değeri ise hak ve adalete, iman ve İslam’a, hakikat ve erdeme kısaca Kur’an’a ve kalbe uygunluğu oranındadır.

Zaten din ve iman da budur yani bu yaşamdaki kural ve kaidelerdir ki bunlara uyan mükafata, uymayan cezaya muhatap olur. Bu kurallar ise basittir; namuslu, ahlaklı, inançlı ve doğru bir yaşam ödüle, bunun aksi rezilliklere gebedir.

Bu dünyanın kısa ve aldatıcı hayatına karşılık ahiretteki yaşam uzundur, müjdeleri gerçek müjde, azapları gerçek ve kalıcı azaptır. Bu dünyada ahirete, Allah’a ve Kur’an’a inanmayanlar için dahi bu böyledir.

Bu nedenle insan bu yaşamdaki tercihlerinde; adil, haklı, isabetli, istikrarlı ve doğru tarafta olmakla mükelleftir ki dünya sınavı kağıt kalemle yapılan bir sınav değil, niyet, teşebbüs ve amellerden ibarettir.

Tercihlerde hata yapmamanın nasıl ve neden’i Kur’an’dadır ve lakin bu aslın da zor değildir. Çünkü vicdan ve kalp kula her manada yardımcı, akıl yol göstericidir ve Kur’an, anlayarak okuyana daima doğruyu gösterir.

O halde akıl, kalp ve vahyi doğru istikamette yönlendirip buna göre yaşamak ve tercihleri bunlara göre yapmak doğru ve isabetli olandır.

Nedir peki tercihlerde doğruyu yakalamak?

Hakkaniyet, tüm tercihlerde aranması gereken bir husustur ki batıl her manada çirkindir. Kur’an ve sünnetin işareti görünmese dahi hakikati izaha çalışır ve teslimiyet ister.

Kalbin sesini dinlemek, çoğu zaman doğruya ulaştırır ki nefsin dürtüleri yani açlık ve kötülüğü emretme hevesi ile vicdanı karıştırmamak lazım gelir. Kalp asli fetva makamıdır ve çoğu zaman eylemlerin kararını kalp verir, en azından akla danışmanlık yapar.

Akıl, işletilmesi gereken koca bir madendir ve çiğ kalırsa sahibine çok şey kazandıramaz ama işletilirse hem zenginlik hem güç hem de isabet verir. Kalple aynı paralelde birleşebilen akıl ise kulu zirvelere çıkartır ve imanın doruklarına taşır.

Kur’an, harfinden cüzlerine kadar ilahi bir yardım ve yol gösterici rehberdir ki hayatın her durum ve şartına hitap eder, hem doğruyu gösterir hem yanlıştan sakınmayı tembihler, hem dostları hem düşmanları tanıtır. Adil ve şeffaftır, sade ve kolaydır. lakin O’ndan feyz alabilmek için anlayarak okumak lazımdır ki bu zaten her müslümana farzdır.

Bilim, aklın verilerinin sistemleştiği, ispatlandığı, ayetlerin doğruluğunun delillendirildiği beşeri çalışma alanlarıdır ki tercihlerimize daha önceki kazanımları ve kabulleri ile yardım eder. Sayısal veya sözel olarak istatistiki bilgiler sunan, mevcut durumu ve olasılıkları tayin eden bilim, aklın değil akılların ürünüdür ve yaşamı o çağa ve gereklere uygun hale getirir.

Hak ve adalet, bu dünyadaki en kıymetli kelimelerdir ki devasa yıldız kümelerinden hücreye kadar her alanda bir denge, nizam, ölçü, ahenk varsa bu hak ve adalet iledir. Bunların zıddı ise haksızlık ve zulümdür ki şeytan cephesinin sınır taşları bunlarla başlar.

Huzur ve barış, dünya yaşamında tesis edilmesi dinen emredilen ve dinin tanımının içinde de olan Allah’a teslimiyetin gereğidir ve asayiş ve güven sayesinde iyilik kuvvetlenir, aydınlık kazanır. Huzur ve barış yakalanamaz ise de karanlık egemen olur ve cehennem ahirete kalmadan bu dünyada herkesi yakalar ve yutar.

İman kardeşliği, sünnetin, Kur’an’ın ve fıtratın gereğidir. Dini, cinsi, ırkı, dili ne olursa olsun tüm insanlar hilkatte veya dinde muhakkak kardeştir. İman kardeşliği ise aslen yine dine bağlı kalınmaksızın Allah’a doğru vaziyette iman edebilenlerin kardeşliğidir. Bu şu demektir ki iman etmeyen ve mü’minlerle kardeş olmayı reddedenler şer cephesinin kullarıdır ve şeytanidirler.

Korku ve baskı, tercihlerde etkili olsa da kalıcı değildir, doğruyu asla yakalayamaz, yakalasa da ehemmiyeti yoktur. Yani doğru tercihe zorlansanız ve o tercihi yapsanız da alacağınız karşılık olmayacaktır çünkü hür irade ile o işi istememiş olmakla ortaya koymadığınız niyetler sizi sevap veya mükafatlardan mahrum eder. Bunun tersi olursa da yanlış tercihlere zorlanır ve eda ederseniz vebal sizi zorlayanlaradır. Lakin erdem ve üstünlük zorlamalara razı olmamaktadır. Zorlayanlar dini kendi lehlerine kullanmak isteyenlerdir.

Ahiret azığı bu dünyadan başka yerde hazırlanmaz. O halde bu dünya lezzetlerini makul ölçülerde tadarken, aslen ve daima ahireti hatırlamak ve hesabı unutmamak gerekir.

Evlatlara verilecek en değerlli miraslar terbiyelerdir ve evlatlar nezdinde baba ve annelerin değeri de yaptıkları cesur ve doğru işlerle orantılıdır.

Dünya süslerine düşkünlük, tüm kötülüklerin başı, parayı ilahlaştırmanın adı, şeytana köpek olmanın tanımıdır. Nefsi, parayı, kadını, mal ve makamları ilahlaştıranlar neye taparlarsa tapsınlar tüm putlarının ardında muhakkak bir şeytan beslerler ve şeytan insanın en büyük düşmanıdır.

Riya ve gösteriş, batıla hizmet eden, hakkaniyete ters, kandırmakla meşgul olan yanılma ve aldatma operasyonlarıdır ki yapana da yapılana da zarar verir, sistemi çökertir.

Doğruluk ve dürüstlük ise hakkaniyetin bekasını sağlayan, bu halde sebat edildiği müddetçe korkusuzlıuğu temin eden faziletlerdir.

Dincilik, riyanın bir adım ötesi olup doğrudan şirk olmakla kalmaz aynı zamanda büyük zulüm olur ki beşeri işlerde dini kullanmak, dini alet ve silah yapıp menfaat vesilesi kılmak, bunu yaparken de dine yalan söyletmek demek olan dincilik kötünün de kötüsüdür ki maalesef sokaklar bunu yapan çember sakallılarla doludur.

Biat ev şura (ve meşveret), danışma, seçilme, onay alma, çoğulculuk demektir ve devreler halinde seçimle el değiştirecek laik cumhuriyet yönetimlerini tarif eder. Peygamber dahi bu emir kapsamındadır ve emri veren Allah’tır. Aksi yönetimler Allah’ın emrine isyan ve ihanet demektir, zalim melikler dönemi demektir.

Allah ile aldatma, dincilerin kapasitesini biraz aşan şeytancılık faaliyetidir ve Allah affeder, birileri kurtarır diye vesveseler fısıldayarak kulları şeytana köle eder, Allah adına yalan söyler.

Görüldüğü üzere; insanın yaşam tercihlerinde sayısız etken ve değişken vardır ve zaman içinde kendisini eğiten, Kur’an’ı anlamaya başlayan, imanını kuvvetlendiren ve nefsini terbiyeye başlayan insanlar doğru tercihlere daima daha yakındır. Tembel, alakasız ve isyancı tipler ise zulüm ve çirkinliklerle günü kurtarmak derdindedir.

Dünyada iki çeşit insan vardır ki iman eden ve etmeyen, iki din vardır ki tevhid ve şirk, iki çeşit varlık vardır ki ışık ve karanlık. Kul tercihlerini asla tek başına yapmaz, birilerinden etkilenir, örnek alır veya bizzat birilerince eğitilir. Yani herkes kendisi gibi olanlarla beraberdir. Bu da demektir ki karanlığa kafasını sokan için çıkış Allah dilemedikçe kolay değildir. Bu kutbun velisi tagutlar, şeytanlar ve soyudur.

Aydınlıkta ve doğru tarafta kalmaya çalışanların ise Veli’si Allah’tır. Kur’an ve sünnet ile, nimet ve rızıklar ile, tevbe ve dua ile, şükür ve sabır ile yoğrulan din ve iman bu aydınlık tarafta kalabilmek için bahşedilmiş güzelliklerdir ve kul doğru olan bu tarafı seçmesi gerekendir.

Haram ve helalleri belirleyen, yaşamın ve dinin kurallarını tek başına koyan sadece Allah’tır ve bu yetki hiçbir beşerde değildir. Yani din adına konuşan sadece Allah’tır. Birileri bu alana girmeye kalkıyorsa bilinmelidir ki şeytandır, haindir, dinsiz ve imansızdır.

Kandırmak ve kandırılmak dinen mazur değildir çünkü Allah aklı vermiş, Kur’an’ı vermiş ve kainatı ayetlerle doldurmuştur. Bilmemek mazeret değildir ki herşey Kur’an’da yazılıdır.

O halde, zulüm, baskı ve haksızlık şeytanların, hakkaniyet, hak ve adalet doğruların işidir. Din güzele hizmet, şeytanlık şerre hizmettir.

Kulun bunlara dost ve taraf olması dernek üyeliği gibi kart sahibi olmakla değil, onlara tabi olmakla, oturup kalkmakla, onları örnek almakla, onlardan mamalanmayla, onların hoşnutluğunu aramakla olur ki bunlar o tarafa ait olmak için kafidir.

Lakin her çağda tek bir doğru vardır ve o da tevhid yani iman burcudur.

Tercihleriyle sonsuz yaşamdaki yerini kendisi belirleyen insan doğru tarafı seçmek zorundadır. Allah sonuçlara değil sonuçlara vesile sebepler yaratandır ki kulun karşısına sürekli ara durumlar çıkar.

Seçimler de böyledir ki hakkı ifade etme, doğru tarafın elini güçlendirme ve Allah dostu olduğunu ispat etmek için kul; adil ve hak olandan, Kur’an’a uygun olandan, zulmetmeyen, haksızlık etmeyen, kibirlenmeyen, zarar vermeyen, eşitlik ve hürriyeti vaddedenden, Cumhuriyete uygun olandan, Allah’tan korkandan, yalan söylemeyenden, aldatmayandan, aldanmayandan, münafıklık etmeyenden, şeytanlaşmayandan, şeytan ve kafirlerle oturup kalkmayanlardan, şeffaf olanlardan, merhametli olanlardan, güzel olanlardan yana olmak zorundadır.

Gelecek nesilleri de düşünüp süregelen eşitsizlik ve haksızlıklara set çekmek ancak bu sayede mümkündür ki toplum kendisin ıslah etmedikçe Allah başlarındaki belaları kaldırmaz. O halde toplumun refahı, İslam’ın tekamülü ve insanca yaşam için hak ve adaleti hak ettiği mevkiye taşıyanlara destek vermek müslümanların borcudur.

Liyakat ve ehliyetin egemen olduğu, hakka riayet edildiği, hoşgörülü bir toplum yaratabilmek ancak bu sayede mümkündür ki kulun tercihi vebalidir.

Bu vebal ise hem kendisine, hem etrafına hem geleceğe hem tüm kutsallara verdiği fayda veya zarar nispetindedir. Yani vebal çok büyüktür, kalıcı etkiye sahiptir ve geri dönüşü çoğu zaman yoktur.

O halde, insana yakışmayan yönetimlerin ve muamelelerin terki için, huzur, barış ve esenlik için, tek kişiye değil çoğunluğa dayanan rejimi desteklemek, eskiye değil geleceğe, hurafeye değil bilime destek verenlere katkı sağlamak, kavga ve bölünmeye değil birleşmeye, adam kayıranlara değil eşitçe paylaşmaya taraf olmak lazımdır.

Kul vebali ile yaşar ve ölür.

Doğru vebal kazandırır, kötü vebal anlık kar sağlasa da ahireti mahveder.

Tercihleriniz vebalinizdir, vebal tercihlerinizin kuyruğudur. Azaba mahkum olmamak için yaşanan kötü örneklerden ders alıp, umuda, huzura, mutluluğa, hakka, adalete, eşitliğe, kardeşliğe ve Hakk’a yönelmek doğru olandır, vebalden kurtarandır.

Zaman; camiye resim çektirmek için gidenlerden değil ibadet etmek için gidenleri destekleme zamanıdır.

Hakkaniyet’e, hak’ka, Hakk’a ve özgürlüğe, umut dolu geleceğe, huzur ve barışa, kardeşliğe aykırı tercihleriniz vebalin büyüğüdür, perişanlık sebebidir, insanca yaşamaya vurulan en ağır darbedir.

Aydınların ilahi vebali ise katmerlidir ki gerek doğruyu saklayan ve kişi putlarından korkan din alimlerinin, gerek modern ilimler ve yaşam tarzlarına aşina bilim adamlarının gerçeği haykırma görevi vardır ki bunu yapmayıp korku ile sinenlerin yeri cennetler olmayacaktır. 

NOT; SEÇİMLERE HİLE KARIŞTIRANLARIN, HAKKA İHANET EDENLERİN İSE YERİ EBEDİ CEHENNEMDİR.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek

Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek 

Önce imanı sonra Kuran’ı öğrenmek Hz. Ömer’in oğlu Abdullah ibn Ömer, yaşı küçük olduğu için ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir