Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Tesettür ve iffet
imanilmihali.com
Tesettür ve iffet

Tesettür ve iffet

Tesettür ve iffet

Namus kelimesi dilimizde yaygın olarak kişilerin ırz, iffet, haya, edeb, doğruluk, dürüstlük, itibâr, güvenilirlik, ahlâkî ölçülere bağlılık, emniyet, şan, şeref, temizlik gibi fazilet ve yüksek değer taşıyan hasletlerini ifade etmek için ve “utanma duygusu” karşılığında kullanılmaktadır. İffet veya namus dini terim olarak, sadece ırzı koruma manasında değil, aynı zamanda imana, Kur’an’a, İslam dinin esaslarına, ibadet ve ahlakın genel kaidelerine sadık kalmak, doğru ve samimi olarak bunları uygulamak manasında karşılık bulur.

Bu şu demektir ki namus sadece ırzı korumakla eşleştirilemez ve avret yerleri namusu teminde yeterli değildir. Kalbin, aklın, gözlerin avretleri de dikkate alınmalıdır. Dahası avret sadece kadın için değil erkek için de mühimdir ki bunu sadece kadına mal etmek, kadını köleleştirmenin ayak sesleridir.

Kadınların beşeri zaafları malumdur ve Kur’an birkaç yerde bundan bahsetmekle dikkatleri çekmiştir. Lakin bu erkeklerin o zaaflardan istifade hakkı vardır manasına asla gelmez ve hatta erkeklere ilave görevler yükler. Gözlerin haramdan sakınılması şeklinde tarif edilen bu mesuliyet fiiliyattan da önce tedbiri ve sakınmayı emreder.

Nur suresinin örtünmeyle emri değişik yorumlara gebeyse de konuya şekli değil fakat Kur’an’In bütünselliği içinde imani açıdan bakmak çok daha basit çözümler üretir. Bu da şu demektir ki kıyafet ve üzerine giyilen her neyse kalın, kapatıcı, cezbetmeyici, içini göstermeyici, kışkırtmayıcı olmalıdır. Baş örtülerini göğüslerinin üzerlerine salsınlar ayeti de gösterir ki mevcut örtülerle kapatılması hedeflenen ilk yer göğüs çatalı yani iman tahtası bölgesidir.

Buradaki gaye de şudur ki kadın erkekleri kışkırtmasın, onlara farklı mesajlar vermesin ve iffetini muhafazaya istekli olduğunu göstersin. Bu şekli disiplin elbette namus ve iffet için yeterli değildir ve bu şekle bürünerek de edepsizlikte sınır tanımamak her daim mümkündür. Dahası bu sapık erkekleri durdurmaya da yeterli değildir.

Erkek içinse örtülü olmayan bir bayana duyulan yanlış şehvet pekala örtülü bir bayana da yönelebilir ve mahremiyetler pekala bozulabilir. Hatta zekatların baş örtülü dul kadınlara bir takım beklentiler ile verilmesi (!) dahi dinen caiz değildir. Erkeğin görevi başı kapalı veya açık olsun mahremi olmayana bakmamaktır. 

Baş örtüsü ve tesettürün birbirinden ayrılmaya çalışılması ise tesettürün bayrak edinilmesinden başka bir şey değildir ve bu hareketle gayenin örtünmek değil siyasi kimliğe imza atmak olduğu da açıktır. Göğüs çatalını örten baş örtülerinin dahi türban sayılmaması, bağın illaki yandan yapılması, tesettürün değişik dini mezhep ve hizipleri ifade eder tarzda tepeli, fuleli, dantelli, renkli olması ise maksadın aslı hakkında fikir vermektedir. Bu riya yani şirk demektir.

Dindarlar ve mü’minler için yapılması gereken Allah emrinin yerine getirilmesidir. Bunun (misal tesettürün) şekli ve mahiyeti tam emredilmediği için de farz olan ile sünnet veya vacip olanın ayrılması gerekir. Lakin egemen bir beşeri görüşün farzlaştırılmasının dindeki karşılığı din adına hüküm koymaktır ve bu Allah yetkilerine musallat olmaktır.

Cahiliye araplarının veya İslam sonrası o coğrafyada yaşayan arapların kıyafetlerini dinleştirmek ise dine birşeyler katmak ve hüküm koymaktır ki bunun dindeki adı bellidir.

Keza Peygamber hanımları ile diğer hanımları da ayırmak lazım gelir ki tesettür ve zorunlu haller olmaksızın evden çıkmamak Peygamber hanımları için farz, diğer hanımlar için vaciptir.

Şeyhlerin, şıhların kadınlara muska, büyü, sihir bozma gibi batıllıklarla musallat olması ve burada anılamayacak diğer sapıklıklar (!) ise dinen asla caiz olmayandır.

Mesele kadının kapanması mıdır, yoksa erkeğin bakmaması mıdır sorusu konunun kilit noktasıdır ve cevap İslam ahlakındadır. Doğru cevap kadının kışkırtmayacak tarzda mutedil giyinmesi ve erkeğin kendi mahremi dışındakilere göz dahi değdirmemesidir.

Tesettür ile hedeflenen gaye bu kışkırtmayı engellemek olduğu halde bu gaye br bayrak vaziyetine getirilirse de bu genel manayı karşılamayacağı gibi riyaya bulaşacağından da gayet sıkıntılıdır.

Tesettür ve iffet kadının gayesini, toplumun selametini ve erkeğin namusunu ifade eder ki namusu koruyan asla iki metre bez parçası olamaz. Namus kalpte ve kafadadır. Beden o namusun sadece ırz bölümüne ait kesimdir ve oralara dair ahlaksızlıklar kadın örtülü de olsa her zaman vuku bulmuş ve bulacaktır.

Tesettür ile hedeflenen İslam ahlakını egemen kılmak ve toplumu iffet çizgisinde sabitlemek olduğu için meseleye hem kadın hem erkek, hem bakılan hem bakan penceresinden irdelediğimizde karşımıza mesuliyetin büyüğü olarak erkeklere görevler çıkar. Yani dini tesis, müdafa ve idame görevi üstlenen erkekler için namusu korumak farzdır. Bu farz oluş tesettür bahsinde Peygamber hanımları dışındakilere vacip olarak yansır.

Dahası kadının tanınmaz hale gelmesini temin edecek kadar siyahlara bürünmesi ve yıllarca o vaziyette dolaşması kabul görür bir şey değildir. Namaz kıyafeti ile sokak kıyafeti birbirinden ayrılmaz ve gaddarlıkla kadın namaz kıyafeti ile dolaşmaya mecbur bırakılırsa bu en başta kadına haksızlıktır.

Erkeklerin avret yerlerinin örtünmesi fazlaca söz konusu edilmezken, namaz ve sokak kıyafetleri birbirinden ayrılırken kadının gördüğü bu muamele esirleştirme adımlarıdır. Lakin burada bahsedilen asla açılıp saçılmak değil ama adil ve yeterli kifayette namahremi teşvik etmeme derecesidir.

Tesettüre tabi olmayanların din dışı ilan edilmesi ise tek başına cehennemlik sebebidir ki içinde zorlama olmayan bu dinde, din dışı ilan etmenin yani afarozun vebali de anlatılmayacak kadar çoktur. Dine giriş ve çıkışlar kulun kendi rızasıyladır ve günah işleme hakkı her zaman bakidir. Lakin bu günahlar haram derecesine varsa dahi kulu dinin dışına atmaz ve hal böyleyken kulların o insanı din dışılıkla ithamı kabul göremez.

Aslolan niyetlerdir ki kadın Allah’ı değil de başkalarını memnun etmek için örtünüyorsa da (ki bu gizli şirktir) , eşinden başka erkekleri kışkırtmak için açılıyorsa da (teberruc günahtır) aynı vebale ortak olur. Hangisi dah akötü dersek cevap zaten malumdur.

Teberruc konusu dinde çok bilinmeyenlerdendir ve mühimdir. Estetik operasyonlar, makyaj gibi süslerle dikkat çekmeye çalışmak mahreme hitap ettikçe makul, başkalarını hedef aldıkça tehlikelidir.

Sıradan ve temiz niyetli bir bayanın tesettürü ise reklamdan, abartıdan, şaşadan uzaktır ki bu namusu koruma gayesi o bayanın simasından dahi belli olur. Beş milyarlık eşarp ile tesettür asla olmaz ki israf haram olduğundan o başörtüsü de haramdır ve haramla sevap aynı tasta pişip yemek olamaz. Olursa o yemek zaten mındar olur.

Erkek örtülü dahi olsa bir bayana bir kez ve istem dışı bakarsa bunda günah yoktur. Defalarca ve taciz derecesinde bakar ise bu günahtır, gözlerle haram işlemeye girer. Erkeğin kadını tesettüre dinen zorlaması kısmen kabul edilebilirse de yukarıda anıldığı gibi bu icazet bir takım kişilerin emriyle veya onları sevindirmek maksatlı ise zaten şirk demektir.

Allah namusu emrederken sadece avret yerinin müdafasını kast etmediğine göre ve maksat zinayı azaltmak olduğuna göre konunun zina ile irtibatlandırılması lazım gelir ki bu sadece kıyafet ile engellenebilecek bir illet değildir. Tek taraflı hiç değildir.

Kadın kışkırtmamak, zinetlerini (altınlar ve bedenin kısımları buna dahildir) teşhir etmemek mecburiyetinde, erkek bunlara (kendi mahremi değilse) bakmamak ve haram saymak zorundadır.

Namus ve iffet hatta haya konusu incelenirse dinde ırzı korumaktan çok daha mühim emirlerin olduğu da görülecektir ki genel çerçevesiyle ahlak, erdem ve fazilet buna örnektir. Şeref ve şan Kur’an’dadır ve kul namusu koruyarak, iffetli yaşayarak ve hayadan uzak kalmayarak şerefe erişir ki Kur’an tüm doğruları gösteren tek kaynaktır.

Ahlaklı yaşamak zor, iki metre çarşafı başa geçirmek kolaydır. İslamın emri kafada bezle dolaşmak değil, ahlaklı yaşamaktır.

Kadın ve erkeğin dindeki görevleri ayrıdır ve kadın ev ve ailenin hane içinde korunmasından, söz gelmemesinden de sorumludur. Dahası evlilik farz değil sünnettir. Erkeğin görevi ise daha ziyade nafaka temin, emniyet ve belaları defetmek bu arada terbiye etmektir.

Konunun izahı sosyal kabullere ters gelse de o hanedeki kadının vebali dahi aile reisi durumundaki erkektedir ve bu nedenle erkek kadın üzerine hakimdir, çünkü mesuldür. Ancak namusun muhafazası çok kolay anlaşılır olmadığından, namussuzluk daha ziyade gizli yapıldığından, sapık niyetler kolayca tespit edilemediğinden ve zina gibi pislikler daha çok ahlaksız erkek ve kadının birlikte pişirdiği bir yemek olduğundan iffetin muhafazası daha ziyade kişiseldir. Çünkü Allah herşeyi bilir ve kul yaptığını inkar edemez ama diğer kullar sözlere ve yalan da olsa yeminlere itibar etmekle mükelleftir.

Bu nedenle kadın yalanla pek çok haltı yiyebilir ve o kadını ayartan erkek yakalanmadan uzan zaman günaha devam edebilir. Fakat her şeyi bilen Allah daima şahittir ve O azabı çetin olandır.

Yaşlı teyzelerin maaşını çalan, devlet malına tasallut eden, patronun malından çalan, çevreye çıkar uğruna zarar vermekten çekinmeyen bir düşük ahlak sahibinin namusa dört elle sarılması da mümkün değildir. Dahası toplumda suç olmaktan dahi çıkarılan zinanın kötü bir şey olduğunu çocuklara anlatmak kolay değildir. Hal böyleyken tesettürü savunmak komiktir.

Fuhuş sokaklarda kol gezerken, buna ses çıkarılmazken, örtünenleri cennetlik adletmek dini bölmek ve örtünmeyenleri cehennemlik olmakla itham demektir ki cennetliğim diyenler cehennemdedir.

Allah güzeli ve güzel olanı sever. İnsanı en güzel surette yaratan Allah, yarattığı güzelliğin saklanmasına da razı olmaz. Lakin burada ölçü ahlak ve edep sınırlarıdır ki şevhetin de hırsın da bir yere kadar mazur görünen hatta gerekli olan hali bir sınırdan sonra haram ve günahtır. Tesettür bahsinde de bu oran geçerlidir ve kışkırtmayı engelleyecek tarzda bedeni tanzim etmek makul iken bu işi abartarak yobaz meydanına çevirmek ve bayraklaştırmak kabul edilir değildir.

Tesettür ile arzu edilen gayenin hayata geçmesi de sadece kadının örtünmesi ile asla karşılanamz ki erkeğin de o kadına bakmayacak tarzda ahlak ergenliğine ermesi lazım gelir. Bu ikisi bir arada bulunmaz ise toplum asla namusu temine muvaffak olamaz ve kadın, erkekler terbiye edilmedikçe daha fazla metre çarşafa mahkum edilir.

Başı kapalı, vücudu ve alt kısımları kışkırtıcı tesettür sahiplerini konu etmeye gerek dahi yoktur ki bunun çıkar veya reklam maksatlı yapıldığı alenen ortadadır. Bu tesettüre menfaat veya makam karşılığı bürünmek ise şirktir ve Allah ile alay etmektir.

Bu anlatılanların tersi yani tesettüre tüm kalbiyle inandığı halde bunu makam veya menfaat için terk ederek sözde takiyye yapmak da şirktir ki para ve koltuk için beşeri zorunlulukları bahane edip dini yasakları terk etmek manasına gelir.

Kadının iffetini iki metre bez ile eşleştirmek ise diğer tüm kadınları ahlaksız adletmiş olmakla günahların en büyüğüne imza atmaktır. Ve yenen bu hak başlar yetmiş sene secdeden kaldırılmasa da ödenemez.

Kadının evlere hapsedilerek köleleştirilmesi, öte yandan erkeklerin her türlü fenalığa imza atarak ortalıkta cirit atması kabul edilir değildir.

Lüks ve israf tesettürün kırmızı çizgileridir ki en saf kalple yapılan tesettürlerde dahi abartı ve lüzumsuz masraf harama bulaşmaktır.

Kadınların kadınlar ve erkeklerin erkekler yanındaki avret muhafazaları da mühimdir ki bunun ihlali eşcinselliğe varan yolları açar. Dahası aşırı tesettüre mahkum kadınların bir zaman sonra kadınlar arasında daha rahat ediyor olmaları ve bunun yasak olmaması iddiası onları sapık ilişkilere (!) zorlayabilir.

Bu zinayı kesinlikle men eden dinde, çıkar yol arayan sapıkların oğlancılığa ve kadınlarda hak olmayan (!) yollara meyletmesiyle aynı şeydir. Sözde zina olmayan bu durumu savunanlar aldatmanın gerçekleşmediğine, aile yapısının ve gelecek nesillerin zarar görmediğine inanmakla hem ahmaklık hem yalancılık ederler ki bunun telafisi yoktur.

Özetle

Şeytanlar tesettür bahsinde de en temiz duyguları yerle bir etmekte, akılları bulandırmakta ve dini hafife almakta muktedirdir. Bu şeytanlar kalbi ve akli örtünmeyi bedensel örtünmeyle eş tutarak, tıpkı manasal-ilkesel İslam’ı şekilsel İslama dönüştürdükleri gibi, namusu da sadece eti muhafazaya çevirmeye muvaffak olmuşlardır. 

Tesettür ile kast edilen karşısındakini kışkırtmamak, cahiliye döneminde yapılanlar gibi et ticareti yapmayı önlemektir. Burada asıl korunan ise erdem, haya, edep ve iffettir, et değildir.

Erkek içinse gözlerle ve bedenle harama bulaşmamak farz olduğundan önce ahlaklı olmak lazım gelir ki bayanlar ne kadar kapalı da olsalar ahlaksız sapık erkek sapıksa zaten durmayacaktır.

Sorunun çözümü kadının kapanmasından da ziyade erkeğin bakmayacak cennet ahlakına ermesidir.

Dini siyasi-saltanat dinciliğine çevirmek, dincilik yapmak kabul edilir bir şey değildir.

Tesettür ile münafıklık etmek de kulu tahmin edemeyeceği veballere sokar ve akibetleri karartır.

Tesettürün dinen mükelleflik yaşı olan onbeş yaşın altındakilere de zorla tatbike çalışılması kadına verilen değerin ve oynanmakta olan şeytani oyunun göstergesidir.

Cennet tasvirleri bize İslam ahlakını da anlatan kıssalardır ve orada eşlerinden başkasın bakmayan gözler tasviri tesettürü de anlatır. Bu sözün ayette aslen kadınlar için sarf edilmesi de bizlere ihbardır yani kadın tesettüre bürünür olsa bile gözleri meydandadır ve avret yerlerini dahi sergileyen bir erkeğe bakmakta her zaman serbesttir.

Buradan çıkacak sonuçta şudur ki tesettür erkek için de söz konusudur ve erkek avret yerlerini hatta bedenini yabancılardan muhafaza etmeli onları tıpkı kadın gibi kışkırtmamalıdır. Kadınlar bu erkeklere karşı (tıpkı erkeklerin kadınlara karşı olduğu gibi) başlarını öne indirmeli ve bakmamalıdır.

Cennet tasvirlerindeki bu benzetmenin kadınlara has olması bize bu günaha en çok kadınların imza atacağına da işarettir. Yani eşinden başkasına yani günaha bakanlar erkeklerden ziyade kadınlardır.

Bu aynı zamanda erkeğin tesettürünü yani bedenini gizleme görevini hatırlatır.

Kadınları tesettür bahanesiyle tecrit etmek ve haremlik selamlık ayırmak da Allah’ın emrine aykırı davranmaktır. Çünkü Allah dileseydi erkekler ve kadınları farklı ümmetler halinde ve farklı coğrafyalarda yaratır ve yaşatırdı. Oysa o dilemiştir ki her cins aynı yerde hak ile yaşasın, namuslu ve kıymetli aileler kurulsun ve Allah’ın sınırlarına riayet edilsin.

Dolayısıyla mesele sınırlara riayet ve doğru tercihle yapmaktır, tehlikeleri önlemek adına yaşamı çekilmez hale getirmek veya dine hüküm koymak değil. Eşler arasına sevgi ve şehveti veren Allah’ın dileği, eşler dünya zevklerinin tensel olanlarını da hak olarak yaşasınlar ve üreyerek çoğalsınlar ancak namusu terk etmesinler ve haktan uzaklaşmasınlar şeklindedir. Bu sevgi ve şehvetin yanlış istikametlere uzananları ise haram olanlardır ve tesettürün gayesi işte bu haramlığı ortadan kaldırmaktır.

Zıtlıklar dünyası olan sınav bahse konu tasvire göre, ateş ile barutun yan yana durmasına ama yanlış ateşlenmemesine dayalıdır.

Görüldüğü üzere bedeni örten elbise kavramı yoruma gayet açık ve derindir. Ayet bunu bildiği için buyurmaktadır ki asıl giysi takvadır. Her iki cümle birden okunursa da mana şu olur; ne kadar etinizi bezlerle sarsanız da takvanız yani Allah’ın sınırlarına riayetiniz yoksa nafiledir.

Bu erkek için de kadın için de aynıdır.

Mesele örtünmek değil, açık bile olsa bakmayan erkek ve kadınlardan teşkil toplum yaratmaktır. Çünkü açanlar kişisel günah işlerken, bakanlar ve davete uyup harekete geçenler günahtan fazlasına imza atarlar.

Kapananlar Allah rızası ve takva maksatlı olduğu sürece affedilebilirken bunu kişileri memnun etmek veya makamlar elde etmek için yapanların suçu sadece günah değil aynı zamanda şirktir.

Kötü çığır açmak ise her daim kötüdür ve vebali büyük olandır. Ahlakı bakmamak değil de kapanmak olarak telaffuz edenlerin vebali bu yüzden büyüktür.

Sübyanlara musallat olmak ise cehennemlere direk olmaktır ki dualarımız o sapıkların cehennemlik olmalarına dairdir.

Kapanıp lüks ve israfa dadananların da haram karışan işlerinden elbet hayır gelmeyecektir.

Asıl giysi ve örtü ise takvadır ki sadece teni değil aklı ve kalbi de örten takva, Allah katında üstünlük derecesidir.

Niyetleri bilen Allah kimin nerede ne yaptığını, ne düşündüğünü bilendir.

İslam ahlakı sadece kişisel değil toplumsal esenliği hedef alır ki zinanın cezası belli, yalan ve iftiranın belli, yasağı mecbur kılanların amelinin karşılığı bellidir.

Zinaya akıllarınca muta nikahı ile çare bulanlar Allah ile alay etmelerinin karşılığını da elbet görecektir. O kadınların aldıkları para burunlarından fitil fitil gelecek, o erkekler aldatmış olmakla ailelerine verdikleri zararları ateşten halkalarla ödeyeceklerdir.

Masumlara, genç kızlara para ve hediyelerle musallat olup şehvetlerini söndürenelr, o genç kızları hayatın dışına ittikleri için vebal altındadır ve bu ağırdır.

Genç kızlar geçim kaynağı olarak zina ve fuhuşu korkusuzca tercih ederken ve her haltı yedikten sonra evlilik öncesi cerrahi operasyonlar ile yaraları tamir (!) ederek tekrar masumiyete erişeceklerini sanmakla aldanmaktadır!! Buna imkan ve ortam sağlayan erkekler de bilmelidir ki namus bir parça zardan çok daha fazlasıdır!!

Tesettür ve iffet bu anlamda içiçe geçmiş kavramlardır ve tesettür iffetin sadece bir kısmını karşılar. İslamın emri iffet her manada namuslu ve dürüst olmaktır ki mesele sadece eti korumak asla değildir.

Batılılaşmak veya diğer semavi dinlere tabi olmak adına namusun terki ise kabul edilir bir şey değildir.

Öte yandan özel hayatın araştırılması, açık aranması, kötü ve aşırı zanda bulunulması da dinen günahlar arasındadır ve bu yüzden açık veya kapalı kadınlar hakkında hüküm vermek kulun harcı değildir. Herşeyi gören ve bilen Allah’tır ve O, imanı veren ve bilendir.

Nihayet denebilir ki İslam ahlakının egemen olduğu toplumu tesis evvela erkeklerin görevidir ve erkekler namusun üstün kılındığı bir  anlayışı hayata geçirmekle mesuldür. Kadınlar ise bu gayeye giden yolda öncelikle üzerine düşen görevi yapmakla mükelleftir. Kur’an’ın erkek ve kadın mü’minlere ayrı ayrı seslenişinin manası da buradadır.

Bu anlamda namus aslen kafada ve kalptedir, bacak arasında değildir.

Rabbim bizleri elbiselerin en güzeli takva elbisesini giyenlerden eylesin.

Rabbim bizleri ahlakla yaşatıp öldürsün.

Rabbim bizleri hırs ve şehvetin haram olanından korusun. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu

Hz. Hüseyin neden şehit oldu Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri sadece İslam’ın değil aynı zamanda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir