Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Terör illetine dini bakış
imanilmihali.com
Terör illetine dini bakış

Terör illetine dini bakış

Terör illetine dini bakış

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya 21/35)

Dünya üzerindeki yaşam ezeli ve ilahi  sınavın ta kendisidir ve yaşam gibi ölmek te haktır, mutlaka yaşanacaktır. Bu sınavda Yüce Allah kullarını bilemeyeceğimiz yer, zaman ve şekillerde deneyecek ve kullar akibetlerini kendileri hazırlayacaktır. Bu sınavda başarılı olan da bulunacak, başarısız olan da. Lakin hedef ve ödül kurtuluşa erenleredir. Diğerleri için ise hem dünyada hem ahiret yurdunda sınırsız acı ve elemler vardır.

“Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!” (Casiye 45/21)

Mutlak hak olan ölümden kaçmak mümkün olamayacağına göre adil ve mantıklı olan, Yüce Allah’ın emrettiği şekilde insan gibi ve kardeşçe yaşamaktır.

“Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.” (Al-i İmran 3/145)

Yaşamak hakkı en doğal hak olduğu ve canı almaya sadece Yüce Allah muktedir olduğu için bu kurala aykırı davrananlar için ise akibet karanlıktır. Tam aksine bir canı yaşatmaya niyet ve gayret edenlere ise müjdeler vardır.

“… Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır…” (Maide 5/32)

Bu pencereden terör ve masum canlara kast eden hain saldırılara göz atılacak olursa karşımıza açık, basit ve sade manada tam bir cinayet ve imansızlık çıkar. Kısaca terör dediğimiz bu adil, mert, dürüst, caiz, hak ve masum olmayan saldırılara din penceresinden bakıldığında bunun bir gaffura veya müşrike cihat değil tam tersine iman kardeşliğine ve tüm insanlığa karşı bir saldırı ve cana kast olduğu anlaşılır.

Terörün hedefine göz atıldığında bile bu sonuç ortadadır. Çünkü terörrün hedefi suçlu – masum ayırt etmeden pek çok cana kast etmektir ki bunların içinde sabilerin, bebeklerin olması bile kaçınılmazdır ve nihayetinde tamamına yakını katilini tanımamaktadır. Bu hedef kitle içinde ölüm halindeki makbul kısas ayetlerine uyan hiç kimse bulunmadığı gibi, hedef kitlenin rastgele seçiliyor olması da bunu bir cihat kapsamından çıkarıp cinayet kapsamına sokmaya yeterlidir.

Terörün işleniş tarzı incelendiğinde de sonuç aynıdır. Mert, dürüst, açık, kahpelikten uzak bir cihat ve savaş mantığından çok uzak bu eylemlerin sinsice, tuzaklar halinde ve kendini göstermeden icra ediliyor olması zaten cihat tanımına da terstir ve bu manada da terör bir cinayettir.

Eylem sonucu hayatını kaybedenlerin büyük bölümünün (Yurdumuz için konuşursak) Müslüman olması da terörü icra edenlerin İslama ve iman kardeşliğine düşman olduğunun ispatıdır.

Keza, masum canların bu eylemden habersiz ve savunmasız bulundukları bir anda gerçekleşmesi de eylemi her halukarda bir cinayet ve hatta suikast tanımına sokar.

Bireysel bazda kişileri hedef alan terör eylemlerinin de benzer şekilde cihatla alakası yoktur çünkü mert ve makul olmayan bu eylemler öncesinde hedef alınan şahsın suçu mahkeme edilmemiş, suçu sabit görülmemiştir. Dolayısıyla en ağır suçu işlemiş ve hatta bu ispatlanmış bile olsa canına kast etmeye muktedir ve ehliyetli olanlar devlet görevlileri gibi kamu adına iş görenlerdir, o terör mensubu değildir.

Dahası o şahsın kendisini sözlü veya silahlı olarak savunmasına müsaade edilmiyor olması da terörü bir insanlık suçu yapmaya yeterlidir.

Maksat bakımından ele alındığında da terör makul olamayacak kadar yanlış ve vahşicedir. Çünkü dava, fikir ve istekler başkalarına zorla kabul ettirilemez. Bu din adına yapılıyor olsa bile yanlıştır çünkü dinde zorlama yoktur. Yüce Allah kime iman verip vermeyeceğine karar veren tek Maliktir ve Rahmet peygamberinin görevi bile sadece tebliğden ibarettir ki hesap sormak yine sadece Yüce Allah’a mahsustur. yani bu manada da terör ilahi kudret ve kuvvete isyandır.

Cana kast etmeyen, mal ve varlıkları hedef alan terör saldırılarında da durum farklı değildir. Çünkü hedef alınan şahsın suçu sabit değil, sabit olsa bile cezası belli değildir. kaldı ki bu cezayı vermeye muktedir olan yine kamu erbabıdır, o terör eylemcisi değil.

Öte yandan kamu emniyetini sağlamaya görevli şahıslara direnmek, onlara karşı direnmek ve hatta terör eylemlerinin hedefine koymak dine tamamen aykırı, kamu çıkarına aykırı velhasıl akla ve dine aykırıdır. Kamu yararına hizmet veren tüm görevlilerin hizmet esnasında veya o hizmeti verdikleri için hedef seçilmesi de kamu düşmanlığıdır ki Müslüman camianın tamamına veya temsilcilerine bu mahiyetteki saldırılar ister cana ister mala kast etsin haramdır. Ayrıca kamu malı toplumun vergileri yani zekatları ile temin edildiğinden bunların kullanılmaz hale getirilmesine neden olan terör eylemleri toplanan zekatların hak yerlere ulaşmasına engel, israfa yani harama yol açan eylemlerdir.

Terör eylemleri sonucundaki tevbelerin kabulü bahsi şüphesiz Rabbimize aittir. Ancak beşeri olarak o kast edenin cezalandırılması hak ve kamu yararı gereği farz olduğu için cezadan kaçış yoktur. Keza yukarıdaki ayet hatırlanacak olursa cana kast edenlerin, makul ve caiz bir sebep olmadıkça öldürenlerin mahkemeler yoluyla cezalandırılması elzemdir. Bunların affı ise ayetler gereği, o eylemde zarar görenlerin izni ve vekaleti olmadan mübah değildir. yani cinayet işleyenlerin hapishanelerden salıverilmesinin caiz olması ancak zarar görenlerin affı ile mümkündür. Devlet veya kamu bu yetkiyi o kişilerin rızası olmadan kullanamaz.

Kaldı ki bu eylemleri yapanların kandırılmış olması bir hafifletici sebep değildir. Çünkü Yüce Allah herkese akıl vermiş, Kur’an ile tüm insanlığa hitap etmiştir. Kulların dinen bilmediklerinden sorumlu değildir kuralı yanlıştır. Çünkü Kur’an okunmak, anlaşılmak, hayata tatbik edilmek için vahyedilmiş bir nurdur ve hiçbir kulun bu ayetleri okumama, anlamama, öğrenmeme ve hayata tatbik etmeme lüksü ve yetkisi yoktur. Yani İslam’ı bilmemek MAZERET DEĞİLDİR.

Yine en vahim olanı da şudur ki hemen tüm terör eylemlerinin arka plandaki destekçi ve tedarikçileri, eğiticileri yabancı menşeli en azından gayri müslimdir. Yazık ki maşa olarak kullanılanlar ise çoğu zaman kandırılmış, cahil müslümanlardır. Yine parasal destek anlamında bu eylemlere maddi destek ve silah sağlayanların tamamının yabancı olması da eylemlerin daha ilk baştan maksadını ve mahiyetini ortaya koymaktadır.

Terör eyleminin gayri müslim halkları hedef alması da terörü haklı gösteremez. Çünkü her ne kadar İslam’a tabi olmasalar da hayat hakları herkes için geçerlidir ve Kur’an tüm insanlık için gönderilmiştir. Hedef kitle zalim bile olsa öldürülme izinleri sadece Kur’an’da müsaade edilen mahiyette ve şekildedir ki terör bu tanıma asla uymaz. Dahası bunun bir cihat olması için nelerin lazım geldiği ayetlerde alenen açıklanmıştır.

Terörün bir cihat kılıfı ile yaftalanmaya çalışılması kocaman bir cehalet ve kandırmacadan başka bir şey değildir. Adı ister İslami ister ayrılıkçı, ister sağ-sol olsun tüm terör eylemlerinin hiçbiri cihat kapsamına girmez, giremez.

Özetle; terör şekli, maksadı, zaman ve yeri ne olursa olsun adil ve caiz olmadığı gibi cana ve mala kast ettiği için, masum-suçlu ayırt etmediği için, yetkili olmadığı halde cezalandırma yetkisini kullandığı için, karşısındaki mazluma savunma hakkı vermediği için, dinde zorlama olmadığı halde zorldığı ve hatta öldürmeye kast ettiği için her yönüyle dinen haramdır ve cehennemlik bir suçtur. Bu eylemleri kurgulayan, siyasi ve maddi destek sağlayanların yabancı olmaları ise zaten terörün temel karakteristiğidir ve caiz olmadığının bir başka göstergesidir.

Bunların azmettiricilerinin vebali de belki bizzat o canlı bombayı patlatan kadardır. Bu azmettiricilerin hwr türlü ortam, silah, plan ve bilgiyi sağladıktan, gerekli şartları hazırladıktan, eylemciyi ikna ettikten dolayı veballeri belki de misliyledir. Dolayısıyla terör denen vebanın cezası sadece tetiği çekene değil, onu hazırlayan, destek olan, cazip kılan, maddi olarak hayata geçmesine fırsat sağlayan herkesedir.

Öte yandan kamu esenlik ve güvenliğinden sorumlu teşkillere düşen görev de durmadan ve yorulmadan bu zalimlere karşı takipçi, dikkatli, akıllı, cesur olmaktır ki eylemlerin önceden belirlenip engellenmesi esastır. Daha derinlerde ise en alttan en tepeye kadar tüm yetkililerin ehliyet ve liyakat esasına göre donatılması, görevin ve maaşın hakkını vermesi esastır. Bu noktadan hareketle kamu vicdanının rahatlayabilmesi ve hakkın tecellisi için İhmal ve kusur varsa elbet cezalandırılmalıdır.

Tüm bu gayretlere rağmen terör denen illet her yerde ve her zaman olabilecek kadar sinsi, kancık ve haindir. Ama unutulmamalıdır ki Allah tuzak kuranların en çetinidir.

Bu eylemlerde uzvunu, malını, canını kaybedenlere gelince. Bunların haklarının gasp edilmiş olması onları dünya ve ahirette alacaklı duruma getirir ki yaşayanlar için bu dünyada, hayatını kaybedenler için ahiret yurdunda büyük mükafatlar olacağı kaçınılmazdır. Çünkü bu saldırılar herşeyden önce masumiyete, barış ve esenliğe, huzur ve kardeşliğe saldırıdır ki bu tanımın adı İslamiyet’tir. yani tüm terör eylemlerinin ortak hedefi İslamiyettir ve terör gruplarının tamamı İslam düşmanıdır. Allah’a teslimiyet demek olan İslam’a kalkan eller ise muhakkak en ağır vaziyette cezalandırılacaktır.

Yüce Allah yaşamda, cihatta, mazlum olma halinde hep hak’kı emrederken, mazlumlara da sayısız mükafat vaadetmektedir. Şehadet mertebesi muhakkak bunların başındadır.

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.” (Al-i İmran 3/169-171)

Şehadet gerçekleşmese bile hakkı yenen mal ve uzvundan olan herkes mizan günü hakkına taarruz edenlerden hak talebinde bulunacağından yine karda olacaktır.

Terör eylemlerinden zarar görenlerin kendilerine ve şehit olan yaşamların geride kalanlarına ise düşen görev isyan etmemek, abartılı haykırış ve ağlamalarla hem saldıranları sevindirmemek hem kadere boyun eğmektir. Nihayetinde terörden zarar gören veya şehit olanların alnı ak, hakkı bakidir. Bu haklar hem devlet eliyle bu dünyada hem Yüce Allah izniyle ahiret yurdunda elbet ödeneceği için aslında kaybedenler sadece o terör eylemine imza atanlardır. Mazlumlar ise alacaklıdır ve haklarını elbet alacaklardır.

Bu arada terör eyleminden haberi olup ta korutuğu için veya maddi kazanç uğruna sessiz kalanlar şunu çok iyi bilmelidir ki Yüce Allah’ın emri analar ve babalar aleyhine bile olsa Allah adına şahitlik ederken adaleti dimdik ayakta tutmaktır. Yani bildiği halde engelleyebilecekken vesair suretle sessiz kalanların da o suça ortak olduğu kaçınılmaz bir sonuçtur.

Din adına yapılan sözde cihat ve terör eylemlerinin büyük kısmının mezhep, tarikat, cemaat maksatlı işleniyor olması da kulları tevhid ve şirk penceresinde, Allah’ın dinini bölmek bahsiyle alakalı olarak bir kere daha düşünmeye sevk etmelidir.

Kaldı ki bu cihat denilen saldırılarda ele geçen esirlere vahşice işkenceler edilmesi ve esirlerin dinle alakası olmayan bir biçimde aşırıya kaçılarak öldürülmesi de başlı başına bir ceza sebebidir.

Düşünülmesi gereken en mühim meselelerden biri de bu terör eylemlerini yapan ve maruz kalanların neden hep Müslüman coğrafyalar olduğudur ki cevabı zaten sorunun içinde gizlidir. Kur’an’dan bihaber İslam camiasının durumu budur ve bilgisiz, ahirete iman etmeyen insan en cesur insandır.

Unutulmamalıdır ki dünyada tevhid ve şirk diye iki çeşit din ve imanlı ve imansız diye iki çeşit insan vardır. Aslolan doğru tarafta, Allah dostlarının yanında, haktan yana olabilmektedir.

Bu eylemlerden kazanılan siyasi, askeri, coğrafi çıkarlar zaten haramdır ve sahibine de inşallah beladan başka bir şey zaten getirmeyecektir.

Yüce Rabbim tüm şehitlerimize rahmet ve merhamet eylesin, mekanlarını cennet eylesin.

Rabbim, yaralanan, mal ve uzvunu kaybeden gazilerimize şifalar ve sabırlar nasip etsin.

Rabbim sınırlarda, gecelerde emniyet için nöbet tutan asker, polis ve tüm kamu çalışanlarına yardım eylesin.

Rabbim terör illetine ucundan bile bulaşanların tamamını helak eylesin.

Rabbim dini öğrenmeyi, ilahi ıslahı, imanı, temiz nefisleri kullarına nasip yelesin.

Rabbim, huzur, esenlik, barış ve sadece Allah’a teslimiyet demek olan İslam’ı yeryüzüne egemen eylesin.

Amin.

Terör illetine dini bakış

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir