imanilmihali.com
İmanın mahiyeti ve hükmü nedir

Teslim olmak

Teslim olmak 

İslam; huzur, barış, esenlik ve sadece Allah’a teslimiyettir. Anlaşılacağı üzere dinin ana teması da yaradılanın Yaratan’a kayıtsız şartsız teslimiyeti ve daha fıtratta verdiği ahde sadık kalmasıdır. Bu, sınavın anahtarı, kurtuluşun mimarıdır.

Dünya hayatı ise süslü bir eğlenceden ibarettir ve oyundan öteye gitmeyen pis bir aldatmacadır. İman ediyorsak ve Müslümanız diyorsak bu böyledir. Bunun aksi hafızalarda yer ediyorsa o zaman zaten ne imandan ve ne de İslam’dan söz edilemez.

Bu teslimiyet kusursuz ve gulül (günahsız) olmayı gerektirmez ki Peygamberler bile beşeri sıfatları gereği gulül değildir. Lakin bizler inanırız ki Yüce Allah Peygamberlerinin günahlarını elbet affedecek ve onları gulül hale getirecektir. Bu nedenle Peygamberlerin tamamını günahsız farz ederiz.

Ama biz diğer insanlar için günahsız olmak söz konusu değildir ve bu asla bir karamsarlık meselesi de yapılamaz. Çünkü Yüce Allah küçük ve hatta büyük günahları bile rahmeti ile affedeceğini bildirmiş ama sadece şirk suçunu affetmeyeceğini buyurmuştur.

Nihayet kalbinde damla kadar imanla ölen kimseler için ebedi cehennem diye bir şey inşallah olmayacak ama öte yandan kalbinde iman bulunmayanlara cennetler haram olacaktır.

Tevhid ve cennet hayalleriyle yaşayan her kul önce Allah rızası esaslı doğru bir yaşamı hedeflemeli ve sonra bu muazzam sınavı ve hayatı Yaratan’a koşulsuz teslim olmalıdır. Bu teslimiyet olmadan sınavın ciddiye alınması, gereğinin yapılması söz konusu olamayacağı için de başarılı olmak zaten söz konusu olmayacaktır.

Teslimiyet ise kalben iknayı, görmeden inanmayı, imana dört elle sarılmayı, gayba ve ahirete uygun yaşamayı, Kur’an’ı rehber edinmeyi gerekli kılar ki Rahmet Peygamberinin tüm gayesi insanlığı bu doğru yola davet etmek ve güzel ve doğru olan yaşam şeklini yaşayarak göstermektir.

Zorlamanın dinde yer bulamaması da bundandır ki zorla tesis edilemeyecek tek şey sevgidir. İnançlar bile gün gelir değiştirilir ama içinde muhabbet ve samimiyet olmayan sevgiler sahtedir ve kalıcı olamazlar.

Bu sevgi olmadan da kalpler sadece korku ile titrer ve ahiret kelimesi zihinlere sadece alev topları şeklinde görülür. Doğrudur ahiret yurdunun belki büyük kısmı alevlerle kaplı olacaktır ama mü’minlerin yurdu bu endişe ve korkudan uzak esenlik ve selamet yurdu olacaktır.

Zorla tesis edilemeyen sevgiye, kalben inanarak ve hissederek sahip olanların ise çirkinliğe bulaşması mümkün ve kalıcı değildir. Çünkü bu sevgi sevileni incitme korkusunu da beraberinde getirir ve kul Yüce Allah’ı gücendirmekten korkar. Bu tedbir, dikkat ve özen demektir ki ahlakın şekillenmesi de bu hüner eliyle gerçekleşir.

Aklın bahşedilmesindeki ana gaye işte bu idrakın oluşmasıdır. Aklı ile dini ve Allah’ı bulamayanların diğer mahlukattan farkı olmayacağı gibi, sınavı layıkıyla tamamlaması da mümkün değildir. Çünkü önce akıl ile bulunması ve sonra itimat edilmesi gereken ilahi nizamın kapıları ancak idrak ile gerçekleşir.

İdrak, itimat ve teslimiyeti beraberinde getirir ve minnet ve şükür ile beslenen bu sevgi damarlara ve kalbe bir kez yerleştiğinde artık kalıcı hale gelir ve tüm saadet kapıları da kula sonuna kadar açılır. Kul artık ayetleri görmeye, mucizeleri bulmaya, ahiret yurdunu ve sınavı anlamaya başlar ve acizliğini itiraf eder. Tüm bu kusursuz kainatın sadece bir sınav alanı olarak ve geçici süre için tesis edildiğini anlar ve dünyaya tapmaktan vazgeçer.

Bu kanattaki kul bedenin sadece ruhu taşımakla görevli bir ceset olduğunu anlar ve ahiret yurdunda her kulun her yaptığı şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlayacağını ve kendisine hatırlatılacağını bilir ve bundan korkar.

Güzel işler yapanlar ise bu adaletten sevinç ve huzur duyarlar. Çünkü salih amel, ibadet ve cihad ile geçirdikleri ömürlerinin mükafatının zayi olmayacağını bilerek adeta bir hayat sigortasına sahip olmanın mutluluğunu yaşarlar. Zalim ve sapmışlar ise amel defterlerinin, sorgunun, mahşer ve mizanın asla gerçekleşmemesini diler ve o din gününden korkarlar. Bu muazzam korku ise bir süre sonra onları inkara ve bu inkarı kendilerini de kandırarak kabule zorlar. Artık dünya kalıcı mekan, ahiret hayal olmuştur. Acıyı sadece bedensel olarak tahayyül eden bu biçareler için bu saatten sonra ahiret yurdu olsa bile sadece ruhlar alemidir ve diriliş ve mizan sadece ruhlara has olacaktır.

İşte bu yanlış, batıl ve sahte inançtır ki kulu iman cephesinden fersah fersah uzaklaştırır ve kul düzelme, tevbe etme yerine kaçma ve uzaklaşma meyili neticesi asıl teslim olması gereken Yaratan’dan saklandığını sanarak kendisi gibi düşünen kimselerle birlikte yaşamaya başlar. Küfür cephesi dediğimiz bu millete mensup olmakla da düzelme şansını Allah dilemedikçe tümden kaybeder.

Bu kaçıp saklandığı küfür cephesinin gaye ve mantığını hesap dahi edemeyen bu gafiller için teslimiyet emniyet ve maddi refahtır. Aldığı nefesi bu cepheye borçlu sananlar, korundukça, desteklendikçe, zafer ve makamlara, servet ve şehvetlere alıştırıldıkça küfür cephesinin fanatik savunucuları haline gelirler.

Gelirler ama bu teslimiyetin rengi kara, sonu muallak, gidişatı fenadır. Bunu anlamak ise o teşkilde kalındığı sürece mümkün değildir. Çünkü o cephenin mimarı ve yöneticisi şeytanın yani iblisin kendisidir ve hakikati kendi gözleri ile gördüğü için asla inkar etmeyen yani kafir olmayan iblis kulları Allah yolundan alıkoyarak bir şirk dini oluşturur ve insanları da örümcek gibi ağlarına düşürüp şirkin koyu karanlıklarına çeker. Çünkü şirk, Yüce Allah’ın affetmeyeceğini bildirdiği tek suçtur.

Şirke ait bu teslimiyet, beraberinde mal ve servetler, rızık ve makamlar, hak edilmeyen beşeri galibiyetler getirebilir. Acımasızca, haksızca, kan ve gözyaşı ile ama şirk munsubu lehine zaferler getiren bu teslimiyet sadece beşeri ve geçicidir. Şirk dini mensuplarının, kulun bu aldanışı esnasında kendisine Allah’tan gelen tüm nimetleri de şeytandanmış, kendilerindenmiş gibi yansıtma gayretleri kulu çıkmaza ve batağa sürükler. Yüce Allah’ın bu kula kurtuluş vesilesi olarak bahşettiği nimet, mucize ve vesileler de bu arada kaynar gider ve kanmış ve aldanmış kul şirke, şeytana teslim olur.

Küfür tek millettir. Çünkü özü inkar ve isyandır. Şirk ve küfür cephesinin muazzam işbirliği ile dünyanın bugün geldiği hal bunun en canlı örneğidir ama şeytanın çok iyi bildiği, şirk mensuplarının yakında anlayacağı gibi şirkin beşeri galibiyetleri ancak bir süreye kadar geçerli sahte ve batıl zaferlerdir ve bunların ahirette nasipleri olmayacaktır.

Bu hakikati ise alttaki zavallı kanmışlar asla anlayamaz ve başlarını gömdükleri dünya meseleleri ile meşgul olurken boşuna nefes alır verirler.

İblisin de başlıca gayesi zaten; imanı unutturmak, yemine sadakati engellemek, ahiret ve sorguyu yok saydırmak, Allah korkusu ile atan kalplere ölüm korkusunu yerleştirmektir.

Bu sevgi ve korkuların batıl halleriyle, gerçek korku ve sevgilerden çok farklı olmasına rağmen şirke dalmış kullar asla hakikati aramak cihetine gitmezler. Oysa Kur’an ellerinin altında ve gözlerinin önündedir. Ama şeytanlar onların Kur’an’a yaklaşmasına dahi izin vermezler ve kendi el yazmaları olan mişnaları (Kur’an dışı tüm yazılı din kitaplarını) sorgulanmaz ve kati bir kaynak olarak kulun önüne koyarlar.

Bunlarla yaşayan, bunlardan öğrenen ve amel ve niyetlerini bu mişnalar istikametinde şekillendiren zavallı kullar ise eceli Kur’ansız olarak karşılar ve mahvolurlar.

Teslimiyeti Yüce Allah’a değil de, şeytanlara yapanların bu hazin sonu ahiret alemi gözle görünemeyeceği ve gidip dönen olmadığı için bu insanlara emsal teşkil etmez. Çünkü kalbi devre dışı bırakıp, ruhu yok sayan ama aklı tek yol gösterici kabul edenler asla görmediklerine inanmazlar, inanmalarına müsaade de edilemez.

Sayısal, sözde bilimsel, örfi, büyü ve sihir dolu kandırmacalarla, astroloji, fal yalanlarıyla kullar avutulur ve kainatın kitabı bir türlü okunur hale gelemez.

Yüce Allah’a teslim olanların ise en kıymetli kelimesi “sadece” kelimesidir. Tevhid kelimesinde de zikrettiğimiz gibi “La İlahe illallah” yani Allah’tan başka ilah yoktur. Bu sadece demektir ve bu kelimenin noksan olması şirkin musluklarının sonuna kadar açılması manasına gelir.

Gizlisi, açığı, küçüğü, büyüğü, bilineni, bilinmeyeniyle sayısız şirk çeşidi ve tehlikesi vardır ki kul sadece Allah’a sığınarak bunlardan korunabilir. Çünkü şeytan ismi üzerinde aldatandır ve Allah ile aldatır. Allah’ın affedeceğini, birilerinin mutlaka şefaat edeceğini beyinlere kazıyarak bu hayatta fütursuz yaşamayı teşvik eder.

Ama Kur’an gerçeği haykırırken imana ve Allah rızasına vurgu yapar ve bu ikisine mazhar olamayan hiç kimsenin mükafata eremeyeceğini defalarca tekrar eder. Bu vurgu rahmetin de sınırlarını çizer, şefaatin de.

Allah’a teslim olanlar için bu dünya refah ve bolluk içinde geçmeyebilir. Hatta kendisine bolca nimet ve servet verilen kullar için bile zenginlikle yaşayıp ölmek diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü ihtiyaçtan fazlasını kendi rızasıyla muhtaçlara vermek emri tüm Müslümanlar için geçerlidir.

Ama mü’minler için zenginlik te fakirlik te bir ibadet ve sevap kazanma vasıtasıdır ki zenginlikte paylaşan, fakirlikte sabredip doğru yoldan ayrılmayan mükafatlar kazanır.

Batıl teslimiyetlerin simgesel izahı da şu şekildedir; kul sapmış hale bilerek veya bilmeden gelir. Bilerek bahsine geçmeden bu farkında olmayarak şirk meselesine bakmak lazım gelir.

Farkında olmadan şirk ile kast edilenler başlıca; mahiyetini sadece Yüce Allah’ın bilip bizim bilmediklerimiz, nefsimizi yücelterek kibir ve hırs ile kendi ellerimizle ürettiklerimiz, en sevdiğimiz beşerleri (Rahmet Peygamberi gibi) aşırı yücelterek ilahlaştırdığımız, korkularımızı azdırarak şeytanlardan korkmakla yarattıklarımız, sihir ve büyüler ile kazandıklarımız, ölmüşlerden umduğumuz medetler ile yaşadıklarımızdır. Adak ağaçları, nazar boncukları, uğurlar ve uğursuzluklar bunlara ilave örneklerdir ki fal ve büyü cinsinin tümü bu gruptadır. Bu grubun en büyük alameti ise aracılar ve şefaatçiler edinmektir ki insanların çoğu yaşayanlardan ve ölülerden birilerini af ve şefaat arabulucusu mevkine getirerek asıl emanet sahibine haksızlık eder.

Farkında olarak şirkin alametleri ise Yüce Allah’a eş, ortak ve evlatlar yakıştırmak, melekleri dişi farz etmek, ilahi kudretin erkini varlıklardan bir yada birkaçı ile paylaştırmak şeklinde ortaya çıkar ki söz gelimi kötülüklerin şeytandan bilinmesi, tabiatın doğurgan ve yaratıcı olması bu cümledendir. Bu farkındalığın azılı hali ise şeytanı yeryüzüne ilah yapmak istek ve arzusudur ki bunun adı siyonizmdir.

Siyonizm; sayısız taraftarı bulunan, gücü ve etkisi fazla olan, sinsi, batıl, zalim bir hiyerarşik yapılanmadır ve istikrarlı olarak ilahi düzenin yıkarak şeytani düzeni yeryüzüne egemen kılmak gayesiyle iş yapar. Bu bilerek şirkin zirvesidir ama sistem içindeki akılsızlar bunu insanlığa hizmet için yaptıkalarını sanarak bilmeden şirkin pençesine düşerler. Yani sistemdekilerin hepsi işin farkında değil ama gayesine ortaktır. Tepedekiler ve üsttekiler bilerek şirk eda ederken, alttaki akılsızlar bilmeden şirk ederler.

Sadece Allah’a teslim olanlar ise servet ve evlatların, bedensel ve ailevi durumların, iş ve sağlıkla ilgili nimetlerin hep sınav gereği az ama çok ama mutlaka Yüce Allah tarafından bahşedildiğini bilir. Şifayı, rızkı, medeti, serveti, nimeti başkalarından beklemez. Dualar, şükürler, namazlar, tevbeler hep bunun içindir.

Bu kullar bilir ki canı veren alan Allah’tır, rızkı ve nimeti veren de alan da Allah’tır, sağlığı da hastalığı da veren ve alan Allah’tır. Allah’ın bilgisi ve izni olmadan bir gebe doğuramaz, bir taş yuvarlanamaz ve bir yaprak yere düşemez. Bu ifadeler aynen ayet tasviridir ve hakikattir.

Yaşanan tüm güzellik ve çirkinliklerin farkında olan Yüce Allah gizlileri de, akıl ve kalpten geçenleri de bilir. Bu yüzden ahirette meleklerin şahitlik ettiği söz ve amellere rağmen Yüce Allah kalpteki niyet ve fikirleri, hisleri sadece kendisi bildiği için kula rahmet veya gazapla bakacaktır.

Bu misal çok mühimdir ki imanı ve takvayı bilen sadece Allah’tır. Hiçbirşey O’ndan gizli kalamaz. Başaramasak ta, anılmasak ta, zalimleri yenemesek te aslolan doğru yolda, Allah dostları safında olmak, olabilmektir.

Niyet ve hayata geçmemiş fikirlerimizi, hislerimizi, niyetlerimizi tek başına bilen Allah, gerek yaşarken gerek ahiret yurdunda rahmetini sergileyecek olan tek Malik’tir. İnşallah bu rahmet mü’minlerinde kurtuluşu olacaktır.

Şirk cephesinin zalim ve insafsız gayretlerine rağmen mazlumların dik durma gayretleri inşallah mükafatlandırılacak olandır.

Kısaca; kul aciz ve zayıftır. Küçüktür, fanidir, yetenekleri sınırlıdır. Yüce Allah ise kudretin, mülkün, ilmin teek sahibidir. Sadece O, Tek’tir. Diğer tüm varlıklar çifttir, yaratılmıştır. O halde teslim olunacak makam sadece Allah’tır.

Ne cinlerin, ne meleklerin, ne de insanların, ne diğer varlıkların hiçbirinin yaratma ve sahiplenme gücü ve yetkisi yoktur. Herkes ve herşey kendisine bahşedilen hayatı, bahşedildiği şekilde ve bahşedildiği kadar yaşar. Kimseye taşıyabileceğinden fazla yük yüklenmez ama herkes bahşedilen bu nimetlerden sonuna kadar sorumludur.

Serveti olan paylaşmakla, akıllı olan yol göstermekle, cihad edebilen etmekle, kalem tutan yazmakla, örnek olabilen örneklikle, bilim bilen yaymakla, doğruyu idrak eden anlatmakla vb… mükelleftir.

Teslim olunan sadece Allah olduğu sürece de hem bu dünyada hem ahiret yurdunda inşallah rahmet ve müjde kapıları sonuna kadar açılacaktır.

Kula, paraya, şeytana, varlıklara beşeri ve nefsi endişe ve güdülerle tabi olanlar ise hem bu hayatta ve hem ahirette bedbaht olacaktır.

Dünyayı şeytanevi’ne çevirmeye gayretli siyonist emellere destek ve yardımcı olanların durumu ise en fenadır. Allah’ın yeryüzündeki yaşamı yaratışındaki maksada aykırı yapılanma ve şekillendirme gayretindeki bu iblislerin düştükleri acı halleri ve cehennem çığlıklarını inşallah tüm imanlı gönüller cennet yolunda seyahat ederken yakından görecek ve şahit olacaktır.

Nefis, kibir ve hırsla birlikte şirk cephesinin en kuvvetli silahıdır ki şeytan da aslen bunlarla aldatır. şeytan zorlamaz ama süslü gösterir, vaadeder sonra vaadinden cayar. Allah ise asla vaad ettiklerinden dönmez. Çünkü hak adalet demektir ve Allah zulmetmez. Zulmeden sadece insandır.

Yaşanan kötülüklerin tamamı ihsan sahibi Allah’tan değil, zalim, nankör ve cahil olan insandandır.

Rabbim imanlı kullarını sadece kendisine teslim ettirsin.

Rabbim nefse ve şeytana uyan zalimleri helak eylesin.

Rabbim küfür ve şirk cephesini yerle bir eylesin.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Hastalık yapan mikrop değildir

Hastalık yapan mikrop değildir

Hastalık yapan mikrop değildir İnsan, doğumla ecel arası zamanı ecel diye yaşayan, doğumuna da eceline ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir